|
Çirkin Batı’nın kendi dışındaki, sömürmek istediği ülkelere karşı kullandığı altı silahı olduğunu biliyoruz: Serbest ticaret, borçlandırma, özelleştirme, yabancı sermaye, toprak sattırma, azınlık sorunu yaratma.
Bunlardan biri görüldüğü gibi hedef ülkeyi borçlandırmaktır. Pek çok sakıncasına rağmen, “Ak” Parti Hükümeti de bu tuzağın içinde ve dış borçlanmayı sürdürmekte de kararlı… Türkiye’nin toplam dış borç stoku A.K.P.’nin iktidara getirildiği 2002 sonunda 130 milyar dolardı. Dış borçlar bu partinin iktidar döneminde yüzde 70’den fazla artarak, 2006’da 208 milyar dolara, 2007 ikinci çeyreğinde ise 226 milyar dolara tırmanmış bulunuyordu. Bu, tam bir dış borç patlaması!... Böylece A.K.P. yoksulluktan soluğu kesilmiş Türk halkının sırtına fazladan 96 milyar dolar daha dış borç yüklemiş oluyordu. A.K.P. ve yandaşları bu tespite hemen itiraz ediyor: “Efendim, dış borç artışının büyük kısmı özel sektöre ait”. Nitekim Bakan Ali Babacan da “Özel sektörün dış borcu kamunun borcu değildir. Türkiye'nin esas borcu, kamu net borç stokudur” demiş. Eğer Türkiye’nin iç borçlanması, dış borçlanmaya bağlı olarak artmasaydı, Babacan’ın dediği kabul edilebilirdi. Oysa -aşağıda göreceğiz- artmıştır, öyleyse dediği doğru değildir. Kaldı ki doğru kabul edilse bile itirazım var: Özel sektöre bu tehlikeli yolu açık tutan, hattâ onu teşvik eden AKP’dir. Bu paraları yüksek faiz ödeyerek borçlanıp bu sefer de iç borçları kabartan da AKP’dir; sonuçta yoksul Türk halkını -yabancılara soydurduğu yetmezmiş gibi- “dahilî bedhahlar”a soyduran da AKP’dir. Ben bu savlarımı elbette havada bırakacak değilim, aşağıda kanıtlar sunacağım. Gerekli istatistik verileri, çoğunlukla T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı’nın WEB sayfasından aldım. I) ÖZEL DIŞ BORÇLAR Özel dış borçlardaki görülmemiş artış, “Ak” Parti iktidarının (2002-2007) yarattığı en dikkat çekici eğilimlerden biri. Kimilerine göre özel sektör borçları, “ekonominin yeni yumuşak karnı haline gelmiş” bulunuyor. Özel kesimin dış borçları A.K.P.’nin iktidara geldiği 2002 yılı sonunda sadece 43 milyar dolardı (Bkz: Tablo 1). Sonraki beş yılda ise âdeta patladı: Kamu ve TCMB borçları aşağı yukarı yerinde sayarken, özel sektörünki muazzam bir sıçrama yaptı: 2006’da 121 milyar dolara, 2007 ikinci çeyreğinde 139 milyar dolara fırladı; artış 96 milyar dolar, yüzde 200’den fazla! Doğal olarak özel sektörün, toplam dış borç stokundaki payı da yüzde 34’den yüzde 60’a tırmandı. 139 milyar dolarlık borç stokunun 50 milyar doları finans kesimine, 89 milyar doları diğer şirketlere ait bulunuyor. Tablo 1: Dış Borçların Sektörel Dağılımı (Milyar Dolar olarak) | | 1999 | 2002 | 2007 Q2 | | Kamu | 42 | 65 | 72 | | TCMB | 11 | 22 | 15 | | Özel | 50 | 43 | 139 | | Toplam | 103 | 130 | 227 | Q2 : İkinci üç aylık veri Peki neden? Özel dış borç stoku neden “Ak” Parti döneminde böylesine coştu? Ne oldu, ne değişti de böylesine keskin bir rota değişikliğine sahne oldu Türkiye ekonomisi? Bu olayın en yaygın ve makul görünen açıklaması şöyle: Türkiye’de bir kısım özel girişimci, sözde “iş adamı” kolay ve havadan para kazanma peşinde. Üretmiyor, rantiyecilik yapıyor, oturduğu yerde cebini doldurmaya bakıyor. Nasıl? Yaptığı şu: Dışardan düşük faizle kaynak sağlıyor. Yabancıdan borçlandığı dövizleri