|
Yavuz Bülent BAKİLER 01 Aralık 2008 tarihli Türkiye gazetesindeki köşesinde "Atatürk de mi Atatürk düşmanıdır" başlıklı yazısında şöyle diyor:
"DeÂÄŸerÂli taÂrihÂçiÂmiz YılÂmaz ÖzÂtuÂna, geÂçen cuÂmarÂteÂsi sohÂbeÂtinÂde yazÂdı: "MusÂtaÂfa KeÂmal PaÂÅŸa, VahÂdedÂdin'in haÂyır duÂasıÂnı alaÂrak SamÂsun'a çıkÂtı..." ÖzÂtuÂna, dosÂdoÄŸÂru yaÂzan taÂrihÂçiÂleÂriÂmizÂdenÂdir. … … … … AcaÂba bu koÂnuÂda, AtaÂtürk ne söyÂleÂmiÅŸÂtir? Onun neÂler söyÂleÂdiÂÄŸiÂni FaÂlih RıfÂkı Atay'ın ÇANÂKAÂYA isimÂli kiÂtaÂbıÂnın 174-175. sayÂfaÂlaÂrınÂdan ayÂnen alaÂrak dikÂkaÂtiÂniÂze suÂnuÂyoÂrum. AtaÂtürk F.R. Atay'a diÂyor ki: "YılÂdız SaÂraÂyı'nın ufak bir saÂloÂnunÂda, VahÂdedÂdin'le, adeÂta diz diÂze deÂneÂcek kaÂdar yaÂkın oturÂduk. … VahÂdedÂdin hiç unutÂmaÂyaÂcaÂğım ÅŸu sözÂlerÂle koÂnuÅŸÂmaÂya baÅŸÂlaÂdı: "PaÂÅŸa! PaÂÅŸa! ÅžimÂdiÂye kaÂdar, devÂleÂte çok hizÂmet etÂtin. BunÂlaÂrın hepÂsi, arÂtık bu kiÂtaÂba girÂmiÅŸÂtir. BunÂlaÂrı unuÂtun! Asıl ÅŸimÂdi yaÂpaÂcaÂğın hizÂmet hepÂsinÂden müÂhim olaÂbiÂlir. PaÂÅŸa! PaÂÅŸa! DevÂleÂti kurÂtaÂraÂbiÂlirÂsin!" MeÂrak buÂyurÂmaÂyın efenÂdiÂmiz deÂdim. NokÂta-i naÂzar-ı ÅŸaÂhaÂneÂniÂzi anÂlaÂdım. BaÂna emir buÂyurÂdukÂlaÂrıÂnıÂzı bir an unutÂmaÂyaÂcaÂğım. ... ... ... RaÂhim Er karÂdeÂÅŸim de, kenÂdi köÂÅŸeÂsinÂde heÂpiÂmiÂze bir soÂru yöÂneltÂti. "NeÂcip FaÂzıl'ın suÂçu neyÂdi? ÇünÂkü NeÂcip FaÂzıl 35 yıl kaÂdar önÂce, SulÂtan VahÂdedÂdin üzeÂriÂne bir kiÂtap yazÂmış, oraÂda deÂmiÅŸÂti ki: "MusÂtaÂfa KeÂmal, SamÂsun'a VahÂdedÂdin'in izÂniyÂle çıkÂtı!" HaÂtırÂlıÂyoÂrum: BirÂtaÂkım çevÂreÂlerÂde, âdeÂta, küÂçük kıÂyaÂmet kopÂmuÅŸÂtu. … … … AtaÂtürk giÂbi bir büÂyük vaÂtanÂperÂver, VahÂdedÂdin giÂbi bir vaÂtan haÂiniÂnin izÂniyÂle-emÂriyÂle AnaÂdoÂlu'ya çıÂkar mıyÂdı? ÅžimÂdi "MusÂtaÂfa KeÂmal, VahÂdedÂdin'in izÂniyÂle ve duaÂsıyÂla SamÂsun'a çıkÂtı" deÂmek AtaÂtürk düşÂmanÂlıÂğı ise AtaÂtürk'ün FaÂlih RıfÂkı'ya anÂlatÂtıkÂlaÂrı neÂdir? AcaÂba AtaÂtürk de mi AtaÂtürk düşÂmaÂnıÂdır? " Sarayda yaÅŸanan bu olay doÄŸrudur. Ancak bu olayın öncesinde ve sonrasında yaÅŸananlar Vahdeddin'in Atatürk'ten vatanı ne ÅŸekilde kurtarmasını beklediÄŸini daha net olarak göstermektedir. Osmanlı hayranı bu gerici yobaz ve iÅŸbirlikçilerin yıllardır yokedemedikleri Atatürk sevgisine karşı uyguladıkları taktik yeni deÄŸildir. Bu "överek yerme" taktiÄŸidir. İstemeden de olsa onun büyüklüğünü kabul etmek zorunda kalmışlardır. Ancak her fırsatta onun düşmanlarını da yüceltmekten de geri kalmamaktadırlar. Söylenmek istenen ÅŸudur: "Atatürk vatanseverdir ama Vahdettin daha çok vatanseverdir." Yavuz Bülent Bakiler'in dosdoÄŸru yazan tarihçilerimizden dediÄŸi Yılmaz Öztuna'ya karşı Sayın Kazım Balaban'ın "Atatürk ve Cumhuriyet" baÅŸlıklı yazısını biraz uzun da olsa okumanızı öneririm. Çünkü bu tartışma dün de vardı, bugün gene gündeme getiriliyor ve gelecekte de gündeme gelecek.  ATATÜRK ve CUMHURİYET Kamuoyunda tartışıldı. Atatürk Samsuna gitmeden önce PadiÅŸah Vahdettin onunla görüşmüş ve onun yurdu kurtarmasını istemiÅŸ. Konuyu iyi anlamak için o günkü fotoÄŸrafı da iyi görmek gerekir. Üzerinde uzun yıllar çalıştığımız ''Tarihte Bu Hafta'' yazı dizilerimiz içinde konuyu şöyle ele almışız. Atatürk o dönem Miralay'dır (TuÄŸgeneral) ve 1 Nisan 1916'da kendisine bu rütbe verilmiÅŸtir. Önce konu ile ilgili kısaltılmış kronolojiye bakalım ve sonra görüşümüzü açıklayalım. 16 Nisan 1919: Vahdettin, Sadrazam Damat Ferit PaÅŸa'ya, Atatürk'ün 9. Ordu MüfettiÅŸliÄŸi'ne tayin edilmesini önerdi. 29 Nisan 1919: Harbiye Nazırı Åžakir PaÅŸa tarafından, Atatürk'e "Türklerin Rumlara yaptığı baskıyı yerinde incelemek ve önlemek üzere Karadeniz Bölgesine müfettiÅŸ olarak gönderilmesinin kararlaÅŸtırıldığı'' bildirildi. 30 Nisan 1919: Atatürk, Anadolu'daki isyanları ve Osmanlı ordusunun tasfiyesini yerinde izlemek amacıyla, İstanbul tarafından "9. Ordu MüfettiÅŸliÄŸi"ne atandı. Bu Atatürk'ün uzun süredir beklediÄŸi fırsattı. Sadaret'e konu ile ilgili yazı gönderen Harbiye Nezareti'nin açıklamasında "... Mustafa Kemal PaÅŸa tarafından yapılacak tebligatı emri altında bulunacak olan vilâyet mülkî memurlarının yerine getirmelerinin genelÂge ile duyurulması" görüşüne yer verildi. 1 Mayıs 1919: Harbiye Nazırı Åžakir PaÅŸa, atanma iÅŸlemleri sonrası Atatürk'ü makamına davet etti ve aynı gün "Efendimiz, yeni vazife ile Anadolu'ya giden Mustafa Kemal Bey'i zat-ı devletinize takdim ederim'' diyerek kendisini Babıâli'de Sadrazam Damat Ferit PaÅŸa ile tanıştırdı. Damat Ferit PaÅŸa, 9. Ordu MüfettiÅŸliÄŸi'ne atanan Atatürk için bir çay partisi düzenledi. 5 Mayıs 1919: Atatürk'ün Samsun'a, 9. Ordu Kıtaatı MüfettiÅŸliÄŸine atanma emri, Takvimi Vekayi'de yayınlandı. 5 Mayıs 1919: Atatürk'ün Harbiye nezareti tarafından Samsun'a, 9. Ordu Kıtaatı MüfettiÅŸliÄŸine atanma emrinin kendisine tebliÄŸ edildiÄŸi Genelkurmay BaÅŸkanlığına yazı ile bildirildi, 6 Mayıs 1919: Atatürk'ün, verilen görev yerine acele hareket etmesi istendi. İç İşleri bakanlığı tarafından Atatürk'e ayrıca bir takım anlaÅŸmalar ve krokiler verildi. Söz konusu anlaÅŸmalar ve krokiler, İstanbul Hükümeti ile İtilâf Devletleri arasında varılan anlaÅŸmalar sonucu, 9. Ordu MüfettiÅŸliÄŸi görevinde alacak sorumluluk ve yetkileri kapsamaktadır. 7 Mayıs 1919: Atatürk'ün 9. Ordu MüfettiÅŸliÄŸine atandığı ve yetkilerini gösteren talimatlar Harbiye Nezareti tarafından 13., 3. ve 15. Kolordu Komutanlıklarına bildirildi. 7 Mayıs 1919: Atatürk, Harbiye Nezaretine verdiÄŸi yazıda, tayin edildiÄŸi 9. Ordu MüfettiÅŸliÄŸi karargâh mensuplarının 3 aylık ödeneklerinin ÅŸimdiden ve İstanbul'dan verilmesini istedi. 8 Mayıs 1919: Atatürk'ün, 9. Ordu Kıtaatı MüfettiÅŸliÄŸi'ne atandığı, Harbiye Nezareti tarafından bütün kolordulara bildirildi. 11 Mayıs 1919: Hükümet tarafından 9. Ordu Kıtaatı MüfettiÅŸliÄŸine atanan Atatürk, İstanbul'dan Sivas, Canik Müstakil Mutasarrıflığı ve Sivas'ta 3. Kolordu Komutanlığı'na telgraf çekerek bölgede faaliyette bulunan eÅŸkıyaların miktarı ve mahiyetleri hakkında bilgi istedi. Telgrafta "... Bu bilgi mülkî makamlarla askerî makamların yazışmaları ile tespit edilecek ve Kolordu Komutanı Albay Selahattin Bey bu bilgiyi Samsun'da bana verecektir". Bu telgrafa göre Atatürk daha İstanbul'da iken göreve baÅŸladığını göstermektedir. 13 Mayıs 1919: Atatürk, Harbiye Nezareti'ne yazdığı yazıda, "9. Ordu MüfettiÅŸliÄŸi karargâh mensuplarının 3 aylık ödenekleri ile fevkalâde masraflar için bir miktar para verilmesi ve karargâhın seferî sayılması hakkında evvelce yaptığı müracaatların acele sonuçlandırılmasını isteyen ve bunları takiben 3 gün sonra İstanbul'dan hareket edeceÄŸini" bildirdi. 14 Mayıs 1919: Damat Ferit PaÅŸa'nın NiÅŸantaşı'ndaki evine, akÅŸam yemeÄŸine davet edilen Atatürk, yemekten sonra, Genelkurmay BaÅŸkanı Cevat (Çobanlı) PaÅŸa ve Damat Ferit PaÅŸa ile yeni vazifesi hakkında görüşme yaptı. Cevat PaÅŸa, Sadrazam'ın yanından ayrıldıktan sonra Atatürk'e sordu. ''Bir ÅŸey mi yapacaksın Kemal?''. Atatürk, '' Evet PaÅŸam, bir ÅŸey yapacağım'.' Cevat PaÅŸa ''Allah muvaffak etsin'' dedi. Atatürk, "Mutlak muvaffak olacağız" dedi. 16 Mayıs 1919: Atatürk, Samsun'a gitmek üzere Cuma günü Bandırma Vapuru ile Anadolu'ya hareket etti. Vapurun, Kızkulesi açıklarında aranma sonrası İngiliz zırhlıları arasından geçerek İstanbul'u terk ederken, Atatürk güvertede bulunanlara, "Bunlar iÅŸte böyle yalnız demire, çeliÄŸe, silâh kuvvetine dayanırlar. Bildikleri ÅŸey yalnız madde. Bunlar hürriyet uÄŸruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz, Anadolu'ya ne silâh, ne cephane götürüyoruz; biz ideali ve imanı götürüyoruz" dedi. Atatürk, vapur kaptanına "Düşman devletlerinin herhangi bir vasıtasının gadrine uÄŸramamak için sahile yakın bir rota tutunuz. Åžayet kesin tehlike görürseniz gemiyi karaya, en yakın sahile oturtunuz" dedi. Åžimdi bu kronolojiye baktığımız zaman Atatürk'ün ilk önce bu göreve 16 Nisan 1919'da Vahidettin tarafından önerildiÄŸini görürüz. Peki Vahdettin bunu neden istemiÅŸ? Bunun cevabı da 29 Nisan tarihli notta bulunuyor. Harbiye Nazırı Åžakir PaÅŸa, Türklerin Rumlara baskı yaptığını söylüyor ve bunun için müfettiÅŸ göndermek istiyorlar. Evet, yanlış okumadınız. Türkler baskı yapıyor Rumlara ve bunun önlenmesi isteniyor. Halbuki bize konu ile ilgili genellikle yanlış bilgi veriliyor ve Rum çetelerin yerli halka (Türklere) baskı yaptığının yerinde incelenmesi istendiÄŸi söyleniyor. Ama gördüğünüz gibi olay tam tersi noktada düğümlenmiÅŸ. FotoÄŸrafı daha iyi görmek için hemen ekleyelim. Bu tarihten önce Osmanlının tamamen teslim olduÄŸu Mondros Mütarekesi 30 Ekim 1918'de imzalanmıştır. Ayrıca ABD baÅŸkanı Wilson tarafından 8 Ocak 1918'de Wilson Prensipleri açıklanmıştır. Mondros mütarekesi Osmanlıyı teslim alırken Wilson Prensipleri de parçalanan Osmanlı coÄŸrafyasında azınlıkların kendilerine devlet kurma hakkını tanıyordu. Bu arada baÅŸkent İstanbul açıktan iÅŸgal edilmemiÅŸse de dolaylı bir iÅŸgal mevcuttur ve İngiliz Gemileri boÄŸazları denetim altına almış, padiÅŸahı kukla vaziyetine getirmiÅŸtir. Bunun neticesinde de 4 Mart 1919'da İngiliz yanlısı Damat Ferit PaÅŸa Sadrazamlığa getirilmiÅŸtir. Dolayısı ile Atatürk oraya Türklerin hakkını korumak için deÄŸil, baskı altında olduÄŸu iddia edilen Rumları gözetmek için görevlendirilmiÅŸtir. Sadrazam Damat Ferit PaÅŸa bu iÅŸ için görevlendirilen Atatürk ile 1 Mayıs 1919 tanışmış ve görevini sadakatle yapması konusunda ikna edilmiÅŸtir. Ancak bundan tatmin olmayan Damat Ferit PaÅŸa 14 Mayıs 1919 'da Atatürk'ü evine davet ederek bu göreve sadakati yeniden gözden geçirilmiÅŸtir. Gerçekle yüzleÅŸmemiz gerek. Atatürk oraya Rumları gözetmek ve Mondros Mütarekesi sonrası ülkede çıkan isyanları bastırmak için görevlendirildi. Atatürk gerek Damat Ferit PaÅŸa'yı ve gerekse onun bu göreve gelmesini perde arkasından organize eden İngilizleri rahatlatmak için henüz İstanbul'da iken Samsun'da ki komutanlara bu noktalarda direktifler göndererek "Göreve sadık kalacağı" güvencesi vermiÅŸtir. İngiliz gizli belgelerinden bir ÅŸeyi daha öğreniyoruz. Atatürk'ün Anadolu'da bir göreve gönderilmesini İngilizler de istemektedir. Ancak onların derdi baÅŸkadır. İstanbul'u açıktan iÅŸgal edecekleri belli olan İngilizler, ileride başına bela olmaması için Atatürk'ün baÅŸkentten uzak bir yere gönderilmesini isteyerek rahatlamak istemektedirler. Atatürk İstanbul'da bulunursa rahat durmayabilir ve iÅŸgale karşı muhalefet yapabilirdi. Anadolu'da ise hiç bir ÅŸey yapamazdı. Atatürk de İngilizlerin kendi hakkında ki görüşlerinden haberdardır. Ve çok tedirgindir. İngilizlerin, Samsun'a giderken bindiÄŸi Bandırma vapurunu batıracaklarından kaygılanmaktadır. Bundan dolayı da yola çıktıktan sonra sürekli kıyıyı takip etmiÅŸ, geminin rotasını sık sık deÄŸiÅŸtirmek zorunda kalmıştır. Atatürk yola çıktıktan sonra İngiliz gemilerinin onu takip ettiÄŸi de biliniyor. Bu takip gemiyi batırmak için mi? yoksa yol güzergahını denetlemek için mi bilmiyoruz. Ancak İngilizlerin ona güvenmediÄŸi açık. Bundan dolayı da 24 Mayıs'ta İngiliz General Milne bunu bir yazı ile Harbiye (Milli Savunma) Bakanlığına yazı ile sormuÅŸ, bakanlık ta General Milne'ye 24 Mayıs'ta verdiÄŸi yanıtta Atatürk'ün 'Harbiye Nezareti'' adına verilen emirlerin ne derece uygulandığını araÅŸtırma ve vazife bölgesindeki silâhların toplanması ile asayiÅŸsizliÄŸi ortadan kaldırma amacıyla görevlendirildiÄŸi'' bildirilmiÅŸtir. Zaten Atatürk Samsun'a çıktıktan sonra yapacakları konusunda renk vermemiÅŸ, verilen göreve baÄŸlı gibi görünmüş, 28 Mayıs 1919'da Havsa da yaptığı bir toplantı sonrası emrine baÄŸlı tüm komutanlara direktifler vererek Milli Mücadeleyi baÅŸlatmıştır. Atatürk'ü takip etmekle görevlendirilen İngiliz Yüzbaşısı Hurst, 31 Mayıs 1919'da Havza'da Atatürk ile görüşerek kendisine vazifesi hakkında şüphesi olduÄŸunu söylemiÅŸtir. KurtuluÅŸ Savaşını baÅŸlatan Atatürk daha sonra Amasya Tamimi (22 Haziran 1919), Erzurum Kongresi (23 Temmuz -7 AÄŸustos 1919), Sivas Kongresi (4 – 11 Eylül 1919) ve Meclisin açılması (23 Nisan 1920) ile bayrağı yükseltmiÅŸtir. Atatürk'ün kendisine verilen görevlerin dışına çıktığı görülünce İstanbul hükümeti onu geri çağırdı. 8 Haziran 1919'da Atatürk'e telgraf çeken Harbiye Nazırı Åževket Turgut PaÅŸa, ''İstanbul'a geri dönmesi" direktifi verdi. Atatürk kimler tarafından niçin istenildiÄŸini gizlice Genelkurmay BaÅŸkanı Cevat (Çobanlı) PaÅŸa'dan sordu. 11 Haziran 1919'da yanıt veren Cevat PaÅŸa bunu ''İngilizlerin istediÄŸini" bildirdi. Bunun üzerine Harbiye Nazırı Åževket Turgut PaÅŸa'ya 11 Haziran'da telgraf çeken Atatürk, geri çaÄŸrılmasının sebebini sordu. 15 Haziran'da kendisine önce ''İngilizler böyle istedi'', sonra da ''Hükümet Kararı'' yanıtı verildi. Atatürk 14 Haziran'da Vahdettin'e çektiÄŸi telgrafta milli mücadele uÄŸruna ''Gerekirse ordudan istifa edeceÄŸini'' bildirdi. İstanbul Hükümeti Erzurum da görevli Kazım Karabekir'e 21 Haziran'da telgraf çekerek Atatürk'ün almış olduÄŸu müfettiÅŸlik görevini ona teklif etti. Kazım Karabekir bu görevi kabul etmedi. 23 Haziran da Atatürk, Damat Ferit PaÅŸa tarafından görevinden azledildi ve görüldüğü yerde tutuklanma emri verildi. Yerine de HurÅŸit PaÅŸa atandı. Ali Kemal'in başında olduÄŸu İç İşleri Bakanlığı her tarafa telgraf çekerek bunu duyurdu. Atatürk'ün Valilikler ve ordu komutanları ile iliÅŸkisini kesmek için İstanbul Hükümeti tarafından telgraf müdürlüklerine emirler verildi. Atatürk 4 Temmuz 1919'da Erzurum valisine gönderdiÄŸi yazıda, ''telgraflarını alıkoyan ve yerine iletmeyen'' görevlileri Divanı Harpte yargılanacağını söylüyor. Çünkü Atatürk'ün pek çok telgrafı İstanbul hükümetinin baskısı ile alıkonulmuÅŸ ve yerine ulaÅŸtırılmamıştır. Atatürk daha sonra yayınladığı genelge de buna dikkat çekmiÅŸ ve ciddi bir ÅŸekilde bu duruma dikkat çekmiÅŸtir. Atatürk 8 Temmuz'da askerlikten istifa etmek zorunda kaldı. Bütün bunlar olurken kendisine ''PaÅŸa git yurdu kurtar'' diyen Vahdettin ne yapıyordu? Bunun cevabını vermeden önce Sadrazamlığın Atatürk hakkında yürüttüğü çalışmalara kronolojik olarak kısaca bir göz atalım. 11 Nisan 1920: Damat Ferit PaÅŸa, Kuvayi Milliye aleyhine yayınladığı bildiride "Kuvay-ı Milliye denen teÅŸekkül, Hem Anadolu'yu korkunç bir istila tehdidine ve hem de devletin başını gövdesinden ayırmaya sebep oluyor" dedi. 11 Nisan 1920: Åžeyhülislam Dürrizade Es Seyyid Abdullah Efendi, Kuvayi Milliye alehine bir fetva (Takvim-i Vekayi) yayınladı. Fetvada ''Milli Kuvvetleri ''Kafir'' ilan ettiÄŸi ve görüldüğü yerde katledilmesi'' gerektiÄŸi vurgulandı. Bu fetvaya dini çevrelerden farklı sesler gelmeye baÅŸladı. Bazı müftüler ve din alimleri harekete geçip 'karşı fetva'lar verdiler. 16 Nisan 1920: Åžeyhülislam'ın Kuvayi Milliye alehine yayınladığı fetvaya (Takvim-i Vekayi) karşılık Ankara Müftüsü Rıfat Efendi (Börekçi) ve 153 müftü ile din adamı halktan milli direniÅŸe sahip çıkmasını istediler. Müftü Rıfat Efendi yayınladığı karşı fetvada "...Vakıa ve hakikate gayrı muvafık olarak sadır olan fetvaların ÅŸer'an mutla olmayacağını" açıkladı. Rıfat Efendinin fetvası Anadolu'da yüzlerce müftü ve din adamı tarafından onaylanarak imzalandı ve 22 Nisan 1920'den itibaren Anadolu'nun çeÅŸitli gazetelerinde yayımlandı. 18 Nisan 1920: Damat Ferit PaÅŸa tarafından Kuva-i Milliye hareketine karşı, ''Kuvve-i İnzibatiye'' adlı bir örgüt kuruldu. (Hilafet Ordusu adını taşıyan bu örgüt 25 Haziran 1920'de kaldırıldı) Adapazarı dolaylarında çıkarılan Anzavur isyanını da destekliyen Kuve-i Inzibatiye örgütü, Ankara Hükümeti karşısında baÅŸarılı olamadı. 19 Nisan 1920: Damat Ferit PaÅŸa ve İngilizlerin desteÄŸi ile isyanlar çıkaran ve çatışmada yaralanan Ahmet Anzavur, baÅŸarılı olamayınca Karabiga'dan İngiliz gemisine binerek İstanbul'a kaçtı. 20 Nisan 1920: İstanbul Hükümeti tarafından kurulan Kuva-yı İnzibatiye'nin ilk alayı gemiyle İzmit'e gönderildi. Öte yandan İstanbul Hükümeti tarafından desteklenen irticacı Anzavur Ahmet yanlısı isyan hareketi, Düzce ve Bolu'dan sonra Hereke'ye de sıçradı. 24 Nisan 1920: Åžeyhülislam Dürrüzade Abdullah Efendi'nin fetvasına karşılık 153 müftü ve din adamı ile 16 Nisan'da karşı fetva yayınlayan Ankara Müftüsü Rıfat Efendi, İstanbul Hükümeti tarafından azledildi. Bunun üzerine Ankara Hükümeti aynı gün Müftü Rıfat Efendi'yi bu göreve yeniden atadı. 6 Haziran 1920: Damat Ferit PaÅŸa'nın isteÄŸi ile Milli Mücadeleye katılan İsmet PaÅŸa, Bekir Sami Kunduk, Dr. Rıza Nur, Yusuf Kemal Bey, BMM 2. BaÅŸkanı Celalettin Arif Bey, Hamdullah Suphi, Ankara Müftüsü Rıfat Efendi ve Fahrettin Altay hakkında idam kararı verildi. 13 – 20 Haziran 1920: Åžeyhülislam Dürizzade Abdullah Efendi'nin, Kuva-yı Milliye aleyhinde yaptıkları çaÄŸrılara uyan ve 5 Haziran'da isyan baÅŸlatan Yozgat'ın tanınmış derebeylerinden ÇapanoÄŸulları, Yozgat ve çevresini iÅŸgal ettiler. İsyan 23 Haziran'da Çerkez Ethem tarafından bastırıldı ve elebaÅŸları idam edildi. 11 Mayıs 1920: Atatürk, Damat Ferid PaÅŸa tarafından Divan-i Harp'te idama mahkûm edildi. Karar 24 Mayıs 1920'de Vahidettin tarafından onaylandı. Atatürk ile birlikte Vasıf Bey (Kara), Ali Fuat PaÅŸa, Ahmet Rüstem, Dr. Adnan ve Halide Edip (Adıvar)gibi isimler, ''Kuva-yı Milliye adlı kuruluÅŸta bozgunculuk yaparak, halkı zorla askere almak, İttihatçılarla iÅŸbirliÄŸi yapmak vb. suçlardan dolayı gıyaplarında idama'' mahkûm edildiler. 24 Mayıs 1920: Divan-ı Harp, Ulusal KurtuluÅŸ savaşına katılan Fevzi (Çakmak) PaÅŸayı idama mahkûm etti. Karar 27 Mayısta PadiÅŸah Vahdettin tarafından onaylandı. Osmanlı Sultanlarının 2 önemli fonksiyonu vardı. Biri Sadrazamlık kanalı üzerinden sürdürülen PadiÅŸahlık, diÄŸeri de din yani Åžeyhülislam'lık üzerinden sürdürülen Hilafet. Bu 2 önemli yetki doÄŸrudan PadiÅŸaha baÄŸlıydı. Olayların geliÅŸtiÄŸi kronolojiye baktığımızda başında PadiÅŸah Vahdettin'in bulunduÄŸu bu 2 önemli güç ile Milli Mücadeleyi baltalamak için elinden geleni yapmıştır. Sadrazamlık idam kararları ile, Åžeyhülislamlık da ‚''Kafir'' ilan ederek Milli mücadeleye doÄŸrudan cephe almışlardır. Özellikle dini fetvalar yüzünden her yerde isyanlar çıkmış, Bolu, İzmit, Yozgat, Konya, Gümüşhane dahil her yerde ‚''Din elden gidiyor'' isyanları ile iÅŸgalcilere destek verilmiÅŸ, Milli Mücadele baltalanmıştır. Aynı günlerde Anadolu alev alev yanmaktadır. İngiliz destekli Yunan ordusu her gün birkaç kasaba ve ÅŸehri ele geçirmekte, ülke günden güne karanlığa sürüklenmektedir. Bu da yetmiyormuÅŸ gibi evlatlarını 1. Dünya savaşında kaybeden Anadolu halkı yoksulluk, sefalet, hastalıklar ile boÄŸuÅŸmakta, ülke can çekiÅŸmektedir. Bu arada talanlar başını almış gitmiÅŸ, yer yer çeteler evleri ve köyleri basarak halkı inim inim inletmektedir. Bütün bunlara ek olarak ABD BaÅŸkanı tarafından 8 Ocak 1918'de yayınlanan Wilson Prensipleri ile azınlık isyanları baÅŸlamış, ülke iyiden iyiye kan gölüne dönmüştür. Tarihi doÄŸru okumak gerekir. Gerek Damat Ferit PaÅŸa'nın ve gerekse Åžeyhülislam Dürrizade Ahmet Efendinin çıkardıkları fetvalar hakkında ayrıca İngiliz kaynaklarına bakmak gerekir. 11 Nisan 1920'de çıkan fetvalarla ilgili olarak İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral John de Robeck, İngiliz Dış İşleri Bakanı Lord Curzon'a 7 Nisan 1920'de Damat Ferit PaÅŸa ile yaptığı görüşme hakkında şöyle bilgi verdi. "Ben milliyetçileri ezmek için yeni hükümete her türlü yardımı yapacağımı söyledim" diyor. Görülüyor ki ortada umudunu İngilizlere baÄŸlamış kukla bir Sultan ve Halife bulunmaktadır. Vahdettin hakkında Atatürk okuduÄŸu Nutuk'ta notunu vermiÅŸ ve ona ''iÅŸbirlikçi'' diyerek tarihte alması gereken yerini belirlemiÅŸtir. Atatürk'ü ''Kafir ve Hain'' ilan eden görüldüğü yerde ölü veya diri tutuklanmasını isteyen Damat Ferit PaÅŸa, 21 Eylül 1922'de yurt dışına kaçtı. 6 Ekim 1923'te Fransa'nın Nice ÅŸehrinde öldü. PadiÅŸah Vahidettin ise 13 Kasım'da iÅŸbirlikçilerden oluÅŸan maiyetinde ki 140 kiÅŸi ile İstanbul'da bulunan İngiliz Yüksek KomiserliÄŸine sığındı. 16 Kasım'da İşgal Orduları BaÅŸkomutanı İngiliz General Harrington'a baÅŸvuran Vahdettin, hayatını tehlikede gördüğünü ve İngiltere'ye sığınmak isteÄŸini bildirdi. 17 Kasım'da ise küçük oÄŸlu ErtuÄŸrul Efendi ve hareminin mensuplarıyla birlikte İngiliz zırhlısı ile ülkeden kaçtı. 16 Mayıs 1926'da San Remo'da öldü. Tarih ona kendi sayfalarında hak ettiÄŸi yeri çoktan vermiÅŸtir. Kazım Balaban 4 Kasım 2008 HALK CEPHESi HABER AJANSIÂ
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne