|
Eğer, Avusturya’daki Wiener Zeitung’un 11 haziran nüshası ,Aktüel Portre’ köşesinde hakkında bir yazı çıkmasaymış, bu Macarlı Miralay Dr. Abdullah Bey’den bi-haber yaşayacakmışım. Asil adı Karl Eduard Hammerschmidt olan bu zat 12 Haziran 1801 de Viyana’da doğmuş, orada felsefe okumuş, daha sonra tıp ve doğa bilimlerine merak salmışve 1837 de tıp doktoru olmus. Anestezi, ve entomoloji (böcek bilimi) konularında hayli uzmanlaşmış. Bu zat, 6 Ekim 1848’de başlayan ve 30 Ekimde kanlı bir şeklide bastırılan, Macarların „Viyana Ayaklanması“nda öncü rol oynayınca ve bu ayaklanmanın sonucu olarak Osmanlı’ya sığınır. Istanbul’a gelen Dr. Karl Eduard Hammerschmidt Mekteb-i Tibbiye-i Askeriye- Sahane’ye atanır. Avusturya’nın baskısı üzerine Şam’daki bir askeri hastaneye miralay rütbesiyle atanır, akabinde de Kırım Savaşı sırasında (1853-1855) doktor olarak görev alır, bu dönemlerde de müslüman olarak Abdullah adını alır. İşin ilginç yanı, o tarihten itibaren de fesini başından hiç çıkarmaz ve önceki ismini hiç kullanmaz. Savaşlarda pek çok sivil ve asker kişinin yaralanması, ölmesi, kaybolması sonucu oluşan insanlık ayıbını biraz örtmek için bazı kuruluşların gerekliliği üzerine 1863 yılında Cenevre’de uluslararası bir toplantı düzenlenmiş ve Osmanlı’da ilk çalışmalarını başlatmış. Bu hayata geçirilecek yardım kuruluşunun ilk calışmaları için Dr. Abdullah Bey görevlendirilir. Peki, bu görevi veren kim ? Asil adı Michel Lattas olan, Hırvatistan Plaski doğumlu Macar-Hırvat asıllı, 1828 de gene Avusturya’dan Osmanlıya sığınmış ve Ömer Lütfi ismini almış bir zat. Abdülmecit ve Abdülaziz döneminde başkumandanlıklar yapmış ünlü bir komutan. Abdülmecit’in velihatlığı döneminde onun hocalığını yapmış, 1852 Osmanlı-Rus savaşında Serdar-i Ekrem olarak başkumandanlığa yükseltilmiş, 1857 de Irak ve Hicaz ordularının başkumandanlığına, Bağdat ve Girit valilikleri gibi daha birçok hayli önemli görevleri başarıyla üstlenmiş bir asker, yani diğer adıyla Serdar-i Ekrem Ömer Paşa. Dr. Abdullah’a yardımcı olan iki şahıstan biri kim ? Hani bizim arada sırada, sabrımızın taştığı anlarda söylediğimiz „git derdini Marko Paşa’ya anlat“ dediğimiz ve gerçekten de hastalarını büyük bir sabırla dinleyen ünlü tıp doktoru Marko Paşa. Peki kim bu Marko Paşa? Asıl adı Marko Apostodilis olan Rum asıllı bir Osmanlı hekimi.Yunanistan’ın Syros adasında doğan Marko Paşa, Istanbul’da Mekteb-i Tibbiye-i Sahane’yi (Askeri Tibbiye) bitirerek mirlivarliğa (sancak beylerine verilen paşalık rütbesi) yükseltilir. Abdülaziz’in hekimbaşı olur. Dördüncü kişi ise Kırımlı Aziz Bey’dir. Üçü sonradan osmanlı ve müslüman olan bu dörtlü öncülügünde Kızılay’ın temelleri „Mecru-hin ve marza-i (merda-i) askeriyye imdad ve muavened“ adıyla 11 haziran 1868 de atılır. Bizde her zaman süregelen asker-sivil tartişmaları yüzünden pek fazla „hayırlı iş“ yapamayan bu kuruluş 14 Nisan 1877 de Osmanlı Hilal-i Ahmer olarak isim degiştirerek, bugün bildiğimiz çalışmalarına başlamış. Kızılay’ın tüzüğünden, kuruluşuna kadar hep işin başında olan Dr. Abdullah Bey bazı tarihcilere göre 30 Agustos, bazılarına göre 30 Eylül 1874 de, gene iş başında, Anadolu tren hattının geçtiği yol üzerinde arazi çalışması sırasında, güneş altında kaldığı için bir apopleksi ile yere yığılmış ve kira ile oturduğu evinde hayata gözlerini yummuştur. Önce Defterdar Camii mezarlığına gömülen Dr. Abdullah’ın cenazesi, yapılan bir yol nedeni ile başka yere nakledilir. 1994 senesinde, ölümünün 120. yıldönümünde Eyüp’teki mezarı tekrar inşa ediliyor. Bakın sonra neler oluyor ? Melih Aşık, Milliyet Gazetesi, Açık Pencere adlı köşesindeki 19 Kasim 2006 tarihli yazısında şunları yazıyor : „…..o yıl yerel yönetimleri Refah Partisi kazanıyor. Bir yıl sonra Eyüp ve Anakent Belediyelerinin marifetiyle “dönmedir“ diyerek, Abdullah Bey’in kemikleri Eyüp’ten alınıp, başka yere taşınıyor.Kabri dümdüz ediliyor.O gün Anakent Belediyesi Başkani Tayyip Erdogan’dır. Kızılayın kurucusu Abdullah Bey’in mezarı o günden beri kayıp.Kızılay’ın üstün hizmet madalyası verdigi kişi, Kızılay’ı kuran adamın mezarını yok edenle aynı kişi….Tam kara mizah…değil mi ?“ Sadece Türkiye’de değil, doğal afete ugrayan her ülkeye yardıma koşan, en kötü günlerinde onlara gece-gündüz demeden ulaşan, en büyük yardım kuruluşlarından biri olan Kızılay’ımızın kurulmasında en çok emeği geçen dört kişiden üçü (toplam 61 kişinin imzasi var kuruluş anlaşmasında) sonradan müslümanlığıi seçmiş, fakat en önemli savaşlarda başkomutanlığa, padişahların hocalığına, başhekimliğine, en netametli dönemlerde bölge valiliklerine kadar yükselmiş kişiler. 1968 de Abdullah Bey’in adına posta pulu çıkmış, fakat ondan sonrası ise bir vefasızlık zirvesi…. İnanıyorum ve eminim ki, Kızılayın hiç bir zaman değeri azalmayacaktır, eğer ki bu insanlara layık oldukları değer onlara verilirse, adları gerekli yerlerde ve zamanlarda zikredilirse. En azından, ilkokulda en az üç yil Kızılay kolu başkanı olarak, her teneffüste diğer arkadasları koşturmaca, el yakma oyunları oynarken, Kızılay yardım pulu satmaya uğraşan ben, onları sayğı ile anıyorum. İyi ki, Kızılay’ı kurmuşsunuz.
|
link:
ne yazsam çıkmıyor çok sıkıcı...