Prof. Dr. TÜRKKAYA ATAÖV Amerikan tekelci sermayesi toplam bir trilyon dolara yaklaşan zararla boğazına değin batmış durumda. Bu nedenle, Washington’daki birleşik yönetimden 1929 Ekonomik Bunalımı‘ndan bu yana en büyük ölçekte ivedi bir kurtarma eylemi bekliyor ve Beyaz Saray ile Kongre’de bu yöndeki baskısını arttırıyor. Bu gidişin Amerikan ve (Türkiye dahil) tüm öteki devletler üstünde olumsuz etkileri olacağı şimdiden söylenmelidir. Bu konuda bilmemiz gerekenler çok ve çeşitlidir. İlk usa vuran şu: Amerikan tekelci sermayesi, ekonomik batağa yuvarlananlar sıradan kişiler ya da ufak işletmelerse ve bunlar nefes alabilmek için devlet desteği bekliyorlarsa, böyle bir arka çıkışın “serbest pazar” dedikleri ilkelere, giderek (kendi anladıkları biçimde) demokrasiye aykırı olduğunu söylemekte geç kalmazlar. Ama, bu kez dev kuruluşların kendileri tepetaklak gidiyorlarsa, merkez bankasının kapısına yüklenip olağanüstü destekte diretirler. Onlara göre, yönetim para babalarının yalnız devlerini kurtarmalıdır, bu kurtarışın bedelini son değerlendirmede gene sıradan halk ödeyecekse de. Oradaki çöküşün temel nedeni de devletin tekelci sermayenin koruyuculuğuna soyunmuş olmasıdır. Bunun yarattığı uçurum ölçüsündeki eşitsizlik, sermayeciliğin kötü işlemesinden doğmuyor; gerçek şu ki, sermayeciliğin doğal sonucu budur. Amerikan toplumu çürümüşlüğe saptığı için eşitliği ayaklar altına almıyor; eşitliği çiğnediği için çürümesi engellenemiyor. *** Bu çifte ölçüdeki ikiyüzlülüğü şimdilik bir yana koyalım. ABD için başka yaşamsal bir sorun ulusun (dev sermayenin doğasından gelen) bir kara yıkımla karşı karşıya olduğu gerçeğidir. Toplumsal piramidin doruğundaki binde bir, giderek on binde bir azınlık şimdi görülmemiş bir desteğin peşinde. Ne var ki, kurtarma eylemini yapacak olanlar aynı zamanda bu kara yıkımı hazırlayanlar. Aynı kişiler para getiren ürünlerin ederlerini yükseltip kârlarını arttırarak aşırı zenginlik peşinde koştular ve bu yolda resmi devlet kuruluşlarıyla uyum içindeydiler. Ancak, bu oyun da batağa saplandı ve hileleri (görenler için) artık ortaya dökülüyor. Amerika’da ve kürenin dört bir köşesinde yüz milyonlarca insan bu iflasın acımasız kurbanları olacak. Resmi çevreler (1930’larda olduğu gibi) gene “düzeni kurtarma” arayışı içinde. Bu arayış kimi özel kuruluşları devletleştirme seçeneğiyle de sonuçlanabilir. Şimdilik, Bear Stearns ve J. P. Morgan’a milyarlarca dolar kredi güvencesi vermekle işe başladı. Ama bunların stok ederlerinin ve ana mallarının değer yitirişini önleyemedi. Merkez bankasının birkaç yüz milyar dolarlık yardım sözüne karşın çöküşün durmadığına bakılırsa, başka yaklaşık yirmi özel kuruluşa söz verilen sonu-açık krediler de yararlı olmayacağa benziyor. Sorunun demokrasiye ters düşen başka bir yanı da, devletle tekelci sermayenin anlaşmalarının halktan gizli yürütülmesidir. Amerikan merkez bankacılığı kuruluşu halkın çıkarının simgesi ve bu nedenle onun önünde sorumlu olmak zorundadır. Ancak, uygulamada yaptığı küçük bir azınlığın aşırı kârlarını korumak ve kendi yanlışlarını örtbas etmektir. Bu bunalımın küreye yayılışına gelince: Sorunun AKP’yi ve Türkiye’yi ilgilendiren bir yanı ekonomik bunalımdan doğacak ürkünün sermayeyi küre ölçüsünde kaçıracağıdır. Bu hasta sistem (Türkiye dahil) nereleri zehirlediyse, oralarda beklenen yabancı yatırımlar (en azından beklendiği ölçüde) olmayacaktır. Sermayeci düzen yatırımı halk için gerekli üretim alanlarına yoğunlaştırmayıp tehlikeli bir dengesizliği zaten yaratmış olduğundan, Wall Street’in başını daha dün çekenlerden kimilerinin ana varlıklarının ucuza kapatılmaları artık söz konusudur. Amerikan sermayesinin böylesine yığınsal biçimde erimesi bu devletin yabancılar önündeki (ve zaten görülmemiş yükseklikte seyreden) borçlarını birkaç kez katlar. Bunun bir sonucu da Amerika’yı Asya ve Arap sermayesinin istilasıdır. Kapıyı çalan yıkımın bu yılın sonundaki seçimleri bekleyecek gücü de yok. Ancak, başkan adayları bu temel soruna değinmiyorlar. Düzeni bir ölçüde kurtarabilmek için 1930’ların F. D. Roosevelt siyasetini gündeme getirenler bile kendilerini duyuramıyor. Bu çöküş Türkiye’yi de şaşırtıcı biçimde yakalayabilir. O zaman, en fazla şaşıranlar da AKP’liler ve yandaşları olacaktır.
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne