|
Kafkasya’da patlak veren son savaşın nedenini sadece Gürcistan’ın Güney Osetya Özerk Bölgesi’ne yönelik düzenlediği operasyona veya Rusya’nın Gürcistan’ı işgaline indirgememek gerek.
Bu savaş, Rusya Federasyonu’nun ABD’nin küresel hegemonyasına karşı direnişinin simgesi olarak nitelendirilebilir. ABD’nin 2001 yılındaki Afganistan operasyonu, 2003’teki Irak işgali; İran’a yaptığı baskılar; Rusya Federasyonu etrafında gerçekleşen renkli devrimler; Füze Savunma sistemi ve NATO’nun doğuya doğru genişlemesi Rusya’nın içine sindiremediği gelişmelerdi. Bu nedenle son Kafkasya Savaşı’nın gerçek nedeninin ne olduğunu söylemek için henüz çok erken. Son savaşla Saakaşvili’nin hatası Rusya için bir fırsat olmuş ve Rusya Batı’nın bölgedeki küçük bir müttefiki üzerinden bölgeye ve dünyaya mesaj vermiştir. Sadece Rusya’nın değil ABD’nin de bu krizi bölgesel politikaları açısından bir fırsat olarak gördüğü söylenebilir. Savaşın başlamasıyla Rusya ile Gürcistan arasında sıkışıp kalan Türkiye, Rus basını tarafından savaşa sebep olan devletler arasında gösterilmişti. ABD gemilerinin Karadeniz’e giriş talebi ise Türkiye-Rusya ilişkilerinde Karadeniz açısından yeni bir dönem başlatacak gibi görünüyor. Gelişmeleri Arkadan Takip Eden Türkiye Savaşın başladığı gün, savaşa neredeyse tüm dünya gibi Türkiye de hazırlıksız yakalandı. Rusya’ya karşı Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü desteklediğini açıklayan Türkiye bir an önce savaşa bir son verilerek sorunun barışçıl yollarla çözülmesini istedi. Türkiye’nin bu tutumu Rusya’nın Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne karşı eylemleriyle çatışıyordu. Rusya’nın Gürcistan’a karşı operasyonu ise Türkiye’nin Kafkasya politikasıyla çatışıyordu. Türkiye’nin Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü desteklemesi bir kaç açıdan doğru bir yaklaşımdı. 1. Ayrılıkçı bir terör örgütüne karşı mücadele eden Türkiye’den böyle bir adım bekleniyordu. 2. Gürcistan’ın parçalanması Gürcü devletinin zayıf düşmesi anlamına geliyor ki, Türkiye bunu istememektedir. 3. Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını kazanması Türkiye’nin stratejik müttefiki Azerbaycan’ın işgal edilmiş topraklar meselesini de ilgilendiriyordu. Bu hengâme arasında Türkiye’nin savaşla ilgili attığı her adımının doğru olduğunu söylemek maalesef mümkün değil. 11 Ağustos 2008’de basın açıklaması yapan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Tayyip Erdoğan bölgesel sorunların barışçıl yollarla çözümlenmesi için Kafkasya’da yeni bir yapılanma teklifinde bulundu. Önceden düşünülmeyen, duruma göre hazırlanan bir öneri olduğuna göre, Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu’nun içi doldurulmamıştır. Genel olarak tanımlama ise, coğrafi esaslı, bölge barış ve güvenliğini sağlayacak, ekonomik işbirliği ve enerji güvenliğini içerecek genel ifadelerle tanımlanan bir platformdur. Erdoğan, 13 Ağustos’ta Moskova’yı ziyaret ederek Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Dmitri Medvedev, Rusya Federasyonu Başbakanı Vladimir Putin ve Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la görüşerek bölgedeki sorunların barışçıl yollarla çözülmesi için Kafkasya İstikrar ve Güvenlik Paktı’nı önerdi. Aynı öneriyi 14 Ağustos’ta Gürcistan’da görüştüğü Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili’ye ve 20 Ağustos’ta Azerbaycan’da görüştüğü Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’e de yaptı ve her iki liderden de olumlu yanıt aldı. Azerbaycan ziyareti öncesi bu teklifin Ermenistan’a da yapacağını açıklaması ise Türkiye’de ve Azerbaycan’da tartışmalara ve eleştirilere neden oldu. Bazı uzmanlar son dönemlerde Türkiye-Ermenistan arasında devam eden gizli diplomatik görüşmeleri de dikkate alarak bu teklifi Türkiye’nin “yine yeni bir Ermenistan açılımı” olarak değerlendirdi. Bölge devletlerinin arasında çeşitli etnik sorunların ve toprak sorunlarının yaşandığı düşünüldüğü zaman Erdoğan’ın teklif ettiği bu platformun devlet liderlerince kabul görmesinin farklı nedenlerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Rusya bu pakta Gürcistan işgaline karşı artan uluslararası baskıları bir nebze de olsa kırmak için; Gürcistan Rusya işgalinin ilerlemesini durdurmak için; Azerbaycan ise Türkiye’yi kırmamak Rusya’yı kızdırmamak onay verdi. Henüz resmi teklif almayan Ermenistan ise yalnızlıktan kurtulmak için bu teklifle olumlu bakmaktadır. Dolayısıyla bu platformun gerçekleşmesinin zor olduğu; gerçekleşse bile işlerlik kazanmasının da oldukça zor olduğu görülüyor. Çünkü Güney Kafkasya bölgesinde devletlerarasında ulusal ve dış politika çıkarlarındaki farklılıklar bu tür paktların kurulmasının zor, işlemesinin çok zor olduğunu göstermektedir. Örneğin, 1918 yılında Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan arasında kurulan Zakafkasya Seymi sadece 2 ay sürmüştür. Dış ve güvenlik politikalarındaki farklılıklar nedeniyle 26 Mayıs 1918’de Gürcistan’ın Seymi terk etmesiyle üç devlet arasındaki “zoraki” işbirliği çatışmaya dönüşmüştür. Günümüzde de bazı gelişmeler bu tür bir platformun işlerliğine ilişkin şüpheleri artırmaktadır. Bunun üç ana nedeni var. 1. Platforma üyeliği söz konusu olan devletlerin arasındaki toprak sorunları. Rusya-Gürcistan arasındaki Abhazya ve Güney Osetya sorunu ve Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal etmesi. 2. Rusya faktörü. Rusya bu bölgedeki etkinliğini ikinci bir güçle paylaşmak istememektedir. Son savaşın nedeni de aslına bakılırsa pek dile getirilmese de budur. Rusya’nın Türkiye’nin teklifini kabul etmesi bu bölgede yeniden kazandığı etkinliğini Türkiye ile paylaşması anlamına gelir. 3. Azerbaycan ve Gürcistan böyle bir platformun işlerliğini istemeyecektir. Çünkü bağımsızlıklarından günümüze kadar bu iki devlet Rusya’yı bölgenin dışında tutmaya çalışmıştır. Dolayısıyla Zakafkasya Seymi’nde olduğu gibi Kafkasya Güvenlik ve İşbirliği Platformu üyesi olacak devletler arasında da çok büyük sorunların olduğunu görmekteyiz. Seym dışında günümüzde bile eski SSCB ülkeleri arasında kurulan bu tür yapılanmaların işlerliğini yitirmiştir. Bölge ülkelerinin Rusya ile birlikte içinde olduğu diğer örgütler BDT, Orta Asya Birliği, ve benzerleri de işlememektedir. Montrö’nün Değiştirilmesi Gündeme Gelebilir Bu savaşta Türkiye’nin sıkışıklığını gösteren diğer bir gelişme ise Karadeniz’de yaşandı. Montrö Antlaşması Karadeniz’in girişinde ve İstanbul boğazlarında Türkiye’nin egemenliğini belgeleyen bir anlaşmadır. 1936 yılında imzalanan Montrö Antlaşması imzalandığı günden bu yana Rusya ve ABD tarafından değiştirilmek istenmektedir. 1946 yılında, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sırasında bazı Alman ve İtalyan savaş gemilerinin ticari gemiyimiş gibi Karadeniz’e geçmesine izin verdiğini, öne süren SSCB Baş Katibi Josef Stalin, sözleşmenin tekrar gözden geçirilmesini istedi ancak ABD ile İngiltere’nin de desteğini alan Türkiye sözleşmenin gözden geçirilemeyeceği üzerinde ısrar edince, Stalin bu talebinden vazgeçmiştir. Bir diğer değişiklik işaretleri ise ABD’den, Irak Savaşı sırasında vgündeme gelmişti. NATO’nun doğuya genişlemesi ve Karadeniz’in enerji koridoru olma özelliği nedeniyle stratejik bir önem kazanması ABD’nin bu denizde askeri gemi bulundurma isteğini uyandırmıştır. Fakat bu defasında da Rusya ve Türkiye işbirliği yaparak ABD’nin Karadeniz’e askeri gemi bulundurma talebine karşı çıkmıştır. ABD’nin Gürcistan’a "yardım" gerekçesiyle toplam 140 bin tonluk iki askeri hastane gemisi gönderme planı Türkiye tarafından Montrö’ye uygun olmaması nedeniyle önce kabul edilmedi. Bunun üzerine planını değiştiren ABD çok daha küçük tonajlı savaş gemileriyle boğazları geçmek için plan yaptı. 21 Ağustos’ta İspanyol "Almirante Juan de Borbon" ve Alman "FGS Lübeck" gemileri Romanya ve Bulgaristan limanlarını ziyaret etmek için boğazları geçti. Rusya tarafı NATO gemilerinin geçmesini dikkatle takip ederek Ukrayna’daki üslerinden kalkan Rus Karadeniz filosu gemileri ayrılıkçı Abhazya’nın Karadeniz sınırlarında dolaşan filodaki gemi sayısını artırdı. 22 Ağustos 2008’de ABD’nin, Gürcistan’a insani yardım göndermek için Türkiye’yle anlaştığı 9 bin tonajlık USS McFaul adlı destroyer ile 3 bin 250 tonajlık US Costguard Cutter Dallas adlı sahil güvenlik gemisi ile “Mcfaul” adlı destroyer Boğazlar’dan geçti. Bu geçişler Montrö boğazlar sözleşmesine uygun oldu fakat bu gelişmenin hukuki ve siyasi sonuçları tartışmaya açıldı. Hukuki olarak ABD’nin uzun zamandır Karadeniz konusunda diretmesi zaten biliniyor ve bu girişimler Montrö Boğazlar Sözleşmesini ilgilendirdiği için sözleşmenin değiştirilmesi isteği olarak kabul edilmektedir. Bunun dışında ABD savaş gemilerinin Montrö Boğazlar Sözleşmesine uygun ve insani yardım taşıma amaçlı geçmesi Rusya’nın Montrö ile ilgili tutumunun değişmesine neden olabilir. Bu bağlamda Rusya bölgesel güvenlik ve istikrar adı altında Montrö’nün tekrar gözden geçirilmesini talep edebilir. Gürcistan’ın müttefiki ABD’nin savaş gemilerinin boğazları geçerek Gürcistan’a insani yardım götürmesi insani ve hukuki boyutunun dışında da önemli bir anlam ifade etmekteydi. ABD’nin savaş gemilerinin boğazları geçerek Gürcistan’a gitmesi Rusya’ya karşı Gürcistan’a verilen siyasi bir destektir. ABD Rusya’ya karşı Türkiye ve Montrö sözleşmesini kullanarak bir mesaj verdi. Türkiye Rusya’ya karşı verilen mesaj için aracı durumuna düştü. ABD Savunma Bakanlığı Gürcistan'a insani yardım faaliyetleri konusunda Rusya'ya bilgi verdiklerini açıklamasına rağmen Rusya bu gelişmeyi kaygı verici buldu. Rusya bu açıklamada ABD’nin ismini telaffuz etmedi ve gemilerin geçmesini kaygı verici olarak değerlendirdi. Bu açıklama ABD’ye karşı Karadeniz’de işbirliği yapan Türkiye’ye de verilen bir mesajdı. Dolayısıyla son savaşta ABD’ye, “ya Gürcistan ya biz” mesajını veren Rusya, krizin derinleşmesi durumunda Türkiye’ye de “ya Rusya ya ABD” mesajını verebilir. http://www.tusam.net/makaleler.asp?id=1384
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne