Duruşma Değil Buluşma Günleri…
Çarşamba, 01 Eylül 2010 21:57
Mustafa Balbay- Cumhuriyet

Yazılarımda, konuşmalarımda konu “umut” olunca severek kullandığım sözlerden biri şudur:
Umutsuzluk yalnızlıktan doğar.
İnsanın, demir parmaklıkların arkasında bile yalnız olmadığını düşünmesi, hissetmesi çok önemli bir güçtür.10 Ağustos’ta başlayıp 20 Ağustos’ta sona eren 70 – 77. duruşmalar, bir başka deyimle buluşmalarda, zaten duruşmalarda aradığımız artık hukuk değil, dostlarla buluşma…
Girişte aktardığım sözü Çanakkale’den gelen okur grubu anımsattı. İçlerinden biri bütün gücüyle haykırdı.
“Balbay, umutsuzluk yalnızlıktan doğar diyordun, sakın unutma, yüz binler seninle…”
Ertesi hafta benzer sözü Eskişehir’den Faik Dikmen söyledi… Ardından bir not ulaştırdı:
“Çıkagel artık Balbay, güzel söyleşiler için salonlarımızda oluver…”
Soma’dan Ahmet Tutan da yıllar önce Soma’da konferans dönüşü Kırkağaç’ta Şair Eşref’in mezarını arayışımızı anımsattıktan sonra haykırdı:
“Haydi yine gidelim…”
Niye olması! Eşref saati de gelecek…
Ankara’dan gelenleri tek tek yazsam yerim yok. Dostlar, yersizliğime versinler…
Öteki illerden gelenler şehirlerini de yazmışlar. İzmir, Adana, Balıkesir, Malatya, Çorum, Kırşehir, Dikili okudum çokça…
Sözün özü, yalnız olmadığımı bir kez daha hissettim.
***
1.5 yıldan beri sıkça seslendiklerimin başında meslektaşlarım geliyordu. Onlarla çok güzel ağustos buluşmalarımız oldu. En genişi 20 Ağustos günüydü. Hapiste, mutlu anların başında nerede olduğunu unuttuğun anlar gelir. Öyle bir gündü… Tufan Türenç ertesi gün o anı sözcüklere döktü.
Orhan Erinç, Oktay Ekşi, Orhan Birgit, Doğan Heper, Atilla Sertel, Tufan Türenç, Ercan İpekçi, Yalçın Bayer, Melih Aşık, Mine Kırıkkanat, Şükran Soner, Yazgülü Aldoğan, Ali Ekber Yıldırım hem kişisel hem kurumsal kimlikleriyle meslekte de yalnız olmadığımızı hissettirdi… Turgut Kazan anlattıklarımı hüzünlü bir gülümsemeyle dinliyordu.
Doğan Heper’i görünce, onun yönetimindeki Milliyet’teki çıraklık yıllarım geçti gözümün önünden.
Ümit Zileli’yi görünce, mikrofon dolusu gülüşlerimiz yankılandı kulağımda. Yine buluşacağız, yine gülerek düşüneceğiz…
10 Ağustos’ta da İzmirli meslektaşlarla buluştuk. Gazetecilikte ilk yılların heyecanını birlikte soluduğumuz arkadaşları görmek, ağustos gün batımlarında Kordon imbatı kadar güzeldi.
Halikarnas Balıkçısı’nın manevi oğlu Prof. Şadan Gökovalı’yı görmekse beni mesleğin ilk gününe kadar götürdü. 9 Kasım 1980’de Şadan Hoca dersin ortasında şöyle demişti:
“Arkadaşlar Gazete İzmir bölgesel yayın organı olarak yayına başladı. Burada çalışmak isteyen dersten sonra beni görsün…”
Ders biter bitmez soluğu hocanın yanında almıştım. Şadan Hoca şöyle demişti.“Yarın… Ha yarın 10 Kasım öbür gün sabah git. Haber Müdürü Levent Bimen’i gör. Benim gönderdiğimi söyle…”
11 Kasım 1980’de Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi dördüncü sınıf öğrencisi iken gazeteciliğe ilk adımı attım.
Yazı aramızda 11 Kasım’da meslekte 30. yıl doluyor. 5 ay önce de yine fakülteden hocamız Prof. Hüsamettin Ünsal’la o günleri konuşmuştuk.
Meslekte 30, ömürde 50 yıl…
50. yaşta da yalnız olmadığımı hissettiren herkese bir teşekkür borcum bir de sözüm var:
Sonrakileri, güzel günlerde hep birlikte kutlarız.
Reha Muhtar’ın yaşam sevinci tadında anlattığı gibi 50’li yaşlar da güzel.
Bütün buluşmalardan söz ettik… Cumhuriyet ailesi buluşmalarımız da güzeldi… Ankara, İzmir temsilcilerimiz Utku ve Serdar’ın yanı sıra pek çok mesai arkadaşımızla, Erdal Atabek’le, Cumhuriyet Kitap ve Satış Müdürümüz Fazilet Kuza’yla, İstanbul Haber Servisi Şefimiz Cengiz Yıldırım’la, Bedri Baykam’la buluştuk. 3-4 gün Ankara Büro’nun her katından arkadaşlarla hasret giderdik…
***
Bütün bu buluşmalarda – dayanışmalarda sözü getirmek istediğim yer şu:
Tutukluluk artık cezaya dönüştü…
Bunu bağnazlaşmış kimi öbekler dışında hemen her kesim kabul ediyor.
Elbette böyle bir sorun ilk kez yaşanmıyor. Elbette tek mazlum Mustafa Balbay, Tuncay Özkan değil. Ancak böylesi yaygın ve ciddi sorunların sembolleri oluşur. Konu onların etrafında tartışılır ve adım adım çözüme gidilir.
Yarın, öbür gün kimi yeni gelişmeleri dile getireceğim. Bu davanın açılış ruhu şu:
Öylesine büyük ve karmaşık iddialarda bulun ki, kimse işin içinden çıkamasın!
Uzun tutukluluk da iddianın sürdürümünde lokomotif olsun.
Böyle bir mantık ortaçağda bile yoktu.
Tarihte böylesi dönemler, toplumsal vicdanın yükselmesiyle aşılmıştır.
Bugün de onu arıyoruz.
Mesleksel ve toplumsal dayanışmayı bu yüzden çok önemsiyoruz.


Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_019.jpg

En Son Yorumlar