|
'Pek çok konuda da AB istiyormuş gibi yapıp kendi isteklerini yasalaştırıveriyor.'
İnandım artık. AKP Avrupa Birliği’nin değil, kendi paşa gönlünün istediklerini yapıyor. Kopenhag Kriterleri değil, Ankara Kriterleri geçerli bu ülkede. Gerçi bazı konularda AB kodamanlarının istediklerini yapmak istiyor, fakat şiddetli bir dirençle karşılaştığı ya da karşılaşacağını düşündüğü için, en azından şimdilik, yapamıyor. Kıbrıs konusu, Kürt sorunu gibi çetrefil konularda AB ya da ABD formüllerini çok istemesine karşın gerçekleştiremiyor iktidar partisi. Ama pek çok konuda da AB istiyormuş gibi yapıp kendi isteklerini yasalaştırıveriyor. *** Şu bilinen askere sivil yargı konusundan söz etmiyorum. Onu zaten herkes biliyor. Ama herkes Kamu İhale Yasası’nın durumunu biliyor mu? Bilen biliyor, özellikle de kamudan iş alma, iktidarla iş bitirme yönteminde uzman müteahhitler çok iyi biliyor. Kodamanları kitap bile yazabilirler. Yazdılar zaten. Yapılan değişiklikleri üst üste koy kitap olur. 2002 yılında AB müktesebatına uysun diye yapıldı Kamu İhale Yasası. Sonra 2002’den 2009’a AKP döneminde 18 kez değiştirildi. Meclis’te son gün yapılan “Torba” değişiklikle de kamu ihaleleri Maliye Bakanlığı’nın denetimine, gözetimine ve kısacası emrine verildi. AB böyle mi istiyordu? Hayır, AKP’nin paşa gönlü böyle istiyordu. *** AKP, AB’nin başka bazı konulardaki isteklerini de zamana yaymayı tercih ediyor. Örneğin çalışma hayatını ilgilendiren düzenlemeler konusunda hem AB’nin hem de Uluslararası Çalışma Örgütü’nün istekleri var. AKP ne yapıyor? “Dur bakalım zamanı var” diyor. Zamanı gelince tüm çalışanlar sendikalı olacak. Ne zaman? Önce Türk-İş hizaya girsin, DİSK’in içi iyice boşalsın, Hak-İş semirsin, Kamu-Sen kamulara gelsin, halden anlar memur sendikaları hem kadrolar, hem itikat bakımından güvenilir olsunlar gerisi kolay. AB istese ne yazar, istemese ne yazar. AKP’nin paşa gönlü o zaman zaten sendikacılığın, sosyal demokratlığın âlâsını yapacak, hatta nasyonalinden sosyalist bile olacaktır. *** Bu durumdan AB yetkili organları şikâyetçi midirler? Hiç sanmıyorum. Onların çalışma hayatı ile ilgili konularda ısrarlı bir çaba içinde olmamalarının temel nedeni, kendi ülkelerinde de sendikal hayatla başlarının dertte olmasındandır. Orada da temel sorun işçi sınıfını hizaya sokmak, sendikaları serbest piyasanın değişmez kuralları içine sıkıştırmak olduğundan, daha çok görüntülerle ilgilidirler. Bu nedenle de AB anayasasına “serbest” piyasa ekonomisinin değişmez bir anayasa ilkesi olduğunu yazmaya kalktılar. Gerçi Fransa başta olmak üzere pek çok AB ülkesinde halktan yedikleri sillenin izi yüzlerinde hâlâ duruyor, ama yine de ancak kanun dairesinde sendikacılık yapılabileceği fikrinden vazgeçmiş değildirler. Bu nedenle de zaten kenarda kalmasına karar verdikleri Türkiye’de işçilerın hakkı hukuku pek de fazla ilgilendirmemektedir onları. Olsun, bizi ilgilendiriyor. Ne yapalım? Yapılacak iş, solun kendi hesaplaşmasını, ilkelerinden yola çıkarak, güncel sorunlarla boğuşarak gerçekleştirmesidir. *** Şu günlerde solculuk üzerine nutuk üstüne nutuk atan, her türlü dönekten yağ çıkarmaya çabalayan etrafını bilmez, ağyarını tanımaz ukala entel takımına ne diyelim peki? Mecbur değilsiniz ya, solcu olacaksanız eğer, emek sermaye ilişkisi konusunda bir fikriniz olması şarttır. Bunu es geçmek ya da üzerinden atlamakla, “şimdiki zamanın solcusu kapitalizmin ebediliğine inanır, emperyalizm gibi safsatalara kulak asmaz” türünden hafifliklerle solculuk mümkün değildir. Eskiden kalma bilgi kırıntılarıyla entelektüel olunmaz. Çünkü entelektüelliğin birinci koşulu iç düzendir, sistemli, analitik, diyalektik düşünebilme yeteneğidir. Daha önemlisi entelektüel pazara çıkmaz. Onun pazarı kendi iç dünyasıdır. Kendine hesap veremiyorsa zülfü de olsa, yağcı da olsa, medya pazarında belki, ama aydınların dünyasında alıcısı bulunmaz. GÜRAY ÖZ
|
link:
ne yazsam çıkmıyor çok sıkıcı...