|
Bu yazıyı yazmaya başladığımda gençler, “Bağımsızlık İçin Anadolu’ya” akıyorlardı. Sizler bu satırları okurken Ankara’nın sokaklarını inletiyor olacaklar. “Dağ başını duman almış, Yürüyelim arkadaşlar!.” Yürüyorlar. Yüzlerce genç Mustafa Kemal; Yüzlerce Tıbbiyeli Hikmet; Kambur Kerim… Yüzlerce Turan Emeksiz; Yüzlerce Deniz… Deniz kabarmış, dalgalar Atlantik’e ulaşmış… “Ey Vatan/ Gözyaşlarını sil/ Yetiştik çünkü biz!...” Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in ölüm yıldönümlerinde hastanede yatıyordum. Koğuş arkadaşlarım da değerli yurtsever insanlardı. Herkes hüzünlü. Hüzün demek de yanlış aslında herkesin yüzünde bir acıma ifadesi. Bilinçlerin iğdiş edildiği, yoğun bilgi kirliliğinin yaşandığı 12 Eylül’den bu yana, ne zaman döğüşürken ölenlerden söz edilse bu ifadeyi görürüm yüzlerde. Ben de onlara acırım hep. Eskiden olsa kahramanlarımızı, bu memleket ve millet uğruna kendini feda edenleri anlatırken göğsümüzü şişirirdik. Şimdi acıyan bir ifade yüzümüzde, “Tüh, keşke yapmasalardı da yaşasalardı” benzeri bir bakıştır bu. Ne güzel söylemiş büyük öğretmenim Rıfat Ilgaz: “Gözlerimizi bir pula satıp geçmişiz bir yana,/ Ölmesini bilenlere yüz çevirmemiz bundan!” O gün koğuş arkadaşlarıma da söyledim. “Yazık oldu gençlere” demişlerdi. Ben de “Acıyorum sizlere” demiştim. Nedenini sorduklarında ise “Ölümü düşünmekten yaşamı ıskaladıklarını” söyledim. Hasan Ali Yücel bir yazısında “Yaşamak ölüme hazırlanmaktır. İnsanlığın takdirini kazanacak şekilde ölmek için, o takdirde lâyık bir hayat geçirmeli” diye yazar. Düşüncemiz, ölüm ve ölünecek zamanla o kadar yoğun ki yaşamı, yaşamın anlamını kaybetmişiz. Orhan Veli öldüğünde henüz 34 yaşındadır. Ama hâlâ kız tavlayacağımız ya da sevgilimizin gönlünü okşayacağımız zaman onun şiirlerine başvururuz. Kaç yıl geçti aradan Orhan Veli öleli. Mustafa Kemal, Samsun’a çıktığında 38 yaşındadır ki o zamana kadar tarihe mal olmuş bir sürü de fiil gerçekleştirmiştir. Koca bir çağı tersyüz edip, onlarca devrimi arkasında bıraktığında ise henüz 57 yaşındadır. 7 yılı çocukluğundan sayarsak, 50 yıla sığdırılmış koca bir çağ. Herkesin imrendiği, yaşamak istediği bir yaşam! Böylesi kıskanılası bir yaşama özenmek/sevinmek dururken ölüme ağlamak da neyin nesi oluyor. Yoğun bakımdan çıktığımın ertesi günüydü, telefonla bir dostumla konuşurken öğrendim tesadüfen Saim’in ölümünü. Benden gizlemişler. Onu da burada yâd edeyim. Genç ölümlerden biridir. Hangi ölüm erken değildir ki? Onun için demez mi Cemal Süreya “Her ölüm/ Biraz erken ölümdür” diye. Saim Gözek öldüğünde 48 yaşındaydı. 80’li yılların ortalarında tanıştık kendisiyle. O tarihlerde 2000’E Doğru dergisini çıkarıyoruz. 48 yılın 34 yılı Türkiye halkına hizmet ve devrim davasında geçmiş. Kıskanılası bir 34 yıl daha. Anneler Günü’nde annesine yazdığı bir şiirini ulaştırmıştım dostlarıma, sunu halinde. “Annemin Bakışları!” Ölen annesine şöyle seslenir şiirinde: “İnan hiç kızmayacağız sana/ Bırakıp gittiğin için bizi./ Şükür ki girdin yaşamımıza!” Şükür ki bir Orhan Veli girmiş yaşamımıza! Şükür ki bir Mustafa Kemal girmiş yaşamımıza! Ya girmemiş olsaydı?... Şükür ki bir Deniz girmiş yaşamımıza! Bir Hüseyin, bir Yusuf… Ya girmemiş olsalardı. İşte o yaşama acırım ben. Orhan Veli’siz, Cemal Süreya’sız, Deniz’siz, hele hele Mustafa Kemal’in girmediği bir yaşam, yaşam mıdır? Onlar olmadan 200 yıl yaşasan ne ifade eder. Anlamı olmayan bir yaşam 500 yıl sürse ne fark eder. Halk için üretmeyen, yaşadığın topraklara ve birlikte yaşadığın insanlara adanmamış bir yaşam bin yıl sürse neyleyim. “Hocam” dediler, “ölmekten korkmuyor musun?” Her ne kadar Nazım “ölmekten korkmak ayıp değil” dese de, ölümden hiç korkmadım bugüne kadar, ölmekten de. Ama zaman zaman ölüm biçimim hakkında düşündüğüm olur. “Hastanede ölmekten korkarım” dedim, “Bu yüzden hastanede ölmeyeceğim! Rahatlayabilirsiniz!” “Ben” dedim, “ya konuşurken kürsüde, ya sevişirken sevgilimin göğsü üstünde, ya da döğüşürken kavgada öleceğim. Kendime yakıştırdığım ölüm budur.” Herkesin yüzüne kan geldi ve türkü söyledik Denizler ve döğüşürken ölenler için. El birliğiyle “Güneşe gömdük onları.” Ne zaman öleceğinizi ya da ne kadar daha yaşayabileceğinizi hesaplamaktan vazgeçin. Yaşamınıza nasıl anlam katacağınızı düşünün. Epikuros’un da dediği gibi “Ölüm varsa sen yoksun, sen varken ölüm yok.” Olmayan bir şey için harcanan bunca zamana, emeğe ve düşünceye acıyorum ben. Asıl bunadır yazık! Bakın, gençlerimiz yürüyor! 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in açtığı yoldan! 19 Mayıs 1969’da Deniz’lerin açtığı yoldan! Ne bereketli bir aydır Mayıs. Baharın, yeni hayatın habercisi! 1 Mayıs, gelen yeni bir çağı selamlıyor, 6 Mayıs, Hıdırellez; Denizlerin ölümü değil, doğumu! 19 Mayıs, yeni bir milletin doğumu. 27 Mayıs, yeni özgürlükleri kucaklayış… Şükür ki girdiniz yaşamımıza… “Ankara’nın taşına bak/ gözlerimin yaşına bak.” Gençlerimiz Ankara sokaklarında, Türkiye’nin her yerini Samsun yapmışlar. Akıyorlar ülkemin kalbine; Sesleri ta Atlantik’e kadar ulaşıyor. “EY VATAN!/ GÖZYAŞLARINI SİL/ YETİŞTİK ÇÜNKÜ BİZ!” Ulus Gazetesi / 19 Mayıs 2008
Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne