PAKİSTAN’IN SORUNLARI DERİNLEŞİYOR / Ali KÜLEBİ
Perşembe, 23 Ekim 2008 08:38
ABD Genelkurmay Başkanı Amiral Mike Mullen’in ve Afganistan’daki İngiliz Birlikleri Komutanı General Mark Carleton-Smith’in dediği gibi Amerika’nın Afganistan’daki savaşı kazandığı veya kazanmak üzere olduğunu söylemek olası değil. ABD’li siyasilerin aksine askerlerin konuyu ortaya daha net koymalarındaki en önemli etken Kabil’e kadar yaklaşmış olan Taliban’ın etkisinin dalga dalga yayılıyor olması.

Askeri başarıdan oldukça uzak olan Amerikan gücünün, çaresizlik içinde savaşı Afganistan dışına taşı(r)ma gayreti içerisinde olduğu da gözlerden kaçmıyor.

Amerikan ve Pakistan güçleri 15 Eylül 2008’de Pakistan topraklarında çatışmaya girdi. Bölgedeki yerel kaynaklara göre Taliban’ın yoğun olarak kontrol altında tuttuğu Kuzey Batı Aşiretler Bölgesindeki Güney Veziristan’a, Pakistan’ın izni olmadan Bush’un onayıyla geçtikleri söylenen ABD askerleri Pakistan sınır birlikleri ile bir süre çatıştıktan sonra çekilmek zorunda kalmışlardı.

 3 Eylül 2008’de de, yine Güney Veziristan’daki Cela Kel köyüne Amerikan komandolarının havadan yaptıkları saldırı ile El-Kaide militanlarının öldürüldüğü söyleniyor. Bilahare bu saldırı sonucunda ölenlerin sivil olduğu iddiaları üzerine Devlet Başkanı Pervez Müşerref ve Genelkurmay Başkanı Eşfak Kayani saldırıyı kınayıp Pakistan topraklarını dışarıdan gelecek her türlü müdahaleye karşı koruyacaklarını kararlı bir şekilde açıklamıştı. Bu açıklamanın arkasındaki itici güç, Pakistan halkının yüzde sekseninin, Amerika’nın kendi topraklarında El-Kaide’ye saldırıda bulunmasına kesinlikle karşı olması.

PAKİSTAN’IN ÇOK CEPHELİ MÜCADELESİ

Pakistan, stratejik konumundan dolayı yıllardır çetrefilli sorunlar yaşıyor. Daha doğrusu yaşatılmaya mecbur kılınıyor. Çünkü Pakistan, Orta Asya’ya açılan yollar üzerindeki Afganistan’ın Hint Okyanusu’na açılan kapısı. Afganistan’ın tarih boyunca yürürlüğe konulmuş İngiliz, Rus ve nihayet Amerikan siyaseti açısından da önemi ortada. Pakistan yıllar boyu bu devletlerin Afganistan siyasetlerinde olumlu veya olumsuz taraf olmuş ve ama hiçbir zaman bitaraf olmamış, olamamıştır. Öte yandan, Pakistan yine büyük güçler veya komşuları tarafından kışkırtılan terörle de savaşıyor.

Pakistan hem Belucistan’la ilgili etnik terörle hem de ülkenin hemen her yerine yayılan köktendinci terörle savaşıyor. Karşısında gizli veya açık bir şekilde Hindistan, Rusya ve Amerika var. Amerikan Armed Forces Journal’da Yarbay Ralph Peters’ın yayınladığı o ünlü harita, Amerika’nın Pakistan’ı bugünkü halinde ve büyüklüğünde görmek istemediğinin kanıtı. Yine Pakistan’ın başına bugünkü köktendinci terör belasını açanın, Afganistan’ı işgal eden Sovyetler Birliği’ne karşı Mücahidin Örgütü’nü kurup, silahlandırıp savaştıran ve 1989’da Sovyetleri Afganistan’dan çıkarttıran Amerika’nın olduğu biliniyor.

Pakistan ile ilgili Hindistan’ın çabalarının ise aralarındaki konvansiyonel savaşlardan sonra iki tarafın da nükleer güce kavuşmalarıyla bu çabaların yeraltına inerek başka bir boyuta eriştiği de görülüyor. Pakistan’ın Hindistan’ı Belucistan’daki etnik-köktendinci terörü kışkırtmakla suçlaması ve Afganistan’daki konsoloslukları vasıtasıyla aleyhindeki çalışmaları desteklediğini iddia etmesi bunun göstergesi.

ABD ile olan sorunları hem yönetim düzeyinde hem de özellikle halk kesiminde giderek artan Pakistan, ABD’nin Hindistan ile nükleer bilgi ve teknoloji değişimi ve işbirliği anlaşması yapmasından da rahatsız. Ama Pakistan’ın ABD ile olan sorunlarının en önemli ve her iki tarafı da rahatsız eden noktası, ABD’nin Pakistan’ı kesinlikle bir nükleer güç olarak görmek istememesi. Esasen ABD’nin geleneksel olarak hiçbir Müslüman ülkeyi nükleer güç olarak görmek istemeyişine buna rağmen Pakistan’ın bunu başarması, ABD’yi hep rahatsız etti. Rahatsızlık son günlerde iyice su yüzüne çıktı.

ABD Pakistan’daki karışıklıkların artmasından ve nükleer silahların radikal dincilerin eline geçmesinden duyduğu endişeyi dile getiriyor. Bu rahatsızlık artık İran’ın nükleer güç olma hevesinden de daha önemli bir boyuta erişmiş durumda. Buna karşılık Pakistanlı yetkililer de nükleer silahlarının, çok sıkı güvenlik önlemleri altında korunduğunu ve istenmeyen güçlerin eline geçmesinin olanaksız olduğunu söylüyorlar. Bu gelişmeler ışığında Amerikalıların, Pakistan’ın nükleer silahlarının kendileri tarafından kontrol edilmesi gerektiğine dair aşırıya kaçan emelleri olduğuna dair izlenimler var. Pakistan’daki karışıklıkların artmasının ABD’ye böyle bir fırsatı sunacağına dair senaryolar bile söz konusu. Bu husus, zaten kırılgan olan bölgesel barış ve istikrarı sarsacak, ortalığı daha da çok karıştıracaktır.

PAKİSTAN’IN GÜÇLEŞEN MÜCADELESİ

Yaklaşan Amerikan seçimleri nedeniyle giderayak Amerikan halkına kendince bir sürpriz hediye sunarak El-Kaide liderlerini ele geçirmek isteyen Bush Yönetimi’nin bu hevesi son mali krizle ertelenmiş, halk deyimi ile “kursağında kalmış” ise de Amerikalıların Pakistan topraklarındaki sınırlı ve noktasal saldırılarının süreceği söylenebilir. Bu saldırıların Amerika açısından ciddi ölçüde gerekli olduğu konusunda ABD askeri ve siyasi çevrelerin görüş birliği varsa da egemen bir ülkenin topraklarına gizli ve gayri meşru harekatların yapılması kabul edilemez. Kaldı ki Pakistan halkının bir zamanlar oldukça ılımlı ve hatta sıcak baktığı Amerika’ya giderek düşmanlaşması da Amerikan düşmanlığını körükleyen, yanlış, agresif ABD politikalarının bir uzantısıdır.

Amerika’nın teröristlere yataklık yaptığını söylediği Kuzey Batı Aşiretler Bölgesi’nin Pakistan açısından önemi yalnız ABD ile ilişkilerinde değil kendi açısından da tartışılmaz bir özellik taşımaktadır. Yani Pakistan’ın Afgan sınırındaki bu savaşı yalnız kendisi için değil, ABD için de önemlidir. Ne var ki ABD’nin geçmişte Sovyetlere karşı örgütlediği Mücahidin örgütünün giderek güçlendiği bir süreçte, dış güçlerin Taliban desteği, Afganistan’daki ekonomik koşulların zorluğu, Amerikan güçleri ve NATO askerlerinin Afganistan’daki yerli halka zarar veren eylemleri ve yerli halkın afyon üretimiyle, Taliban askerliğinden başka ekonomik hiçbir seçeneğinin olmaması Pakistan’ın Aşiretler Bölgesi dışında bile giderek sıkıntıya girmesine neden oluyor.

Doğu Afganistan’daki Taliban güçlerinin komutanı Seracettin Hakkani ve Pakistan’daki birçok intihar bombacısının yaptığı eylemin sorumlusu görülen Beytullah Mehsud’un bölgede güç ve taraftar kazanmaları gözlerden kaçmazken Pakistan Ordusunun çok cepheli mücadelesinde bütün Taliban güçlerine karşı toplu bir müdahalede bulunamayacağı uzmanlarca dile getirilmektedir. Bu nedenle, General Kayani’nin, Amerikalıların istediği ölçü ve derinlikte müşterek bir saldırı için talep ettikleri desteğe karşılık, başta General Mullen, CENTCOM Komutanı General Petraeus ve Afganistan’daki NATO güçleri Komutanı General McKiernan’dan başta taarruz helikopterleri olmak üzere ciddi ölçüde silah ve teçhizat yardımı istediği söylenmektedir.

Buna ciddi ve olumlu bir yanıt vermeyen Amerikan tarafının ise eğer ellerinde ciddi bir istihbarat varsa, önceden haber verip izin almadan Pakistan’daki önemli Taliban veya El-Kaide üslerini vurma hakkını kendilerine sakladıklarına ilişkin bir açıklamayı General Kayani’ye bildirdikleri söylentiler arasındadır. Nitekim daha önce değindiğimiz 3 Eylül operasyonunun bu görüşmeden gerçekleşmesi bu hususu bir anlamda teyit etmektedir. İşte bundan sonra da Pakistan, topraklarında yapılan izinsiz operasyonlara silahla karşı koyacağını açıklamıştır ki bu konu ciddi bir gelişmedir.

Ancak bu gelişmenin üstüne Kuzey Veziristan’a ABD insansız uçaklarının dört kez daha saldırması, görünürde Pakistan ve ABD askeri yetkililerinin birbirlerine karşı takındıkları sert tutuma rağmen el altından belli ölçülerde anlaşma içerisinde olmaları ihtimalini akla getirmektedir. Buna karşılık Amerikan tarafının özellikle iddia ettiği üzere Pakistan İstihbarat Servisi ISI’nın Hakkani ile ilişkisi olduğu ve hatta bu ilişki nedeniyle Hakkani’nin müttefiki Mehsud’u, saldırılarını Pakistan’a değil Afganistan’a yönlendirmesi konusunda ikna ettiği de iddia edilmektedir.

Bütün bunlar bu stratejik bölgedeki satranç oyununda tarafların işlerinin ne ölçüde hassas ve çok yönlü olduğunu gözler önüne sermektedir. Burada işaret edilmesi gereken husus, ABD’nin Afganistan savaşında en çok zarar gören tarafın Pakistan olduğudur. Pakistan bu mücadelede ekonomik ve siyasal açıdan zarar görürken özellikle Aşiretler Bölgesi’nden gelen teröristler nedeniyle geçtiğimiz yıl 1500’den fazla Pakistanlı hayatını kaybetmiştir. Pakistan’ın koalisyona dayanan bir yönetimle çoğu askeri çözüm bekleyen çok cepheli bu savaşları kazanması zor gibi gözükmektedir.

Afganistan’daki sorunların ve Taliban’ın güçlenmesinin Pakistan’dan kaynaklandığını iddia eden ABD’ye karşı Pakistan’ın da karşı tezleri, argümanları ve gerekçeleri vardır. Çünkü ABD gibi büyük bir askeri gücün Afganistan’da bastıramadığı sorunları, Pakistan’ın son derece sıkıntılı bir coğrafyada, ekonomik sorunlarla boğuşan ve giderek radikal İslam’a kayan bir topluma rağmen çözmesi hiç de kolay değildir. Unutulmamalıdır ki bölgedeki Radikal İslam’ın temelleri bizzat ABD’nin kendisi tarafından atılmıştır.

Kaldı ki Afganistan’daki savaşın kaybedilip kaybedilmemesinin ABD’nin ne kadar umurunda olduğu da ayrı bir soru işaretidir. Afganistan’ın sürekli kaynayan kazan olmasının ABD için bayrak gösteremediği Orta Asya’da bulunma nedeni olacağı da mikro ya da makro ölçekli bölgeye ilişkin tüm analizlerde dikkate alınmalıdır. Ancak hiç şüphe yok ki her ne olursa olsun ABD’nin izlediği bu politikaların ortaya çıkaracağı zararların Pakistan’a ağır bedeller ödeteceği de su götürmez bir gerçektir.

 

http://www.tusam.net/makaleler.asp?id=1422



Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_012.jpg

En Son Yorumlar