Orhan Pamuk’un sırrı! / Necati Doğru
Perşembe, 04 Eylül 2008 06:08

Romancı olacağına pazarlamacı olsaydı da “Nobel” alırdı. Yüksek kabiliyet, bulunmaz yetenek. Her şeyi pazarlıyor. Ve başarıyor.

Pazarlamacıların kralı olurdu. Dünyanın en büyük şirketinin CEO’su yaparlardı, pazarlama nobelini de ona verirlerdi.

Çürümüş maydanoz.

Kokmuş köfte.

İçi geçmiş karpuz.

Küflenmiş ekmek.

Bunlara müşteri çıkmaz, kimse almaz. Orhan Pamuk’u “çürük maydanoz-kokmuş köfte-içi geçmiş karpuz-küflenmiş ekmek”leri pazarlama göreviyle görevlendirin cansız duyguları tetikler, ölmüş talepleri parlatır, bitmiş beğenileri canlandırır sadece Türkiye tüketicisine değil bütün dünyaya “çürük maydanoz-kokmuş köfte-içi geçmiş karpuz-küflenmiş ekmek” satardı.

Yemezlerdi.

Yiyemezlerdi.

Fakat satın alırlardı.

Bu çarpık, hastalıklı, özürlü durum ancak ve ancak Orhan Pamuk’un “pazarlamacılığı” sayesinde olur. Romanlarını alanlar, 30 sayfasını okuduktan sonra bırakıyorlar, fakat yine de almaya devam ediyorlar.

Esasen gerçeği çarpıtan bir kokmuş propaganda olan “Türkler tarihte 1 milyon Ermeni’yi kestiler, öldürdüler” iddiasını Orhan Pamuk, ortaya bilgi, belge koymadan, müthiş pazarlamacılığı sayesinde bütün dünyaya yedirdi ve Nobel’i de aldı.

Büyük businessman.

Müthiş iş adamı!

Şimdi yeni bir pazarlama uğraşına girdi, bir haftadır gazete manşetlerinden inmiyor, TV’lerde “bir kez seyrettik Orhanımız’a doyamadık, tekrarı yayınlansın” programlarında “İstanbul’un küçük burjuva semti Cihangir’de babası top atınca fakir kalmış güzel bir kıza baba parasıyla zengin olmuş bir ibiş erkeğin aşkını” tezgâha koydu, satıyor.

Arsız bir pazarlamacı oldu!

Müşterinin önünü kesiyor.

Kolundan çekiştiriyor.

Malı gözüne sokuyor.

Porno ağırlıklı olduğu anlaşılan yeni 500 sayfalık romanı için izin vermiyor ki “bu iyi bir edebiyat ürünü müdür, yoksa zengin erkek-fakir kız konularını milyon defa işlemiş Yeşilçam filmlerinin çok kötü bir edebiyat salçalı kopyası mıdır” okuyan karar versin.

Okuru aptal yapıyor.

Okuru embesil sayıyor.

Dün bir, bugün iki. Okur daha romanı okumadı. Yazar alıyor karşısına “Orhan Pamuk büyük romancıdır ezberine teşne” magazinci kadın gazetecileri, “son romanını kaç yılda yazdığını, daktilo ve bilgisayarla değil mürekkepli kalemle yazdığını âşık olduğu kızın küpesini, sütyenini, külotunu, büfe üzerinde duran biblo köpeğini çalarak biriktiren zengin adamın, kızın bekâretini nasıl bozduğunu, kapalı toplumlarda bekâretin, açık toplumlardaki bekâret anlayışından farklı olduğunu” uzun uzun anlatıyor.

Ve gazetelere manşet.

TV’lere söyleşi.

Ayıptır.

Romanına güveniyorsan biraz zaman ver, okur okusun. Sen sonra konuş. Gerçek bir edebiyat adamına yakışan bu tavrı göstermek yerine, satışı artırmak için “romanın kahramanı Cihangirli fakirlemiş kızın küpesini, kolyesini, reçel yapmak için kullandığı ayva rendesini, hela taşının sifon zincirini” topladığını, bunlardan bir müze kuracağını ve kitabı satın alanların bu müzeye ilk girişinin bedava olacağını anlatıyor.

10 yıldır küpe topluyormuş.

Fakat ortada müze yok.

SPK’nın harekete geçmesi gerekir. Orhan Pamuk’un kurulmamış bir müzenin giriş biletini kitabın içinde bir lotarya olarak sunması, halktan para toplama kanununa girer. Savcıların harekete geçmesi gerekir.

Sırrı: pazarlama!

Yüksek kabiliyet!

Bulunmaz yetenek!

Pazarlama kralı!

 

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=197138

 

 

Orhan Pamuk ve AB üyeliğinden gurur duyanlar! / Özcan YENİÇERİ –YeniÇağ

Orhan Pamuk “Atatürk Türkiye’nin AB üyeliğinden gurur duyardı. Şimdi kendisinin sözde yandaşları, bu konuda ona ihanet ediyor” demiş. Orhan Pamuk, Nobelli ilk Türk olması dolaysıyla söyledikleri muhtelif çevrelerce dikkate alınmaktadır.

Elbette bir edebi kişiliğin kendi konusu olmayan hususlarda “sözde yandaş” tabirini de kullanarak konuşması kendi tercihidir. Ancak bize göre bu hem şık hem de doğru bir tercih değildir. Kaldı ki Orhan Pamuk bu tür sansasyonel çıkışların zamanlamasını çok iyi yapmaktadır. O, Nobel Edebiyat Ödülünü henüz almamışken “Türkler şu kadar Ermeni kesti” türünden skandal bir konuşma da yapmış birisidir.

Şimdilerde de “Masumiyet Müzesi” adlı romanını piyasaya sürerken bu konuşmayı yapmış olması manidardır. Pamuk’un sözlerinin “hırsız yeğin olursa ev sahibini bastırır” türünden bir amacı olması köşeye taşımamıza neden olmuştur.

Ancak bizim konumuz işin ticari ve skandal yönüyle ilgili değildir. Biz daha çok Orhan Pamuk’un ifade ettiği “Atatürk, Türkiye’nin AB üyeliğinden gurur duyardı” görüşüne dikkat çekmek istiyoruz. Aslında bu konuda Orhan Pamuk’un sözlerinin tam aksinin doğru olduğu söylenebilir. Çünkü Atatürk, Türkiye’nin onca itilip/kakılma, hırpalanıp/örselenme ve aşağılanma pahasına “AB’ye gireceğiz” diye tutturanlardan her halde utanç duyardı.

Gerçekçi olan herkes bilmektedir ki, Türkiye’nin AB üyeliği en iyimser şartlarda bile ancak ikinci sınıf bir üyelik olacaktır. İkinci sınıf bir muameleyi Atatürk’ün arzulayabileceğini söylemek

Atatürk’ü anlamamak demektir.

Atatürk AB’yi hedef olarak göstermemiştir!

Atatürk’ün Türk milletine Avrupa’yı değil “Çağdaş medeniyetin üstüne çıkmayı” hedef olarak gösterdiği bilinmektedir. O halde Atatürk’ün AB’ye üyelik için yaranma, yamanma ve yanaşma türü bir statüyü kabul edeceğini düşünmek akla zarar veren bir haldir. Kaldı ki, Orhan Pamuk gibi düşünenler, Atatürk zamanında da İngiliz ve Amerika mandasını savunmuş Atatürk’ten de gereken cevabı almışlardı.

Bu konuda AB’li yetkililer Orhan Pamuk’tan daha da gerçekçidir. Nitekim Türkiye AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkan Yardımcısı İngiliz Liberal Demokrat Partili Andrew Duff şunu söylemektedir: “Türkiye devlet dairelerinin duvarlarından Kemal Atatürk’ün fotoğraflarını indirmeli.../...Atatürk bugün yaşasaydı Türkiye’nin AB üyeliğine evet demezdi.../...Egemenliği paylaşmak AB üyeliğinin bir kuralıdır”.

Yabancı AB’ciler “Türkiye Atatürk’ün fotoğraflarını indirmeli” derken yerli AB’ciler de Atatürk heykel ve fotoğraflarından rahatsızlık duyduklarını söylemektedirler. Nitekim Atatürk’ün sıfatını taşıyan bir Üniversitenin Profesörü “Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder. Kemalizm medeniyeti çözücü bir süreçtir. AB sürecinde artık bizlere ’Neden her yerde bu adamın (Atatürk) heykelleri, fotoğrafları var?’ diye soracaklar” diyebilmektedir.

Atatürk ve egemenlik!

Orhan Pamuk, “Atatürk yandaşları, AB’ye karşı durarak ona ihanet ediyor” demeden önce son zamanlarda Atatürk’e ihanet eden onca kitap, makale ve televizyon programı yapanların neden AB’ye kulluk ölçüsünde bağlı olanlar arasından çıktığını da açıklaması gerekmez mi?

Orhan Pamuk, ithamını yapmadan önce demokratik süreç, ekonomik gelişme ve insan hakları konusunda karşılaşılan sorunların nedenini Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin değerlerine bağlayanların tamamının AB’ci olmalarına da mantıklı bir gerekçe bulması gerekirdi.

Atatürk, “İstiklali tam, bizim bugün, deruhte ettiğimiz vazifenin ruhu aslisidir” dedikten sonra da tam bağımsızlık kavramını şöyle açıklar: “İstiklali tam denildiği zaman, bittabi siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, harsi ve ilahi her hususta istiklali tam ve serbest-i tam demektir”. “Egemenliği paylaşmak AB üyeliğinin bir kuralı” olduğuna göre Atatürk’ü izleyenlerin bu konuda ihtiyatlı olmasından daha doğal ne olabilir?

Atatürk “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” demiştir. Atatürk, egemenlik şu veya bu biçimde AB’ye ya da ABD’ye devredilebilir dememiştir. Yine Atatürk “Muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur” demiştir. Onun bu sözlerinden “muhtaç olduğunuz kudret AB’dedir” sonucunu çıkaranlar Atatürk’e iftira edenlerdir. Bu şartlarda hâlâ muhayyel AB üyeliğinden gurur duyanlara ise Allah, akıl ve izan ihsan etsin demekten başka bir şey elden gelmez!

 

 

Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=5023



Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_017.jpg

En Son Yorumlar