|
Dünyada eşi benzeri az bulunan tarihi eserlerin değerleri paha biçilmezdir. Ülkemizin tarihçesinde en önemli yer teşkil eden ve Cumhuriyetten sonrada önemini hala Osmanlı dönemindekinden daha fazla koruyan Kapalıçarşı Türkiyenin Altın Borsası’nın kalbidir.
Fatih Sultan Mehmet İstanbuliu aldıktan sonra şehrin dahilindeki çarşılar hanlar hamamlar evler ve camiler yapılmasını emretmişti .Şarkta bez satılmak için yapılmış daha sonra her nevi kıymetli eşyanın alım satımına tahsis olunmuş kapalıçarşılara bedesten denildi. 1461 yılından bugüne Kapalıçarşı binlerce belki milyonlarca değerli ustaların okulu olmuştur. Bugün yaklaşık 3000 den fazla dükkanın bulunduğu Kapalıçarşıyı sadece bu kadar esnafla sınırlandırmak benim kanatımca yanlış olacaktır. Eminönü den Aksaraya kadar olan bu ekonominin merkezinde binlerce dükkanın iş yapmasına Kapalıçarşı önderlik etmektedir. Kapalıçarşı denilince akla ilk gelen o paha biçilmez ışıltı yani mücevher- altın dükkanları gelir. Oysa bu parıltıların gerçek ustaları o Kapalıçarşı’nın hiç bilinmeyen köhne dar sokaklarına gizlenmiş hanlarda yıllardır süregelen ustalıklarının son dönüm noktasında oldukları aklımıza hiç gelmez .Osmanlıdan bugüne kadar dünyada eşi benzeri olmayan bu ermeni ustalarının nasıl ve ne sebebden dolayı yok olması hiç bir zaman önemsenmemiştir Sebebine gelince akla gelecek tek şey sanatın teknolojiye yenilgisidir. Ama kuyumculuk sanatının içinde yıllardır emek veren son ermeni ustalarına sorulduğunda eminim cevabları şu olacakdır " Her önüne gelen kendini kuyumcu ilan etti ve büyük patronlar ustaları para uğruna yok etti." Kimdir bu büyük patronlar? Size en güzel ip ucu mutlaka hayranı olup seyrettiğiniz dizinin sponsorları, en azından iki veya üç tanesini anında hatırlarsınız. Son yaklaşık 15 yıl içinde nerden geldikleri belli bile olmayan bu zenginlerin tek bildikleri Türkiye'nin kalbini ele geçirmek sadece tüketimi güçlendirecek ve yastık altı ekonomiyi su yüzüne çıkartabilecek yeni bir altın modasıydı. Tamamen ustalığı yok ederek, sadece altın merakı olan bir toplumun zaafını en iyi şekilde kullanarak elde ettikleri kazançla ihracatın üstünden devlette bağlantılar kurarak devleşmekdi . Kendi içlerinde geleneksel usta kalfa ve çırak anlayışını sürdürmeye çalışan ermeni ustalarını bir nefeste yok etti bu devler. Onların bu yok oluşları sürerken eski gelenek ve kurallarını arka plana itmeye çalışan acemi kalfalar kendi ufak atölyelerinde daha ustalaşmadan amaçları bu devlere nasıl ulaşabilecekleri telaşıyla hala savaşmaktadır. Ve bir çoğunun savaşıda hiç başlamadan devlerin eteklerine sığınmakla sonlanmıştır. 90 lardan itibaren hızla değişime uğrayan altın modasınının markalaşmasının en önemli yardımcısı emperyalizmdi.Reklam ürünün satışında en önemli faktör olması ve yıllardır Türkiyenin kendi içinde dönen ekonomisinin enflasyona yenilmesiyle „denize düşen yılana sarılır“ misali devlerin kurtuluşu dışardan gelen bu emperyalist destekdi. Güney Afrikadaki altın madenlerinin sahiplerinin oluşturduğu konseyin Türkiyeyi seçmesinin sebebini hiç bir küçük atölye anlamadı. Oysa karşılıksız verilen binlerce doların bu devlerin firmalarının tanıtımına kullanılması arka plana itilirken göz boyama maksatlı yapılan küçük çaptaki tasarımcı ve küçük atölyeleri destekleyici yarışmalar gerçek amacın perdesi olsu.Esas amaç altın satışını arttırmak olarak lanse edilirken, kimin altını kime satılıyordu ve neden binlerce dolar zaten zengin olan sermayeleri güçlü firmalara verilmişti? Küçük gerçek atölyeler bilinçli olarakmı böyle yok ediliyor du?Yüzyıllardan beri gelen sanat göz ardı ediliyordu.Devletin içinde dönen bilinmeyen bu ikili oyunda amaç ne kadar yerine geldi ve bu konsey bir kanser hücresi gibi yavaş yavaş piyasadan çekilirken bu devlerin devlet içinde altından hariç başka ihalelerde gözükmeye başlaması amacın pozitif yönde onların aleyhinde gittiğinin ispatıydı. Güzelle çirkini birbirinden ayırt etmek için gözümüzün estetik değeri önem taşır. Sanatçılar her zaman ileriyi daha önde görenlerdir. Ne acıdırkı sanatçının ölümünden sonra bu ileri görüşler ortaya çıkar ve paha biçilmez sanat eserleri müzelerde müzayedelerde sergilenir.  Son yüzyılda sanatın yeri ve değerleri çok değişmiş ve malesef estetik değerlerin kaygısı düşünülmeden markalaşmayla hiç umulmayacak ürünler sanatın içine sokularak sadece pazarlamak amacıyla değer verilmektedir. Bunuda elde etmenin en önemli yolu reklamdır .Bazen sansasyonel bilinçli yapılarak kişi veya ürün tanıtılarak ün kazanılması büyük rizikodur ama en etkili yöntem destek verecek birini bulmakdır. Çoğunlukla medyada ve dünyada meşhur kişileri reklam amaçlı kullanılsada ürün halk tarafından tutulmazsa kısa sürede önemini yitirir. Peki en önemli kalıcı reklam aracı ne veya kim olmalıdır? Bugün bu sorunun en iyi cevabını verebilecek olan ' CENNET BAHÇESİ' nin ustasıdır. Kapalıçarşıda ustaların kalfaların çırakların arasında yalan yanlış hikayeler anlatılırken bunların bir çoğu kuyumculuk sanatını yüceleştirmiş ve abartıların kulaktan kulağa gitmesiyle masal kahramanı ermeni ustalar ulaşılması zor şaheserleri bir kese altına ya padişaha yada ülkenin zenginlerine yapmışlardır. Çok ilginçdir abartılı hikayeler ermeni ustalarının veya kalfalarının vazgeçilmez tezgah sohbetleridir. Pireyi deve yapmak olmayanı başarmak bir çeşit egoyu tatmin etmenin bir yolu olsa gerek. Fakat Sezarın hakkı Sezara misali gerçekten el emeği göz nuru ile yapılan eşşiz takılar 90 lı yıllara kadar hep bu ermeni ustalarından çıkmıştır. Silah icat oldu mertlik bozuldu yani bilgisayar ve akla gelmeyecek bilgisayar programları sayesinde bugün en detaylı yüz, insan,hayvan ve akla gelecek en zor figürleri belki 1 veya 2 saatin icinde istenilen madene işlenmesi ile el emeği yok olmuştur. Ama huylu huyundan vazgeçmezmiş abartı biraz daha abartılmış CENNET BAHÇESİ meşhur II Elizabeth'in parmağına takılırken Emine Erdoğannın ağzından dökülü vermiş.. bu paha biçilmez yüzük 1 senede yapılmış! İnanmak isteyen inansın biz o tarafında değiliz. Biz devlerin savaşinda yok olmaya yüz tutmuş küçük atölyecinin başarısındaki sırrının arkasında yatan gerçekteyiz. 1 senede aniden gelen bu başarının öyküsü elbette poh pohlanacakdır, ama tereciye tere satmak misali işin geçek ustalarının farkına varması gereken nokta ise 'politaka'nin gücüdür. Siz dünyada yapılması en zor olanı başarsanızda arkanızı dayanacağınız sağlam bir duvarınız yoksa ölümünüzden yıllar sonra sanatınız gerçek değeri bilenlerin çabalarıyla belki bir yerlere gelecekdir. Türkiyede bilinmeyen yüzlerce değerli insanlar yok olup giderken bu gün en kısa yoldan para kazanmak ve şöhret olmanın aşkıyla yanarken ,değerler ve kişilikler yok olmuştur malesef. Kapı kapı dolaşarak diğer ustaların eserlerini kopya ederek hatta büyük mücevher firmalarının katıldığı fuarlarda onların ürünlerini kıskançlıkla bakıp onların tarzının kendi uslubuyla kopyalarken yok olacak gidecek derken, 1 yıl içinde aniden gelen başarı alkışlanmalımı yoksa arkasındaki gerçekleri göz ardımı etmeli bir düşünmek lazım! Topkapı sarayında açılan ve 200e yakın koleksiyon adı altında yapılan bir sergi 1 yıl içinde paha biçilmez değermiş gibi lanse ederek, açık arttırmada 64000 YTL satılmasındaki hikayesine bakın. "Raffi Portakal'ın yönettiği sembolik müzayedeyi Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül, 5 bin lira ile açtı. Portakal'ın yoğun çabalarına rağmen aralarında Ayşegül Dinçkök, Zeynep Fadıllıoğlu, Aylin Tahincioğlu gibi ünlü isimler de bulunan davetliler ürkek davranınca bu değerli eseri almak yine Güler Sabancı'ya düştü." Böyle bir masal herkese nasip olmaz ! Aman ne güzel biz neye sahipmişizde haberimiz yokmuş dememizi bekleyen bu AKP şarlatanlar kitlesini alkışlamak gene bize düştü ve söylenen diğer bir masalda Güler Hanım ise Bıçakçı'nın eserlerinin dünyada çok ciddi yankı bulduğunu söylerken, "Bu eseri keşke başkası alsaydı. Bıçakçı'nın eserlerinin başkalarında da olmasını isterdim" diyor. Bıçakçı 12 yaşında çırak olarak Kapalıçarşı'nın ünlü ustalarından Hausep Çatak'ın yanında mücevher işine başlamış. Kendisini "hayallerini yapan sadekâr" olarak tanımlıyor. Acaba bir zorlamamı vardı müzayede de? Güler Hanıma sormak şunlarıda sormak lazım ..'Hausep- Hosep Usta kimdir?' .Merak ediyorum ne diyecekti?! Adını bile o anda duyduğu isim sadece Hosep Ustalarının bir tane degil onlarca var olduğunu ve yok olup gittiklerini biliyormu? Kendisinin bugüne kadar tenezzül bile etmediği Kapalıçarşı'daki Çuhacı Hanı ve diğer çürümeye yüz tutmuş hanları,geceleri farelerin cirit attığı o küçücük atölyeleri ziyaret edip naçizane parmağına sadece 100YTL ye veya 500YTL ye alabileceği bir yüzüğün ustasını tanıdı mı? Müzadeye konulan ancak 6 ayda bitti denilen yüzüğün gerçek ustalarının kaç günde ne kadar haftalıkla bitirip aldıkları parayı kiralarına bile veremeden katkılarından dolayı bir yüzüğün yüceleştirilmesindeki gizli hislerini eş ve dosttan başka kimbilir ? Yıllardır hep arka edilen Aşağıdakiler ve Yukardakilerin oyunlarıdır. Ve Cennet Bahçesi yüzüğün öyküsünde en önemli mide bulandırıcı nokta; Sayın Hayrünnisa Gül’ün Kraliçe için hazırladığı özel formlu türbanı ile Sayın Emine Hanım tarzını değiştirmediği. Erdoğan Sabah Aile Haftası etkinliğine de aynı kıyafetle katılmış olurken, bakın 64000 YTL açık arttırmada satılan yüzüğün tarzında, belki Sayın Kraliçenin yüzüğünün benzerinde,  Sevan Bıçakçı'nın bu iki „First Lady“ ye tasarlayacağı veya çoktan tasanlanıp verilen yüzüklerin öyküsü. Kim nerde nasıl kazanç sağlıyor pek anlaşılmasada gemisini yürüten kapatan misali bu orta oyuncular kazançlarını sağlamış durumda! Eee devletin parası deniz yemeyen domuz. Herşeyin bir bedeli vardır. Ben bu orta oyuncuların bedelini açık arttırmaya sunuyorum; 1 kuruş, Var mı arttıran?!.. Satttttttt !.. Sattttt!.. Satttt!.. Sattttııııııııımmmmm!  Kaynak: e-posta ileti
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne