Cumhuriyetin İlk Çok Partili Demokrasi Denemesi / Dr. M. Galip BAYSAN
PerÅŸembe, 08 Ocak 2009 09:46
Cumhuriyetin ilk yıllarında çağdaş atılımlar hemen hemen tümüne yakın bir ölçüde askerler tarafından başlatılıyordu. Sınırlı sayıdaki sivil aydın milletvekilleri de bu çabaya destek olmaktaydılar.

 

Halk, tarihsel ulema ve çağdaş ulema sınıfının büyük bir kısmı tarihsel ve töresel alışkanlıklarının değişmesinden, siyasal değer yargılarının altüst olmasından rahatsızlık duyup anlayamamakta ve bu nedenle de yapılan bütün inkılâpların karşısında yer almaktaydılar. Asker ve sivil muhalifler; işte bu hoşnutsuzluktan yararlanarak bir siyasi örgüt halinde birleşmek istediler ve 1924 yılı son aylarında faaliyete geçtiler. Bu gün size bu oluşumun hazin hikâyesini anlatmak istiyoruz.
Fahrettin Altay anılarında,
İzmir Seyahatinden dönerken Mustafa Kemal Paşa ile ordu Müfettişi (Komutanı) Ali Fuat Paşa arasındaki görüşmeleri şu sözlerle anlatır:

"İzmir seyahatinde Ordu Müfettişi Ali Fuat Paşa ile beraber bulundum ve dönüşte trenin Mustafa Kemal Paşa'ya mahsus vagonun salonunda her ikisinin münakaşalı konuşmasına şahit oldum. Gazi, yakın arkadaşlarının Demokrasi, idare tutumunda kendisinden ayrılmaya başladıklarını ve muhalif bir partide görünmelerini hoş görmüyordu. Ali Fuat Paşa da esasta bir ayrılık olmadığını, meclislerin tek partili olamayacağını, kendilerinin de tasdik edeceklerini ve Mustafa Kemal'in partiler üstü kalmasının arzu edildiği cevabını veriyordu. Gazi buna karşı:

-Buna şüphe yok ama iş, Cumhuriyet'in ilanı ile bitmemiştir. Dünya medeniyet âlemine katılmak için bazı mühim inkılâplar yapılması lazım gelmektedir. Bunun için de geçici bir müddet muhalif bir cephe yaratılmaması zaruridir mukabelesinde bulunuyordu.
Ali Fuat Paşa, bunların yapılmasına muhalefet edilmeyeceğini ileri sürüyor, Gazi'nin hakiki demokrasi ile bu memleketin kurtarabileceği kanaatinde samimi olduğuna inanmaları ve kendisine itaat etmeleri lüzumunu söylerken Ali Fuat Paşa da:
-İtimadımız hiçbir suretle sarsılmış değildir. Ancak muhitinize sokulmaya başlayan bazı türedilerin faaliyetlerinden müteessir olmaktayız cevabını vermekten çekinmiyordu.
Afyon istasyonuna kadar devam eden bu tarz konuşmalardan anladığıma göre, Mustafa Kemal eski arkadaşı Ali Fuat'ı tekrar kendisine çevirmek istiyor, fakat o kanaatinden fedakârlık etmiyordu" (Orgeneral Fahrettin Altay: 10 Yıl Savaş ve Sonrası, s.377–378)

Kazım Karabekir Paşa da anılarında 8 Ekim 1924'de Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa'dan aldığı bir emirle Ankara'ya gittiğini, Musul meselesi nedeni ile İngiliz'lerin Nasturi çetelerini ayaklanmaya teşvik ettiğini, Hükümet üyelerinin gerekirse İngilizlerle bir çatışma ihtimalinden bahsettiğini belirtiyor. Ayrıca kendisinin İngilizlerle çıkacak bir savaşta Fransa ve İtalya'nın da müdahale edeceğine inanması nedeniyle savaşa taraftar olmadığını beyan ediyordu.(Kazım Karabekir Anlatıyor, s.140–143) Aynı günlerde Milli Savunma Bakanlığı bütün Kolordulara gizli bir emir yollayarak "Ordu Müfettişlerinin Bakanlıktan izinsiz gezilere çıkmamaları"nı istemiştir.
İşte bu günlerde
Ordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa, kendisi gibi Ordu Komutanı olan Ali Fuat Paşa ve Rauf Bey'le anlaşarak bir parti kurma kararı alırlar. "Harp felaketinin önüne ancak Büyük Millet Meclisinde bir blok halinde görünebilirsek geçebiliriz. Esasen Cumhuriyet'in kökleşmesi için icabında bir parti halinde çıkmaya da karar vermiş bulunuyorduk". ( K.Karabekir Anlatıyor. S.143 )
Kazım Karabekir Paşa 26 Ekim 1924 günü ordu Komutanlığından çekilmek istediğini belirten şu dilekçeyi genelkurmay Başkanlığı'na göndermiştir.

"Bir yıllık ordu Müfettişliğim sırasında gerek teftişlerin sonunda verdiğim raporlar, gerekse ordumuzun yükselmesi ve güçlendirilmesi için sunduğum tasarıların dikkate alınmadığını görmekle üzüntüm ve kaygım çok büyüktür. Üzerime düşen görevi, milletvekili olarak daha çok gönül rahatlığı ile yapacağıma tam inancım olduğu için Ordu Müfettişliğinden çekildiğimi bilgilerinize sunarım efendim" (Söylev-II, s. 622)

30 Ekim günü İkinci ordu komutanı Ali Fuat Paşa Ankara'ya gelir. Mustafa Kemal Paşa onu Çankaya'ya yemeğe davet ederse de Ali Fuat Paşa gitmez. O gece davetli olanlar Mustafa Kemal Paşa'nın gece geç vakitlere kadar eski arkadaşını beklediğini, gelmeyince çok üzüldüğünü bildirirler. Bu arada Ali Fuat Paşa da Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa'ya istifa dilekçesini sunmuştur.

"Milletvekili görevine başlayacağımdan İkinci ordu Müfettişliği görevinden bağışlanmamı saygı ile dilerim, efendim".

Bu olay Mustafa Kemal Paşa'ya rejimi sivilleştirmesi için arzu ettiği fırsatı vermiş oldu. Ordu Komutanları ordularının başında devamlı bulunamıyor, sık sık Meclise geliyorlardı. "Mecliste hükümeti her zaman tenkit etmeyi adet edinmiş olan bazı mebuslar, iki kumandanın saygın kişilikleri etrafında toplanarak güç kazanmak ister duruma girmişlerdi". Olağanüstü bir döneme göre düzenlenmiş olan muvazzaf askerlerin aynı zamanda Mecliste politika yapmalarının artık gereği kalmamıştı. Karar hemen o gece alınmış ve özel bir mesajla Milletvekili olan bütün komutanlara Milletvekilliğinden çekilmelerini talep eden özel bir mesaj gönderilmiştir. Bu subaylar şunlardır:

1- Fevzi Paşa: Genelkurmay Başkanı, istifa etti.
2- Cevat Paşa: Üçüncü Ordu Komutanı, istifa etmedi.
3- İzzettin paşa: Birinci Kolordu Komutanı, istifa etti.
4- Şükrü Naili Paşa: Üçüncü Kolordu Komutanı, istifa etti.
5- Ali Hikmet Paşa: İkinci Kolordu Komutanı, istifa etti.
6- Fahrettin Paşa: Beşinci Kolordu Komutanı, istifa etti.
7- Cafer Tayyar Paşa: yedinci Kolordu Komutanı, istifa etmedi.

Çatışma başlamıştı, bu durumda Mustafa Kemal Paşa'nın çekingen kalmasını beklemek mümkün değildi. Paşa, yakın zamana kadar işbirliği, kader birliği yaptığı arkadaşlarına önce "Ya Ordu, Ya Politika", daha sonra da "Ya benim yanımda, ya da açıkça karşımda" demiş ve ''pozisyon almalarını istemiştir" . Fethi Bey'in inancına göre öylesine belirgin kümeleşmeler teşekkül etmişti ki, ortada kalmak mümkün değildir. (Cemal Kutay: Üç Devirde Bir Adam, Fethi Okyar, s 350) Bu ortamda Milletvekilliğinden istifa etmeyen Cevat ve Cafer Tayyar Paşaların askerlikle ilişkileri kesildi ve bunlar meclis üyesi olarak muhalif cephede yerlerini aldılar. İstifa eden komutanların yerine yenileri atandı ve komutanlardan görevlerini devir teslim yapmadan Meclise gitmemeleri talep edildi. Ali Fuat Paşa'nın yerine Ordu komutanlığına getirilen Korgeneral Fahrettin Altay Paşa, bir yıl geçmeden Orgeneralliğe yükseltilecek ve Fevzi Paşa'dan sonra kendisine en fazla güvenilen komutanlardan biri olacaktır.

Meclis, 1 Kasım 1924'de çalışmalarına başlayınca Fethi Bey 213 oyla Meclis Başkanlığına getirilmiş, 8 Kasım 1924 günü de Hükümete 19 aleyhte oya karşı, 148 lehte oy ile göreve başlarken, 41 milletvekili de oylamaya katılmamıştı. Ertesi gün de Halk Fırkasından( Partisinden) istifalar başlamıştır. Aynı gün Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında Çankaya'da Halk Fırkası liderleri ile muhaliflerin tasfiyesi konusu görüşülürken Paşa, tasfiyesi istenenlerin listesini inceleyince, "Arkadaşlar bu listeye göre bir tasfiye yaptığımız takdirde, biz Mecliste azınlıkta kalacağız" şeklinde endişesini belirtmiştir. Tam o anda Mustafa Kemal Paşa'ya getirilen Milletvekillerinin istifa mektupları sorunu kendiliğinden halletmiş ve tasfiye harekâtına gerek kalmamıştır.
17 Kasım 1924 günü resmen kurulan "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın" lider kadrosu ünlü komutanlardan teşekkül ediyordu. Reis Kazım Karabekir Paşa, İkinci Başkan Rauf Orbay Bey ve Dr. Adnan (Adıvar) Beyler, Genel Sekreter Ali Fuat Paşa'dır. Genel Kurul üyeleri arasında Refet Paşa da vardı.
Halk Fırkası grubu, istifa eden milletvekillerinin durumunu görüşürken Parti Genel Sekreteri, yeni kurulacak partinin kendilerinden daha fazla Cumhuriyetçi olamayacakları iddiasıyla, kendi partilerinin adının "Cumhuriyet Halk Fırkası" olarak değiştirilmesini istedi, teklif kabul edilince Halk Fırkası "Cumhuriyet Halk Fırkası" adı ile anılmaya başlandı.

"Mustafa Kemal Paşa bu gelişmelerden oldukça memnun görünüyordu. İki Cumhuriyetçi parti arasında çıkabilecek ihtilaflar ve bunun doğuracağı tartışmalar, bundan böyle hayalinde yaşattığı ve gençliğinden beri imrenip durduğu Batı sisteminde bir demokrasiye geçilebilmesine yol açabilecekti" (Y.K.Karaosmanoğlu: Politikada 45 Yıl, s.89).

Ne yazık ki, gelişmeler hiç de onun özlemini çektiği reformist ve akılcı bir düzeyde olmayacak, tamamen ona ve inkılâplara karşı bir durum alacaktı. Bir yabancı yazar gelişmeleri şöyle özetliyor: (Johannes Glasneck: Kemal Atatürk ve Çağdaş Türkiye, s. 230–231)

"Yeni partinin programı bazı kişilerin despotça eğilimlerini yeriyordu. Kuşkusuz bununla Mustafa Kemal'in kendisi kastedilmişti. Parti Cumhuriyeti, Demokrasiyi ve liberalizmi benimsiyordu. Bunlarla parti, her şeyden önce İslam dininin müdahalesinden ve onunla laiklik politikasından korunmasını anlıyordu. Mustafa Kemal ile ulusal kurtuluş hareketine birlikte başlayan tüm eski paşalar grubu devrimi durdurmak amacıyla şimdi açıkça onun karşısına geçiyorlardı. Asıl gerçek buydu; muhalefet partisinin eylemlerinde "terakki" ile ilgili hiçbir şey sezilmiyordu. Ülkenin bütün güçleri bu partinin saflarında toplandılar. İstanbul kompradorları, işi bitmiş padişah memurları, yobaz derviş ve ulema, ayrıca feodal büyük toprak sahipleri ve aşiret reisleri, Jöntürklerin İttihat ve Terakki Partisi'nin yandaşları da yeniden canlanıp Kazım Karabekir'in saflarına akın ettiler. Parti, yüzyıllardan bu yana, karşı devrimcilerin yaptığı gibi "dinsel görüşlere, inançlara ve mezheplere saygı" sloganı altından taburlarını meydana sürdü. Partinin, Halifeliğin yeniden kurulması yolunda çaba gösterdiği açık bir sırdı.
Millet Meclisi'nde Milletvekilleri İsmet Paşa hükümetine saldırıyordu. 24 Kasım 1924'de hükümeti çekilmeye zorladılar. Mustafa Kemal Paşa Başbakanlığı Fethi Bey'e verdi. Kendisi ılımlı olarak biliniyordu. Muhalefet şimdi daha büyük bir hareket özgürlüğüne kavuşmuştu. İsmet Paşa'nın çekilmesini Halk Partisinin zayıflığının bir belirtisi saydılar ve bu yüzden daha da yürekli bir hale geldiler.
İstanbul basını, Mustafa Kemal'in reform programına karşı zehir dolu yazılar yayınlıyordu. Hocalar köylerde, Tanrısız Ankara hükümetine karşı ayaklanma öğüdü vermeye başlamışlardı".

İlk şubesi Urfa'da açılan Fırka (Parti Doğu Anadolu'da bir hayli taraftar bulacaktır. Şubat ayında çıkan Şeyh Sait isyanının bastırılması için yeniden iktidara gelen İsmet Paşa Hükümetinin 4 Mart 1925 günü (iki yıl için) çıkardığı "Takriri Sükûn" kanunu ile teşkil edilen İstiklal Mahkemeleri: İsyancıların, partinin bölgedeki elemanları tarafından desteklendiği ve dinin siyasete alet edildiği nedeni ile Diyarbakır'daki şubesini kapattı. Bu mahkemenin tavsiyesine göre Hükümet, 5 Haziran günü aldığı bir kararla Cumhuriyet'in ilk güçlü muhalefet partisini kapattı.
Kapatılmaya neden olan Şeyh Sait ayaklanması, Türkiye'de milli ve laik devrimci gelişmelere karşı teokratik anlayıştan kaynaklanan, kişisel çıkar sahipleri ve yeni bir Kürt Devleti kurulmasını amaçlayanların çıkardığı bir ayaklanma idi. Ayrıca, Türkiye'nin
Musul Petrolleri ile ilişkisini koparmak veya en azından bu yörede çıkarılan bir ayaklanma ile Türkiye'yi yıpratarak Musul üzerindeki iddialarından vazgeçirmeye çalışan İngilizlerin de teşvik ve desteği mevcuttu. Nitekim Türkiye bu olaylarla uğraşırken Musul üzerindeki haklarını da kaybetti.



Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_019.jpg

En Son Yorumlar