YTL’ye çevirip devlete yüksek faizle borç veriyor. Dış krediye ödediği faizle, Türk halkının sırtından aldığı faiz arasındaki farkı cebine indiriyor. Görüyor musun sevgili okur, “aklık” iddiasında olan “Ak” Parti kimleri zengin ediyor, kimlere para cennetlerinin kapılarını açıyor? Sömürüp semirmekten başka bir kaygısı olmayan TÜSİAD ve onun gibiler böyle bir iktidarın gitmesini ister mi hiç? Bu takımdan bazıları boşuna mı dünyanın dolar milyarderleri arasına katıldı? II) KAMU İÇ BORÇ STOKU A) Eğer yukarda açıkladığım tertip gerçek ise, kamunun dış borçları bir yandan yavaşlarken -ki yavaşladığını yukarda gördük- bir yandan da kamunun iç borçlanmasının ve iç borç faiz ödemelerinin artması gerekir. Acaba öyle mi oldu? Araştıralım. 1) Önce, kamunun iç borçlanması arttı mı? Yanıt için yeniden reel verilere, istatistiklere dönüyoruz: Türkiye’nin kamu toplam iç borç stoku A.K.P.’nin iktidar koltuğuna oturtulduğu 2002 sonunda 150 milyar YTL düzeyinde idi. Geçen 5 yıl içinde borçlanma tam 103 milyar YTL, yani yüzde 70 oranında artıyor ve 2007 ikinci çeyreğinde 253 milyar YTL’ye yükseliyor. Nedir bunun anlamı? Elbette, reel verilerin savımızı doğrulamış olması: AKP dış borçlanmayı yavaşlatmış, buna karşılık iç borçlanmaya ağırlık vermiş! 2) İç borç faiz ödemelerine gelince, bu akımla ilgili istatistikler de savımızı destekler nitelikte. Şöyle ki faiz ödemelerinin AKP döneminde yüksek düzeyini muhafaza ettiğini, hattâ 2 milyar YTL (2 katrilyon TL) arttığını görüyoruz: Faiz ödemeleri 2002’de 44 milyar YTL, 2005’de 39 milyar YTL, 2006’da ise 46 milyar YTL... Yükseliş daha önce başlamış, AKP hükümeti zamanında ivme kazanmıştır. A.K.P.’nin yaptığı iç borçlanma gelecek yıllardaki faiz ödemelerini, yani iç soygunu çok daha yüksek düzeylere taşıyacaktır. B) Şimdi şu soruyu yanıtlayabiliriz: İç borçlarımız neden arttı? Sorunun yanıtı doğal olarak özel sektörün “dış borçlanma coşkusu”yla bağlantılı olmak zorunda: “A.K.P. kendini iktidara getiren ve orada tutan güçlü kesimlere Türkiye’nin fonlarını hortumlatıyor”. Türkiye’nin yıllardır kanını emen bu kesimlere, oturdukları yerde milyarlarca YTL havadan ödeme yaptırtıyor. Hükümet nispeten düşük faizli dış borçlanmadan elini çekerek, pahalı iç borca yönelmiş bulunuyor, bir bakıma dış borçlanmayı da özelleştirmiş oluyor. E.Cemil Tarhan bu “soygun”u şöyle formüle etmiş: ·Dışardan %2,5 faizle para al. · Bunu 7 katına %17,6 faizle devlete sat. · Aradaki farkı cebe indir. Net kâr yıllık %15, kemiksiz, kılçıksız. · Dört yılda 60 milyar $ cepte. Teorik olarak bu -kolayca kabul edileceği gibi- yanlış bir borç yönetimidir. Nitekim bir kaynağa göre hükümet 2006 yılında 174 milyar dolarlık iç borçlanmaya 30 milyar dolar faiz ödedi; buna karşılık 191 milyar dolarlık dış borçlanmaya ödenen faiz sadece 5 milyar dolardı. Bir kez daha sormadan edemiyorum, sevgili okur: Halkımızın, AKP ile yerli rantiyeler tarafından soyulmasının eriştiği korkunç boyutu görüyor musun? Bir kısım özel sektör -USİAD ve benzerlerini tenzih ederim- aldığı dış kredileri Türkiye’nin kalkınmasında, tarımın, sanayi ve hizmetlerin geliştirilmesinde kullanmıyor. Rahat, aşağılık ve onursuz bir yolu seçiyor: Tefecilik yapıyor, kredileri hoyratça yönetilen devletimize borç vermekte kullanıyor. Oysa devlet demek millet demektir. Demek ki aslında kendi halkına borç para veriyor; kendi halkından, parmağını kıpırdatmadan, oturduğu yerden yüksek faiz gelirleri koparmak için. Bütün bu haksız ödemeler bilindiği gibi halkımızdan toplanan vergilerden yapılıyor. Ne Merkez Bankası’nın, ne Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun uyarıları fayda ediyor: Paraya, dünya malına doymuyor bu şahıslar. Bir kaynağa göre Devlet’in, yani Türk Milleti’nin, bu hamiyetsiz kişiler yüzünden sadece faiz yüzünden uğradığı zarar 4 yılda 60 milyar doları buluyor. Kısacası, AKP refah artışını yoksul halktan esirgeyip rantçı milliyetsizlere aktarıyor. Ve aynı halkımız, uğradığı bu korkunç haksızlığın, bu korkunç ihanetin farkında bile değil. Yoksa böyle bir iktidara %47 gibi bir destekle bir 4 yıl için daha iktidar yolunu açar mıydı? Kimdir peki bunun sorumlusu? Elbette halk değil! Bunun sorumlusu halkın parasıyla adam olup acı gerçekleri halka götürmeyen, halkı aydınlatmayan, uyarmayan vefasız aydınlardır. SONUÇ Ulaştığım başlıca sonuçları aşağıda sıralıyorum: 1) Birinci olarak, en başta sorduğumuz soruyu yanıtlamış, özel sektörün dış borçlanma coşkusunun sır perdesini aralamış bulunuyoruz. Bir kısım özel sektör -USİAD ve benzerlerini tenzih ederim- “carry trade” yaparak kendi yoksul halkını soymaya bakıyor. AKP yabancı rantçıların yanı sıra yerli rantçıları da paraya boğuyor. 2) İkinci olarak özel dış borçların aşırı ölçüde artmasının bir diğer olumsuz yönünü vurgulamalıyız. Bu sakınca sektörün ciddi boyutta kur riski altına girmiş olmasıdır. İSO Başkanı Tanıl Küçük’ün ifadesiyle özel sektör “dünya piyasalarındaki hareketlerin keskin bir hal alması, sürekli dalgalanmaya dönüşmesi ve kurlarda büyük sıçramalar olması halinde büyük sıkıntı yaşayabilecektir.” 3) Üçüncü sonuç devletin, özel dış borçlardan sorumlu olup olmadığı hususuyla ilgilidir. 2001 krizinde yaşandı: Olası bir ekonomik kriz durumunda özel dış borç ödemeleri aksayınca devlet “bu beni ilgilendirmez, bu borç benim değil” diyemeyecektir. Özel sektör aldığı dış kredilere devlet kâğıtlarını teminat olarak veriyor. Kur riski dışında, ödemeler hazine garantili. Son tahlilde ise özel sektörün borcunu -geçmiş krizlerde olduğu gibi- yine yoksul halkımız ödeyecektir. 4) Dördüncüsü, incelememin en dramatik sonucudur: Halkımızın bu acı gerçeklerden habersiz olması! Son seçimde AKP’ye %47 gibi çok yüksek bir oy desteği sağlaması bunu gösteriyor. Bu noktadan hareketle de demokrasi rejimine ilişkin bir değerlendirme yapabiliyoruz: Türkiye’deki uygulamasıyla demokrasi halkın lehine sonuçlar vermemekte, hattâ onun son derecede aleyhine eylemlere imkân tanımaktadır. Dolayısiyle bugünkü rejimimizi gerçek bir demokrasi uygulaması olarak göremeyiz. Bir şahsiyetin haklı olarak dediği gibi, halkın iradesini saptıran demokrasi, demokrasi değildir. Bir halk kendisini fakirleştiren böyle gelir transferlerine evet diyebilir mi? 5) En şaşırtıcı sonucu ise sona sakladım: AKP ve onun özelleştirme hastası maliye bakanı dış borçlanmayı da el altından çoktan özelleştirmiş de haberimiz yokmuş. Kaynak: Cihan Dura, Derin Komplo: Türkiye’nin Yeniden İşgali, İleri Yayınları, İst., 2008, ss.439-442. http://www.cihandura.com/index.php?option=com_content&task=view&id=237&Itemid=49
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne