BİZANS OYUNLARINA GELMEYELİM / NURTEN AKYAZILILAR
Cumartesi, 05 Temmuz 2008 07:43
10 gün kadar önce iki başlık kapsamında AB müzakerelerine yeniden başlanacağı ve Fransa Meclisinde Türkiye AB üyeliğini direkt ilgilendiren nüfus yoğunluğu kapsamındaki maddede geri adım atılacağı haberlerini ‘AB-NATO-GÜMRÜK BİRLİĞİ TEHLİKESİ’ başlıklı makalemde yorumlarken ‘dikkat’ demiştim. Çünkü AKP hükümeti, AB müzakereleri ne zaman başlasa Türkiye’nin ciğerlerinden bir damar kesiyordu… Yine hatırlayacağınız üzere ‘AKP kapatılma davası’ sürecinde, AB-D yönetimindeki kişilerce sık sık satır aralarına gizlenmiş tehditler, açık hakaretler aldık.

En son, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk açıkça, “Türkiye’de parti kapatılmasından dolayı, AB’nin sessiz kalmayacağını herkesin bilmesini istiyoruz!” dedi… Şu birkaç gün içinde neler yaşanmadı ki bu sözlerden sonra; Fransa Meclisi geri adım atmadı, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı hala amborgolu tavır takınıyor. Daha da vahim olan gündemler şöyle:

KIBRIS’TA TEK EGEMENLİK, TEK VATANDAŞLIK!!!

Talat, Hristofyas ve BM nezdinde Lefkoşe’de ara bölgede yapılan toplantı sonrasındaki açıklamaya göre liderler, “tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda prensipte anlaşmışlar! Kıbrıs Türklerinin hayrına olmayacağı belli olan bu birleşmenin, hangi çatı altında olmasının planlandığını yorumlamaya gerek yok sanırım. AKP hükümeti kapatılmazsa ve milli bir hükümet acilen iktidara taşınmazsa, şehitlerimizin kanı yerde kalacak ve Kıbrıs’ı kaybedeceğiz.

KARARIN AMACI: EKÜMENİKLİK

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, ekümenikliğin tanınmasına yönelik Türkiye’ye yeni bir dayatma getirdi. AKPM, ülkemiz adına, Gökçeada ve Bozcaada’da yaşayan, sayıları gittikçe azalmış olan Rum azınlıklara karşı olumlu tutum takınma çağrısı yapan bir tavsiye kararı aldı. CHP ve MHP’li temsilcilerin karşı çıktığı özellikle MHP’li Şandır’ın, “Bu karar Türk halkına hakarettir! Metnin tamamı okunduğunda Türkiye’de yazılıp AKPM’ye gönderildiği anlaşılıyor” demesi kararın vahimliğini ortaya çıkarıyor. AKPM kararı şöyle:

“Kararda Türk yetkililerinden acilen Gökçada’da bir Rum okulunun açılması, adada daha önce yaşayan ve istimlak edilmemiş olan toprak veya mülklerin eski sahiplerine geri verilmesi ve onların geri dönmelerinin sağlanması isteniyor. Her iki adada bulunan kültürel mirasın korunmasının da önemli olduğunun altı çizilerek, ‘Zarar gören doğal ve kültürel mirası da tamir edin!’ deniyor. Adada daha önceden yaşamış ve Türk vatandaşlığını kaybetmiş olan Rumlara Türk vatandaşlığına geri alınması, Gökçeada-Bozcaada ve Gökçeada-Yunanistan arasında deniz seferleri düzenlenmesi de istekler arasında sıralanıyor.

TÜRK, BAYRAĞINA CAN VERİR

“Kurtuluş Savaşına sürükleniyoruz”, “Emperyal güçlerin ve içerideki işbirlikçi yıkıcılarının tarihi hesaplaşması”, “Batı’nın Sevr hazımsızlığı” diye pek çok kere yazdım. ABD’nin bunca yıl barındırıp kolladığı, işbirliği yaptığı Fethullah Gülen’i Türkiye’ye tehdit edercesine gönderme kararı alması, Kıbrıs ve Adalar konusu, TSK’ni yıpratıcı beyanlar, ekonomik darboğaz, AKP Kapatılma Davası vb gündem konuları, ulusalcı kimliklerin gözaltına alınmasıyla birden arka planda kaldı.

İki hafta öncesinin gündeminde, PKK konusunda TSK’nin İran ile stratejik işbirliği ve istihbarat paylaşımında bulunduğu haberleri vardı. Sonuçta İran’a savaş açma kararında ısrarlı olan, Türkiye’nin ulus devlet yapısını ortadan kaldırmak için Kıbrıs, Adalar ve ekümeniklik ile sözde Kürdistan’ın tanınması konusunda ilerleme kaydetmek isteyen AB-D, ulusalcı kesimden ve TSK’den büyük tepki alacağı için böylesi bir gözdağı vermek istedi. AB-D emriyle, AKP muhalifi-ulusalcı değerli isimlerimiz; Türk oldukları, Türkiye ve Atatürk sevdalısı oldukları gerekçesiyle ve akılları sıra bu kişilerin onurlarını ayaklar altına alacakları şekilde gözaltına aldılar. Unutulmaması gereken nokta ‘Altın çöplüğe bile düşse altındır, değerinden bir şey eksilmez’. Ne mutlu onlara ki Türk olduklarını cümle aleme duyurdular.

Yaklaşık 1 yıldır iddianamesi bile hazırlanamayan, Ergenekon adını verdikleri operasyonunun önemli kanıtlarından olan Ümraniye gecekondusunda bulunan el bombalarını imha etmişler! Savcılıkta kayıt dışı ifadesi alınan emekli albay Erdal Sarızeybek’ten TSK aleyhine istihbarat istemişler! Sayın Sinan Aygün’ün tuvaletinden tutuklanması sonrası ne olduğu belirsiz bir silah bulundu! Tercüman gazetesi genel müdürünü suçluymuş gibi ellerini kelepçeleyerek götürenler, bugün serbest bıraktılar! Bitmez bunların arkası… Ve bütün bunlara siyasi değil, ‘hukuk çerçevesinde işliyor’ diyoruz, öyle mi?!!!

AKP’liler ve Soros’un malum çocukları, kapatılma dava süreci başladığında Cumhuriyet Başsavcısına hakaret hatta tehdide varan söylemlere girmişlerdi. Oysa ulusalcı gözaltılar başladığında, neşe içinde bunun bir yargı süreci olduğu ve saygı duyulması gerektiğini söylediler. Bunlardan biri olan Nazlı Ilıcak hanımefendi gözaltı sabahında tv programında, “Türkiye’nin bağırsaklarının temizlenmesi zaman alacaktır” demişti. Aynı ağzı paylaşan Bülent Arınç beyefendi de son göz altılarla birlikte yaşananların bir doğum sancısı olduğunu söylerken, “Bu sıkıntılar Türkiye'nin bağırsaklarını temizlemesidir. Türkiye ilk defa bu sancılarla karşılaşmadı. Ama halının altına süpürülen pislikler gibi yıllarca korkularak, ertelenerek, görmezden gelinerek bugünlere daha devası sorunlarla ulaştık" şeklinde ilginç konuştu...

Bağırsakların temizlenmesi konusunda çok haklı Arınç; yanıldığı konu burası Türkiye, Türk’ten temizlenmez. Türkiye’nin yıllardır bağırsaklarını tıkayanlar; Kürt şeyhlerinin liderliğindeki tarikatlardır ve evet tarih boyunca ara ara gaz sancıları yapıyorlar, bir müshile bakacaktır ilelebet temizlenmeleri… Türk ve Türkiye aleyhine yazıp çizen Soros kiralamaları ne olacak o zaman, bilemiyorum. Çok sevdikleri ABD, “Gelin kuzucuklarım” diye bağrına basacak mı ki onları… Kedinin ciğere baktığı gibi bakacaklar uzaklardan; “Bir fahişe için ülkeyi satarım” diyen gazeteciler, “1453’ten itibaren durum değişti ve egemenlik köpeklere geçti” diyen sözde tarihçi Taraf’lar…

YABANCIYA MÜLK SATIŞI TASARISI DA MECLİSTEN GEÇTİ

Can damarlarımızı özelleştirme adına yabancıya peşkeş çeken hükümet, sıcak para girişi tıkanınca Meclis Genel Kurulu’nda yabancılara mülk satışını öngören tasarıyı da geçirdi. Yasaya göre, yabancı uyruklu kişi ve kuruluşlar, uygulama imar planı ve mevzi imar plan sınırları içerisinde kalan toplam alanların yüzölçümünün yüzde 10’una kadar olan kısmında taşınmaz edinebilecek. Yabancı şirketlerin askeri yasak bölgeler, güvenlik bölgeleri ve stratejik bölgelerdeki taşınmaz edinimleri ise Genelkurmay Başkanlığı’nın iznine tabi olacak.

TARIM DA SANAYİ DE KALMADI: BAĞIMLI TÜRKİYE YARATTILAR

Bugünlere geliş sürecinde kendilerini zengin, Türkiye’yi ise fakir ve dışa bağımlı hale getirip ekonomisini çökerten AKP hükümeti, sadece AB-D’ye çalıştı. Çıkardıkları IMF ve Dünya Bankası fonları, toprak reformları ve tohumculuk yasalarıyla ülkemizdeki tarımı iyice durdular. GAP çalışmalarını örnek vererek bölgeden oy bekleyen AKP, burada da darboğaza girecektir. Tarım reformu konusunu, gazeteci arkadaşımız Dr. Cemalettin Özdoğan’ın, Egiad Yarın dergisinin 19. sayısında yayınladığı can alıcı makalesinden alıntılarla tamamlamak istiyorum. “Doğu’yu, Güneydoğu’yu gördünüz mü? Hani şu ‘kınalı kuzu’larımızın, davul-zurna ile gidip, Albayraklı tabutla döndüğü yer” diye başladığı makalesinde, “Bölgenin iki büyük sorunu terör de göç de oradaki yoksulluktan besleniyor; gerisi hikaye” diyor… Bölgedeki Aşiret-Ağa düzenine dikkat çeken Özdoğan, yazısına şöyle sürdürüyor:

“Tarım reformu ile desteklenmiş geniş kapsamlı ve adil toprak reformu terörü de göçü de önleyecektir. Anadolu’da toprak namustur, toprak güçtür, toprak hayattır; can suyudur. Toprak doymaktır, doymak… Toprak reformu hükümet tarafından başlatılan ya da desteklenen tarımsal alanların mülkiyetinin dağıtılmasıdır. Terim, sıklıkla çok geniş arazilere sahip olan çok az sayıdaki toprak sahibinden (ağalardan) bu toprakların alınıp onları işleyen bireylere ya da bu bireylerin oluşturduğu kolektif oluşumlara verilmesi anlamına kullanılmaktadır… Toprak reformu, ‘ağadan alıp marabaya vermekle’ yapılmaz. Toprak sahibi yaptığın köylüye, üretim aracı ve sermaye de vermek, yönlendirmek gerekiyor”. Yıllardır dile getirilen bu toprak reformunun hiçbir şekilde yürürlüğe konulamadığını vurgulayan Özdoğan, “Türkiye, terörü önlemek için döktüğü parayla bir değil, bin toprak reformu yapabilirdi” cümlesiyle noktaladığı makalesindeki can alıcı vuruşu şöyle yapıyor:

“Toprak reformuna en çok gereksinim duyan yörelerin ağaları aynı zamanda milletin vekilidir. ‘Oy Ağası’dır. Siyasiler onları incitmek istemez; işbirlikçisi ağanın toprağına el sürmez. Ağalık gibi milletvekilliği de babadan oğla geçtiği için durum hiçbir zaman değişmez. Terör örgütünün liderleri ve destekçileri arasında da ağa ve çocukları var. Belli ki şer cephesinde de güçleri olsun istiyorlar.”

AKP, belli bir sanayi stratejisi de geliştiremedi; Gümrük Birliği, kur politikaları, cari açıklar, yabancıya verilen özelleştirmeler vb neticesinde kendine Pazar ve üretim desteği bulamayan sanayici ve esnaf ta kepenk kapatmaktadır. Şu gerilim günlerinde yüklü miktarda para çıktığı haberleri de piyasaları daha da kasacaktır…

AKP-ABD İŞBİRLİĞİ

ABD’nin bağımsızlık yıldönümü kutlaması için büyükelçilik resepsiyonuna katılan Dışişleri Bakanı Ali Babacan, iki ülkenin dış politika gündemleri ile uluslararası ve bölgesel çıkarlarının büyük ölçüde örtüştüğünü ifade ederek, “İşbirliğimiz bölgede barış ve istikrarın tesisi açısından stratejik öneme haiz” dedi. Babacan, iki ülkenin 21. yüzyılda da küresel barışı ve istikrarı tehdit eden tehlikelere karşı ortaklaşa mücadele vermeyi sürdüreceğini de belirtti. AKP hükümetinin Afganistan, Pakistan, Lübnan, Irak’taki özgürlük ve demokrasi anlayışında ABD ile işbirliği yaptığını Babacan’ın bu son açıklamasıyla bir kez daha öğrenmiş bulunuyoruz.

İlaveten ABD’nin İran işgaline, Türkiye’nin destek vereceği anlamına mı geliyor bu açıklama? Gülen’in gönderilme hazırlıkları da olduğuna göre Semih Tufan Gülaltay’ın, “Fethullah Müslüman mı” adlı kitabında yer verdiği; Fethullah Gülen’in bir Müslüman olmadığı, Bahai lideri olduğu ve birinci gayesinin Türk devletini ele geçirmek, ikinci gayesinin ise, geçmişin intikamını almak için İran’ı istila edip, İran’la harbe girmek olduğu iddiaları yerini mi buluyor?

Yazımı noktalarken dikkatlerinizi çekmek istediğim bir başka konu ise; gerek Gülen okulları gerekse Soros işbirlikçilerinin ülkemizde özellikle çocuk ve gençlere yönelik eğitim-eğlence-net kapsamında sundukları gözboyama projeleridir.

Aman dikkat; çocuklarımızın beyni yıkanıyor…



Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_022.jpg

En Son Yorumlar