KUMKALE MUHAREBELERİ
Cuma, 14 Mart 2008 14:02

(AS-ADD Hannover Yönetim Kurulu Üyesi Araştırmacı Sayın Atilla Aşcı ‘Çanakkale Muhaberelerinin 93. Yıldönümü’ dolayısıyla sitemiz için yazdı.)

8, 5 ay süren Çanakkale kara muharebeleri anlatılırken, genellikle, boğazın Avrupa yakasındaki yarımadada geçen çarpışmalar daha çok ön plana çıkar. Seddülbahir, Arıburnu, Anafartalar, Conkbayırı, Suvla’dan çok bahsedilir. İki gün süren ve sadece aldatma/gösteri çıkarması olarak planlanan ve de gerçekleşen Kumkale Muharebeleri, gerçekleştiği süreç, öncesi ve sonuçları itibariyle aslında hiç de sadece bir gösteri çıkarması değildir. Bir çok kitapta, araştırmada gerektiği yeri al(a)maması, orada iki gün gibi çok kısa bir zaman diliminde ağır çarpışmalar sonucu şehit olan 17 subay ve 450 erimize, 23‘ü subay 740 yaralımıza ve kayıp 500 erimizden oluşan toplam 1735 zayiatımıza yapılan bir haksızlık olarak algılanmalıdır. Fransızların zayiatı ise 6‘si subay 170 ölü, 10 u subay 471 yaralı, 4 ü subay 125 kayıp idi. (1)

Kumkale

18 Mart Deniz Muharebesi sonucu bütün ümitleri boşa çıkan müttefikler bu kez de karadan yapacakları bir saldırı ile boğazı geçmeyi istediler. Türk tarafında da hazırlıklar başlamıştı. Enver Paşa, Rus sınırında bulunan 3. Ordu’ya komutanlık etmesi için iki kez sorduğu ve her seferinde red cevabı aldığı Alman Komutan Liman von Sanders’e bu kez Çanakkale Savunması için yeni kurulacak 5. Orduya komutanlık teklifi götürdüğünde, Alman komutan „nedense“ hemen olumlu cevap vermişti. Liman von Sanders 26 martta Gelibolu’ya geldi ve ordunun savunma düzenini hazırlamaya başladı. Burada Türk Başkomutanlığı, 5. Ordu ve Kolordu Komutanlığı farklı görüşler öne sürdüler. Liman von Sanders çıkarmanın, müttefik donanmasının yerleştiği adaların hemen karşısında bulunması, Boğaz’ı koruyan en kuvvetli kıyı topları bulunan Anadolu Hamidiyesi’ne yakınlığı, hemen ilerisindeki Erenköy sırtlarının düşman topçusu için uygun bir yer teşkil edeceği ve de coğrafi yapısının özelliğinin bir çıkarmaya uygun olacağı nedenleriyle, Kumkale ve Besige kıyıları ile yarımadanın kuzeyinde en dar yer olan Bolayır’a olacağını düşünüyordu. Bütün savunma planlarını bu bağlamda yaptı. (2)

O dönemde bir yüzbaşı olan Carl Mühlmann yazdığı anılarında kendi verdikleri bu kararın doğruluğunu az da olsa yanıt arar şekilde sorgulamıştır. (3)

Başta Mustafa Kemal olmak üzere Türk kurmayları ve üst düzeyde komutanları, Sanders’in kıyıların zayıf gözetleme birlikleriyle korunup, düşmanın kuvvetli güçlerle daha sonra denize dökülmesi fikrine hiç katılmadıkları halde, ordu komutanının dediklerini yapmaktan baska çareleri olmadığını da biliyorlardı. Türk komutanlar düşmanı karaya ayak basmaz denize dökmeyi düşünüyor, dolasıyla kıyıların kuvvetli tutulmasını istiyorlardı. Zaten Sanders’in muharebeler öncesi aldığı düzenlemeler ile sonradan çarpışmalar süreci karşılaştırılacak olursa, düşünülenler ile yapılanlar arasında büyük farklılıklar olduğu saptanacaktır… her ne kadar her muharebe kendi dinamiğinde değişken olsa da…

Müttefiklerin kesinlikle Kumkale’ye çıkacağına inanan Sanders, bu bölgeyi korumak üzere Albay Nicolai komutasındaki 4 alaylı

3. Tümen ( 31., 32., 39. ve 64. Alay ) ve Albay Refet Bey komutasındaki 3 alaydan oluşan 11. Tümen ( 33., 126. ve 127. Alay ) terkipli 15. Kolordu’nun komutasını Tuğgeneral Weber’e vermişti. 3. Tümen Kumkale’yi korumayla yükümlüydü ve asıl görevi düşmanı geceleyin süngü ile Kumkale’den atmak idi. (4)

Anadolu yakasından çıkarmalarla boğazı koruyan tahkimatlara saldırmak çok öncelerden beri Fransızların ısrarla üzerinde durduğu bir konu idi.(5) Bu doğrultuda birçok öneriler yapmışlar ve hatta Ağustos ayında Gelibolu Yarımadasında tıkanan çarpışmalara daha fazla asker göndermek yerine ikişer tümenli 3 kolordudan oluşan bir Fransız Doğu Ordusu kurulmasını teklif ettilerse de, buna hem Fransız strateji uzmanı General Joffre, hem de İngilizler karşı çıktılar. (6). Anadolu yakasına çıkarma konusunda müttefikler arasında bir görüş ayrılığı oluşmuştu. En önemli nedenlerden biri de, İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener‘in Asya’daki bir savaşa karşı olması idi (7) ve hatta şiddetle yasaklıyordu.(8)

En nihayet, 24 Nisan gecesi saat 22.00 de, Amiral Guepratte komutasındaki 3 muharebe gemisi, 1 muharebe kruvazörü, 2 kruvazör, 1 yardımcı kruvazör, 9 muhrip, 6 torpidobot, 10 nakliye gemisi, 1 hastane gemisinden oluşan (9) Fransız filosu ve ve sömürge tugayı komutanı Albay Ruef’in emrindeki üç taburlu 6. sömürge alayı (10) Mondros limanından yola çıkacak ve 25 Nisan sabahı güneş doğmadan Kumkale önlerine gelecekti. Savaş gemileri sabah 05.15‘de bombardımana başladılar. Kumkale kıyılarında Türk savunma topları daha önceki bombardımanlarında tahrip edildiği için gemiler çok yakına gelebiliyordu. Özellikle küçük muharebe gemisi IV. Henry sahile 25 metre kadar yaklaşarak çok etkili atışlar yaptı. (11)

Filo tüm kıyıları ateş altında tutarken, çıkarmaya katılacak olan askerler saat 06.20 de filikalara dolmaya başladı ve saat 07.00 de sahile doğru yöneldiler. Daha önceden bu kıyılarla çok ilgilenen Fransızlar her türlü hazırlığa rağmen boğazın kuvvetli akıntısını unutmuşlardı. Akıntıyla üç saat süren bir mücadeleden sonra ancak sabah 10.00 sıralarında Kumkale kıyılarına rampa edebildiler. Burayı koruma görevini, 3. Tümenin 31. Alayı’na bağlı 6. Bölük üstlenmişti. Bu kahraman bölük, bir tugaya ve Fransız deniz filosunun 15 ağır, 53 orta ve 59 hafif , toplam 128 topuna karşı koymaya çalışacaktı. (12)

Bu bölük, müttefiklerin 25 Nisan hareketlerini sabah 03.30 sıralarında 3. Tümen Komutanı Albay Nicolai’ye bildirdi. Albay, daha çıkarmanın nereye, nasıl ve hangi kuvvetlerle yapılacağının henüz görülüp bilinmemesine karşın, tüm birlikleri yerlerinden oynatmış ve gereksiz bir telaşla tüm tümeni düşmanın insiyatifine bağlamıştı. Kumkale’yi ilk elden koruyacak olan birliklerin diğer bir sorunu ise ellerindeki cephane kıtlığı idi. Buna rağmen 31. ve 39. alay askerleri çok büyük kahramanlıklar gösterdiler. Kumkale Köyü içerisinde çok kanlı çarpışmalar oldu. 25/26 Nisan gecesi Türk kuvvetleri saat 19.00 da saldırıda bulundular. Gemilerdeki ışıldaklarla aydınlatılarak yapılan top ateşi ile desteklenen ağır makineli tüfekli Fransız sömürge birlikleri ile herşeye rağmen iç içe, göğüs göğüse süngü savaşı veriliyordu. Çok dar bir alana gönderilen Türk birlikleri (geç kalan 39. alayın 1. taburu ileri kademeleri, köydeki 31. alayın 3. taburunu düşman sanarak ateşe tutmuş, iki ateş arasında kalan bu askerler kendilerini nasıl savunacaklarını bilememişlerdi) birbirine karışmış, kimin kime ateş ettiği, süngülediği belli değildi. Bir de buna komuta irtibatsızlıkları ve aşırı subay kaybı eklenince, taarruza son vermek zorunda kalındı. Bu sırada Tümenin tüm dengeleri bozulmuş, alaylar yer değiştirmiş, büyük bir belirginsizlik hakim olmuştu. Sabah üçte ikinci bir taarruz başlamıştı, ama köye makineli tüfekleriyle iyice yerleşmiş olan sömürge askerleri Türk askerlerine gene çok zayiat verdirdiler. Sabah beşte üçüncü ve son tararruz başladı ise de hepsinden kanlı olan bu son çatışma bir karmaşıklıklar senaryosu haline geldi. Türk Genelkurmay Yayınları, sabah gün ağardığında bir kısım Fransız askerinin başlarında bir subayları ile beyaz bayrak göstererek üst rütbeli bir Türk subayına teslim olmak istediklerini, fakat lisan bilen birinin olmaması yüzünden büyük bir karmaşanın yaşandığını, bu kargaşadan yararlanan bazı erlerimizin, evleri basarak Senegalli askerlerin ellerinden iki ağır makineli tüfek ve bir sahra topunu aldıklarını belirtmektedir. (13) Tim Travers ise (tam tersine) Gallipoli 1915 kitabında, saat 07.00 sularında, 50-60 Türk’ün ellerinde beyaz mendillerle teslim olduklarını, bu askerlerin daha sonra Türk ordusundaki Rum ve Ermeni askerler olduğunu anladıklarını, bunlara kısa bir süre sonra katılan birçok Türk askerinin ise asıl maksatlarının teslim olmak değil, kargaşalıktan yararlanmak olduğunu, bu esnada iki makineli zaptettiklerini ve bu yüzden de bir Türk subayının ve 8 askerin savaş suçlusu olarak hemen orada kurşuna dizildiğini yazmaktadır. (14).

Üç kez tekrarlanan ve 18, 5 saat süren bu çok kanlı taarruzlar sonucu çok zayiat verildi. Özellikle kaybedilen subay sayısı çok fazla idi. Elde bölük komutanı kalmamıştı. 39. alay komutanı Yarbay Nurettin Bey şehit olmuştu. Sıhhiye bölüğünün de gecikmesi ve sargı yerinin, çok sayıdaki yaralı askerimize yeterli olmaması zayiati daha da arttırdı. Buradaki birlikler % 50 zayiat verdi. Çıkarmanın ikinci gününde Fransız kuvvetlerinde de büyük kayıplar vardı. Hedeflerinden uzak, iç içe geçmiş ve perişan bir vaziyette idiler. Bu arada Gelibolu yarımadasından da hiç iç açıcı haberler gelmiyordu. İngiliz ve ANZAC (Avustralya-Yeni Zelanda Kolordusu) kuvvetleri çıktıkları Seddülbahir ve Arıburnu’nda sıkışıp kalmışlardı..Bu yüzden Seferi Kuvvetler Komutanı İngiliz General İan Hamilton daha o sabah Fransız kuvvetlerinin 26/27 Nisan gecesi takviye olarak yarımadaya dönmelerini istedi. Çekilme gece karanlığında sessizce yapıldı. Bu çekilme harekatı 3. Tümen komutanlığına ancak ertesi gün saat 16.20’de ulaştırılabildi. Türk birlik komutanları çok kuşkucu davranmışlar, saatlerce araştırmalara/soruşturmalara kalkışmışlardı. Çok vakit kaybedilmiş ve çekilme esnasında hiç bir müdahale yapılmamıştı. Bu durum, oradaki askeri komuta kademesi adına üzücü bir anlam taşıyordu. Bu arada 25 Nisan sabahı biraz aşağıdaki Besige koyu önünde de müttefiklerce bir gösteri yapılmıştı. 8-10 gemilik bir filo Besige önlerine gelmiş, bombardımana başlamış, filikalara doldurulan askerler sahile biraz yaklaştıktan sonra tekrar gemilere geri dönmüşler ve tüm bu harekat öğle saatlerinde bitmişti.

Fransızlar kendi açılarından başarılı olmuşlardı. İan Hamilton hatıralarında “Kumkale’de parlak bir görev başarıldı” diye yazdı. (15) Iki gün süren bu muharabe, 5. Ordu Komutanı Liman von Sanders’in anılarında 4 gün diye anlatılmış ve adeta oradaki yersiz telaş ve endişeyi haklı kılma çabasına girilmiştir. “4 gün süren çetin muharebelerden sonra, Yarbay Nicolai komutasındaki 3. Tümen, Kumkale’ye çıkan ve Yenişehir’e kadar ilerleyen Fransızları – bunlar sömürge birlikleri ile 175. Alay idi - ağır zayiatla 29 Nisanda gemilerine dönmeye mecbur etti” (16). Tüm yazar/tarihçi/araştırmacı/eski askerin iki gün süren bu muharebeyi Ordu Komutanı’nın 4 gün diye nitelendirmesi ve cansiperane savaşan Türk birliklerinden hiç bahsetmeden sadece Yarbay Nicolai’nın adını vermesi manidar görülmesi haksız sayılmaz. Dr. Burhan Sayılır’ın “Türk Kurmay Subaylarının Gözüyle Çanakkale Savaşı”(17) kitabında yazdığı gibi, taarruzların başarılı olması için çok sayıda insanı birarada toplamak değil, ancak gereği kadar insanla taarruz etmek, taarruzu iyi düzenlemek ve iyi idare gerekmektedir. Verilen emirler ve getirdiği karışıklıklar sağlıklı bir karar mekanizmasının olmadığını açıkça göstermektedir. Dr. Sayılır değerlendirmelerinde, 25 Nisan akşamına doğru herşeyin aydınlığa kavuştuğunu, müttefiklerin Kumkale’ye zayıf bir kuvvet çıkardığını belirterek, Anadolu tarafındaki 15. Kolordu’nun elinde henüz savaşa girmemiş olan üç alaylı 11. Tümen ile 3. Tümenden yedi tabur hazır kıta asker olduğunu yazıyor. Gelibolu yarımadasında süren çarpışmalar sonucu orayı savunma ile görevli 3. Kolordunun elinde ise yedek kuvvet dahi kalmamıştı. Bütün veriler, asıl çıkarmanın yarımada üzerinde olduğunu ve Anadolu yakasındaki iki tümenin orada battal kaldığını gösteriyordu. Aslında doğru olan, 25 Nisan öğle saatlerinden itibaren 11. Tümenin büyük bir kısmını yükleme iskelelerine yaklaştırmak, en geç akşam üzeri 3. tümenin bir müfrezeyi Kumkale’yi savunmakla görevlendirip tümenin geri kalan kısmını karşıya geçirmeye hazır bir durumda bulundurmak gerektiği idi. (18). Fransız kuvvetleri bu kanattaki gösteriş çıkarmaları ile bu iki tümeni yerlerinde tespit etmeyi, yani kıpırdatmamayı başarmışlardır. (19). Bu şekilde yarımadadaki ilk günlerde oldukça zor durumlara düşen Türk kuvvetlerine yerinde ve zamanında yardım gidememişti. Bu harekatın iç yapısı ve taktik stratejileri Anadolu yakası için önemli bir tehlike oluşturmamıştır. Bununla birlikte, çıkarma yakından incelendiğinde, cephenin genel savunma planına büyük etkiler yaptığı görülmektedir.

Kumkale’de her türlü imkansızlığa rağmen göğüs-göğüse çarpışarak şehit olan askerlerimizin manevi haklarının verilmesi, yağmur sonucu ortalığa saçılan kemiklerinin, onlara yaraşır bir şehitlikte toplanması ve bu isimsiz kahramanların Çanakkale Muharebeleri Tarihi’nde haklı yerlerini almaları dileğiyle.

Yararlanılan Kaynaklar:

1 ) T.C. Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı, Harp Tarihi Yayınları, Seri No; 3.

Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt, 2. Kitap, Ankara, 1978,. S. 85

2 ) Gürsel Göncü, Şahin Aldoğan; Çanakkale Savaşı- Siperin Ardı Vatan, İstanbul, 2006

S. 27

3 ) Carl Mühlmann, Der Kampf um die Dardanellen 1915, Berlin, 1927

4 ) Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi; V. Cilt, 2. Kitap, Ankara, 1978, S. 48

5) Vernon J. Puryear. Napoleon and the Dardanelles, California, 1951

6 ) George H. Cassar. The French and the Dardanelles. Londra, 1971. S. 82

7 ) Alan Moorehead. Gelibolu . Çev.: Ali Cevat Akkoyunlu, , İstanbul, 2004, S. 133

8 ) C.F. Aspinall-Oglander, Gelibolu 1. cilt, yayına hazırlayan ; Metin Martı, İstanbul,

2004, S. 147

9) bak. 1 ve 4. S. 49 – 50

10) C.F. Aspinall-Oglander; Gelibolu, yayına hazırlayan: Metin Marti, İstanbul 2005. S. 316

11) Tim Travers. Gallipoli 1915, Gloucestershire, 2004, S. 76

12) bak. 1, 4, 9

13) Harp Tarihi Başkanlığı Arşivi, No. 6/8056, Kls. 4775,Dos. H-2. F. 1-13

14) Tim Travers. Gallipoli 1915, Gloucestershire, 2004, s. 76-77

15) İan Hamilton; Gelİbolu Hatıraları, Cev. Mehmet Ali Yalman – Nurer Uğurlu, İstanbul,

2005, S.126

16) Çanakkale Hatıraları, 2. cilt, yayıma hazırlayan : Metin Martı, Liman von Sanders,

İstanbul 2002, S. 65

17 ) Dr. Burhan Sayılır. Türk Kurmaylarının Gözüyle Çanakkale Savaşı. İstanbul 2006.

S. 139 – 188

18 ) a.g.e. S. 170 – 172

19 ) Erol Mütercimler. Gelibolu İstanbul, 2005. S. 278



Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_014.jpg

En Son Yorumlar