|
"Bize bunlar yapılıyorsa, bizim gibi olmayanlara yapılanlardan çok korkuyorum!"
Şayet bir de değiştirme imkânınız yoksa o eskiyen parçaya da çok ihtiyaç varsa, lanet okuya okuya tutmaya çalışsanız da nafiledir, her yanı dökülür ve sizi «naçar» bırakır. Bana göre bugünkü iktidarın durumu aynen böyledir. Ne kadar revizyonda yapılsa, yalnız adamlığına destek kuvvet olarak Sayın Baykal'ın dediği gibi çekirdek kadro da gelse, bana göre ise radikal düşüncede ki kemik kadroda gelse nafile… Tutulacak hiçbir yanı kalmadı, tuttuğumuz yer dökülüyor… Sadece kendileri için değil bu tanım, aynı zamanda da memleketin her yanından da inleyen nameler yükselmektedir. Yoksulluk, işsizlik, intiharlar, cinnet geçirenler, suç oranlarının artışı, hırsızlık uğursuzluk gırla gidiyor. Cumhuriyetin temel nitelikleri, kuruluş amaçları bir bir yok ediliyor. Yoksulluğunuza mı yanacaksınız, açlığınızı mı bastıracaksınız, gencecik fidanların kalleş mayınında şehit düşmelerine mi yanacaksınız, sınırlarınızı tanımayan ülke menfaatleri için milli menfaatlerin yok edildiğine mi yanacaksınız? Neyi tutmaya kalksak elimizde kalıyor! Yanacak o kadar çok konu var ki? Nereye baksan ağıtlar yakılacak hale gelmiş. Söylenecek o kadar söz var ki? Anayasa Mahkemesi Başvekili Osman Paksüt geçtiğimiz günler de, basından öğrendiğimiz kadarıyla veryansın ediyordu. Düşünsenize en yüksek mahkemenin başvekili yapılan hukuksuzluk adına ne diyor: «Şu anda bir şüpheli pozisyonunda olmam gerekir. Çünkü bu bir suç ihbarıdır. Ama burada bir hukuksuzluk var. Anayasa Mahkemesinin yargılayacağı ya da Yargıtayın yargılayacağı kişilerden biri söz konusu ise bu tespit edildiği anda savcılığın soruşturma yapma yetkisi ortadan otomatik olarak kalkar. Bunun fark edildiği andan itibaren her türlü işlem her türlü iletişim tespiti bunların biriktirilmesi dosyalanması hukuka tamamen aykırı.» … «Şunu söylemek istiyorum en yüksek yargı organına Anayasayı korumak için yemin etmiş bir yüksek yargıcın hakkında terör örgütü kurmak yönetmek yardım etmek vs. ithamlar varsa yani böyle bir şeyin soruşturmasız işte yargılanacaktır. Ama nerede 13. ağır ceza mahkemesinde değil de ya görev suçu olarak kabul edilirse Anayasa Mahkemesi'nde ya da kişisel suç kabul edilirse Yargıtay'da yargılanacaktır şeklinde sonuca varmak lazım.» Olayın vahametine bakar mısınız? Kelimenin tam anlamıyla rezalet! Malum(!) yetkilerle donatılmış Ergenekon savcıları Osman Paksüt için Anayasa Mahkemesi Başkanlığına suç duyurusunda bulunuyor. Osman Paksüt'ün bundan haberi yok! Gerçek mesleği Muhasebeci olan Anayasa Mahkemesi Başkanı çıkıyor diyor ki «yakında öğrenir.» Üstelik durumuna göre ya Anayasa Mahkemesi ya da Yargıtay tarafından yargılanacak olan başvekilin yargılama işini, yetkisi dâhilinde olmayan savcı yapıyor. Peki, terör suçu olarak kabul edilen ve ikinci iddianameye konan deliller nedir? Malum «tele kulak» olayları… Deniz Feneri dosyası daha Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında ve dava dosyası kabul edilir mi, yoksa yok böyle bir şey mi denilir, orası yakın(!) bir zamanda ortaya çıkacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken konu Cumhuriyetin temel ilkelerinden olan hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü kavramının bilerek, isteyerek, kasten yok edilmeye çalışılmasıdır. Yapılan eylemin son derece planlı programlı ve son derece tehlikeli boyutlara doğru uzanacağıdır. Siyasallaşan hukuk başta hukukun siyasallaştırıldığı kişilere hayır(!) sağlamayacağı aşikârdır. Elbette görmek istemeyenler, görmeyenler içindir bu sözlerim. Unutulmasın ki hukuk gün gelir herkese mutlaka lazım olacaktır. Hukuktan sonra sırada sosyal devlet ilkesi var. Laikliği sıraya almıyorum bile. Laikliğe karşı odak olmalarından hüküm giymişlerin laiklikten dem vurmaları söz konusu bile olmamalıdır! Sosyal devlet ilkesi döndürülmüş sadaka devletine. İnsanların gururları ayaklar altına alınarak, incitilerek, arsızlaştırılarak, adeta sosyal yozlaşma körüklenmektedir. Bugün hepiniz okumuşsunuzdur mutlaka. TC kimlik numaralarının sonu «4» ile biten annelere, anneler günü dolayısıyla 400TL para yardımı verilecek diye çıkan bir dedikodu sayesinde insanların yığınlar halinde kimliklerini alarak bankalara akın ettiği haberini içimiz cız ederek okuduk. Sorarım bu neyin göstergesidir? İşsizlikten, borç yükünün altından kalkamamanın verdiği acılarla intihar vakalarının, cinnet geçirerek katliam yapanların sayılarının hızla artması toplumsal psikolojinin bozulmasının göstergesi değil midir? Son zamanlarda sıkça görülen ve emniyet birimleri tarafından PTT şubelerini soyanların sadece ve sadece amatörlerin olduğunu öğrendiğimizde ne düşünülür acaba? Suç oranı hızla artmaktadır. Buna paralele olarak hukuka güvensizlik hızla aşılanmaktadır. Gözden kaçtı belki ama Türkan Saylan evi arandıktan sonra penceresinden yaptığı konuşmada bana göre çok önemli bir konuyu dile getirdi. Hep düşünülen bir konuyu… «Bize bunlar yapılıyorsa, bizim gibi olmayanlara yapılanlardan çok korkuyorum!» Bu çok vahim bir açıklamadır bence. Bu ve buna benzer açıklamalar Ümraniye'de el bombalarının bulunması sonucunda açılan davanın şimdilik yargısız infazla, haklarında kesin hüküm bulunmadığı halde «suçlu» ilan edilenler tarafından da gelmiştir. Bu tür ifşalar ve göstergelerden anlıyoruz ki bu ülkede vatan savunmasında görevi olan TSK'nin yerine polis gücü, hukukun yerine de siyasallaşan ve adına hukuk denilemeyecek başka türlü denemelerin geldiğini göstermektedir. Aklıma Sayın Mustafa Balbay'ın PARALEL DEVLET benzetmesi gelmekte ve olayın ciddiliği karşısında da tüylerin diken diken olmaktadır! Bu açıklamanın başka bir benzeri Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyük anıt Paşa'dan gelmiştir. Demiştir ki: «Devlette kurumlar arasında güvensizlik varsa, şüpheler varsa o devlet sorunludur. Ben asker olarak emniyetin istihbaratına güvenmiyorsam, çünkü bana istihbarat getirecek kurum benim hakkımda istihbarat topluyor. Bunlar gerçek vakalar. Adalet Bakanlığı İçişleri Bakanlığı'na, MİT Emniyet'e, Emniyet MİT'e güvenmiyor. O zaman bu devlette hastalık var» Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ Paşa'da tıpkı bu düşünceleri çağrıştıran düşünceleri oldukça sert çıkan bir ses tonuyla sesli bir biçimde dile getirmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin demokratik, laik sosyal hukuk devleti ilkesine TSK olarak son derece inandıklarını, bu ilkelere sahip çıkacaklarını, devletin üniter yapısının korunmasının ise asli görevleri olduğunu üzerine basarak boşuna mı söylemiştir? Demokrasinin olmazsa olmazı siyasi partilere elbette gereksinim vardır. Ama yoldan çıkmış, haklarında türlü şaibelerin dolaştığı, fenerlerle yollarını aydınlatanların yaptıklarında iyi bir gidişat söz konusu değilse, ne kabine revizyonu çaredir, ne de bir başka yol ve yöntem. Çare değişimdir! Eskimişlerin değişimidir. Değişim ise demokratik çerçeve içinde seçimle olması gerekir. Diledikleri kadar radikal çıkışlarla keskin diller ortaya atılarak ortamların gerilmesi sağlansa da yürekten inanıyorum ki hasta da olsa, sakatlanmış bile olsa demokrasi gereğini yapacaktır! Saygılar. Muhlise GÜNGÖR
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne