|
Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu alanda bir ilk'e imza atmış, «evrakta sahtecilikten şüpheli» bir Cumhurbaşkanı olarak Cumhuriyet tarihine geçmiştir!
Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti'nin 11. Cumhurbaşkanı… Abdullah Gül'den önce bu makama oturan on Cumhurbaşkanı'nın altısı asker… İkisi mühendis, biri iktisatçı, biri de hukukçu…  En uzun süre Cumhurbaşkanlığı yapan, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk… Atatürk 1923'ten 1938'e kadar, on beş yıl Cumhurbaşkanlığı yaptı. Atatürk'ü «12 yıl» ile İsmet İnönü ve «10 yıl» ile Celal Bayar izliyor. Abdullah Gül'den önceki her bir cumhurbaşkanının özdeşleştiği bir san var. Örneğin Atatürk'e «Gazi Paşa» da denilirdi. İnönü, «Lozan kahramanı» idi. Celal Bayar, İstiklal Harbi'nin ünlü «Galip Hoca» sı idi. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, halk arasında «Baba» olarak anılır. «Tonton» denilince akla 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal gelir. 12 Eylül faşist darbesi ile önce «Devlet Başkanlığı» koltuğuna oturan, sonra da Cumhurbaşkanı «seçilen» (!) Kenan Evren'e «bizim oğlan» (our boy) mı denilecektir, yoksa «ressam» mı, artık ona da tarih karar verecek! Peki, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kimdir? Şüpheli… Nasıl «şüpheli» ? Evrakta sahtecilikten şüpheli! Abdullah Gül'den önceki diğer on cumhurbaşkanı için iyi ya da kötü çok şey söylenebilir, ama hiçbirinin adı «evrakta sahtecilik» gibi yüz kızartıcı bir suçla beraber anılmamıştır. Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu alanda bir ilk'e imza atmış, «evrakta sahtecilikten şüpheli» bir Cumhurbaşkanı olarak Cumhuriyet tarihine geçmiştir! Ceza Muhakemesi Usul Kanunu'na (CMUK) göre bir davada yargılanmakta olan kişiye « sanık» denilirdi. Yeni CMUK'a göre «sanık» yerine artık «şüpheli» deniliyor! Diğer bir ifadeyle Cumhurbaşkanı Gül aslında «Kayıp Trilyon» davasında sanık sandalyesinde oturacaktı, ama dokunulmazlık imdada yetişti, şüpheli Abdullah Gül şimdi Çankaya'da oturuyor! Peki, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yargılanmayacak mı? Bu soruya «hayır» yanıtını verenlerin ileri sürdükleri gerekçelerden biri, milletvekilleri gibi Cumhurbaşkanlarının da görev yaptıkları sürece dokunulmazlığa sahip olduklarıdır. Ayrıca bu iddia sahiplerine göre Cumhurbaşkanları ancak «vatana ihanet» suçundan ötürü yargılanabilirler. Oysa Cumhurbaşkanı'nın «sorumluluk ve sorumsuzluk hali» ni düzenleyen Anayasanın 105. maddesinin son fıkrası aynen şöyle:  «Cumhurbaşkanı vatana ihanetten dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır.» Görüldüğü gibi bu maddede (ve bildiğim kadarıyla diğer başka bir yerde) «Cumhurbaşkanları vatana ihanet suçu dışındaki suçlardan ötürü yargılanamaz» demiyor! 105. maddenin son fıkrası, Cumhurbaşkanı'nın vatana ihanet ile suçlandırılmasının hangi koşullarla işlerlik kazanacağını düzenliyor. Örneğin herhangi bir Cumhurbaşkanı, diyelim ki birini alenen öldürse, anayasanın bu maddesine sığınılarak Cumhurbaşkanı'nın yargılanamayacağı iddia edilebilir mi? Peki, Cumhurbaşkanı adam öldürmemiş de evrakta sahtecilik yapmışsa? Daha doğru bir ifadeyle bu suçtan ötürü hakkında ciddi şüpheler varsa, o zaman ne olacaktır? Dokunulmazlık zırhı, Cumhurbaşkanı'nın «şüpheli» halini aklar mı? Cumhurbaşkanları hukuktan bağışık mı? Değil… Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10. maddesi de gayet açıktır: «Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.» Dahası, Anayasa'nın 11. maddesi ise şunları söylemektedir: «Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.» Ama ne ilginçtir ki, herkesin kanun önünde sözde «eşit» olduğu ve «Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz» tanınmayan ülkemizde milletvekilleri ve Cumhurbaşkanları yargıdan bağışıktır, dokunulmazdır. Dahası anayasa kurallarının bağlayıcılığı, milletvekilleri ve Cumhurbaşkanı için geçerli değildir! Eğer aksi olsaydı, bugün «evrakta sahtecilikten şüpheli Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yargılanması gerekli midir, mümkün müdür?» diye tartışmazdık! Ne acıdır ki lafa geldi mi, herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin «demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti» olduğundan bahseder durur. Evrakta sahtecilikten şüpheli Devletin başının yargılanmaktan kaçtığı bir ülkeye «hukuk devleti» denilebilir mi peki? «Evet» diyen beri gelsin!  Serdar ANT
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne