Özellikle sosyal bilimler alanındaki öğretim üyeleri aracılığı ile Atatürk’e eleştiriden çok saldırmayı alışkanlık haline getirmiş bir özel üniversitenin tanıtımını amaçlayan ve onun da ötesinde çekicilik sağlamayı hedefleyen yukarıdaki tümceyi ilginç buldum! Öncelikle, tümceyi okuyunca “Atatürk’ü eleştirmek izine mi bağlı diye sordum kendime!” Her ölümlü gibi Atatürk de eleştiriden bağışık değildir. Hemen herkesin onu sevmesi ve ona bağlı olması beklenemez. Ama, asıl yapılmaya çalışılanı algılamakta ve özümsemekte yarar vardır. Gerçekte eleştiri adı altında yapılan çalışılan saldırıdır. Doğal olarak bu yapılırken de dolaylı yollar kullanılmaktadır. Örneğin, Atatürk sömürgeciyi kovduğu, bağımsızlığı önemsediği ve çağdaş bir ulus yaratmayı başardığı için eleştiril(e)miyor. Bu yapılsa elde edilecek sonuç önceden kestirilebileceği için Atatürk farklı yollardan, eleştirmeyi daha doğrusu ona saldırmayı tasarlamış olan ve bundan da vazgeçme niyeti olmayanlarca dolaylı yollar kullanılarak boy hedefi durumuna getiriliyor. Günümüzde Atatürk’e saldırı gerekçesi yapıldığına sıkça rastladığımız durumlardan biri “küreselleşen dünyada, sınırların kalkmış olması ve dünyanın küçülmesine bağlı olarak ulus-devlet biçeminin günümüz gereksinimlerine yanıt vermiyor oluşu”dur! Yine, doğrudan “laiklik” ve “bölünmezlik” ilkelerine saldıramayanlar “demokratik laiklik” ve “ulusların kendi yazgılarını belirleme hakları” kisveleri altında saldırılarını yaşama geçirebiliyorlar. Bu tuhaf ve karmaşık durumu aşmanın en iyi yolu Mustafa Kemal’in bu coğrafyada denk düştüğü gerçek anlamı ortaya koymaktır. Mustafa Kemal’in başta Anadolu olmak üzere evrende simgelediği durum bağımsızlık, sömürgeciliğe başkaldırı ve emperyalist karşıtlığı değil midir? Bununla da kalmayıp, “devrim”in adı değil midir Mustafa Kemal? Saldırganların sıkça başvurduğu gerekçelerden biri de onun “tepeden inmeciliği”dir! Oysa, hiç de öyle değildir! Sosyal, siyasal ve ekonomik koşulların olgunlaşmadığı ortamda “devrim”lerini tepeden indirmekten başka yol olmadığı bilinen bir durumdur. Oysa, yaptığı bir başka şey görmezden gelinmektedir. Mustafa Kemal devrimleri güvenceye almanın yolunun da yetkin ve aydınlanmış bireylerden oluşan bir toplum yaratmaktan geçtiğinin de fazlasıyla farkındaydı. İşte, toplumdaki köklü değişiklikleri ivedilikle gerçekleştirmesinin biricik nedeni de bu duyarlılığıydı. Yine, kimi kendini bilmez saldırganların öne sürdüğü gibi “diktatör” ve “tepeden inmeci” olmadığı da toplumu uyutan değil uyandıran, düzeyini ve niteliğini yükselten eylem ve söylemlerinden belli değil midir? Mustafa Kemal, emperyalistlerin bu coğrafyadaki iki maşası olan “dinci gericilik” ve “etnik bölücülük” karşısında son derece ödünsüz ve kararlı yaklaşımı ile bilinir. Söz konusu iki durumla da ilintili herhangi bir kişi ya da kuruma hoşgörülü olmamıştır. Bugünlerde sıcaklığını duyumsadığımız gibi her iki durum da bir toplumu çökertmenin, tutsaklaştırmanın ve sonunda da yok etmenin son derece etkili aygıtlarına dönüşmüş durumdadır. Özetlenmeye çalışılan durumlar gözönüne alınmaksızın Mustafa Kemal’i eleştirmek ve bu kisve ardında ona saldırmak eylemleri konusunda sağlıklı çıkarımlarda bulunulamaz. Mustafa Kemal’e eleştiriyi saldırı aracına dönüştürenler son derece bilinçli, tasarımlı ve donanımlıdırlar. Mustafa Kemal’i savunması gerekenler, onun emanetine sahip çıkması gerekenler de bilinçli ve kararlı olmak zorundadırlar. Bu bakımdan, Atatürk’ü elştirmek bir yana, ona saldırmak bile sonsuz özgürlük içeriyor. Bir özgürlüğün gereğini yerine getirdiklerini öne sürenlere karşı geliştirilebilecek en iyi tavır onların özgürlük maskelerini düşürmek, gerçekte ya bir dinci gerici, ya etnik ayrılıkçı ya da sömürge yanlısı beşinci kol sürdürücüsü olduklarını ortaya koymak olacaktır. Kendisine üniversite diyen bir kurumun Atatürk’e saldırmayı düşünüyor oluşu ve bunu alışkanlık haline getirmiş olması o kurumun niteliği hakkında bilgi veren iyi bir ipucu olmaktan öteye geçmeyen sıradan bir durum olmalıdır. Ama, ne yazık ki; bugünün Türkiye’sinde böylesi bir söylem tanıtı aracına dönüşmüştür. Ceyhun BALCI, 22.07.2008
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne