|
Melih Aşık Tayyip Erdoğan’ın dün manşetlere “Dindar bir gençlik yetiştirmek istiyoruz” sözleriyle çıkan tartışma iki CHP Milletvekili, Nur Serter ve Dilek Akagün’ün Danıştay başvurusuyla başlıyor. Serter ve Akagün, YÖK’ün katsayıyı kaldırması, böylece üniversiteye girişte meslek liselerinin düz lise ile eşit hale getirilmesi işleminin iptalini istiyor. İki milletvekili kararın düz liselere karşı haksızlık olduğunu vurguluyorlar. Ancak her iki milletvekili b aşvurularında “imam hatip”ten tek kelime söz etmiyorlar . Başbakan Erdoğan ise parti gurubunda bu başvuruyu imam hatiplere karşı girişim olarak ele alıyor, CHP’ye: “Bunlar memleketin evlatlarının üniversiteye gitmesini istemiyorlar, kapıcının çocuğunun üniversite okumasını istemiyorlar” diye fena halde çatıyor. Söz sırası muhalefete geliyor... Kemal Kılıçdaroğlu grup toplantısında Başbakana cevap verirken iki hata yapıyor... Birincisi, Danıştay’a başvurunun parti tarafından değil iki milletvekili tarafından yapıldığını, savunma yapar tonunda dile getiriyor. Daha önemlisi konuyu meslek liseleri düzeyinde savunmak varken imam hatip ekseninde konuşuyor, bu okulları ilk kez CHP’nin açmasıyla vs. övünüyor.
Tartışma imam hatip eksenine oturunca Başbakan sözü artık istediği yöne çekiyor: “Sınavı kazanıp da bir üniversiteye devam ediyorsa, niçin rahatsız oluyorsunuz? Bu okullarda okuyan çocuklar, ülkemizin evlâtları değil mi?” diye sürdürüyor ... Münazarayı kazanıyor... Tartışmanın başlangıcı mı? İktidarın istemediği bir konuda Danıştay’a başvurulması. Büyük suç işte bu! Ve şimdi siz Danıştay’dan bu konuda sağlık karar bekleyin...
Gençliği ayırmak Başbakan Erdoğan’ın “Dindar gençlik yetiştirmek istiyoruz” sözleri hayli tartışılacağa benzer. Başbakan geçen yıl Mısır ve Libya’da “laik düzen”i övmüş, o ülkelerdeki İslamcı çevrelerin tepkisine neden olmuştu... Yukarıdaki sözleri o ülkelerden kuşkusuz alkış alacaktır... Türkiye’de ise elbet soru yağacaktır. O soruların bir kısmını dün Nilgün Cerrahoğlu soruyordu: - Laik devletlerin başbakanları hiç böyle laf eder mi? Yurttaşlarının dindarlık derecesi “laik devlet” başbakanlarının ilgi alanına girer mi? Laik devletlerin başbakanları, dindarlık dozunu farklı ölçülerde yaşayan yurttaşların tümüne eşit mesafede durmak yükümlüğünde değil mi? Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay da sert tepki gösterenler arasındaydı: “Ülkeyi yönetenler dindar bir gençlik değil, demokrat bir gençlik hedeflemekle yükümlüdür. Dindar gençlik demenin devamı, dindar gazeteci, dindar basın, dindar üniversite, dindar kültür-sanat, dindar yargı, dindar sendika, dindar sivil toplum örgütüdür. Bunun son aşama özlemi de dindar devlettir. İnsan haklarının, kadın haklarının, demokrasinin olmadığı çok sayıda gerici Arap rejimlerinin diktatör liderleri ve kadroları, dünün ve bugünün dindar gençleridir...” Kemal Kılıçdaroğlu’nun sorusu yerindedir: - Şimdiye kadar gençler dinsiz mi yetişiyordu? Türkiye’de gençlerin dinlerini öğrenmeleri önünde engel yok... Onların dindarlığını ön plana almak, tartışma ve ayrıştırma konusu yapmak laik ve demokrat bir ülkeye yakışmaz. Din üzerinden yapılan siyaset de ülkeyi ileri götürmez, kısır tartışmaların ortasında bırakır. Güneş Mimar Doğan Hasol’un hatırlattığı Japonya’daki “Güneş hakkı” uygulaması okurlarımız arasında hayli ilgi gördü. Neydi “Güneş Hakkı?” Gökdelen sahiplerinin güneşini kestikleri çevre bina ve apartmanlara ödediği para... Tartışmaya Kanada’dan katılan Bilal Kerman diyor ki: “Aman bizim gökdelen sahiplerini uyandırmayalım. Bizimkiler: - Rüzgârınızı kestik, ısınmanız kolaylaştı, yazın da güneş alamıyorsunuz serinliyorsunuz, diyerek üste para almaya kalkarlar” Başbakan açıkladı: “Millet yargıya el koymuştur.” Sivil darbe ilanı gibi geliyor kulağa...
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne