|
'Bu ülkede özgür, bağımsız yaşamak istiyorsak, ülke bütünlüğünü, ulusal devleti korumak istiyorsak, en az şer erbabı, dahili bedhahlar, iç kötücüller kadar cesaret sahibi olmalıyız.'
Ülkede Cumhuriyet karşıtlığını, Osmanlı özlemini, Atatürk’ü sevmemeyi hatta dini esaslara dayanan teokratik bir devlet kurma isteklerini anlamaya çalışıyorum. Herkesin aynı düşünceleri paylaşmasının olanaksızlığını da gözlüyorum. Ama işbirlikçiliği, yabancı desteklerle bir yerlere gelmeyi, inceleme-araştırma adı altında maddi çıkar sağlayacak belli görüşlerin sesyayarlığına soyunmayı, dini ticareti ve din sömürüsü yapmayı, yalakalığı, kriptoluğu, özellikle solcu görünüp liboş ağzı ile konuşmayı, çamur atmayı, dayanaksız karalamayı kasten yanlış, yanlı bilgilendirmeyi, bilgi kirliliği yaratmayı, kendi çıkarı için ülkeyi karartmayı, ülke insanının aydınlanmasını engellemeyi anlayamıyorum. Bu tür davranışların, tutumların, düşünce özgürlüğü, demokrasi kavramının ardına saklanması da ayrı bir kişiliksizlik, erdemsizlik oluşturuyor. Bu kişilerin etik değerlere aykırı davranışları bazı kavramları da kirletmektedir. Atatürk hem iyi gözlem yapan hem de ileriyi gören yönetici liderdir. Dahili bedhahlardan, iç kötücüllerden söz etmesi, böyle bir tehlikeye dikkat çekmesi boşuna değildir. Etik değerlerden yoksun bu iç kötücül takımı, dış tehditlerden daha tehlikelidir. Ülkenin aydınlanmasını, ülke insanının gerçekleri görmesini, ülke insanının haklarına, özgürlüklerine sahip çıkmasını engellemeye, bir yerde bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni dağıtmaya çalışmaktadırlar. Bu gibi etik değerlerden, hatta insan olma niteliklerinden yoksun, kutsal kavramları istismar eden, çamur, karalama, yalan gibi yöntemlerle çıkar sağlamaya çalışan bu kişiler, yaratıklar için Ataol Behramoğlu, yanlış anlamadıysam “karşı insan” tanımlamasını yapıyor. Kuşkusuz gerçek bir yazarın, bir şairin bu tür yaratıklar için kullandığı sıfat, benim kullanacaklarımdan daha anlamlı ve yerindedir. Zaman zaman bu kişiler için sürüngen yakıştırması da yapılmaktadır. Böylece bu kişiler mi tanımlanıyor; yoksa sürüngen yaratıklar mı aşağılanıyor iyi anlayamıyorum. Bu kişileri, iç kötücülleri, “tasnif dışı yaratıklar” olarak nitelendiriyorum. Şeklen insan benzeri, fakat davranış olarak insandan farklı yaratıklar bunlar. Ben, ülkede düzmece solcular, düzmece milliyetçiler, düzmece demokratlar, düzmece Atatürkçüler olduğu gibi, düzmece Müslümanlar olduğunu da gözlüyorum. Gerçek bir Müslüman, dini, kişisel çıkar aracı, bir politika aracı olarak kullanmaz; kendini Tanrı katına çıkararak, başka Müslümanlar hakkında hüküm vermez. Tanrı’ya bağlılık inancı, kul olduğu bilinci bu tür davranışlarda engel olur. Bazılarının gözü o kadar dönmüş, Tanrı’ya inançları o kadar zayıf, hatta yok ki, Müslümanlıkta en büyük günah sayılan davranışlarda da rahatlıkla bulunabiliyorlar. İsmet Paşa’nın şu sözünü sık sık yinelemek, unutmamak gerekir: Bu ülkede özgür, bağımsız yaşamak istiyorsak, ülke bütünlüğünü, ulusal devleti korumak istiyorsak, en az şer erbabı, dahili bedhahlar, iç kötücüller kadar cesaret sahibi olmalıyız. TV kanallarının, medyanın, bürokratik kadroların, partilerin, hatta üniversitelerin, bazı sivil toplum örgütlerinin önemli bir bölümü dahili bedhahların denetiminde olabilir. Bu, aydınlanma savaşımına engel olmamalıdır. Halkımız aydınlandığı ölçüde dahili bedhahlar etkisizleşecektir. ÖZTİN AKGÜÇ
|
link:
ne yazsam çıkmıyor çok sıkıcı...