İmamın Öğretmeni Yendiği Eğitimimiz
Salı, 24 Haziran 2008 08:04

Ülkemizin giderek belirginleşen karanlık yüzü, her geçen gün yoğunlaşarak beynimizin gizemlerine yürüyor. İnsanlarımıza zaman kaybettiren bu geri gidişe ne denilmeli? 21. yüzyılın her alandaki gelişkinliğinde yerimizi alacakken “biat etme/kul olma”ya itilme toplumun istenmezlerindendir. Cumhuriyetin kazanımlarından, insanımızı özgür birey olma, çağdaşlaşma, laik demokratik yaşamın erdemliliğini tattırmıştı.

Hükümetin yönetim amacı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın fırsatı değerlendirmesi sonucunda birçok köy okulunda “taşımalı eğitime” gidildi. İllerdeki onlarca köy okulu kapatıldı. İlköğretim zorunlu olduğu halde uygulama gevşetildi. Öğrenciler, taşımalı sistemle bölgedeki okullara taşındı. Köylerdeki boş okul binaları ve köy toplumu imama terk edildi. Öğretmen ve imamın işlevinin karşılaştırılması bu uygulama sonucunda başladı.

17. Eğitim Şûrası’nda da bu konuya değinildi. Sonuçsuz kaldı. Taşımalı eğitimin bakanlığın planlı bir uygulaması olduğu bilinmektedir. “İmamın öğretmeni yendiği” ya da “Benim imamım senin öğretmenini döver” deyişleri halkın mizahi dokundurmalarıdır. “Benim/senin” ayrıcalıklı söylemi toplumun düşünce farklılığının yansımasıdır.

Öğretmenin aldığı eğitim gereği yenileşmeci ve bilimsel uygulamalı öğretimi önde tutacağı bir gerçektir. İmam ise aldığı eğitim gereği ezberci, bağlayıcı ve uhrevi yönlendirmede bulunacaktır. Oysaki imam farklı bir görevin bireyidir. Derinlemesine düşünüldüğünde, öğretmen köyün aydınıydı, yol göstereni, rehber olanıydı. Her alanda ona danışılırdı. Sorunların çözümünde, yasal dayanaklar, devletin koruyuculuğu, bayrağın, ulusun ve Atatürk’ün yüceliği önde tutularak öneriler getirilirdi.

Öğretmen, köyün düşünce önderiydi. Halkın sağlığıyla ilgilenir, hukuksal, sosyal ve toplumsal sorunlara çözüm arardı. Muhtarın danışmanı, köy ihtiyar heyetinin üyesiydi. Köyün huzur kaynağıydı. Dargınlıklar onunla giderilir, evliliklere öncülük eder, tarım ve hayvancılık alanında il ve ilçe yönetimiyle köprü görevini yapardı.

Öğretmen, köyde devletin temsilcisiydi. Giyimi, kuşamı, Türkçeyi güzel konuşması ve davranışlarıyla çağdaş yapımızın örneğiydi. Dahası, okulunda hafta başında ve sonunda bayrak töreniyle İstiklal Marşı’nı söyletmesi ulusal bilincin yerleşikliği değil miydi?..

Köylü, öğretmeni “bir bilen, bir aydın, bir lider, bir önder” olarak görüyordu. İlköğretim yasasından yararlanarak daha olumlu ve çağdaş bir çözüm aranacakken “taşımalı eğitime” gidildi. Öğrenciler belirli merkezlerdeki okullarda toplandı.

Doğan fırsat değerlendirildi.

Zorunlu eğitimle, merkezi toplanma yerine ilköğretimin birinci kademe öğrencileri kendi köylerinde, ikinci kademedekiler de merkezi yerlerde eğitim görebilirdi. ğretmenler köylerden uzaklaştırılmamalıydı. “Onlar gitti, meydan imama kaldı” söylemleri gerçekleşti.

Öğretmenlerin köylerden bilinçli olarak uzaklaştırıldığı, köylerin “cemaat + tarikat + ticaret” üçlüsüne teslim edildiği gerçeği yüreğimizi burkuyor.

Artık köylerde, haram, günah, yasak savlarıyla ilgili anlatımlara ağırlık verilecek olması doğaldır. Köylüye, bilimsel değil, ezberci, kuramcı ve dayatmacı bilgiler aktarılacaktır. Mahalle baskısı cami-imam kaynakçası ile yol alacaktır.

Cumhuriyetimizin temel kazanımları ötelenirken dini kuralların işlerliği ağırlık kazanacaktır. Ulus devlet kavramı yerine, ılımlı İslam devleti arayışına doğru gidilecektir.

Din ve siyaseti ilişkilendirmemek gerekiyorken din siyasetle atbaşı gitmektedir. Kene ısırığı sonrası ölen vatandaşın cenazesinde imamın, “Fuhuş arttı, kene vb... belalar da arttı” gibi söylemi yadırganmaktadır.

Yurtdışında ödül alan sinema yönetmeni Nuri Bilge Ceylan’ın “Bu ödülü birisine adamak istiyorum: "Tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkeme”" armağan ediyorum deyişi ulusal sevgi anlatımını destekleyen çağdaş bir yaklaşımdır.

***

Dışişleri Bakanı’nın Avrupa’da “Türkiye’de Müslüman çoğunluğu da dini özgürlüklerle ilgili sorun yaşıyor” konuşması tepkiyle karşılandı. Ülkemizde bugün 67 bin okul, 80 bin cami, sayısız Kuran kursu varken en yetkili bir bakanın bu yakarışı -anlaşılmazdır- düşündürücüdür.

Ülkemizde aydınlanma Atatürk’le başladı, devrimlerle yeni, yepyeni bir ulus yaratıldı, eğitime ağırlık verildi. Toplumun bilincinin gelişmesi amacıyla Halkevleri kuruldu.

Köy Enstitüleri’yle köylünün akıl ve bilinçle gelişimi düşünüldü. Öğretmenin yol gösterici, ışık dağıtıcı olacağı planlandı. Ne yazık ki bu kazanımlar da bir bir kapatıldı.

Öğretmenin iz sürdüğü aydınlık yol, karartılmak istenmektedir. Bireyler temel haklarından vazgeçerek dinsel iktidara, imamların anlatım ve yorumuna bırakılmaktadır. Ulusça ödemekte olduğumuz bu düşündürücü bedel bizleri çağın gerisine itmektedir. “İmam, öğretmeni devlet eliyle işte böyle yendi!..”

İ. GÜRŞEN KAFKAS



Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_009.jpg

En Son Yorumlar