SURİYE-LÜBNAN İLİŞKİLERİ VE MİŞEL AUN'UN TÜRKİYE ZİYARETİ
Pazartesi, 08 Aralık 2008 10:29
Ortadoğu’nun Paris’i olarak adlandırılan bir başkente sahip Lübnan, yıllarca başkalarının savaşını yaşamış, iç savaşlar görmüş ve yıllarca yabancı ülkelerin üslerine ev sahipliği yapmıştır.

İsrail-Arap Savaşları sonrasında, Filistin topraklarından Lübnan’a kaçan Filistinlilerin, ülkedeki Müslüman-Hıristiyan dengesini bozması sonucu 1975’te başlayan Lübnan İç Savaşı, 1991’de resmen sona ermiştir.

Ancak 1976’da yapılan Riyad ve Kahire Anlaşmaları ile barışın sağlanması amacıyla 30 bin kişilik Arap gücünün Lübnan’a yerleştirilmesi kararlaştırılmıştır. Ne var ki, yerleştirilen bu Arap gücünün tamamının Suriye askerlerinden oluşması, Lübnan’ı Suriye’nin bir eyaleti konumuna getirmiş ve böylece Suriye, Lübnan’daki hemen her alana hâkim olmuştur. Her ne kadar Suriye’nin Lübnan’a müdahalesi iç savaşın başlarında batılı devletler tarafından kısmen desteklense de Suriye’nin ülkedeki sosyal, siyasal, ekonomik alanlara yönelik aşırı müdahalesi, Suriye’nin bölgede İran’la işbirliği yapıyor görünmesi, Lübnan’da Hizbullah ve Filistin’de Hamas’ın güçlenmesi, Suriye’nin Irak’ta Sünni direnişçilere yardım ettiği iddiası gibi nedenlerden dolayı başta İsrail ve ABD olmak üzere birçok batılı devleti rahatsız etmiş ve Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesiyle Suriye’nin Lübnan’dan askerlerini çekmesi konusunda baskı artmıştır. Suriye de 2005 yılında, Lübnan’dan askerlerini çekmiş ve ülkedeki yaklaşık 30 yıllık Suriye askeri varlığı son bulmuştur. 2006 yılında ise, İsrail Lübnan’daki Hizbullah tarafından kaçırılan iki askerini bahane ederek Lübnan’a saldırmış; ancak 35 günlük savaş sonucu başarı elde edememiştir. Suriye ise bu savaşta Hizbullah’ı desteklemekle suçlanmıştır.

İki ülkenin 1940'larda arka arkaya bağımsızlık ilan etmesinden sonra, Lübnan'ı kendi topraklarının bir parçası olarak gören Suriye, bu ülkeyi bir devlet olarak kabul etmeyi ve diplomatik ilişki kurmayı reddetmiştir. Ancak batıyla ilişkilerini geliştirmek ve Hariri Suikasti sonrası gerginleşen ilişkileri yumuşatmak amacıyla Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, geçtiğimiz Ağustos ayında Suriye'yi ziyaret eden Lübnan Devlet Başkanı Mişel Süleyman'la birlikte Şam'da yaptığı açıklamada, iki ülkenin büyükelçilik düzeyinde diplomatik ilişki kurmayı kararlaştırdığını açıklamış ve Lübnan’da Suriye Büyükelçiliği açılmasına karar verilmiştir. Böylece Suriye, Lübnan’ı bir devlet olarak tanımış olacaktır.

Lübnan ve Suriye arasındaki bu radikal değişime rağmen iki ülke arasındaki ilişkiler, Sünniler tarafından Trablus’taki Arap Aleviler’e (Nusayrilere) yönelik saldırıların ardından, Suriye’nin Lübnan sınırına asker yığmasıyla gerginleşmiş ve Suriye’nin Lübnan’ı yeniden işgal edeceği söylentilerine yol açmıştır.

Bu ortamda, Mişel Aun’un Suriye ziyareti, sürpriz ve Lübnan-Suriye ilişkilerinde yeni bir sayfa olarak nitelendirilmiştir. 1989 yılında Lübnan’da başbakanlığa vekâlet eden ve Lübnan ordusunun komutanı olan Mişel Aun, Suriye askerlerini Lübnan'dan çıkarmak için mücadele etmiştir.  Başarılı olamayan Aun, bunun üzerine 15 yıl sürecek bir sürgün için Fransa'ya kaçmak zorunda kalmış, ancak 2005 yılında Suriye’nin Lübnan’dan askerlerini çekmesi üzerine ülkesine geri dönmüş ve Suriye destekli Hizbullah’ın başını çektiği muhalif ittifaka katılmıştır. Suriye askerlerine karşı verilen 'kurtuluş savaşının' komutanı olarak ün kazanmış Lübnanlı Hıristiyan lider Mişel Aun, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad tarafından Lübnan’a gönderilen özel uçakla Şam’a gitmiş ve Esad’la görüşerek tarihi bir değişime imza atmıştır.

Yapılan bu ziyaretin hem Ortadoğu hem de Suriye-Lübnan ilişkileri açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Batılı devletlerin Lübnan’a özellikle askeri ve ekonomik konularda yardım yaptığı bilinmektedir. Bu yardımlarla Lübnan’ın Suriye karşısında güçlendirilmeye ve ülkedeki Suriye etkisinin kırılmaya çalışıldığı düşünülmektedir. Zira Suriye’nin Lübnan’daki etkisinin, İsrail’i tedirgin ettiğini ifade etmek mümkündür. Özellikle bu tedirginlikte, 2006 yılında yaşanan savaşın büyük payının olduğu söylenebilir. Suriye Devlet Başkanı Esad’ın Lübnan’la diplomatik ilişki kurma çabasının ise bu girişimlerin etkisini kırma ve Suriye’nin yeniden Lübnan’da nüfuz kazanmasına yönelik olduğu öngörülmektedir. Öte yandan Suriye’nin, Lübnan’daki her kesimle görüşerek ve devlet olarak ilişki kurarak yakınlaşmak istediği düşünülmektedir. Bu noktada Suriye’nin, Türkiye’nin arabuluculuğunu yaptığı İsrail ile müzakerelerde eline bir koz daha almak istediği ifade edilebilir. Ayrıca her ne kadar bölge politikaları açısında Suriye ve İran’ın yakın olduğu sıkça dile getirilse de, Suriye’nin, İran’ın özellikle bölgeye yönelik politikalarından rahatsız olduğu, hatta belli konularda rakip oldukları düşünülmektedir. İran’ın Lübnan’daki boşluğu Hizbullah’la doldurmaya çalıştığını, Suriye’nin de İran’ın etkisini kırmak amacıyla hem Hizbullah’a hem de Lübnan’daki devlet kurumlarına destek verdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu noktada Suriye’nin İran’la aynı ata oynayarak, hem İsrail ile görüşmelerde İran’la işbirliği yaptığı kozunu kullandığı hem de İran’ı sınırlandırdığı söylenebilir.

Bilgay DUMAN

5 Aralık 2008

http://www.globalstrateji.org/TUR/Icerik_Detay.asp?Icerik=1665



Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_002.jpg

En Son Yorumlar