|
“Çocuk ve genç Atatürk”, “Komutan Atatürk”, “Öğretmen Atatürk”, “Devrimci Atatürk”, “Yurttaş Atatürk”, “Yazar Atatürk”.... Örnekler arttırılabilir. Ama, yukarıdaki özellikleriyle de tanımış olmalıyızdır onu! Herkesin bir tanımı vardır Atatürk için! “Adam olmanın önündeki engelleri kaldıran” da denilebilir onu tanımlamak için!
“Adam olmanın” önündeki biricik engel olan ve bireyi tutsak alan soyut egemenlikleri yerle bir edip somutlaştıran kişidir Atatürk! Kimi köşeli zekâ sahiplerinin savladığı gibi “tepeden inmedir” çoğu yaptığı! Ama, anımsanmalıdır ki; çağ değiştiren çoğu etkinliğin ve elbette devrimlerin doğasında vardır “tepeden inmecilik”! Halka sorularak “devrim” yapılmaz ki! Hele hele danışmak istediğiniz toplum gerçek anlamda yurttaşlardan oluşmuyorsa, aydınlanmanın ışığı ile tanışmamışsa! Bu sıradışı kişilik ve onun ürünü devrimler doğallıkla bağnazlığı ve durumu sürdürmekle işlevli bir çok kişi ve kurumu da yerle bir etmiştir. Türkler üzerindeki hesapları tutmayan emperyalistler ve onların içerideki bağlaşıklarında “kuyruk acısı” duyumsamasına yol açması olağandır bu türden edimlerin. Bu kuyruk acısı kimi kişi ve yapıların bilinçaltlarına öylesine işlemiş ve belleklerine de kazınmış olmalıdır ki; devrimlerin ilk gününden başlayarak bir “karşıdevrim” süreci de tetiklenmiştir. Sinsi, işbirlikçi ve bir o kadar da kinci dış ve iç güçler birlikteliği bıkmadan, usanmadan ve dayançla (azim) kimi zaman da “iğne ile kuyu kazma” pahasına aralıksız sürdürdüğü etkinliklerini günümüzde farklı bir boyuta taşımayı başarmış görünmektedir. Bu etkinlik o denli başarılıdır ki; altmış yılı aşkın süredir neredeyse iktidar yüzü görmeyen Mustafa Kemal anlayışı bugünümüze egemen olan olumsuzlukların da sorumlusu sayılabilmekte ve an azından bu doğrultuda izlenim oluşması sağlanabilmektedir. Mustafa Kemal’in aramızdan ayrılışının yetmişinci yıldönümünde “karşıdevrim” etkinliğinin yeni bir boyut kazandığını yadsıyamayız! Hemen herkes için böyle olsa da, karizmatik kişiliklerin yapıtı ve kalıtı bakımından irdelenmesi çok daha doğru olacaktır! Bu yıldönümünde Atatürk’ü uzun süredir örselenen yapıtı ve kalıtı yanı sıra bambaşka bir konumda da görüyoruz. Elbette, “cüret düzeyi” henüz o denli yükselmediği için doğrudan olamıyor! Ama, adı verilmeksizin de olsa “sanık Atatürk” karşımızdadır artık! Aklınıza gelebilecek her türden aygıt bu izlenimin oluşturulması yolunda kullanılır olmuştur. İlk bakışta oldukça iddialı ve soyut bir saptama gibi görünse de, ayrıntılı düşünüldüğünde durumun tam da böyle olduğunu görmek olanaksız değildir. Mustafa Kemal artık sanıktır! Neyin sanığı mı? Antiemperyalist duruş ve bu duruşun gereği olarak ortaya koymuş olduğu ödünsüz ve kararlı devrimciliğin sanığıdır artık! Yeri gelip elinde silah savaştığı, sonrasında çıkar çevrelerini söküp atma pahasına Cumhuriyet’i kurduğu, dahası karanlığı sonsuza dek sonlandırma yolunda devrimler yaptığı için! En iyimser kestirimle yarım yüzyılı aşan bir zaman gerekmiştir onu sanık sandalyesine oturtabilmek için! Üstelik, bu süreçte çok etkili ve sürekli savunma da görmemiştir onun düşünceleri, yapıtı ve kalıtı! Bu aymazlık, duyarsızlık ve hıyanet sürdükçe kuşku duymuyorum ki; doğrudan adıyla da anılacaktır “sanık Atatürk”! Bugünlerimizi de aramamak için “sanık Atatürk” olgusu yeterince uyarıcı olmalı! Elbette gereğini yapmak koşuluyla! Ceyhun BALCI, 09.11.2008
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne