|
'Cumhurbaşkanı göreve başlarken, TBMM'nin önünde de «Cumhurbaşkanı sıfatıyla Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma… namusum ve şerefim üzerine ant içerim» şeklinde yemin eder.'
Anayasanın 104. maddesi Cumhurbaşkanı'nın görev ve yetkilerini düzenler. Cumhurbaşkanı bu maddede belirtilen görev ve yetkileri çerçevesinde hareket etmek zorundadır. 104. madde, birinci fıkrasında şunları söyler: «Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.» 104. madde, daha sonra Cumhurbaşkanı'nın yasama, yürütme ve yargı ile ilgili «yapacağı görev ve kullanacağı yetkileri» tek tek sayar. Ama yukarıdaki fıkradan da anlaşılacağı gibi «devletin başı» olması nedeniyle Cumhurbaşkanı'nın üç temel görevi vardır: 1. Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil etmek. 2. Anayasanın uygulanmasını gözetmek. 3. Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek. Cumhurbaşkanı göreve başlarken, TBMM'nin önünde de «Cumhurbaşkanı sıfatıyla Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma… namusum ve şerefim üzerine ant içerim» şeklinde yemin eder. Cumhurbaşkanı'nın bağlı kalmaya yemin ettiği ve uygulanmasını gözetmekle görevli ve sorumlu olduğu Anayasa'nın 3. maddesine göre ise «Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.» Görevde olan herhangi bir Cumhurbaşkanı, Türkiye devletinin bölünmez bütünlüğüne ya da dilinin Türkçe olmasına kişisel olarak karşı olabilir! Kendisi, bu niteliği benimsemeyebilir! Ama «Cumhurbaşkanı sıfatı» ve «devletin başı» olması nedeniyle anayasanın hükümleri çerçevesinde, anayasada belirtilen görev ve sorumlulukları dâhilinde hareket etmek zorundadır. Çankaya'da oturan kişi Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanıdır. Bu nedenle «Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı» gibi davranmalıdır! Bu, anayasal bir zorunluluktur. Oysa Türkiye Cumhuriyeti'nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ilginç açıklamalar yapıyor. Örneğin resmi bir gezide Kuzey Irak'ta kurulmuş olan kukla yapıyı «Kürdistan Bölgesel Yönetimi» olarak adlandırıyor. Türkiye'nin 25 yıldır başının belası olan bölücü terör sorunu bağlamında, «sorunun çözümü için af gerekli» diyenlere karşı «Bu meseleyi sadece sınır dışına yüklemek yanlış olur» şeklinde yanıtlar vererek bir anlamda bölücü örgütün taleplerine yeşil ışık yakıyor! Daha iki ay önce «çok iyi şeyler olacak» diyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bugün de Kürt meselesiyle ilgili olarak «Bu soruna ister Kürt sorunu ister Güneydoğu sorunu deyin, bu Türkiye'nin en önemli sorunudur. Bu sorunu çözmekte ne kadar gecikirsek sorun da o kadar büyür.» şeklinde konuşuyor! (Milliyet, 27.5.2009) Cumhurbaşkanı Gül son bir iki aydır bu eksende konuşurken, bölücü terör örgütünün lideri Murat Karayılan da Milliyet gazetesi yazarlarından Hasan Cemal ile yaptığı söyleşide şunları söylüyordu: «İlk adımda silahlar susacak. Sonra diyalog başlayacak. Diyalog yeri İmralı'dır. Kabul edilmiyorsa, diyalog yeri biziz. Bizi de kabul etmiyorsa, siyasal olarak seçilmiş iradedir. Bu da olmuyorsa, o zaman ortak bir komisyon kurulur bir yerde, akil adamlar bir araya gelir. Örneğin İlter Türkmen, (eski Dışişleri Bakanı ve Büyükelçi) gibi, sizin gibi insanlar toplanır, böyle bir mekanizma harekete geçer, çalışmaya başlar... Böyle bir mekanizma muhatap alınır diyalog için devlet tarafından...» (Milliyet, 5-9 Mayıs 2009) Sözün özü, PKK için tek bir çözüm vardır: Türkiye Cumhuriyeti'nin 25 yıldır ülkeyi kana bulayan terör örgütünü dolaylı ya da doğrudan tanıması ve görüşmelere başlaması… Peki, PKK'nın amacı nedir? Aslında bu amacın ne olduğunu el kadar bebeler bile biliyor artık… Ama bölücü örgüt lideri Murat Karayılan İngiliz The Times gazetesinden Anthony Loyd'a verdiği demeçte «Türkiye sınırları içinde, barışçı ve demokratik bir çözüme hazırız» diyerek PKK'nın günümüz koşullarındaki amacını ve sözde çözüm önerisini açıkça ifade ediyor: « İngiltere İskoçların isteğini, kendi parlamentolarını kurmalarına izin vererek kabul etti. Türklerin de bizimle yapmaları gereken bu… Türkiye'nin, sorunu İngiltere'nin çözdüğü gibi çözmesine ihtiyaç var.» (Cumhuriyet, 27.5.2009) İşte Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün «Bu soruna ister Kürt sorunu ister Güneydoğu sorunu deyin, bu Türkiye'nin en önemli sorunudur. Bu sorunu çözmekte ne kadar gecikirsek sorun da o kadar büyür.» şeklindeki demeci, bölücü örgüt liderinin bu önerisi üzerine geliyor. Ona verilmiş bir yanıt ya da örtülü bir destek midir bilinmez, ama her ikisinin de «çözüm» den bahsetmeleri ilgi çekici doğrusu! Bölücü terör örgütü lideri önerdiği çözümü netleştirmiş ve açıkça ifade etmiştir. Peki, Abdullah Gül'ün «Türkiye'nin en önemli sorunu» şeklinde tanımladığı sorunun, daha fazla büyümeden çözümü için önerisi nedir? Abdullah Gül'ün gecikmeden çözüm için önerdiği, «Türkiye'nin sorunu İngiltere'nin çözdüğü gibi çözmesi» midir? İmralı ya da Kandil ile diyalog kurulması mıdır? Yoksa bölücü terör örgütü liderinin «seçilmiş irade» diye tanımladığı DTP milletvekilleri aracılığı ile terör örgütüyle bir müzakere süreci başlatılması mıdır? Ya da «ortak bir komisyon» kurularak dolaylı yoldan terör örgütünün muhatap alınması mıdır? Abdullah Gül, sorunu gecikmeden çözmekle neyi kastetmektedir? Abdullah Gül «Türkiye'nin en önemli sorununun» çözümü için önerilerde bulunurken «Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil» ettiğini unutmamalıdır. Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olması nedeniyle Anayasanın uygulanmasını gözetmekle görevli olduğu için, Anayasa'nın 3. maddesinde ifade edilen «Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.» hükmünü de aklından çıkarmamalıdır. Çünkü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, göreve başlarken «Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü… koruyacağıma… namusum ve şerefim üzerine ant içerim» şeklinde yemin etti. Abdullah Gül, ettiği yemine sadık kalmalıdır! Kısacası Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanıdır. «Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı» gibi davranmalıdır!  Serdar Ant
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne