Mareşal Fevzi Çakmak'ın Ordu'dan Ayrılışı / Dr. M. Galip BAYSAN
Salı, 24 Şubat 2009 10:39
Milli Mücadele döneminin en önemli isimlerinden biri olan Türkiye Cumhuriyetinin Mustafa Kemal Paşa'dan sonraki tek Mareşali Fevzi Çakmağın emekli ediliş hikâyesi İkinci Dünya Savaşı döneminin gizli kalmış en önemli olaylarından biridir.

 

Biz bu gün bu konuyu işlemek istiyoruz.
İkinci Dünya Savaşının sonlarına doğru orduda Alman yanlısı olarak görünen komuta kademesinde değişiklik yapmak, müttefiklerin Türkiye hakkındaki görüşlerinde, siyasi açıdan önemli bir avantaj sağlayabilecekti. Bu nedenle ilk olarak, 4 Aralık 1943 tarihinde Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Asım Gündüz emekli yapılıp yerine Orgeneral Kazım Orbay atandı.

Asım Gündüz anılarında İsmet İnönü tarafından köşke davet edildiğini, Cumhurbaşkanı'nın kendisine samimi bir şekilde «Asımcığım, düşünüyorum ki, sizler çok yoruldunuz. Acaba biraz da Mecliste beraber çalışsak nasıl olur? Ne dersin?» sorusunu sorduğunu ifade etmektedir. Kararı kabul eden Asım Paşa, Mareşal'in durumu için bir istisna yapılmasını şu sözlerle rica eder:

«Efendim, Mareşal'i Genelkurmay'dan ayırmazsanız iyi olur kanısındayım. Yanına İkinci Başkan olarak Kazım Orbay'ı verin. Kendisi gençtir ve Mareşal'i Almanların Reich Mareşal'i gibi unvanı ile emekli yapmadan, hayatı boyunca fikirlerinden faydalanılmak üzere ayakta tutun. Şunu biliniz ki Mareşal ordudan ayrılırsa çok sarsılacaktır» 1.

Oysa Mareşal ve Asım Gündüz, Fahrettin Altay gibi Kurtuluş Savaşı'nın ünlü komutanlarının 20 yıl gibi çok uzun sayılabilecek bir süre, ordunun en üst kademelerini kendi inhisarları altında tutan bir pozisyonda bulunmaları; genç subayları bilgi, görgü, eğitim, değişiklikler ve gelecek endişesi gibi konularda rahatsız ediyordu. Tabii ki bunun en büyük nedeni Kurtuluş Savaşı komutanlarının çoğunlukla yaşlarının 35–40 arası olmalarıydı. Bu çağlarda üç veya dört yıldızlı generallik rütbesine ulaşan bu komutanlar: ya en verimli oldukları bir çağda emekli edilecek, ya da önlerindeki 20–25 yıllık süre içinde ülkelerine hizmete devam edeceklerdi. Emekli olanlar politika ve ticaret gibi konularla uğraşmayı seçerken çoğu da hatırlayacağımız gibi orduda kalmayı tercih etti. Orduda kalanlar da tam anlamı ile politika dışı kaldılar.

Burada sırası gelmişken bir konuya dikkatinizi çekmek isteriz. Dikkat edildiyse devlet İnkılaplara bağlı, çağdaş yönetimi arzu eden yöneticilerin elinde olduğu zaman Orduda darbe düşüncesi, darbe arzusu yer bulamamıştır. Ancak Cumhuriyetin temel ilkelerini yıkma arzusu ve çabası gösteren bir yönetimin faaliyetleri Ordu içinde darbe heveslilerini harekete geçirmiştir.

İşte bu nedenle, Cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonraki dönemde; yıllardır siyasetin içinde ve en aktif siyasi güçlerden biri kabul edilen ordu, tahmin edilemeyecek kadar kısa bir sürede ve kesin bir şekilde politika dışına çıkarıldı. Bu olayda işte bu genç komutanların, Atatürk'ün başlattığı ve İsmet İnönü'nün devam ettirdiği ve geliştirmeye çalıştığı çağdaş demokratik düzene bağlılıklarının da büyük rolü vardır. Ancak şikâyetler de eksik değildir.

Hilmi Uran anılarında Mareşal'in son döneminden şu sözlerle bahseder:

«O devlet teşkilatında ordunun başı olarak bağımsız gibiydi. Devlet teşrifatında bütün vekillere takaddüm eder, Başvekilden sonra gelirdi. Ziyaret kabul eder, fakat ziyaret iade etmezdi»

«Öyle zannederim ki, son senelerde vazifesinin icap ettirdiği hareketi ve bilgiyi gösteremiyor, makamında bir kaç kişinin tesir ve nüfuzu altında iş görüyor, ordu da tabii bu durumdan üzüntü duyuyordu. Artık tarihi bir şahsiyet ve yadigar oluşu da bütün bu zaaflarını karşılayamaz olmuştu ve orduda yapılacak yenilik hareketleri için Mareşal'in vücudu engel olma durumuna düşmüştü. İktisadi tesislerimizin de onun dar görüşünden fazlaca müteessir olduğunu sanıyorum.» (2)

Dönemin şartları gereği resmi dairelerle-ordu arasındaki en önemli çatışma savaş süresince uygulanan «personel seferberliği» nedeniyle oluşmaktaydı. Emekli General Salih Polatkan bu anlaşmazlıklardan şu şekilde bahsetmektedir.

«İkinci Dünya Savaşı'nın devam ettiği devirde, ordunun takviyesi için sırası gelen yedek subay ve erler zaman zaman silâhaltına alınmaktaydı. Bu maksatla sefer celp pusulaları esasına göre celp edilmek istenen eşhastan(şahıslardan) devlet hizmetinde bulunanların celbi işlerinde, ilgili askerlik şubeleri resmi dairelerinin mukavemeti ile karşılaşıyor ve tecil (erteleme) yoluyla bunların mühim bir kısmının alıkonulması teşebbüslerine geçiyorlardı. İki, hatta üç defa silâhaltına alınarak terhis edilmiş bir kısım serbest meslek erbabı yedek subay ve er olduğu halde, bir kısım yedek subaylar bir defa dahi silah altına alınmamışlardı.

İçlerinde ordu kadroları için büyük ihtiyaç duyulan doktor, eczacı, kimyager, mühendislerden başka, artist, banka ajanı, evrak, dosya memuru, şef, kalem amiri, sağlık memuru, hatta odacı, kapıcı, bahçıvan gibi eşhasın ilgili dairelerce hazırlanan tecil listelerine dâhil edildiği ve bunların ihtisasa ihtiyaç gösteren eşhas olması nedeni ile görevlerinden ayrılmalarının büyük mahzur yaratacağı açıklanıyordu» .(3)

«Refik Saydam'ın Başbakanlığı zamanında tecil(erteleme) işleriyle ilgili olmak üzere Genelkurmay'a çok ağır bir yazı yazılmıştı. Hatırımda kaldığına göre; «Bazı askeri makamların Milli Savunma Bakanlığının ilgili daireleriyle askerlik şubeleri kastedilerek devlet idare mekanizmasını sekteye uğratacak şekilde devlet memurlarını yolsuz olarak silâhaltına almakta oldukları vaki müracaatlardan anlaşılmıştır. Bu işlerin derhal durdurulması ve müsebbipleri hakkında takibat yapılması» isteniyordu» .(4)

«Sayın Mareşal'in tabiriyle,Türkiye bir ölüm kalım savaşına hazırlanırken, Türk halkının eşitlik prensibine dayanılarak refahta ve güçlükte hizmet görmesinin Ordunun morali bakımından ne kadar önemli olduğu maalesef idrak edilemiyordu.

Milli seferberlik talimatının ilgili maddesi gereğince, Bakanlıkların milli seferberlik bakımından yapması gereken hazırlıkların Genelkurmayca incelenmesi gerekiyordu. (Bu konuda) Başbakanlık tarafından yapılan bir tebligata başta Milli Eğitim Bakanı olmak üzere tepki başlamış, olayı yanlış yorumlayarak Genelkurmay'ın Bakanlıkları teftiş etmek istediği yolunda dedikodulara başlamışlardı.

Nitekim yapılan incelemelerde sadece başında Ali Fuat Paşa'nın bulunduğu Bayındırlık Bakanlığının Seferberlik Şube Müdürlüğünün tam bir anlayışla gerekli hazırlığı yaptığı görüldü. Diğer bakanlıklarda esaslı hiçbir hazırlık yapılmamış, gerek bakanlar ve gerekse müsteşar ve ilgili daireler milli seferberlik talimatını dahi incelememişlerdi» .(5)

Süleyman Külçe Mareşal'in bu konu ile ilgili görüşlerini ve üzüntüsünü de şu sözlerle anlatmaktadır

«Geçen gün heyeti vekileden birinin bir yazısını getirdiler; vekil bey müdüri umumilerden birisinin odacısının askerliğinin tecilini istiyor. Sebep olarak ta yerine onun ihtisasında adam bulamıyormuş dedi, gözlerini benden çekti, tavana dikti. Az sonra kaşlarını çatarak tekrar söze başladı.

Bu zihniyetle vatan nasıl müdafaa edilir. İstiklal harbinde zafer, bu vekil beyin zihniyetinin aksine çıkarak kadınımız, çoluğumuz, çocuğumuzla didinmekle kazanıldı. Şimdi vekillerimiz konfor içinde yaşarken odacılarının silah altına çağrılmasından istirahatlarının bozulacağını sanıyorlar (sağ elini masaya vurarak) yazık!»
, dedi(6)

Zannederiz ki bu konuda en büyük sıkıntı Cumhuriyeti-Demokrasiyi kuranlarla, kullananlar arasındaki anlayış farkından kaynaklanıyordu. Cumhuriyeti kullanan, onun nimetlerinden yararlananların kuruculara tahammülü kalmamıştı. Türk ordusunun efsane ismi, artık dönemini tamamlamış, gelişmeler önünde bir engel gibi görülmeye başlanmıştı. Emekliye ayrılması bekleniyordu. 12 Aralık 1944 günü Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Cumhurbaşkanı İsmet Paşa'dan aldığı şu mesajla emekliliğini öğreniyordu:

«Sayın Mareşalim,

Kanunun tayin ettiği yaş haddi sebebi ile, muvazzaf ordudan tekaüt suretiyle bugün ayrılıyorsunuz. Uzun yıllardan beri en yüksek askeri vazifelerde devletimize ifa buyurduğunuz değerli hizmetleri şükranla yadetmeyi vazife sayarım. Memleket engin tecrübelerinizden, hazerde ve seferde, devletin askerlik veya diğer hizmetlerinde daima istifade etmek isteyecektir. İleride deruhte buyuracağınız vatan hizmelerini şeref ve muvaffakiyetle başaracağınıza eminiz.

Aziz Mareşalim, size sıhhat ve sağlık içinde uzun ömürler ve devletimize yeni büyük hizmetler dilerim»
.(7)

Fevzi Paşa tekaüt edildiği tarihte 68 yaşında bulunuyordu, yani abartıldığı gibi çok yaşlı değildi ve her türlü akli ve bedeni yetenekleri de yerindeydi. Buna rağmen normal olarak emeklilik çağına gelmiş kabul edilmelidir. Ordu'dan emeklilik her askere hüzün vermiştir. Normalde 14–15, bazen 12 yaşından itibaren üniforma giymeye başlamış bir subay-astsubay, 40 yıla yakın bir süreden sonra «bir kenara çekil, artık işe yaramıyorsun ve üniformanı giyemeyeceksin» anlamını taşıyan emri alınca hüzünlenmemesi mümkün değildir.* Fevzi Paşa'da bu nedenle oldukça duygusal davranmış ve kendisini uzun süre evinde inzivaya çekmiştir.(8)

DİPNOTLAR:

1. Orgeneral Asım Gündüz, Hatıralarım, s.224
2 Hilmi Uran, Hatıralarım, s.468 (Ankara-1959); General S. Polatkan, Uran'ın Askerlik dahi yapmadığını, görüşlerine itimat edilemeyeceğini beyan etmektedir. (Bknz. Mareşal F. Çakmak, s.176)
3 S. Polatkan, a.g.e., s.108-114
4 Aynı eser, s.111-112
5. S. Polatkan a.g.e., s.113-114
6. S. Külçe, Mareşal F. Çakmak-2, s.64
7. S. Polatkan, Mareşal F. Çakmak, s.135-136
* Atatürk'te Erzurum'da ordudan istifa ettiğinde aynı üzüntüyü duymuştu, hatta sivil elbisesi bile yoktu. Vali'nin ceketi, M.M. Kansu'nın fesi ile bir kıyafet düzenlenmişti. Yıllar sonra bizler de aynı hüznü, kırıklığı yaşadık.
8. S. Külçe, a.g.e., s.66

www.heddam.com



Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_016.jpg

En Son Yorumlar