|
ÖNSÖZ Genellikle "aÅŸk ÅŸairi" olarak bilinen Attilâ İlhan, Ceviz KabuÄŸu programında* "toplumcu bir yazar ve düşünür" kimliÄŸiyle Türkiye'nin içinde bulunduÄŸu sorunları anlatınca, ülke çapında çok büyük dalgalanmaya neden oldu, büyük ilgi ve heyecan yarattı. Åžiirleriyle milyonlarca insanın kalbine taht kuran, romanlarıyla toplumsal ve insanî duyarlılığın en derin örneklerini veren Attilâ İlhan, aynı zamanda Müdafâ-i Hukuk ve Kuvâ-yı Milliye nin bir neferi. İlhan'ın küreselleÅŸme ışığında Türkiye'nin güncel sorunları, Avrupa BirliÄŸi ittifakı, Kıbrıs'ta toprak verme tartışmaları, yıkıcı misyonerlik faaliyetleri, Mustafa Kemal Atatürk'ün ülkesi ve Kemalizm ideolojisi, Türk aydınlarının içinde bulunduÄŸu durum ve henüz 100 yılına ulaÅŸmamış Türkiye Cumhuriyeti üzerinde oynanan oyunlar hakkında sorularıma verdiÄŸi yanıtlar çok çarpıcı idi. "Türkiye'nin bir hain kontenjanı var, bu nüfusun yüzde 10'udur", "Türk aydını dediÄŸimiz kiÅŸi, Batı'nın manevi ajanıdır", "EÄŸitim, savunma ve ekonomi milli olmalıdır, olmazsa Sevr gelir", "Batı diye bir ÅŸey yoktur. Bu hayâli bir kavramdır. Almanya Almanya'dır, Fransa Fransa'dır. BirleÅŸik, bütünleÅŸmiÅŸ Batı diye bir ÅŸey yoktur", "Türkiye'de   basın   Türk   deÄŸildir"   şeklinde   özetlenebilecek açıklamaların her biri bir ders ve "belge" niteliÄŸinde idi. Türkiye'de bir grup "toplu uyku hâli" içinde kendisini "pop kültüre" kaptırmış, esnemeye ve bunu etrafındakilere de bulaÅŸtırmaya devam ediyor. "Türkiye'de dipten bir dalga yükseliyor. Bir çeÅŸit Müdafa-i Hukuk oluÅŸuyor" diyen Attilâ İlhan'ın sözünü ettiÄŸi "dipten gelen dalga" yakın bir zamanda bu durumdakileri altına alacak ve savuracak gibi görünüyor. Bu programı kitaplaÅŸtırırken; üç kez yayınlanan programın birkaç kez daha tekrarını isteyen izleyicilerimizin, çocuklarına ilerde bir ders kitabı gibi okutmak için metnini talep eden anne-babaların ve üyelerine toplu gösterim için görüntülerini isteyen sivil toplum kuruluÅŸlarının yoÄŸun isteklerini de karşılamış oluyorum. Hulki CevizoÄŸlu Ankara, 24 Åžubat 2004 * Ceviz KabuÄŸu Programı, Star Televizyonu, 06 Åžubat 2004, Cuma, saat 23.30. HALKIN GÖRÜŞLERİ En son yaptığınız, Sayın Atillâ ilhan'lı programınızı hem olduÄŸu gün hem de sonradan yayınlanan iki tekrarını severek baÅŸtan sona izledim. (...) Bana göre bu söyleÅŸide geçen her bir kelimeyi, sunulan herbir belgeyi ve anlatılan herÅŸeyi ezberimize kaydetmemiz gerekiyor. Bütün bunları toparlarsak Hulki Bey lütfen bu programı yayınlayabildiÄŸiniz kadar tekrarını yayınlamanız. Çünkü bu ülkenin buna ihtiyacı var. Bu ülkede bu kadar kalemini satan gazetecilik mesleÄŸinin hiçbir etiÄŸini koymamış çiÄŸnemiÅŸ, kendi kariyeri, çıkarları için herbir ÅŸerefsizliÄŸi yapan meslektaÅŸlarınızın olduÄŸu bir ülkede sizin tutum ve tavır yaklaşımınız ve kiÅŸiliÄŸiniz karşısında saygıyla eÄŸilmek ve size de kat ve kat daha fazla çalışmanız, bizim de sizin gibi kiÅŸiliklere elimizden gelen yardımı yapmamız gerektiÄŸini düşünüyorum. Emre B. Bu program tekrar yayınlanmalı hem de birkez deÄŸil, birçok defa yayınlanmalı, yenileri yapılmalı. Sayın İlhan'ı yaklaşık 3 yıldır TRT'de izlemeye çalışıyordum, her defasında kendimce dersler çıkartmaya çalışırdım ama sizinle yaptığı program (sizin donanımınız sayesinde) en güzel en keyiflisi oldu (o muzip bıyık altı gülüşleriniz de amacına ulaÅŸtı). Lütfen Sayın CevizoÄŸlu bu programı tekrar yayınlayın. Ben maalesef son anda haberdar olduÄŸumdan kayıt yapmak üzere bir hazırlık yapamadım, ancak bu söyleÅŸi sadece bugün benim için deÄŸil, büyümekte olan çocuÄŸum içinde bir ders niteliÄŸi taşıyor (en çok da onun içini istiyorum). A. Gökçe G.47 yaşında, (...) Meslek Lisesi bilgisayar öğretmeniyim. Yüksek tansiyon problemim var. Uykuma dikkat ediyorum. Yıllardır ilk kez 04:30'a kadar uyumadım. Sayın Attilâ İlhan ile sizi bırakamadım. Önce sizi saygıyla, hayranlıkla ve baÅŸarılarınızın devamını dileyerek kutluyorum. Hem kendiniz, hem sayın Attilâ İlhan açısından özlediÄŸiniz namusla, yurt sever aydın sesini duymamızı saÄŸladınız. (...) Birol Ç.Yapmakta  olduÄŸunuz   programınızın formatı,  olaylara  akıl  dolu yaklaşımınız ve mantıklı           çözümlerinizin deÄŸiÅŸen ivme ile bir milletin yeniden   yapılanmasına          doÄŸru   yol   aldığını   sanırım   siz   de anlamışsınızdır. Programlarınızda, olayların ve planların stratejik analizlerini yapmak, bu analizlerle baÄŸlantılı olarak, TÜRK DEVLETİ'NİN VE MİLLETİ'NİN bekasına ışık tutmayı kendinize vazife edinmiÅŸliÄŸiniz, takdire ÅŸayandır. (...) Düşman, yapacaklarını silah ve askersiz yapmaktadır. Bizi, bize esir ettirecek kadar beyin ve düşünce merkezlerimizin içine girmenin yolunu bulmuÅŸ, esaretini, ÅŸahsiyetsizleÅŸtirme yöntemi ile gerçekleÅŸtirmektedir. (...) TÜRK MİLLETİ VAR OLDUÄžUNDAN BERİ İLK DEFA, AKLI, DÜŞÜNCESİ, KİŞİLİĞİ-KİMLİĞİ İŞGAL EDİLMİŞ, KENDİSİNDEN UZAKLAÅžTIRILMIÅž, KİMLİKSİZ OLARAK YOK EDİLME TEHLİKESİ İLE KARÅžI KARÅžIYA BIRAKILMIÅžTIR. Bunu fark ediÅŸiniz fevkalade önemlidir. Bu konuda,., gerek EROL MANİSALI, ATTİLÂ İLHAN gerekse OSMAN PAMUKOÄžLU ile yaptığınız programlar hedefine ulaÅŸmıştır. Ancak, aynı UYKUYA DEVAM EDECEKTİR. İçimizde, kendisini vazgeçilmez Türk Milliyetçisi olarak gören ve öyle tanınan hainler gezmektedir. Vural K. (...) Bu düşünceler içinde Attilâ İlhan'da uzaktan izlediÄŸim düşünürler arasında hep kalmıştı. Onlarca programını izlemiÅŸ olmama raÄŸmen hep bir kuÅŸkuyla kalmıştım. Artık uyandığım için kendimi ÅŸanslı kabul ederken aynı zamanda da geçen zamandan ötürü utanıyorum. Sizi izlerken bildiÄŸim birkaç doÄŸrunun sadece benim doÄŸrularım olduÄŸunu düşünürken bunları Attilâ Bey'den duymak beni bir o kadar mutlu etti. Artık bir kutupta yer almamanın gerektiÄŸi düşüncemi onun gibi insanların aÄŸzından duymaktan büyük haz aldım. Sanıyorum yakın zamanda BÜYÜK TÜRKİYE hayali gerçek olacak. Bu ülke için birÅŸeyler yapmak için can atan birçok insan, artık kutuplarda düşünme tuzağının farkına varıp ULUSALCILIK zincirine bir halka olmaya çalışıyor. İlker A.Ben lise son sınıftayım ve dünkü program sayesinde bilmediÄŸim pek çok ÅŸey öğrendim ve kendi kendime söz verdim Atatürk devrim ve ilkelerine sahip çıkacağıma ve Sn. Attilâ İlhan'ın dediÄŸi gibi gerçek bir Kemalist olmaya çalışacağım. BaÅŸarılarınızın devamı dileÄŸiyle çok teÅŸekkürler. Alper T. Sizin programınızı herzaman ilgi ve beÄŸeni ile izliyorum. Son olarak Sayın Attilâ ilhan Bey ile yaptığınız konuÅŸmayı uzun zamandır bekliyordum ve hakikaten size ve Attilâ Bey'e müteÅŸekkirim. İşlemiÅŸ olduÄŸunuz temalar fevkalade ÅŸu an Türk Halkı için çok önemli ve aydınlatıcı. Ben ve birkaç arkadaşım sizi İngiltere'de Cambridge'den seyrediyoruz. Ben ÅŸahsım 25 + sene burada bilgisayar mühendisi olarak okudum ve çalışıyorum. (...) Siz ve Attilâ Bey gibi çok deÄŸerli büyüklerimizin bizleri, halkımızı aydınlatması ve kendi benliÄŸimizi ve güvenimizi kazanmamıza yardım etme zamanı çoktan geldi geçiyor bile. Yasemin C. Bu isim bana ülkemde halen daha ve herÅŸeye raÄŸmen dürüst, ülkesini seven, satın alınamayacak insanlar olabildiÄŸini gösteriyor. Ve bunu bilmek geleceÄŸe dair ümit veriyor. Sizin gibi sayıları azda olsa insanların olması, herÅŸeye karşın olabilmesi bana gurur veriyor. Siz madalyası halk tarafından verilen kahramanlardansınız. Allah yardımcınız olsun. Soner S. Sizlere gerçekleri birkez daha halkın huzuruna döktüğünüz için çok teÅŸekkür ederim. Anlattıklarınızın çoÄŸu birçok insan tarafından biliniyor ve destek görüyor. (...) Yugoslavya ve Irak'ın başına gelenlerin önümüzdeki 10 yıl içinde bizimde başımıza geleceÄŸi açık. Bunun önündeki en büyük ve gerçek engel ordumuzdur. O'nunda altının yavaÅŸ yavaÅŸ (yine oya gibi iÅŸlenerek) oyulmaya çalışıldığını maalesef görmekteyim. Zaten ekonomik olarak biz esir bir ülkeyiz diye düşünüyorum. Silkinmemiz ve kendimize gelmemiz gerekiyor. Ama en önemli problemimiz bizi silkeleyecek birilerine nedense hep ihtiyaç duymuÅŸ olmamızdır. Türkiyemiz'in altı oyulmakta ve maalesef bunu elimiz kolumuz baÄŸlı seyretmekteyiz. Neler yapılabilir? Lütfen bu konularda ışık yakınız... Selami Ö. SunuÅŸ (Hulki CevizoÄŸlu)- iyi geceler efendim. Bu gece Ceviz KabuÄŸu'nda çok önemli bir konuÄŸumuz var. Kendisini pek çoÄŸunuz çok yakından tanıyorsunuz; ama kimileriniz, özellikle gençler kendisini "aÅŸk ÅŸairi" olarak tanıyor. Biz bu gece kendisinden aÅŸk ÅŸiirleri dinlemeyeceÄŸiz. Belki Türkiye için ağıt yakar, belki de yakmaz, bilemiyorum. Ama ÅŸiirleriyle bugüne kadar milyonlarca insanın kalbinde taht kuran, romanlarıyla toplumsal ve insanî duyarlılığın en büyük ve derin örneklerini veren Sayın Attilâ İlhan bu gece Ceviz KabuÄŸu'nda Türkiye'nin, ülkemizin sorunlarını bizimle birlikte ele alacak. Daha doÄŸrusu biz soracağız, o görüşlerini ve deÄŸerlendirmelerini sizlere aktaracak. KüreselleÅŸme ışığında Türkiye'nin sorunları, bugün özellikle 6 Åžubat 2004 tarihi itibarıyla Kıbrıs sorununun geldiÄŸi nokta, Avrupa BirliÄŸi ittifakı, Kıbrıs'ta toprak verilip verilmemesi tartışmaları, Annan Planı Türkiye'ye ne veriyor, ne götürüyor, ne alıyor, "ver kurtul" politikalarında hangi noktaya geldik ya da verip de kurtulmak mümkün deÄŸil mi ya da bazılarının dediÄŸi gibi verip kurtulmak istenmiyor da gerçekten bir çözüm mü öneriliyor Kıbrıs'ta, onları da bu gece ayrıntılarıyla tartışacağız. Ama, tabiî ki Attilâ İlhan deyince Mustafa Kemal'siz olmaz. Mustafa Kemal'in ideolojisi bugün, özellikle Türk aydınlarının içinde bulunduÄŸu sessiz bir ölüm örtüsü, ölü toprağı; bunları tartışacağız. HoÅŸ geldiniz Sayın İlhan. Attilâ İlhan- HoÅŸ bulduk. BÖYLE OLACAKSA, KURTULUÅž SAVAÅžI'NI NİÇİN YAPTIK? Hulki CevizoÄŸlu- Bugünkü yazınızda, Cumhuriyet Gazetesi'ndeki bugünkü yazınızla baÅŸlamak istiyorum, yazınızın sonunda ÅŸu soruyu soruyorsunuz: "Biz o savaşı, yani KurtuluÅŸ Savaşı'nı niye yapmıştık, yeniden düveli muazzama'nın kulu olmak için mi" diyorsunuz.Yanıtını sizden alabilir miyiz? Attilâ İlhan- Herhalde onun için yapmamıştık o savaşı. Çünkü inceledikçe, üstünde durdukça, düşündükçe olayları biraz yukardan izledikçe korkunç bir ÅŸey meydana çıkıyor. Türkler'i Avrupa'dan ve Ön Asya'dan silmek için yüzyıllarca uÄŸraÅŸmışlar, tam bu iÅŸi baÅŸarıyoruz diye rahatladıkları sırada, 1919, 1920'li yıllarda birdenbire Türkler hesapta olmayan bir tepkiyle vaziyete yeniden hâkim olmuÅŸlar ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuÅŸlar; kurmakla kalmıyorlar, aynı zamanda bir de devrim yapıyorlar. Bunu son zamanlarda ısrarla söyleyip üstüne basıyorum, Türk aydınlarında o perspektif yok; halbuki o perspektifin olması lâzım. Bizim KurtuluÅŸ Savaşımızı, münhasıran KurtuluÅŸ Savaşı diye mütalâa etmek yanlıştır. Hulki CevizoÄŸlu- Nasıl demek doÄŸru? Attilâ İlhan- "Anadolu ihtilâli" demek lâzımdır. Çünkü Anadolu'da bir ihtilâl yapılıyor o zaman. KurtuluÅŸ Savaşı o ihtilâlin içindedir, ikisi beraberdir. Türkiye bir taraftan onu yok etmek isteyen Batı'ya karşı çok ciddî bir savunma gösteriyor, ama öbür taraftan da o kendisini yıkmakta ortak olan Saltanata karşı aynı ÅŸeyi gösteriyor ve Türkiye'de rejim deÄŸiÅŸiyor. Türkiye'de rejimin deÄŸiÅŸmesi, emperyalizme karşı bir tarafta PadiÅŸah ve onun Hükümeti, öbür tarafta İngiltere baÅŸta olmak üzere Batılılar var. Bence asıl önemli nokta ÅŸuradan kaynaklanıyor. Çünkü biz bu iÅŸi yaparken, bizden çok az önce, bir iki sene önce aynı iÅŸi Ruslar yapmışlar yukarıda; Ruslar da Batı'ya karşı tavır takınmışlar, orada bir ihtilâl yapmışlar. Hulki CevizoÄŸlu-1917 ihtilâli. Attilâ İlhan- 1917 ihtilâlini yapmışlar. Yani yukarıda bir sosyalist ihtilâl var, aÅŸağıda bir demokratik ihtilâl var. Bu iki ihtilâl birbiriyle sınırdaÅŸ ve onunla da kalmıyorlar, beraber; en kısa zamanda ikisi birbiriyle anlaÅŸmaya giriyorlar. Bu anlaÅŸma doÄŸrudan doÄŸruya Batıy'a karşı bir anlaÅŸma ve bu İngiltere'nin ondan sonrası için olan hesaplarını en az İkinci Cihan Harbi'nin sonrasına kadar periÅŸan ediyor. İngiltere bu yüzden çok zor duruma düşmüştür. Düşünün, Sovyet İhtilâli'nden sonra bu ihtilâli bastırmak için Beyaz Ordular örgütler, bu Beyaz Orduları onların üzerine sürer. Öbür taraftan Türkiye'yi zaten hallettim sanıyor; çünkü Türkiye Sevr Muahedesiyle dağılacaktır, hiç hesapta olmayan bir mukavemet baÅŸlar. Bu mukavemet baÅŸlamakla kalmaz, Türkiye ile Rusya'nın arasını bölen Kafkas ÅŸeddini yıkarlar ikisi beraber. Beyaz Ordular yenilir, Yunanlılar sallanmaya baÅŸlar. O arada İngiltere şöyle bir hesap yapar: Acaba Türkiye kurtulursa Ruslar'a karşı kullanabilir miyim? Bunu çok ciddî olarak hesaplamışlardır ve Gazi'nin ölümünden sonra da bir güzel kullanmışlardır. Fakat o zamana kadar, dünyanın tarihinde ilk defa olarak şöyle bir ÅŸey oluyor: Dünyanın tarihinde ilk defa olarak Avrasya bölgesinde iki büyük devlet emperyalizme karşı çok net tavır alıyorlar ve çok net olarak halkları ayaklandırıyorlar. Åžimdi bizim Anadolu hareketine bu istikametten baktığınız zaman Gazi çok daha büyüyor. Çünkü, öyle bir yere doÄŸru getirildi ki sonunda, Mustafa Kemal PaÅŸa, "iÅŸte canım Yunanlıları yendi, o Yunanlıları yenmek de bir at bir deve deÄŸildi" gibi... Hulki CevizoÄŸlu- Yani düveli muazzama deÄŸil, Türk-Yunan savaşı diyenler çıktı. Attilâ İlhan- Oraya getirildi. Çünkü Mustafa Kemal PaÅŸa aslında İngiltere'yle savaşıyor, Fransa'yla savaşıyor ve hepsini birbirine karşı kullanıyor. Hulki CevizoÄŸlu- Yani, tabiî o doÄŸru deÄŸil ama, onu söyleyenler bugün Türkiye'nin Yunanistan karşısında zayıf duruma düşmesine de göz yumuyorlar galiba? Attilâ İlhan- Ne demek; Yunanlılar neredeyse bizi yönetecekler, iÅŸ o hâle geldi. Hulki CevizoÄŸlu- KurtuluÅŸ Savaşı sadece Türk-Yunan savaşı bile olsa, bugün Yunanlılar'ın karşısında ezik durumda olan bazı kesimler var ya da Rumlar karşısında Kıbrıs olayında. Attilâ İlhan- Åžimdi bu çok genel. Ben perspektifi biraz daha geniÅŸ alıyorum zannederim. Çünkü benim düşünceme göre Batılıların, yani Batı Avrupa'nın, tabiî sonradan buna Amerika da dahil oldu, Türkler'e bakışı başından itibaren onları Asya'ya def etmek üzerinedir ve bu plan her zaman için geçerlidir onların gözünde. Hulki CevizoÄŸlu- Bugün de mi? Attilâ İlhan- Bugün de tabiî, birinci derecede. Hulki CevizoÄŸlu- Ama "sizi Avrupa BirliÄŸi'ne alacağız" diyorlar, "Asya'ya def edeceÄŸiz" demiyorlar. Attilâ İlhan- Avrupa BirliÄŸi'ne almazlar tabiî de, yani almaları için sebep yok. Åžimdi bakın, biz bunu şüphesine -belgeler nasıl olsa iÅŸe yarayacak diye düşünmüştüm- ÅŸimdi biz bunun şüphesine nasıl düşüyoruz? Çok geç düştük. Yani Mustafa Kemal PaÅŸa başından beri şüphelenir de, fakat sonrası İsmet PaÅŸa'dan itibaren deÄŸiÅŸmiÅŸtir. Åžimdi benim elimde 1977 yılı Aralık'ında yapılmış bir konuÅŸma var, bu konuÅŸma Meclis'te yapılmıştır. Hulki CevizoÄŸlu-Kim yapıyor? YILLAR ÖNCEKİ UYARILAR ETKİLİ OLMADI Attilâ İlhan- BaÅŸbakanı yapıyor o zamanın, Süleyman Demirel yapıyor. Bakın ne diyor Süleyman Demirel? O zaman kimsenin dikkatini çekmedi, ben bunu bir yazımda kullanmışım. Türkiye 1977'de 2,5 milyar dolarlık ihracat yapacaktı. Bu uydurma bir rakam deÄŸildi; çünkü 1976'da 2 milyar dolara yakın bir ihracat yapabilmiÅŸti. Bundan daha aÅŸağı bir tahminde bulunmak doÄŸru olmazdı ki. Oysa 1977'nin sonuna geliyoruz, 2,5 milyar dolar tahmin edilen ihracat 1 milyar 700 milyon civarında gerçekleÅŸecektir. Yani, Türkiye 750 milyon dolar civarında bir ihracat düşüklüğüyle karşı karşıya kalmıştır. Çünkü, Türkiye'ye yönelmiÅŸ birtakım kredi kaynakları seçim sonrasında kurumuÅŸtur. Bakın neyi söylüyor, daha o zaman: "Binaenaleyh, bir taraftan kredi kaynaklarınız ÅŸu veya bu sebeple kuruyacak, yine de Türkiye'yi petrolsüz ve gübresiz bırakmayacaksınız. Batı dünyasının ülkemize ekonomik ambargo uygulayıp uygulamadığı tartışılıyor. Bizim münasebette bulunduÄŸumuz büyük ticarî bankalar, bilhassa Amerika BirleÅŸik Devletleri'nde Dövize Çevrilebilir Mevduat meselesinde, bir de Türkiye'ye yeniden kredi verilmesinde fevkalâde ağır davranıyorlar. Bunun ardında siyasî sebeplerin bulunup bulunmadığını zaman gösterecek." Bakın... Hulki CevizoÄŸlu- Zaman gösterdi. Attilâ İlhan- Evet. Yani, henüz ben böyle bir iddiada bulunamam, vakit çok erken, ama bir sıkıntı içinde bulunduÄŸumuz, zaman zaman bu sıkıntıyı izah edemediÄŸimizi itiraf etmeliyim. Bu, Amerika'nın iktidara getirdiÄŸi bir BaÅŸbakandır. Hulki CevizoÄŸlu- "Ama bunu itiraf edemiyorum" diyorsunuz. Attilâ İlhan- Evet. Kıbrıs konusunda ABD iÅŸe karışmıştır, ABD Kongresi'nin bilhassa silâh ambargosuyla baÅŸlayan tutumunu Türkiye'ye karşı dostane bir münasebet saymak mümkün deÄŸildir. Bütün bunların ne derece tesir icra ettiÄŸini ÅŸu anda deÄŸerlendirebilecek durumda deÄŸilim ama, sıkıntıya girmememiz gereken bir yerde sıkıntıya girdik. Türkiye gibi fevkalâde geniÅŸ imkânlara sahip bir ülkenin bulabildiÄŸi imkânlar diÄŸer ülkelerle mukayese edildiÄŸi zaman fevkalâde cüzîdir. Bunu sadece ekonomik kıstaslarla mütalâa edildiÄŸi sanmanın doÄŸru olmadığı kanaatindeyim. Hulki CevizoÄŸlu- Bugünü mü anlatıyor yaklaşık 30 yıl önce? 50 YIL ÖNCE DE AYNI ÅžEYLER OLDU Attilâ İlhan- iÅŸte bütün mesele burada. Yani, ben daha baÅŸka vesikalar okuyup 50 yıl önce de aynı ÅŸeylerin olduÄŸunu göstereceÄŸim. Hulki CevizoÄŸlu- Ama, siz bunu gösterdiÄŸiniz zaman baÅŸka bir ÅŸey ortaya çıkacak, bizim görmediÄŸimiz. Attilâ İlhan- Ha, kesin, görmek istemiyor. Hulki CevizoÄŸlu- Siz "belgelerden göstereceÄŸim" diyorsunuz ama, görmeyen bazı politikacılar, görmeyen bazı aydınlar, gazeteciler... Attilâ İlhan- Tabiî her zaman var, her zaman var. Çünkü bakın, bu bir tanesi. Åžimdi ikinci belge. Bu belgeyi de ben yayınladım 1970'li yıllarda. Tarihini bile söyleyebilirim, 19 Åžubat 1978, Dünya'da yayınlamışım. Amerika'da bir kitap dağıtılıyor. Åžimdi lütfen ÅŸunları dinler misiniz? Hulki CevizoÄŸlu-1978'de. Attilâ İlhan-1978'de. Kitabın yazarı Yunanistan Stratejik AraÅŸtırmaları Enstitüsü eski BaÅŸkanı Korgeneral Tagaris. İngilizce çevirisini Georgios Burnas adında baÅŸka bir Yunanlı yapmış. Chicago'da Armageddon Yayınevi'nde bastırılmış. Amerika BirleÅŸik Devletleri'nde fisebilullah dağıtılıyor. Hulki CevizoÄŸlu- Ücretsiz. Attilâ İlhan- Evet. Yunanlılar'ın Türkler'e handiyse kan içici bir düşmanlık besledikleri malûm; kitapta önce bu sergilenmiÅŸ. MeÄŸer biz neymiÅŸiz? Hayvan derecesinde barbar bir ırk. MeÄŸer neler yapmışız? ÇeÅŸitli uluslarda milyonlarca insanı imha, üstelik kendine ait olmayan topraklar üzerinde oturuyormuÅŸuz. Ayrıca, öyle iddia ettiÄŸimiz gibi 40 milyon filân da deÄŸilmiÅŸiz; 20 milyon kadar ancak varmışız, çoÄŸu da baÅŸka ırk ve uluslardan olmak ÅŸartıyla.Bakın kaçta yapıyorlar bunları. Ama bütün bunlar iÅŸin çerezi; asıl söylenecek söz arkadan geliyor. Hulki CevizoÄŸlu- Yani bu hakaretler "çerez" diyorsunuz. TAGARİS: "AMACIMIZ, TÜRKİYE'Yİ TAKSİM ETMEK OLMALIDIR" Attilâ İlhan- Çerez. Bakın arkadan ne geliyor, o da ÅŸu: "Yunanlılar'ın, Ermenilerin ve Kürtler'in meÅŸhur Åžark meselesini uluslar alanda yeniden yoÄŸun bir ÅŸekilde ortaya atmaları kaçınılmaz bir görevdir. Amaç, uzun sürede gerçekleÅŸse dahi Türkiye'yi taksim etmek olmalıdır. Bu, Yunanlılar'ın, Ermenilerin ve Kürtler'in hakkıdır. Tarihî adalet ve Türk vahÅŸetinin milyonlarca kurbanının kanı bu hakkın elde edilmesini gerektirmektedir..." Yo hayır, bu kadarla yetinmiyor kitap, ayrıntıya da giriyor, buyurun: "Türkler'in yabancılardan zorla aldıkları topraklar üzerinde söz konusu hakka dayanarak bir Ermenistan, bir Kürdistan ve DoÄŸu Trakya'yı da içine alacak bir küçük Asya kurulmalıdır." Korgeneral Tagaris, taksimatın haritasını da yapıvermiÅŸ. Kitabın kapağında yayınlanan bu haritada Türkiye 5 bölge hâlinde bölünmüş bir durumda görülmekteydi. Bunlar İonya, Pontus, Ermenistan, Kürdistan ve Anadolu yarım adasının orta kısmını kaplayan ufak bir Türkiye imiÅŸ. İonya Trakya'yı, BoÄŸazları ve bütün Ege'yi, Pontus hemen bütün Karadeniz kıyılarını, Ermenistan KuzeydoÄŸu, Kürdistan ise GüneydoÄŸu Anadolu'yu kaplıyor. Hulki CevizoÄŸlu- Ben size muhalefet yapayım. 1977'de, 1978'de Yunanlı emekli Korgeneral Tagaris'in yazdığı bu kitap bugün bizi niye baÄŸlasın? "Adamcağız hayal görmüştür" ya da "fanatiktir" deyip geçemez miyiz bunun üzerinden? "BU, SEVR'DEN DE İLERİDİR" Attilâ İlhan- Diyemeyiz; çünkü bunu yaşıyoruz. Ortalıktalar, etnik özgürlük diye bir lâf ortaya çıkarıldı; bırakın bunları, Çerkezleri bile tahrik ediyorlar, Alevileri tahrik ediyorlar, bölmek için Türkiye'yi gerekli ne lazımsa yapıyorlar. Ama beni tahrik eden, kızdıran ÅŸu: 1970'li yıllarda Amerika'dan elime geldi bu belge, ben bu belgeyi yazdım, gazetede yayınladım. Hulki CevizoÄŸlu- Oysa bu kitap alenen, açık açık, "alın, görün, okuyun, tedbir alın" diye bağıra bağıra ortalıkta satılan bir kitap. Attilâ İlhan- Tabiî tabiî, evet evet. Hulki CevizoÄŸlu-Siz de yazıyorsunuz... Attilâ İlhan- Ben de bunu yazıyorum ve... Hulki CevizoÄŸlu- Bağırıyorsunuz 30 yıldır... Attilâ İlhan- Ve tık çıkmadı efendim, tık çıkmadı. Åžimdi durum nasıl vahimleÅŸiyor? 1990'larda, o BaÅŸbakan BaÅŸbakan deÄŸilken birdenbire basında kendi sesini yükseltiyor, Süleyman Bey bakın ne diyor; 1996: "Hiç kimse kendi ülkesini masanın üzerine koyup bunu pazarlık konusu yapamaz. Türkiye'nin içinde-dışında herkes bunu iyi bilmelidir. Åžimdi bunlar ne yapmak istiyor? Bunlar ne iÅŸ istiyorlar ne aÅŸ. Bunlar bir devlet kurmak istiyorlar. Bunların ne olduÄŸu, ne istediÄŸi iyi bilinmelidir. Türkiye'nin Batılı dostları bunların ne olduÄŸunu, ne istediÄŸini iyi bilmelidir. Türkiye, topraklarını, onun üzerindeki insanları koruma kavgası yapıyor. Oysa sanki Türkiye buna yapmıyor da insan haklarını ihlal ediyor diye hüküm veriliyor. Åžimdi beyler, ben size bir ÅŸey söyleyeyim; bu Sevr'den de ileridir." 1996 ve bunu söyleyen Demirel. Hulki CevizoÄŸlu-"Bu Sevr'den de ileridir" diyen.... Attilâ İlhan- Sevr tartışması budur. "Azınlık hakları tanıyın ve kültürel otonomi" dediniz mi bu Sevr'dir. Neden? Çünkü azınlık hakları dediÄŸiniz zaman Türkiye'nin çivisini oynatıyorsunuz. Buna tamamen katılmamak mümkün deÄŸil. Avrupa Konseyi'nin 26 Nisan tarihli Tavsiye Kararı'nın 6 ve 12. maddeleri ne diyor? Buna "siyasî çözüm" diyor. Siyasî çözüm dediÄŸiniz vakit bakın ne diyor? Avrupa Konseyi Genel Sekreteri 24 Ocak 1995 günü bana bu odada ÅŸunları diyor: Türkiye'nin üniter devlet yapısının terörün kaynağı olabileceÄŸini, sorunun bütünüyle çözümü için askerî önlemleri yeterli görmediÄŸini, Kürtler'e Avrupa Konseyi'nin geliÅŸtirdiÄŸi azınlık haklarının tanınmasının bu huzursuzluÄŸu kaldırabileceÄŸini söylüyor ve diyor ki, "Kürtler'e azınlık hakları tanınması konusunda kamuoyunda tartışma baÅŸlatılmasını yararlı görüyorum." Nasıl bir planla, nasıl ağır ağır, nasıl üstümüze üstümüze geliyorlar. Hulki CevizoÄŸlu- Fal bakmamış, fal çıkmış. Attilâ İlhan- Evet, gördüğümüz hep budur. Buna kim ilk kez geliyor, bakın. 1990'larda Graham Fuller diye bir zat geliyor Türkiye'ye. Hulki CevizoÄŸlu- Eski CIA Türkiye masa ÅŸefi. Attilâ İlhan- Masa ÅŸefi... Sorarsan, araÅŸtırmacı olarak. Malûm. AÄžIR İDDİA: "TÜRKİYE BİR ULUS DEĞİLDİR!" Ve ÅŸimdi bakın ne diyor? "Atatürk'ün düşünceleri çağı için son derece güçlü düşüncelerdi; ama onun sayesinde yaratılmış bugünün kendisine güven duyan güçlü Türkiye'si artık ulusal kimliÄŸini, yörüngesini, dünyadaki rolünü, hatta İslâm'ın günlük hayattaki yerini yeniden düşünülmelidir. İslâm'a bakmanın çeÅŸitli yolları var. Bence otomatik bir tehdit olarak kabul edilmesi yanlıştır. Son 50 yılda yapay olarak bastırılmasının bazı meÅŸru nedenleri olabilir ama, artık Türkiye bu bakımdan kendisiyle barışmalıdır. GeçmiÅŸteki radikal lâiklik politikaları döneminde İslâm'ın hayatınızdan nasıl dışlanacağı âdeta bir saplantı haline gelmiÅŸti. Bence bugün bu daha az lâzım olan bir reaksiyon. GeçmiÅŸte Türkiye Orta DoÄŸu için bir modeldi, bugün de olmaya devam ediyor. Hele demokrasiyle İslâm'ı bir arada yaÅŸatacak bir formül bulunursa Iran ve Arap dünyasına büyük bir öncülük yapmış olacaktır." Fal devam ediyor, 26 Åžubat 1999. Hulki CevizoÄŸlu- Fal devam ediyor, biz bugün, 2004-6 Åžubat'ında da fincanı kapamaya devam ediyoruz, yani fal devam... Attilâ İlhan- Aynen, aynen. Hulki CevizoÄŸlu- Åžimdi sizin elinizde o kadar not var ki Sayın Attilâ İlhan, ben programa gelmeden evvel, önümde gözüküyor, 10 sayfalık soru hazırladım sizin için. Attilâ İlhan- Sor. Hulki CevizoÄŸlu- Soracağım. 10 sayfalık soru hazırladım sadece size, kitaplarınızdaki iÅŸaretlediÄŸim bölümler hariç. Televizyon, siz de bir yerde televizyoncu olduÄŸunuz için biliyorsunuz ama, izleyicilerimiz için bu söz. Bazı konuklar vardır ki, sadece onları aÄŸzınız açık dinlersiniz, bazılarını konuÅŸturmak için çok çabalarsınız, istediÄŸiniz kadar soru sorarsınız zor açılırlar. Bazı konuklar çok doludur; siz onlardan biri ve onların en önde gelenlerinden birisiniz. Yani, bu gece ben ve izleyicilerimiz aslında koltuklarına yaslanıp sizi tek başına dinleseler yetecek, doyacaklar. Attilâ İlhan- EstaÄŸfurullah, rica ederim. Hulki CevizoÄŸlu- Åžimdi ben de gerçekten bu gece, neredeyse programda misafir gibi sizi de dinleyecek kadar sizin dolu geldiÄŸinizi, zaten dolu olduÄŸunuzu, ama hazırlıklı geldiÄŸinizi de görüyorum, çok da mutlu oluyorum. Demek ki bu gece uzun olacak, Ceviz Kabukları çoÄŸu zaman uzun oluyor ama, bu gece uzun olacak. Bizim sorularımızdan bir kısmını eleyerekten size sormaya çalışacağım, programın başında izleyicilerimize söyleyelim. Çünkü pek çok izleyicinin program öncesi, geçen hafta anons ettiÄŸim için sizi videolarını hazırladıklarını ve sizin açıklamalarınızı kayıtlara aldıklarını, birbirleriyle haberleÅŸtiklerini, yani hani Kuvayı Milliye, Müdafaa-i Hukuk hareketi diyorsunuz ya, sanki halk arasında sizin bu açıklamalarınızı altını çizerek okuyacak, ezberleyecek, tekrar edecek büyük bir kitle var, ÅŸimdi onların hepsi ekran başında. Ve açıklamalarınıza da çok teÅŸekkür ediyorum, o kadar önemli ÅŸeyler söylediniz ki, Prof. Erol Manisah'nın "Attilâ İlhan'la 1000 Saat" isimli kitabında da belirttiÄŸi gibi siz televizyon programınızda da, gazete yazılarınızda da şöyle bir üslup sergiliyorsunuz: Çok büyük ve önemli gerçekleri çok sakin, yumuÅŸak, kadife bir eldiven içinde sunuyorsunuz. Ama izleyicilerimizi bir kere daha uyarmak gerekiyor, sizi tanıyanlar biliyor, sizin açıklamalarınız, gülümseyerek, yumuÅŸak ses tonuyla verdiÄŸiniz, yaptığınız açıklamalar, verdiÄŸiniz bilgiler Türkiye için, bugün için, geleceÄŸi için çok önemli, dehÅŸetengiz bilgileri ve gerçekleri içeriyor. Åžimdi ben size olabildiÄŸince muhalefet etmeye çalışacağım bu gece, ki siz söylediÄŸiniz sözlerin arkasında ne kadar duruyorsunuz, belgeleriyle izleyicilerimiz daha iyi görsünler. Yani bunlar bir solcu aydının, Kemalist aydının, Mustafa Kemal'ci bir aydının sloganvari sözleri deÄŸil. Öyle mi deÄŸil mi, onu görsünler istiyorum; evet. Bir soru sordum, bakın neredeyse yarım saat olacak, çok önemli bilgiler veriyorsunuz, ben onlara devam etmenizi de rica edeceÄŸim sizden. Ama insan dehÅŸete de kapılıyor bir yerde. Umut var mı bugünün Türkiye'sinde yok mu, bunu programın ilerleyen dakikalarında ele alacağız. Ama 1977, 1978, 1996 yıllarında Demirel'in, Graham Fuller'in ve diÄŸerlerinin açıklamalarını görünce Türkiye'ye çizilen ÅŸablonun, Türkiye'ye çizilen kostümün, elbisenin tam üzerine oturduÄŸunu görüyoruz. Yani bir plan ancak bu kadar yapılabilir. Fire vermeksizin, savaÅŸta bile bir askerî zayiat vardır, burada neredeyse zayiatsız bir ÅŸablon oturuyor, yani kenarından taÅŸmalar bile yok. Buyurun devam edin siz; ben o soruyu takip ediyorum, sorduÄŸum soruyu. Attilâ İlhan- Evet. Åžimdi, meselâ daha sonra bunun arkasından Graham Fullerin bir konuÅŸması daha var. Bu da daha artık açıklıyor, her ÅŸeyi ortaya koyuyor. Onda şöyle diyor: "Türk nüfusunun iç yapısı, geçmiÅŸte genel olarak açıkça kabul edilmeyen bir ÅŸekilde çok etnik görünüyor. Türkiye çok etnik unsurlu, çok dilli bir toplumun sorunlarını nasıl halledeceÄŸi sorusuyla uÄŸraşıyor. Türkiye çok etnik bir ülkedir ve bu gerçeÄŸi kabul etmelidir. Yani Türkiye bir ulus deÄŸildir, bunu kabul etmek zorundadır. Bu gerçeÄŸin kabulü daha gürbüz, çekici ve baÅŸarılı bir Türk devletinin baÅŸlangıcı olabilir. Yani mevcut Türk Devleti baÅŸarılı deÄŸildir. EÄŸer Alevî kimliÄŸi tanınmazsa, Kürtler'e ifade özgürlüğü verilmezse çok ciddî bir kriz olabilir." Bunları açıkça söyledi ve bunlar bizim gazetelerimizde çıktı, ben oralardan bunları buldum. Fakat, bunlar bir kenara, aslında sistemin kendisi ne istiyor, nedene bu mesele üzerinde duruyor ve neden onları bu meseleler rahatsız ediyor? Bakın, General Aleksi Karnikof, İsvestiya Zivezde Askerî İstihbarat Okulu eski bölüm baÅŸkanı, eski ataÅŸemiliter, Avrasya ekibinde Orta DoÄŸu ve Kafkaslar uzmanı, bakın ne diyor? Hulki CevizoÄŸlu- Kaç yılında söylüyor bunu, belli mi o? Attilâ İlhan- Bunun bizim Türkiye'de duyulusu 10 Åžubat 2002. Hulki CevizoÄŸlu- Yeni yani. Attilâ İlhan- CIA ve MI5, yani... Hulki CevizoÄŸlu- Yani İngiliz İstihbaratı. YENİ DÜNYA DÜZENİ'NİN SALDIRGANLIK ANLAÅžMASI! Attilâ ilhan- ingiliz ve Amerikan istihbaratı 1987 yılında Londra'da Yeni Dünya Düzeni'nin saldırganlık anlaÅŸmasını imzaladılar; Times AnlaÅŸması. Buna göre beliren iki odak var. Biri, DoÄŸu Avrupa'nın merkezi görünümündeki Yugoslavya, öteki Mezopotamya  ya  da  Irak  ve  Türkiye.  Önce  Yugoslavya  ve Mezopotamya'daki etnik kurumlar harekete geçirildi, Yugoslavya bölündü, sonra sıra Irak ve Türkiye'ye geldi. Hulki CevizoÄŸlu- Açık açık böyle mi diyor? Attilâ İlhan- Aynen. Amerika BirleÅŸik Devletleri tabiî, "Irak'ın toprak bütünlüğüne saygılıyız" diyor, ama Yugoslavya için de aynı ÅŸeyi söylüyordu. Times AnlaÅŸması uyarınca Amerika BirleÅŸik Devletleri ve İngiltere Irak'a istediklerini yapana kadar savaÅŸacak. Daha o zaman savaÅŸ lâfı yok. Amerika BirleÅŸik Devletleri 11 Eylül'ü bahane ederek NATO'yu da iÅŸin içine sokmak istiyor. Bunun da bugünlerde tartışmalarını duyuyoruz. Peki, bu neden böyle oluyor, yani Batı niye böyle bir harekete lüzum görüyor. Hulki CevizoÄŸlu- Bunu az sonra tartışalım mı? Attilâ İlhan- Olur. Hulki CevizoÄŸlu- Åžimdi Batılılar niye bu kadar açık? Pek çok programda, Türkiye'nin başına örülmek istenen çorap konusunda Batılılar'ın çok açık sözlü olduÄŸunu söylüyorum ben. Burada bakın çok açık seçik, batılısı da, doÄŸulusu da, kuzeylisi de açık açık yazıyor, söylüyor. Türkiye'de yaÅŸayanları, bazı politikacıları, bazı aydınları, halkın büyük bir kısmını -affedersiniz- enayi yerine mi koyuyor bunlar? Yani, "Biz ne kadar bütün gerçekleri, bu insanların başına ileride gelecekleri ve bizim getireceklerimizi ne kadar açık söylersek söyleyeyim korkmamıza gerek yok; çünkü bunlar anlamaz, bunlar önlem alamaz" mı diyorlar, yoksa "bunların içinde uyanıkları da vardır, biz onları keser biçeriz, yok ederiz ve bazılarına da ilâç yuttururuz" mu diyorlar, ne yapıyorlar? Yani bu cesareti nereden alıyor bunlar? Bu kadar açık söylüyorlar, yapıyorlar ve gizli gizli de yapmıyorlar bunu. Bu cesaret nereden?.. Attilâ İlhan- Hep böyle yapmışlardır, yani gizlemezler genellikle niyetlerini, ÅŸeylerini. Çünkü, meselâ bunların Sovyet BirliÄŸi'ni dağıtmak istedikleri de ortadaydı, herkes biliyordu; gene de yapıyorlar, hep söylüyorlar hem yapıyorlardı. Åžimdi zannediyorum ki meseleyi şöyle görmekte yarar var: 20. yüzyıl Batılılar için çok kötü bir yüzyıl oldu. Biz bunu böyle gibi görmüyoruz. Halbuki düşünürsek, 19. yüzyılın sonunda Batı dünyaya hâkimdi, dünyanın her tarafı onun sömürgesiydi ve o sömürgelerden para geliyordu, mal geliyordu, müthiÅŸ refah içindeydiler. Ne Afrika vardı devletler olarak, ne Asya'nın güneyi vardı, ne Güney Amerika vardı; tamamen hâkimdiler. O iki ihtilâl, Anadolu ihtilaliyle Sovyet ihtilâli sistemi bozdu. Birdenbire bir taraftan sosyalist hareket geliÅŸmeye baÅŸladı, bir taraftan demokratik hareket; antiemperyalist bir tavır takınıldı, Hindistan ayaÄŸa kalktı, Çin ayaÄŸa kalktı derken, Batılılar sıkışık bir durumda kaldılar. Bu sıkışık durum o mertebeye kadar gelmiÅŸtir ki, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bir ara "Batı Batı" dediÄŸimiz o büyük devletler, Batı Avrupa'nın kısa bir parçasıyla Kuzey Amerika'dan ibaret kalmıştır. Üçüncü Dünya hareketiyle sosyalist grup onu böyle çepçevre çevirmiÅŸlerdir. Hulki CevizoÄŸlu- Yani Batı kıstırılmış vaziyete geldi. Attilâ İlhan- Çok kötü kıstırılmıştı. İşte bu yaÅŸadığımız tepki onun tepkisi; harekete geçtiler ve bunu nasıl dağıtabiliriz çarelerine bakıyorlar.. Hulki CevizoÄŸlu- Yani sıkıştırılan kedinin tırmalaması gibi... Attilâ İlhan- Kendisini kurtarmak için harekete geçti ve birinci hedef olarak Sovyetleri dağıtmaya aldılar ve baÅŸardılar. Bu iÅŸi çok kolay yapıyorlar, hâlâ, her yerde böyle yapıyorlar. Hulki CevizoÄŸlu- İşte nasıl bu kadar kolay oluyor, onu merak ediyorum. DEMOKRASİ VE PEMBE DİZİLERLE YIKIYORLAR! Attilâ İlhan- Bakın kolay nasıl oluyor, çok güzel oluyor. BirleÅŸik Amerika, Sovyetlerin komünizmle yaptığını demokrasiyle yapıyor. Şöyle söyleyeyim: Ruslar BolÅŸeviklikle Marksizm'i kullanmışlardır, Amerikalılar demokrasiyle büyük demokratları kullanıyorlar. Çünkü ÅŸunu keÅŸfettiler: EÄŸer çok güçlü medyalara sahipseniz, elinizde çok büyük para varsa satın alamayacağınız adam yoktur, satın alamayacağınız parti yoktur, satın alamayacağınız sivil toplum kuruluÅŸu yoktur. Hulki CevizoÄŸlu- EstaÄŸfurullah yani. Attilâ İlhan- Böyle görünüyor. Hulki CevizoÄŸlu- O Türkiye'den uzak bir durum herhalde. Attilâ İlhan- Diyelim. Åžimdi ne oluyor? Ben Yugoslavya meselesinin asıl üzerine gittim, çok ciddî inceledim. Çünkü, Allah razı olsun Fransızlar da gittiler, Fransızlar çok ciddî incelediler ve neticede ortaya şöyle bir ÅŸey çıktı: Fransa'da sivil toplum kuruluÅŸları birdenbire pıtrak gibi her tarafta bitmeye baÅŸlıyorlar ve bunlar, ÅŸimdi meselâ Gürcistan'da yapılan hareket gibi bir hareket, Kıbrıs'ta yapılan hareket gibi bir hareket yapıyorlar. Yani "demokrasi lâzım, herkes serbest olmalı, etnisite olmalı", bunları söylüyorlar. Bunlar patırtı hâlinde söyleniyor, fakat Yugoslavya'da çok rahatsızlar. Niye? Halkın büyük ekseriyeti MiloÅŸeviç'i tutuyor ve onları dinlemiyor. Bunun için ne lâzım? Televizyonları özelleÅŸtirttiriyorlar, televizyonlar özelleÅŸiyor, fakat halk televizyon izlemiyor. Televizyon izletebilmek için bunlara... Hulki CevizoÄŸlu- Magazine mi gidiyorlar? Attilâ İlhan- Güney Amerika'dan pembe dizi satın alınıyor, Yugoslavya'da bunlar gösterilmeye baÅŸlanıyor ve önce köylülerin televizyon izlemesi saÄŸlanıyor Yugoslavya'nın dağıtılabilmesi için. YavaÅŸ yavaÅŸ sonunda iÅŸi oraya getiriyorlar. Hulki CevizoÄŸlu- Yani o uyuÅŸturma hapı televizyon oluyor. Attilâ İlhan- Oluyor, her yerde bu, Rusya'da da bu oldu. Televizyonu kullanıyorlar; televizyon öyle bir yere doÄŸru götürülüyor ki, neticede insanlar televizyondan baÅŸka bir ÅŸey düşünemez hâle geliyorlar. Hulki CevizoÄŸlu- Televizyonda da düşündürten bir ÅŸey olmadığına göre. Attilâ İlhan- Olmadığı için her ÅŸey çok kolay yapılabiliyor. İrtibatları koparıyorlar; demin "niye anlamıyoruz" lâfı. Hulki CevizoÄŸlu- Evet, bu kadar açık söylüyorlar, başınıza bu gelecek diyor... ATTİLÂ İLHAN'IN "AÇIK İSTİHBARATI" Attilâ İlhan- Ama irtibatlar kopuk. Ben bunları bir araya getirmesem, bunları tek tek okusalar belki etki yapmayacak. Ha, bunun adı "açık istihbarattır gazetecilikte, biliyorsun. Bu açık istihbarat, bunlar gazetelerde çıkıyor. Bütün bunları bulup, bir araya getirip asıl anlamını görmek lâzım. Åžimdi adamlar bunu açık açık söylüyorlar. Önce Rusya'yı dağıttılar, sonra Yugoslavya'yı dağıttılar. Bunun planı yapılmış, anlaÅŸması yapılmış. Ondan sonra Irak diye düşünülmüş, Irak dağıtılıyor ve sonra sıra Türkiye'de sonra. Bunlar çok açık ve Türkiye'de de bunun hazırlıklarını elle tutar hâlde görüyoruz. Ama ne oldu? Türkiye'de de önce televizyon ele geçirildi çok güzel bir  şekilde,  hatta  yanlış  hatırlamıyorsam  gayrikanunî  olarak yapılmıştır. Türkiye'de çünkü bir televizyon ÅŸeyi, özerklik kanunu vardı, bu gayrikanunî... Hulki CevizoÄŸlu- Bugün bile hiçbir televizyonun frekansı yok, Türkiye'deki hiçbir özel televizyonun bugün Türkiye'de frekansı yok. RTÜK'ün görevidir bu, RTÜK, Radyo Televizyon Üst Kurulu bunu yapmalıdır, ama yasasının olmasına raÄŸmen yıllardır çeÅŸitli nedenlerle gerçekleÅŸemedi bu. Attilâ İlhan- Evet. Öyle bir yere doÄŸru getiriliyor ki, neticede insanların hayatı televizyondan ibaret oluyor ve televizyon da saçmalıktan ibaret oluyor. Hulki CevizoÄŸlu- Allah'tan bazı programlar ve bazı kanallar var, kendi çapında bir ÅŸeyler yapmaya ve toplumu uyandırmaya devam ediyorlar. Attilâ İlhan- Eh iÅŸte en azından. Yani, bu da sanıyorum, bizim Türkler'in diÄŸer kavimlerden biraz farklı olduÄŸunun iÅŸareti. Çünkü, ben ÅŸu soruyu son zamanlarda önüme gelen arkadaÅŸa soruyorum: Bizim milletimiz dindar bir millettir, Müslümanlık için Avrupa'nın içlerine kadar savaÅŸmıştır, her ÅŸeyi de yapmıştır. Halifesi başındaydı, bu halifeye aÅŸağı yukarı asırlarca inanmıştır. Peki nasıl olmuÅŸtur da... Hulki CevizoÄŸlu- Yeniçeriler... Attilâ İlhan- Hayır, bu halifeye bu kadar inanmış olan bu halk 1920 yılında bir Sarı PaÅŸa çıkmış, Sarı PaÅŸa'ya dönmüş, onun arkasına gelmiÅŸtir. Hulki CevizoÄŸlu- Atatürk'ün peÅŸine. Attilâ İlhan- Evet. Çünkü Mustafa Kemal PaÅŸa'nın doÄŸru söylediÄŸine inanıyordu. SaÄŸduyusu olan bir halk, bu halkın saÄŸduyusu var, saÄŸduyusuyla doÄŸrunun yanlışın nerede olduÄŸunu seziyor. Son zamanlarda hem yazıyorum hem söylüyorum, bir gerçek. Son iki seçimin önemi kazananlarda deÄŸil kaybedenlerdedir. Neden? Çok basit. Kaybedenlere dikkat ettiÄŸiniz zaman, barajın altına süpürülenlere dikkat ettiÄŸiniz zaman göreceÄŸiniz gerçek ÅŸudur: Onlar son 50 senenin dış politikasını yöneten partilerdir. Türk halkı onları süpürüyor, baÅŸka bir dış politika istiyor ve bunun için de tanımadığı insanları getiriyor. Ve orada bir de tahminde bulunuyorum, geçerli veya geçersiz; diyorum ki, eÄŸer Mehmet Ali Aybar'ın TİP isimli partisi saÄŸ olsaydı Türkiye'de iktidar olurdu ve kurtulurduk. Çünkü, o hiç olmazsa bu yanlışlara düşmezdi, hiç deÄŸilse bunun iÅŸaretlerini veriyordu. Ne kadar yapardı, o ayrı bahis. Åžimdi bütün bunlar şöyle bir ÅŸeye doÄŸru getiriyor bizi: Batı'nın bir ciddî sorunu var. Batı'nın ciddî sorunu dünya hâkimiyetini elinde tutmak. Çünkü onlar 19., 18. yüzyılları unutamıyorlar. Hulki CevizoÄŸlu- Güzel günlerini, altın çaÄŸlarını tekrar yaÅŸamak istiyorlar. "AB, ROMA-CERMEN İMPARATORLUÄžU'DUR. VATİKAN'DAN EMİR ALIR" Attilâ İlhan- Bunları tekrar yaÅŸamak istiyorlar. Åžimdi Avrupa BirliÄŸi dedikleri olay, gülmek lâzım, Avrupa BirliÄŸi aslında Roma Cermen İmparatorluÄŸu, onu hazırlamaya çalışıyorlar tekrar. Çünkü bu baÅŸlangıcında, hasbelkader ben Fransa'da idim bu kurulduÄŸu sıralarda; bu Demir-Çelik AnlaÅŸması'yla yapıldı. Yapanlar iki kiÅŸidir. Biri Konrad Adenauer'dir, öteki de Robert Schuman'dır. Biri Fransız BaÅŸbakanıydı, öteki Alman BaÅŸbakanıydı. Hiç kimse ÅŸimdi kalkıp da bu iki baÅŸbakanın hangi partiye mensup olduÄŸunu sormuyor. Bunların ikisi de Hıristiyan demokrattılar ve ikisi de Vatikan'dan emir alırlardı. Hulki CevizoÄŸlu- Ve onun için mi 12 yıldızı var Avrupa BirliÄŸi bayrağında? Attilâ İlhan- Elbette. Çünkü daha başında bir Hıristiyan demokrat organizasyonudur ve komünizme karşı yapılmıştır. Hulki CevizoÄŸlu- Ama ÅŸimdi Türkiye'yi de alacaklar büyük bir istekle. O zaman 12 Hıristiyan ülkenin arasına bir de'Müslüman büyük, dev bir ülke girecek. Attilâ İlhan- Tabiî, onun alacakları artık belli, çok alacaklar, ÅŸiddetle arzu ediyorlar. Bizi almaları mümkün deÄŸil, bizi almazlar. Bunu en güzel, geçenlerde buraya Aleksandır Dugin geldi, Rus, onun yanında da ÇerniÅŸev vardı. ÇemiÅŸev Türkiye'de sefirlik yapmış Sovyet ÅŸeyiydi. Onun esprileri var, çok tatlı bir adam o. Hulki CevizoÄŸlu- Avrasya BirliÄŸi konusunda tam yetkili olarak geldiÄŸi zaman mı? Attilâ İlhan- Öyle evet, o sırada geldiÄŸinde onlar bunu söylediler; "Sizi de almaz, bizi de almaz" dedi. Hulki CevizoÄŸlu- "Gelin, beraber iÅŸ yapalım..." Attilâ İlhan- Yani baÅŸka çaresi yoktu. Åžunu söylüyor: "Onlara düşman olalım" demiyor, çok akıllı bir lâf; "Biz beraber olursak hem almak zorunda kalırlar, hem iyi iÅŸ yaparız" diyor. Hulki CevizoÄŸlu- Evet, iyi bir tüccarlık olur. Åžimdi, demin saydığınız bu Graham Fuller'in, Demirel'in bütün o açıklamalarına ÅŸunları da eklemek lâzım: Avrupa BirliÄŸi'nin geniÅŸlemeden sorumlu bir Komiseri var, başına bir Komiser dikmiÅŸler, Verheugen dedikleri kiÅŸi. O da buna benzer açıklamaları geçen yıl içinde yaptı, sonra kedi pisliÄŸini örter gibi bazı çevreler "bunları örtelim, kimse duymasın" dedi, "aman öyle demek istemedi" diye. Onlar diyor, bizdeki bazıları "onu demek istemedi", yani kralın bilmem nesi derler ya, dalkavuÄŸu gibi öyle dolaşıyorlar ortada. VATİKAN'DAN İZİN ALMAK ZORUNLULUÄžU! Adam diyor ki, Verheugen, "gidin Vatikan'la anlaşın." Åžimdi "Avrupa BirliÄŸi Vatikan'dan icazetli, izin almalı" dediniz, "Gidin Vatikan'la anlaşın" diyor. BaÅŸka ne diyor? "Kemalizm'den vazgeçin" diyor, açık açık söylüyor bunları. Yani bu Batılılar çok dürüst, hayran olmamak mümkün deÄŸil; hakikaten çok dürüst. Yani kurdun kuzuya, ben seni yiyeceÄŸim demesi gibi; suyun başında kurt, ben seni yiyeceÄŸim diyor. Çok dürüst bir kurt var karşımızda, "Ben seni yiyeceÄŸim." E, yemeÄŸe baÅŸlıyor, "Hayır bizi yemedi, kolumuzu verdik, vücudumuzu kurtardık..." Sonra diÄŸer uzuvlarımız gidecek parça parça. Åžimdi bütün bunların karşılığında siz bugünkü Cumhuriyet'teki köşe yazınızda, "Biz o savaşı, KurtuluÅŸ Savaşı'nı niye yaptık, yeniden Osmanlı'nın düveli muazzama dediÄŸi, yani Batı'nın büyük güçlerinin kulu olmak için mi" diye soruyorsunuz. Hakikaten biz KurtuluÅŸ Savaşı'nı niye yaptık? Bugün yine pek çok yazınızda, onlarca kitabınız arasında sürekli vurguluyorsunuz, "biz 1919'daki ÅŸartlara geri döndük" diyorsunuz. Bunu 1970'li yıllarda söylüyorsunuz, bugün söylemeye devam ediyorsunuz. E, peki hakikaten o savaşı niye yaptık, biz Kemalizm'den vazgeçmek için mi yaptık? Ayrıca sizin bir baÅŸka dürüstlüğünüz, aydın dürüstlüğünüz var, onu da belirtmek gerekir. Atatürkçülük konusunda da "Mustafa Kemal'i ÅŸablon Atatürkçülerden kurtarmak gerekir" diyorsunuz, "Bir Atatürk heykeli yapmışlar, boÅŸ boÅŸ onu dolaÅŸtırıyorlar" diye de ağır sözleriniz var. Yani siz bir kuru Mustafa Kemalci, slogan Mustafa Kemalci'si, Atatürkçü'sü deÄŸilsiniz. Onun için sizin bu sorduÄŸum sorulara vereceÄŸiniz yanıtlar çok önemli. Biz 1919'un ÅŸartlarına size göre niye düştük, o savaşı niye yaptık, geriye mi döndük? Buyurun bunun, sizin de sorduÄŸunuz sorunun yanıtını alalım. Attilâ İlhan- Åžimdi önce ÅŸunu ÅŸey yapayım: O savaÅŸa girerken Gazi bakın neler diyor, o savaÅŸ sırasında bunları söylüyor. Bu aÅŸağı yukarı bizim hangi espri içinde ve neden dolayı bu savaÅŸa kalkıştığımızı ve neden dolayı da benim o savaÅŸa "aynı zamanda bir ihtilâldi" dediÄŸimi anlatacaktır. Gazi diyor ki, bunu Åžubat 1923'te söylemiÅŸ: "GeçmiÅŸte, özellikle Tanzimat döneminden sonra ecnebi sermayesi memlekette müstesna bir yere sahip oldu ve bilimsel anlamda denilebilir ki, devlet ve hükümet ecnebi sermayesinin jandarmalığından baÅŸka bir ÅŸey yapmamıştır. Artık her medenî devlet gibi yeni Türkiye de bunu kabul edemez, burası esir ülkesi yapılamaz." Net... 22 Mart, "Tanzimat'ın açtığı serbest ticaret devri, Avrupa rekabetine karşı kendisini savunamayan iktisadiyatımızı bir de kapitülasyon zinciriyle baÄŸladı. TeÅŸkilât ve ferdî kıymet bakımından bizden çok kuvvetli olanlar ülkemizde bir de fazladan olarak imtiyazlı mevkide bulunuyorlardı. Temettü vergisi vermiyorlardı, gümrüklerimizi ellerinde tutuyorlardı, istedikleri zaman eÅŸyayı, istedikleri eÅŸyayı istedikleri ÅŸartlar altında memleketimize sokuyorlardı. Bütün iktisat ÅŸubelerimize bu sayede mutlak surette hâkim olmuÅŸlardı. Efendiler, bize karşı yapılan rekabet hakikaten çok gayri meÅŸru, hakikaten çok kahil idi. Rakiplerimiz bu surette geliÅŸmeye elveriÅŸli sanayiimizi de mahvettiler, ziraatımıza da zarar verdiler. İnkiÅŸaf ve tekâmül, iktisadî ve maliyemizin önüne geçtiler." Mart 1922'de söyledikleri. "Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün iÅŸleri Avrupa'nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa, hangi istiklâl vardır ki, yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin. Tarih böyle bir olay kaydetmemiÅŸtir. Tarihte böyle bir olayı yaratmaya kalkışanlar zehirli sonuçlarla karşılaÅŸmışlardır." Hulki CevizoÄŸlu- Bunu hangi yazıdan okudunuz, Atatürk'ün sözünü? Attilâ İlhan- Mart 1922. Hulki CevizoÄŸlu- Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuÅŸma. Attilâ İlhan- Evet. Hulki CevizoÄŸlu- Birjnakaleden mi aldınız, Atatürk'ün.... Attilâ İlhan- Söylev ve Demeçleri. Hulki CevizoÄŸlu- Evet, çok ilginç. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi Grup BaÅŸkan Vekili Prof. Haluk Koç'un yaptığı iki sayfalık bir basın açıklamasında aynı bölüm var, ÅŸu anda onu buldum. Diyor ki Sayın Haluk Koç, "Siyasî iktidar ve koÅŸulsuz destek aldığı mütareke kalemleri, Atatürk'ün 6 Mart 1922'de TBMM'de yaptığı aÅŸağıda yer alan konuÅŸmanın 7 Åžubat 2004 tarihindeki muhatapları konumuna düşmüşlerdir" diyerek bu konuÅŸmayı veriyor, sizin okuduÄŸunuz konuÅŸmayı. Son bölümü bir de ben tekrarlamak istiyorum buradan. "Hangi istiklâl vardır ki, yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin. Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiÅŸtir" diyor Atatürk. Attilâ İlhan- Åžimdi o zaman, Mustafa Kemal PaÅŸa'nın örgütlediÄŸi hareketin içinde, biliyorsunuz Müdafa-i Hukuk Cemiyeti'ydi o, Meclis'i de açtılar ve Ankara'da bir de gazete çıkarmaya baÅŸladılar. O gazete de Hâkimiyeti Milliye'ydi. Hâkimiyeti Milliye'de o zaman yaptıkları ÅŸey de, bakın 20 Temmuz 1336, yani 1920'de çok net olarak neyi açıklıyor Hâkimiyeti Milliye? "En büyük düşman, düşmanların düşmanı ne falan ne de filan milletler. Bilakis bu, âdeta her tarafı kaplamış bir saltanat hâlinde dünyaya hâkim olan kapitalizm afeti ve onun çocuÄŸu olan emperyalizmdir. Artık bütün^dünyanın anlamış olduÄŸu bu hakikat bizde de tamamen idrak ediliyor." Bunu Hâkimiyeti Milliye'de yazıyor ve Mustafa Kemal'in o gazetenin bazı baÅŸ yazılarını yazdığını da biliyoruz. Åžimdi Türkiye Cumhuriyeti böyle bir hareketin içerisinden ortaya çıkmıştır, gelmiÅŸtir. Prensip olarak Türkiye Cumhuriyeti hareketi antiemperyalist, antikapitalist bir tavır içindeydi. Mustafa Kemal PaÅŸa çok ciddî ÅŸekilde Ruslar'la temas etti, Ruslar ona komünist olmasını tavsiye ettiler. Hulki CevizoÄŸlu- O da bir parti kurdu, komünist partisi. Attilâ İlhan- Åžimdi komünist partisi de kurdu, üyesi de oldu, fakat komünist olmadılar. Olmamalarının sebebini kendisi çok güzel anlatıyor. Rusya'daki komünizmi incelemiÅŸ, bilahare Halide Edip Hanımla konuÅŸurlar, Halide Edip Hanım'la konuÅŸması sırasında der ki, "Ben sosyalizme baktım, Türkiye'de onu aynen gerçekleÅŸtirmek mümkün deÄŸil. Çünkü bu iÅŸ için ciddî bir işçi sınıfı lazımdır, bizde sanayi olmadığı için işçi sınıfı da yoktur." Bu bir. "Bunun için zengin ve haksız bir burjuvazi lazımdır, bizde o da yoktur." Åžimdi burada, "nasıl yoktur" diye bir tereddüt geçiriyor insan. Haklı Mustafa Kemal PaÅŸa, ben bunu çok düşündüm, ÅŸuradan dote/ı haklı: Osmanlı'daki burjuvazi komprador burjuvazi, yani yabancıyla iÅŸ birliÄŸi hâlindeki gayrimüslimler ve savaÅŸ sırasında onlar emperyalizmle iÅŸ birliÄŸi halindeler. Böyle olunca, inkılâbın burjuvazisi yok. Olmayınca, Türkiye o zaman ne yapıyor? Mustafa Kemal PaÅŸa Müdafaayı Hukuk Cemiyetinden bir Halk Fırkası oluÅŸturuyor ve Halk Fırkası'nı oluÅŸtururken de ÅŸunu söylüyor: "Bizim zenginimiz de fakirdir." Çünkü, nereden bakarsanız bakın o zamanki zenginler hakikaten, hele bugünkülere bakarsak çok fakirler. ATATÜRK'ÜN REDDETTİĞİ "MANDACILIK", BUGÜN "MODA" OLDU Hulki CevizoÄŸlu- Benim bir mantık zincirim vardı bu gece konuları sıralamak açısından, ama ben sizin açıkladığınız sıraya göre gitmek istiyorum. Åžimdi Mustafa Kemal ve ulusalcılıktan gidelim isterseniz. Bugün Atatürk'ün, 81 yıl önce reddettiÄŸi mandacılık moda oldu denilebilir mi? Attilâ İlhan- Çoktan. Hulki CevizoÄŸlu- Yani, sürekli bir moda demek ki, gel geç bir moda da deÄŸil. Attilâ İlhan- Åžimdi şöyle: Bir defa prensip olarak ne zaman bu iÅŸ deÄŸiÅŸti, onun ismini koyalım. Mustafa Kemal PaÅŸa'nın vefatından önce baÅŸlıyor hareket. Yani Mustafa Kemal PaÅŸa'yla, bir defa ÅŸunun çok net olarak bilinmesi lâzım ve bunun incelenip ortaya çıkarılması lâzım; resmî tarihte bizde hep Mustafa Kemal PaÅŸa ve onun sevgili BaÅŸbakanı İsmet PaÅŸa diye anlatılır. Halbuki İsmet PaÅŸa ile Mustafa Kemal PaÅŸa arasındaki ihtilâf Serbest Fırka'dan itibaren çok ciddîdir ve Hatay ihtilâfında zirveye çıkmıştır ve sonunda da İsmet PaÅŸa'yı Mustafa Kemal PaÅŸa görevden azletmiÅŸtir. Åžimdi bu bir gerçek. Bu bir gerçek olduÄŸu hâlde hiçbir zaman bu benim söylediÄŸim gibi söylenmez. Bu bir gerçek. Mustafa Kemal PaÅŸa'dan önce de Recep Peker'i görevinden almıştır. Bunlar ikisi Cumhuriyet Halk Partisi'nin başındaki adamlardı. Neden alıyor? Çünkü onlar Cumhuriyet Halk Partisi için yeni bir tüzük ve program getirdiler ve bu programın hazırlanması için İsmet PaÅŸa Recep Peker'i nereye göndermiÅŸti? İtalya'ya ve Almanya'ya göndermiÅŸti. İtalya ve Almanya neresiydi? Birisi Hitler'in memleketiydi, birisi Mussolini'nin. Gelen yeni tüzük ve ÅŸey, dehÅŸet verici bir ÅŸekilde faÅŸist partilerini andıran bir tüzüktü. Bunu görünce Gazi, "kim bu zorbalar" demiÅŸtir ve ondan sonra ikisiyle de ihtilâf hâline düşmüştür. O ihtilâf uzadı gitti, sonunda ayrıldılar. Åžimdi Mustafa Kemal PaÅŸa'nın düşüncesiyle İsmet PaÅŸa'nın bu meseleye bakışı farklıdır. Mustafa Kemal PaÅŸa prensip olarak bir cumhuriyet kurmak, millî bir devlet olmak ve o millî devletin ümmet kültüründen süzeceÄŸi millî kültürüne sahip olmak esası üzerinde hareket etmektedir. Hulki CevizoÄŸlu- Tümüyle ümmet kültürünü reddetmek deÄŸil, oradan süzerek... Attilâ İlhan- Hayır öyle bir ÅŸey yok. Ondan süzerek yeni bir... Çünkü Batı'da böyle yapıyorlar. Fransızlar'a bakıyorsun, o Fransızlar'ın millî kültürü, dinî kültürlerinin reddi deÄŸil ki; dinî kültürleri var. Hulki CevizoÄŸlu- Oradan süzüp aldıkları... Attilâ İlhan- Oradan yeni ÅŸeyler çıkartıp getiriyor ve yurttaşı üretiyor. Yani önceki aydınlar inanç aydınları, cumhuriyetle beraber bilinç aydınları geliyor. Aradaki fark bu. Bu farkı saÄŸlayan da rasyonalizm, bizde lâiklik dediÄŸimiz olay; ama aslında o rasyonalizm. Yani naklî ilimler deÄŸil... Hulki CevizoÄŸlu- Aklî ilimler... BATILILAÅžMAK VE TANZİMAT, İSLÂMİ HAREKETİ Mİ DOÄžURDU? Attilâ İlhan- Aklî ilimler öne çıkıyor. Åžimdi Gazi'nin prensibi bu. Mustafa Kemal'de "BatılılaÅŸmak" lâfı yok, BatılılaÅŸmak lâfı Tanzimat'ta var. Hulki CevizoÄŸlu- Peki, bugün çok tartışılıyor, Avrupa BirliÄŸi tartışmaları içinde yer alıyor, Mustafa Kemal'in muasır medeniyet dediÄŸini Türkiye'de kim nasıl anlıyor ve niye öyle anlıyor? BilmediÄŸinden mi, yoksa onu yönlendirmek istediÄŸinden mi öyle anlamak istiyor? Attilâ İlhan- Åžimdi bu ÅŸeyden itibaren deÄŸiÅŸti, yani Mustafa Kemal PaÅŸa'nın diyalektik bir medeniyet anlayışı var. Yani, çaÄŸdaÅŸ medeniyet seviyesi dediÄŸi zaman çok diyalektik koyuyor meseleyi. Neden derseniz, çaÄŸdaÅŸ medeniyet bugün Batı'da olur yarın DoÄŸu'da olur. Hulki CevizoÄŸlu- Yani sabit bir nokta Batı deÄŸil Atatürk'ün gözünde. Attilâ İlhan- Öyle bir ÅŸey yok. O zaman Batı ileride gibi görünüyordu; iÅŸte ÅŸimdi bile Batı o çok ileride deÄŸil, görüyoruz, biliyoruz. YavaÅŸ yavaÅŸ DoÄŸu'ya doÄŸru kayıyor bu mesele: bu da görünüyor. Buna mukabil İsmet PaÅŸa'nın bakışı Batfdır, çok net bir ÅŸekilde Batı'dır. Bu haritada da görünüyor. Hulki CevizoÄŸlu- "Medeniyet eÅŸittir Batı" diye almış İsmet PaÅŸa diyorsunuz ama, Atatürk onu söylemiyor; doÄŸuda da olabilir medeniyet, kuzeyde de, güneyde de. Attilâ İlhan- Öyle bakıyor. Hayır,. Batı'da da olabilir, hangisi olursa olsun biz onun seviyesinde en az olmalıyız, onu geçmeliyiz. Onun tezi bu. Åžimdi İsmet PaÅŸa'nın yaptığı nedir? Mustafa Kemal PaÅŸa'dan sonra CumhurbaÅŸkanı olur. CumhurbaÅŸkanı olduktan sonra, bakıyorsunuz -daha geçen gün yayınladım, o da bir belge, Glasnik'in kitabında var- Ruslar o zamanki Sovyet DışiÅŸleri MüsteÅŸarı durumundaki bir zatı, Potemkin adında bir zatı Türkiye'ye gönderiyorlar, "yardım da yaparız, her ÅŸey de yaparız, dostluÄŸumuz devam etsin" diyorlar. Orada oyalanıyor, doÄŸru dürüst bir cevap alamıyor. Buna mukabil İsmet PaÅŸa çok kısa bir süre sonra gidiyor, Fransa ve İngiltere ile ittifak yapıyor. Åžimdi bakın, Mustafa Kemal PaÅŸa Fransa ve İngiltere'yle savaÅŸ yapıyor, ittifak yapmıyor; biz gidip derhal onlarla ittifak yapıyoruz. Åžimdi o ittifaktan sonrasına baktığın zaman, asıl o zaman çok ilginç ÅŸeyler görüyorsunuz. Ne görüyorsunuz? Birdenbire eÄŸitim sistemi deÄŸiÅŸiyor. EÄŸitim sistemi o zamana kadar memleket kültürü, memleket edebiyatı, Anadolu sanatı diye gelirken, birden Yunan-Latin hikâyesi çıkıyor ortaya; bir Yunan'dır, bir Latin'dir gitmeye baÅŸlıyor. Yunan-Latin demek ne demek, kimse bunun üstünde durmuyor. Yunan-Latin demek Roma Germen İmparatorluÄŸu demek.Yani sen kendi elinde, kendi kültüründen kendini soyup Hıristiyan kültürüne angaje ediyorsun kendini, böyle bir yere doÄŸru götürüyorsun memleketi. Bu Batılılık iÅŸte, BatılılaÅŸmanın baÅŸlangıcı ve bu Türkiye'de çok uzun süre hâkim olmuÅŸtur. Burada belki şöyle bir varsayım bile ortaya atılabilir: Türkiye'de sonradan kendini ÅŸiddetle hissettiren İslâmî hareketlerin gerisindeki yatan sebep de budur, bir tepkidir. Hulki CevizoÄŸlu- Yani Hıristiyan kültürüne karşı ona angaje olmamak için... Attilâ İlhan- Bir tepkidir. O tepki Atatürk'te yoktu. Çünkü Mustafa Kemal PaÅŸa, çok dikkat ettim ve dikkatle okudum, herkes de okusun; Mustafa Kemal PaÅŸa gerici lâfını, ki o mürteci diye kullanıyor, mürteci lâfını kime kullanmıştır bakılsın. Mustafa Kemal PaÅŸa'nın mürteci diye tavsif ettiÄŸi herkes, aslında doÄŸrudan doÄŸruya yabancılar tarafından tahrik edilmiÅŸ birtakım hareketlerin gerisindekilerdir. Yani Åžeyh Sait'e mürteci der, Kubilay'ı kesenlere mürteci der. Onların dibini kurcaladığın zaman arkasında İngiltere'yi buluyorsunuz zaten; onlara mürteci diyor. ATTİLÂ İLHAN'IN REDDETTİKLERİNİN LİSTESİ Hulki CevizoÄŸlu- Tek başınıza pek çok cephede savaşıyorsunuz, pek çok cephede düşman edinmiÅŸiniz, severek bu düşmanları edinmiÅŸiniz. Siz neleri seviyorsunuz, bu gece onları mümkün olduÄŸunca, bu geceye sığdırabildiÄŸiniz ölçüde öğreneceÄŸiz. Åžimdi İnönü'yü sevmediÄŸiniz, İnönü'nün politikalarından dolayı; çünkü İnönü Atatürk'ten sonra onun politikalarını bırakmıştır, tam ters politikalar izlemiÅŸtir diyorsunuz, o nedenle sevmiyorsunuz. CHP'yi sevmiyorsunuz birçok nedenle; Atatürk'ten sonra CHP'nin Kemalizm'den ayrıldığını ileri sürerek sevmiyorsunuz. Solcu olduÄŸunuz hâlde köy enstitülerine karşısınız. Stalin'i sevmiyorsunuz. Sivil toplum örgütlerine karşısınız. Atatürk'e Batıcı diyenlerden nefret ediyorsunuz. Sigarayı ve içkiyi sevmiyorsunuz. Sisteme karşısınız; Türkiye'de "MonÅŸer" takımını sevmiyormuÅŸsunuz, Masonlar'ı, rotaryenler'i sevmiyormuÅŸsunuz. Gerçi onların içinde de sizi izleyip, "ne güzel Mustafa Kemalci, biz de Attilâ İlhan'ı seviyoruz, ÅŸimdi bizi sevmediÄŸini söylüyor" deyip üzülenler olur mu bilmem. Operadan hiç hoÅŸlanmıyormuÅŸsunuz. Misyoner okullarından mezun olanlara karşı özel bir alerjiniz varmış. Tanzimat ve Tanzimatçılar'! hiç sevmiyormuÅŸsunuz. Küreselcilerle mutlak bir kavga içindeymiÅŸsiniz ve nükleer enerji karşıtlarını da sevmiyormuÅŸsunuz. Çünkü nükleer enerjinin geliÅŸtirilmesinden yanaymışsınız. Yani sizin genel olarak bu düşünce çerçevenizi çizmiÅŸ olduk; ama Atatürk'le devam edelim... KÜLTÜRSÜZLEÅžTİRME POLİTİKASI Attilâ İlhan- Åžimdi onlarla ilgili olarak bir ÅŸey söyleyeyim. Orada tabiî "sevmek" diye koyduk meseleyi; aslında o sevmek- sevmemek deÄŸil. Yani benim bir sürü rotaryen arkadaşım da vardır. Benim hayatımda en önemli bir iÅŸi yapmış olan, yani benim tahsil hayatım mahvolmuÅŸken onu kurtaran adam bir masondu, yani benim onlara büyük saygım vardır; o ayrı sorundur. Benim söylemeye çalıştığım baÅŸka bir ÅŸeydir. Benim söylemeye çalıştığım ÅŸudur: Orada sayılan kiÅŸiler ve orada sayılan kuruluÅŸların bütünü Batılılar'ın ele geçirmeye karar verdikleri ülkelerde uyguladıkları bir politikanın aletleridirler. O politikanın adı kültürsüzleÅŸtirmedir. Hulki CevizoÄŸlu- "Sistemin ve elitin parçaları emperyalizme karşı boyunları büküktür" gerekçesine mi karşısınız? Attilâ İlhan- Boyunları yalnız bükük deÄŸil, ona çalışıyorlar, yani onun istediklerini yapıyorlar. Åžimdi Türkiye'de meselâ onların istedikleri nedir? Onlar diyorlar ki ÅŸimdi, Türkiye'de herkes kendi diliyle mektepli olsun, açılsın, ÅŸunu yapsınlar, bunu yapsınlar, bunlar, "Aa, tabiî, demokrasi bunu gerektirir, bu böyle olmalıdır, ÅŸu böyle olmalıdır" diye baÅŸlıyorlar. Peki, Fransa niye yapmıyor, İngiltere niye yapmıyor? Onu bize yaptırmaya çalışıyorlar; çünkü Türkiye'yi bölmek gibi bir niyetleri var. Çünkü Fransa'da, benim bildiÄŸim kadarıyla en az 5 dil konuÅŸuluyor, en az 5 tane çok önemli azınlık var ve bunların bir kısmı Alman iÅŸgalinde Almanlarla birlik olmuÅŸlardır, Almanlar onlara özerklik vermiÅŸtir; Bretonlar. Bretonca da aslında İrlanda diline benzeyen bir dildir, baÅŸka bir dildir. Hulki CevizoÄŸlu-Ama eÄŸitim?.. Attilâ İlhan- EÄŸitim Fransızca'dır. Hulki CevizoÄŸlu- Tek dil. Attilâ İlhan- Tabiî millî eÄŸitim Fransızca'dır. Hulki CevizoÄŸlu- Yani bizdeki bazı üniversitelerin ingilizce eÄŸitimi gibi bir ÅŸey yok. Attilâ İlhan- Böyle bir ÅŸey olur mu? Hulki CevizoÄŸlu- Olmaz mı? Attilâ İlhan- Hükümran bir ülke. Bu ancak bir sömürgede olur. Hulki CevizoÄŸlu- Biz daha ilerideyiz diyemez miyiz? Attilâ İlhan- Tabiî, biz sömürgelikte hızlı gidiyoruz. Hulki CevizoÄŸlu- Hayır sömürgelikte deÄŸil, medeniyet çizgisinde, medeniyet yolunda daha öndeyiz diyemez miyiz? Attilâ İlhan- Diyemeyiz. Bu bir medeniyet olsa onlar yaparlar, bize bırakmazlar. Çünkü medeniyeti kimseye vermiyorlar. Hulki CevizoÄŸlu- Ama kendi dillerini bize veriyorlar. Attilâ İlhan- Ha, onu veriyor. Hulki CevizoÄŸlu- Vermiyor, zorluyor. Attilâ İlhan- Åžimdi ben bunu her zaman söylüyorum. Bakın biz Osmanlı olarak çok büyük bir devlettik ve aÅŸağı yukarı üç kıtada hâkimdik ve dilimiz Türkçe'ydi, Osmanlıca'ydı. GittiÄŸimiz o ülkelerin hiçbirisinde bu dili mecburî kılmadık biz ve ÅŸimdi ÅŸu ÅŸayanı hayret olay yaÅŸanıyor: Biz 1,5 asır önce Kuzey Afrika'yı Fransızlar'a kaybettik. Fransızlar oraya girdiler, en fazla 120 sene falan kaldılar. Åžimdi gidin Kuzey Afrika'ya, Türkçe bilen kimse yok, herkes Fransızca biliyor. Hulki CevizoÄŸlu- Cezayir'de de öyle deÄŸil mi? Attilâ İlhan- Tabiî. Niye böyle oluyor? Çünkü zorla öğretiyorlar, kendi dilini kaybetmesi için uÄŸraşıyorlar, kendi dinini kaybetmesi için uÄŸraşıyorlar. Sen bunu gönüllü olarak yapıyorsun, ben onu söyledim. Ben bunu ilk defa Fransa'da keÅŸfettim çünkü. Fransız sömürgesinden gelen kiÅŸilerle kendi aramda müthiÅŸ bir benzerlik buldum. Adamlar Fransa'ya hayran, Fransız edebiyatına hayran, Fransızca yazıyorlar; biz de böyle ÅŸeylere heves ediyoruz. Bir düşündüm, yahu bunlar sömürge, biz bağımsızlık savaşı yapmış bir milletiz, biz buna nasıl heveslenebiliriz ki? Ve onlar bana, "sizin Kemal çok iyiydi" diyorlar. Onlar tanıyorlar Kemal'i, biz tanımıyoruz. "ÜÇ ÅžEY MUTLAKA MİLLÃŽ OLMALI" Hulki CevizoÄŸlu- Evet, Mustafa Kemal'in çizgisini biraz daha ele alırsak, diyorsunuz ki, "Ben ulusal bir kültür bileÅŸiminin peÅŸindeyim; millî eÄŸitim olmalı, millî savunma olmalı." Ama Türkiye'de bazı milletvekilleri bugün "eÄŸitimin millîsi olmaz" diyorlar. Hatta bizim programımıza, Ceviz KabuÄŸu'na katılan bir AKP'li milletvekili de, önemli bir milletvekili de {Prof.Dr. Aziz Akgül) bunu söylemiÅŸti: EÄŸitimin millîsi olmaz. Ve bunun arkasından da ÅŸu gerekçeyi getiriyorlar: EÄŸitim evrenseldir. Åžimdi bana göre de eÄŸitimin evrenselliÄŸi ayrıdır, kültürün evrenselliÄŸi ayrıdır; ama eÄŸitimin bir ülkede millî olması farklı bir ÅŸeydir. Siz de diyorsunuz ki, "Ben ulusal bir kültür bileÅŸiminin peÅŸindeyim, ulusal savunma -ben sizin sözünüzü tersine çevirerek söyleyeyim- savunmanın ulusalı, eÄŸitimin ulusalı ve ekonominin ulusalı olmalıdır. Bu üçünü gerçekleÅŸtirmek zaruretindeyiz, yoksa Sevr gelir" diyorsunuz. Attilâ İlhan- Tamamen düşüncem bu. "BÜYÜK SERMAYENİN EHLİLEÅžTİRİLMESİ-ULUSALLAÅžTIRILMASI GEREKİR" Hulki CevizoÄŸlu- Bu ulusallık açısından zor olanın da büyük sermayenin Türkiye'de ehlîleÅŸtirilmesi -tırnak içinde, sizin sözünüz-sermayenin ehlileÅŸtirilmesi." Yani bir anlamda ulusallaÅŸtırması, sermayenin millîleÅŸtirilmesini söylüyorsunuz. Attilâ İlhan- Tabiî. Hulki CevizoÄŸlu- Buyurun bunları sizin aÄŸzınızdan dinleyelim. Attilâ İlhan- Åžimdi efendim, aslında mesele tabiî ÅŸu: Türkiye Cumhuriyeti'nde, demin konuÅŸurken yeri geldi söyledik, burjuvazimiz yoktu, burjuvazi yoktu ortada. Türkiye'de devrimi yapan aslında ulusal burjuvazi olması lâzım gelirken, bizim burjuvazimiz komprador olduÄŸundan, yani İngiliz, Fransız, Alman sermayesiyle iÅŸ birliÄŸi hâlinde olduÄŸundan Anadolu Hareketine karşı idi. Karşı olanca da onlar tasfiye oldular. Hulki CevizoÄŸlu- Çok ilginç, bu sözleri söylüyorsunuz ama, siz kendinizin kim olduÄŸunu anlatırken de birçok röportajınızda, büyük bir burjuva çocuÄŸu olduÄŸunuzu vaktiyle söylüyorsunuz. Sizin formasyonunuzun kaynağı, sizi siz yapan üç önemli faktörü de sıralıyorsunuz. Bir kere, babanızın tayin olduÄŸu Anadolu'ya gittiÄŸiniz zaman Anadolu gerçeÄŸini görerek bu burjuva çocukluÄŸundan ulusalcı bir kimliÄŸe girdiÄŸinizi... E, biz de öyle. Fakültede o kadar bize edebiyat yaptılar, yani derslerimizin dışında neler dinledik, gördük, ama ben gazeteci olarak GüneydoÄŸu'ya, DoÄŸu'ya, Anadolu'ya gittiÄŸim zaman, görev gereÄŸi gezdiÄŸim zaman Anadolu'yu kitaplardan deÄŸil yerinde gördüm. BaÅŸbakanların karşısına çıkan, törenlerde çıkan ilkokul çocuklarının yalınayak çıktığını gördüm. Yani, hakikaten bunları konuÅŸsak oturur burada birlikte aÄŸlarız, bizi izleyen izleyicilerimizin bir kısmı da aÄŸlar. O sefaleti gördük. Anadolu halkının samimiyetini, dürüstlüğünü gördük. Bu demek deÄŸildir ki, baÅŸkaları dürüst deÄŸil, ama Anadolu'nun yapısı daha farklı. Åžimdi siz de büyük bir burjuva çocuÄŸu olduÄŸunuzu söylüyorsunuz bir röportajınızda, ama bugün savunduÄŸunuz fikirler çok önemli. Buyurun, hem Türkiye'deki bu burjuvaziyi... Attilâ İlhan- Åžimdi o burjuvazi gitti. Onlar gidince bizi, devleti kimler yönetecek? Bizde bürokrasiye kaldı o iÅŸ, bir de aydınlara kaldı. Aydınlar ve bürokrasi taÅŸra eÅŸrafıyla iÅŸ birliÄŸi yaparak Türkiye Cumhuriyetini götürmeye çalışıyorlar. EÅŸrafa bir ÅŸey diyemiyorlardı. Aslında toprak reformu yapılması lâzımdı, yapamıyorlardı. Yapama sebepleri, KurtuluÅŸ Savaşı'nda, İstiklâl Harbi'nde eÅŸrafın destek olmasıdır, eÅŸraf destek olmuÅŸtur. Benim dedem de eÅŸraftı ve savaÅŸtı Yunanlılarla. Åžimdi demek ki bizde baÅŸka bir toplum yapısı vardı. Ne zaman biz devletçi olarak baÅŸladık ve çok güzel de götürdüler devletçiliÄŸi. O zamanki ekonomik kalkınmamız inanılmaz rakamlarla ifade edilir, iktisatçılar bilirler. Kalkınma hızları yüksek, para saÄŸlam, borç yok, aksine ödeniyor borçlar, enflâsyon sıfır veya 1, öyle, böyle bir Cumhuriyetti, neresinden baksanız iftihar edilecek bir Cumhuriyetti. Åžimdi bu çerçeve içerisinde burjuvazi de yetiÅŸmiyordu. İşte hükümetler yavaÅŸ yavaÅŸ o burjuvaziyi yetiÅŸtirmeye baÅŸladılar. Çünkü demokrasi olmak istiyorduk. Hulki CevizoÄŸlu- Burjuvazi bir anlamda sermaye anlamına da gelmiyor mu? Sermaye, yani millî sermaye. Atatürk'ün de vaktiyle yaptığı... Attilâ İlhan- Tabiî tabiî. Meselâ şöyle oluyor: Diyelim ki demir yolu ihaleleri yapılıyor, demir yolu ihaleleri yapılırken önce bunlar diyelim ki birtakım yabancı firmalara yaptırılıyor O yabancı firmaların taÅŸeron firmaları Türk firmaları oluyor küçük, sonra bıuu daha... Hulki CevizoÄŸlu- öğrenince... Attilâ İlhan- öğrenince bu defa yerlilere vermeye baÅŸlıyorlar, onlar kabalaşıyorlar. Böyle birkaç isim vardı, isim bile söyleyebilirim, gerek yok. Åžimdi bunlar Türkiye'nin ilk krallarıdır. Onlara kral denirdi; ÅŸeker kralı, bilmem... Hulki CevizoÄŸlu-Demir kralı... Attilâ İlhan- Ha, öyle denirdi. Åžimdi bunlar ilk burjuvalarımızda bizim, fakat millîdirler. Yani "yerli malı kullanmalı" parolasına uygun iÅŸler yaparlardı... Hulki CevizoÄŸlu- Bugün o komedi oldu. Attilâ İlhan- Ha, ÅŸimdi komedi gibi sayılıyor. Düşünebilir misiniz ki, BeÅŸiktaÅŸ'ta Nuri DemiraÄŸ'ın tayyare fabrikası vardı, BeÅŸiktaÅŸ'taydı. Anadolu'da tayyare fabrikalarımız vardı, biz tayyare ihraç ederdik, uçak. Türkiye o dönemde bile bunları yapabiliyordu, Türkiye böyle bir mantık içindeydi. Bu ne zaman çatladı? İkinci Cihan Harbi'nin sonundan itibaren baÅŸladı çatlamaya. İkinci Cihan Harbi'nin sonunda... Hulki CevizoÄŸlu- Yani 1945'ten sonra... Attilâ İlhan- BaÅŸladı. Çünkü bizim savunma sanayii imkânlarımızı ortadan kaldılar. Uçak yapan Türkiye ÅŸimdi helikopterinin bir yönetim bilgisayarını bize yaptırtmıyorlar. Hulki CevizoÄŸlu- Åžimdi "SavaÅŸan Åžahin" dediÄŸimiz F16 savaÅŸ uçaklarının düşman tanımlama sistemi denen küçük bir parçası varmış, onlar Türkiye'ye verilmiyor artık. Niye? SavaÅŸta birbirini vursun diye; düşman tanımlama sistemi. Belki, tabiî bunlar askerî cenahta araÅŸtırılmıştır, yapılmıştır, kamuoyuna açıklanmadı ama, belki bir savaÅŸ durumda bunu bizimkiler de, bizim bilim adamlarımızda üretip takmış olabilirler. Ama Avrupalı, Amerikalı bu uçağı, baÅŸka parçalarını bize satar öğretirken bunu vermiyor. Attilâ İlhan- Vermiyorlar ama, ÅŸimdi ÅŸurası da bir gerçek; iÅŸte bu tarafı zaten Türkler'in onları deli ediyor. Türkler'e bunları vermiyorsunuz siz, birdenbire bayram günlerinde, gazetenin birinde bir haber çıktı, "Arian roketini Türkler imal ediyorlar." Ediyoruz. Biz aynı zamanda ÅŸimdi karadan karaya 200 kilometreden vuran roketleri de yapıyoruz, yaptık, bunların denemelerini de yaptık da basınımız lütfedip bahsetmiyor bunlardan nedense. Hulki CevizoÄŸlu- Aman, bahsetmemek daha iyi, yabancı düşmanları daha çok çekeriz. Bunlardan bahsetmek hem iyi hem kötü. Attilâ İlhan- Yani Türkiye bunları yapıyor. Bu da neden oluyor? Çünkü Türkler'de devlet bilinci var, bizim tarihimiz bu. Benim Avrupalılarla -sık sık tekrarlarım- en çok ÅŸaka yaptığım ÅŸey budur, "kaç devletin var" diye sorarım. Çünkü, en kabadayısının bile iki devletten, üç devletten fazlası çıkmaz, bizde 17-18 tane falandır. Hulki CevizoÄŸlu- BoÅŸ zamanlarımızda devlet kuruyoruz, baÅŸkaları yıkıyor, biz devletler kuruyoruz. İnÅŸallah bu son devletimizi kimse yıkamaz. Attilâ İlhan- Yok, ÅŸimdi Jan Poyro'nun bir kitabı vardır Türkler'in Tarihi" diye, o kitap çok enteresan bir kitap. "Türkler'in tarihinin en kötü dönemi 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başıdır. Çünkü bir devlet kalmışlardı, o da dağılıyordu" diyordu. Fakat kitabı bitirirken şöyle bir varsayım yapmıştı, "Yeni gelen yüzyılın sonunda Türk devletleri çoÄŸalabilir" diyordu; ÅŸimdi 6 tanedir. Hulki CevizoÄŸlu- Evet. Ama, tıpkı sizin bu geçmiÅŸteki açıklamaları bir araya getirmeniz, onları sentezlemeniz gibi o 6 tane Türk devletinin de ortak bir bilinç etrafında birleÅŸmemesi durumunda bir anlam taşımayabilir belki. Attilâ İlhan- Hiçbir anlam taşımaz. Avrasya bilinci diye bir bilinç var. Hulki CevizoÄŸlu- Reklamdan sonra... Attilâ İlhan- Evet. Hulki CevizoÄŸlu- DeÄŸerli izleyiciler, Sayın Attilâ İlhan'la ulusallık, ulusalcılık ve millî sermayeyi ve millî eÄŸitimi, millî savunmayı ve millî kültürü, ekonomiye hep birlikte az sonra ele alacağız. Ama gerçekten burası soru dolu. Türkiye'nin sorunları çok biriktiÄŸi için, böyle bir aydınımızı bulunca hepsini sormak ve yararlanmak istiyoruz. (Reklam arası) Hulki CevizoÄŸlu- Evet, tekrar yayındayız. Sorumuzun yanıtını bir kez daha rica edelim, daha doÄŸrusu bu ulusallık, ulusalcılık, millî sermaye, eÄŸitimin, savunmanın ve ekonominin millî olmasını bir daha rica edelim sizden. "Olmazsa Sevr olur" diyorsunuz çünkü. Attilâ İlhan- Åžimdi şöyle bir ÅŸey çıkıyor ortaya: Bizim KurtuluÅŸ ^Savasi'ndan sonra Mustafa Kemal Pasa önce izmir Kongresi'nde çok açık bir ÅŸekilde serbest teÅŸebbüse ışık yakar gibi görünür, orada rahattır... Hulki CevizoÄŸlu- 1923'te. Attilâ İlhan- O zamanlar baÅŸlangıçta. Ve o toplantıda bir tez ortaya atıyor, o da çok sosyal bir tez aslında. Diyor ki, "Biz Misak-ı Millî ile memleketi kurtardık. Bir de maarif Misak-ı Millîsi yapıyoruz..." Yani, artık Tevhidi Tedrisat Kanununu çıkıyor, öteki okullar kapatılıyor, bir tek okul kalıyor, o okulla yetiÅŸecek vatandaÅŸlar. "Åžimdi bir de sai Misak-ı Millîsi yapmalıyız"diyor, emek Misak-ı Millîsi yapmalıyız. "Bunun için hepimiz bir araya gelip bir ekonomik kalkınma hareketine girmeliyiz" diyor ve giriyorlar, hakikaten de girmiÅŸler. O zaman da yaptıkları ilginç ÅŸeyler var, ki hakkını yememek için söyleyelim; o çalışmalar genellikle İsmet PaÅŸa'nın kontrolünde yürütülmüştür, o zamanlar İsmet PaÅŸa hakikaten bihakkın çalışmıştır. Åžimdi bu çerçeve içinde Türkiye yürürken, Gazi'ye Cumhuriyet Meclisi'nde, yani Büyük Millet Meclisi'nde muhalefet baÅŸlar. Bu muhalefeti de çok garip bir ÅŸekilde kimler götürürler? KurtuluÅŸ Savaşı'nda Gazi'yle beraber baÅŸlamış bazı kumandanlar götürürler ki, baÅŸlarında Hüseyin Rauf Bey vardır. Åžimdi bir meraklısı alıp da, o yıllarda İngiliz basınında neler yazıldığına göz atarsa Türkiye ile ilgili, çok enteresan bir ÅŸey yakalıyor. Hulki CevizoÄŸlu- Nedir o? Attilâ İlhan- Bakın, 7 Eylül 1923'de The Economist Gazetesi'nde ne yazıyor, dergisinde: "Türkiye en kısa sürede ekonomisini yeniden kurmak ve ekonomik faaliyetlerini canlandırmak zorundadır. Fakat bunu yabancı sermaye ve teknolojinin yardımı olmaksızın gerçekleÅŸtirebilmesi olanak dışıdır. Türk ulusu bir yandan ülkede yabancı çıkarların katı bir kesinlikle Türkiye'nin ulusal egemenliÄŸine bağımlı kılınması, diÄŸer yandan hızlı bir ekonomik kalkınma hamlesinin gerçekleÅŸtirilmesini isterken, bu iki isteÄŸin çeliÅŸtiÄŸini kimse düşünmüyor." 11 Nisan 1925'te aynı The Economist bakın ne yapıyor: "Yabancı sermaye sorunu, kendilerini, kısırdöngü içinde bulunan Türk liderlerini düşündürmektedir. Bağımsızlığını ve Türklerin deyiÅŸiyle ulusal bütünlüğünü koruması için ülkenin zengin doÄŸal kaynaklarının bir an önce geliÅŸtirilmesi zorunludur. Bu ise ancak yabancıların yönetsel katkısı ve malî desteÄŸi ile gerçekleÅŸebilir." Hulki CevizoÄŸlu- Yönetsel katkısı. TÜRK AYDINLARININ DRAMI - ENTELEKTÜEL SEFALET! Attilâ İlhan- Evet. "özellikle büyük dış borç altına girilmesi ya da yabancılara geniÅŸ ayrıcalıklar tanıyan bir politika uygulanması hızlı bir üretim artışı saÄŸlayabilir. Ancak, her ÅŸeyden önce -burası çok önemli bakın- Cumhuriyet yönetiminin mutlu yalnızlık ve mutlak bağımsızlık tutkularından vazgeçmesi gerekmektedir." Çok açık söylüyorlar gene, hiçbir ÅŸey saklamıyorlar. Ve bu lâflar edilirken Türkiye'de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulur ve serbest dış, yabancı sermaye imkânlarını hazırlamak istemektedir. Ve bakın, onlar bu baskıyı yapacakları sırada ne olur aynı zamanda? Nasturiler'in isyanı baÅŸlar Hakkari'de, Åžeyh Sait isyanı da baÅŸlar Irak'ta. Oradan onlar bastırırlar, bunlar buradan bastırırlar. Birdenbire Türk aydınları, politikacıların bir kısmı yabancı sermayenin Türkiye'deki savunucuları hâline gelmiÅŸ olurlar. İşte bizim savunmada, maarifte... Hulki CevizoÄŸlu- Ekonomide... Attilâ İlhan- Ve ekonomide ne yapıp yapıp mutlaka millî olmamız gerektiÄŸinde ısrarımın sebebi bu, geride yatan bu. Çünkü bakın, ne kadar aç ve açık söylüyorlar. Hem yöneteceÄŸiz diyorlar, hem de biz sermayemizle gireceÄŸiz diyorlar, "siz bunu zaten yapamazsınız" diye bir ön yargıları da var üstelik. Halbuki biz bunların hepsini yaptık, biz uçak da yaptık, her ÅŸeyi de yaptık bu memlekette. Yapabiliyoruz. İşçimizin çok iyi olduÄŸu da meselâ dışarıda çalışan işçilerimizin gösterdikleri performanstan meydana çıkıyor. Sonra iÅŸ adamlarımız da son derece baÅŸarılılar. Almanya'nın yarısı Türk ÅŸimdi iÅŸ adamlarının ve endiÅŸeleniliyor. Niçin endiÅŸeleniliyor? Åžundan endiÅŸeleniyor: Biliyorsunuz, Museviler'in Hitler öncesi Almanya'daki durumları bizim Türkler'inkine çok benziyordu; orada azınlıktaydılar, fakat ekonomiye hâkim olmaya baÅŸlamışlardı. Hulki CevizoÄŸlu- Biz ekonomiye hâkim miyiz orada? Attilâ İlhan- YavaÅŸ yavaÅŸ olacaklardır. Yani bundan 30 sene sonra Bundestag'ta kaç tane Türk mebusu olacak kim bilir. Çünkü Batı gidiyor, yani bunu görmek lâzım. Hulki CevizoÄŸlu- Nüfus olarak da gidiyor deÄŸil mi? Attilâ İlhan- Gidiyor, nüfusu artmıyor, nüfusunu artıramıyor, yeni .nesiller kötü. Bakın. 50 senedir Batı Avrupa'da dünva çapında yazar yetiÅŸmedi, yok. Eskiden bütün dünya çapındaki yazarlar Batı Avrupa'dan çıkardı. Hulki CevizoÄŸlu- Onun için Nobel ödüllerini bile Afrikalı yazarlara veriyorlar. Attilâ İlhan- Oraya buraya veriyorlar, yok yetiÅŸmiyor, büyük adam çıkmıyor. Dikkat edin, Amerika'daki bütün âlimler dışarıdan gelenlerdir. Åžimdi Batı bir hızla, aÅŸağı yukarı 16. yüzyılda baÅŸlayıp yukarıya doÄŸru çıkarak zirveyi 19. yüzyılda buluyor, 20'den itibaren gerilemeye baÅŸlıyor. Åžimdi bu çok açık ortada. Bunun mukabilinde de Sovyet Rusya, Çin, Japonya, Hindistan 20. yüzyıl içinde baÅŸlayıp 21. yüzyılda ÅŸimdi zirveye doÄŸru gidiyorlar. Bu gözümüzün önünde. Bunu görmeyen bizim Batılı aydınlarımız; yoksa halk bunu görüyor. Hulki CevizoÄŸlu- Kaç yıl önce, yaklaşık 30 yıl önce siz bir entelektüel sefaletinden söz ediyordunuz, bugün de geçerli mi bu? Suskun aydınların, aynı sefalet mi devam ediyor, yoksa bu kelimeyi daha da ağırlaşırdınız mı? Ne diyorsunuz bugün aydınların suskunluÄŸuna? Attilâ İlhan- DoÄŸru, doÄŸru, geçerli, daha da ağırlaÅŸacaktır. Åžimdi bakın, o benim söylediklerim benim kerametim deÄŸil. Ben bunları bir kerametle, böyle dahiyane bir sezgiyle bulmuyorum. Åžimdi bakın, ÅŸu aydını bir dinleyin. Bizim İstanbul... Hulki CevizoÄŸlu- Adını sonra mı söyleyeceksiniz? Attilâ İlhan- Sonra söyleyeceÄŸim. Hulki CevizoÄŸlu- Türk aydını mı o? Attilâ İlhan- Türk aydını. Hulki CevizoÄŸlu- Aydın mı karanlık mı sonra göreceÄŸiz onu. ATTİLÂ İLHAN: "TÜRK AYDINI, BATI'NIN MANEVÃŽ AJANI" Attilâ İlhan- "Bizim İstanbul'da kendilerine aydın denilen takım öteden beri DoÄŸu'ya önem vermemekle tanınır. Bu o kadar garip, acınacak, hatta gülünecek bir ÅŸekil almıştır ki, ÅŸimdi ismini hatırlamadığım bir yazarın ortaöğretimde okutulması resmen kabul edilmiÅŸ modern çaÄŸlar tarihinde 300 ÅŸu kadar sayfanın 200'ünden fazlası sırf Fransa tarihine ayrılmış, geri kalan sayfaların çoÄŸu Avrupa milletleri tarihinden bahsederek ancak birkaç sayfası, o da Frenkler açısından Devleti Osmaniye'ye bırakılmıştır. Bizim aydınlarımız, ÅŸimdi basını ellerinde tutanlar DoÄŸu ve İslâm alemiyle meÅŸgul olmaktan âdeta utanırlar. Medenî Avrupa varken DoÄŸu göz atılmaya, düşünülmeye deÄŸer mi hiç? Sonra, Allah esirgesin, Avrupalılar bizi henüz AvrupalılaÅŸamamış, barbarlıktan, baÄŸnazlıktan kurtulamamış demezler mi? Biz Batı'nın gözüne girmek isteriz, Batı'nın iyi niyetli yakınlığını kazanmak isteriz. Bir gazetecinin dediÄŸi gibi, Avrupa medenî ailesi içinde yer tutmak isteriz. Bunun için Batı'ya yaranmalıyız, hatta dalkavukluk etmeliyiz. DoÄŸu ile uÄŸraÅŸmakta ne yarar var, onlardan ne çıkar saÄŸlanacak? Batı'dan korkuyoruz. DoÄŸu'yla çok meÅŸgul olursak bizi birtakım siyasî fikirlerle suçlarlar, memleketimize de bundan kötü sonuçlar doÄŸar. EÄŸer Avrupa'nın gözüne girer, teveccühünü kazanırsak her türlü baÄŸnazlık lekesinden uzak kalır ve memleketimiz de rahat yaÅŸar." 16 Åžubat 1911, Yusuf Akçora. TeÅŸhisi koymuÅŸlar daha o zaman. Türk aydını dediÄŸimiz kiÅŸi Batı'nın Türkiye'deki manevî ajanı. Kendi memleketini küçük görüyor, kendi adamını adam olmaz görüyor, Batılıyı başının üstünde gezdiriyor ve bunun bizim memleketimize yaptığı en büyük kötülük ne? Biz hepsi Batı'dan deÄŸer kazansınlar diye kimini Fransa'ya, kimini Almanya'ya, kimini İngiltere'ye, kimini ÅŸuraya gönderiyoruz, her biri oranın kültürüyle geliyor ve biz tam bir panayır içine düşüyoruz. Bizim memleketimizde, özellikle cumhuriyetin ilk zamanlarında, Osmanlı'nın son zamanlarında bir ÅŸehre su getirmek gerektiÄŸi zaman 5 mühendis, 5 ayrı sistem öneriyordu, her biri gittiÄŸi memlekette öğrendiÄŸini. Hiçbirisinin Türkiye'nin ÅŸartlarına uygun bir önerisi yoktu. Hulki CevizoÄŸlu- Evet, entelektüel sefaleti dediÄŸiniz yıllar önce, bugün entelektüellerin ya da Türk aydınının -herkesi aynı potaya koymayalım- bir kısmının diyelim, bir kısım Türk aydınının Batı'nın bugün manevî ajanı olduÄŸunu söyleme noktasına geldiniz. Attilâ İlhan- Evet. Ve aÅŸağı yukarı o deÄŸil mi canım? Hulki CevizoÄŸlu- Yani sırf suçlanmamak, eleÅŸtiri oklarından kurtulabilmek için Batı'ya yaranmak, yardakçılık, dalkavukluk uÄŸruna bunları yapıyorlar diyorsunuz. Buna bir benzetmede ben yapayım; evden kaçıp artist olmak isteyen bir genç kızın sefaleti gibi bir ÅŸey. Yani evinden, gecekondudan kaçıp "ben zengin olacağım", iÅŸte televizyonda gördüğü "o sosyetik görüntüler içinde yer alacağım, zengin olacağım, şöyle böyle bir hayat süreceÄŸim" diyerek kendisine söylenen her türlü batakhane ölçülerine, kurallarına uyması gibi bir ÅŸey. Çok mu ağır konuÅŸuyoruz? ATTİLÂ İLHAN: "SALMAN RÜŞDÃŽ, TESLİME NESRİN GİBİLERİNİ YETİŞTİRİYORUZ" Attilâ İlhan- Tabiî doÄŸru. Hayır, ağır konuÅŸmuyoruz. Åžimdi bakın, o manada sömürge ÅŸimdi tam manasıyla kalmadı. Fakat eski sömürgelerinden kendi memleketlerine gelen aydınlara baktığınız zaman siz Batılıların, bu özellikleri o aydınlarda görüyorsunuz. Åžimdi meselâ Salman Rüşdî, Teslime Nesrin kiÅŸiler, bunlar kim sanıyorsunuz? Åžimdi biz onlar gibilerini yetiÅŸtirip göndermeye baÅŸladık iÅŸte. Aynı ÅŸeyi yapıyoruz. Onlar sömürgelerden yetiÅŸmiÅŸ olanlar, bizimkisi bağımsız bir devletten, üstelik kurtuluÅŸ savaşı yapmış bir devletten gidiyor bizimkisi, ama aynı ÅŸeyi yapıyor. Hulki CevizoÄŸlu- Bunlar zihnen, beyin bakımından devÅŸiriienler mi? Zihinleri devÅŸirilmiÅŸ; vücutları burada, ama zihinleri baÅŸka yerde. Attilâ İlhan- Evet, aÅŸağı yukarı netice itibarıyla. Zihnen öyle görünüyor. Åžimdi ben kendi hesabına bunu çok söyledim, yine de söylerim; burada, gençliÄŸimde, çocukluÄŸumda edebiyat meraklısı bir kiÅŸi olarak okuduÄŸum kitapların büyük bir ekseriyetinin, Avrupa'ya gidip yabancı dil öğrendikten sonra oradaki birtakım kitapların Türkiye versiyonları olduÄŸunu fark ettim. Yani orijinal de deÄŸiliz. "Åžiirde büyük yenilik yaptı falan kiÅŸi" diyoruz biz, gidip bakıyorsun, oradaki falan adamın Türkiye versiyonu. Yani nasıl komprador bir tüccar varsa oradaki ÅŸirketin Türkiye'deki mümessili, komprador edebiyatçı var bizde, oradaki yazarın Türkiye mümessili gibi; onun yaptıklarını Türkiye'de yapıyor. Peki, Türkiye'nin ihtiyacı olan ne? Onu düşünüyoruz. Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı bizi hiç ilgilendirmiyor. Hulki CevizoÄŸlu- Evet, devam edeceÄŸiz buna. Bir izleyicimiz var, ona dönelim. Ünal Kuçur, Emekli Deniz Kurmay Albaymış. İyi geceler Sayın Kuçur. (İzleyici Telefonu) Ünal Kuçur (Emekli Deniz Kurmay Albay)- Efendim iyi geceler sunarım. Hulki CevizoÄŸlu- Buyurun efendim. Ünal Kuçur- Efendim, öncelikle Sayın Attilâ ilhan gibi bir aydınımızla canlı yayına baÄŸlanmak zatıâliniz marifetiyle olduÄŸu için size şükranlarımı sunmak isterim. Hulki CevizoÄŸlu- EstaÄŸfurullah, buyurun. Ünal Kuçur- Efendim, öncelikle Sayın Attilâ İlhan'ın buyurduÄŸu, bir Yunanlı Korgeneral'in kitabında bahsettiÄŸi ve Amerika'da elden dağıtılan bu kitabı, Amerika tarafından desteklenen mahiyette, 1973 yılında nüfuz ettiÄŸim bir dokümandan bahsetmek istiyorum efendim. Hulki CevizoÄŸlu- Korgeneral Tagaris'ten söz ediyorsunuz galiba. Ünal Kuçur- Evet efendim. 1973 senesinde Esgarcia isimli bir Amerikan gemisinde subay mübadelesi nedeniyle bulunuyordum ve gizli bir mahalle girdim. Bu mahalde, sizlerin de bildiÄŸiniz gibi "Top secret", çok gizli kayıtlı "VVorld Report", Dünya Raporu isimli kara kaplı bir kitabı ele geçirdim ve hemen ilgimi çekti. Ben de o zaman teÄŸmen rütbesindeydim ve atılgandım, cesurdum. Kitabın Türkiye kısmını buldum, Türkiye ile ilgili meal olarak söyleyebileceÄŸim üç madde vardı. Birinci madde; "Türkiye nüfusuna dikkat edin, genç bir nüfusa sahiptir, bu genç nüfus büyük bir potansiyeldir, patlamasına hiçbir zaman müsaade etmeyeceksiniz." "Türkiye'nin zengin yer altı kaynaklarını kullanmasına müsaade etmeyeceksiniz" ve bir üçüncü madde de, "Türkiye'nin kalkınmasına hiçbir ÅŸekilde müsaade etmeyeceksiniz, çeÅŸitli zamanda çıkartacağınız çeÅŸitli bahanelerle Türkiye'yi geri bıraktıracaksınız." Ve bu hepimizin malûmudur, 6-7 Eylül hâdiselerinden bu yana Türkiye belirli periyotlarda, biri biten diÄŸeri baÅŸlayan çeÅŸitli hâdiselere ÅŸahit olmuÅŸtur ve en son GüneydoÄŸu'da, PKK terörü bitti diyebiliyoruz artık, o ÅŸekilde ifade edeyim; baÅŸka bir terör baÅŸladı. Bu terör hepimizin malûmudur ne terörü olduÄŸu. Merhum general babamla da bu konuları 1970'li yıllardan itibaren hep münakaÅŸa ederdik, birbirimize girerdik. Åžu ÅŸekilde girerdik fikir ÅŸeysi olarak: Babam, solun bir tehlike olarak bizi tehdit ettiÄŸini söylerdi, ancak ben, "hayır, din bizi tehdit ediyor" derdim ve bugün nihayet geldik. Ve yine bu Amerikan gizli "top secret", çok gizli dokümanında Türkiye'nin GüneydoÄŸu'su bir petrol bölgesi olarak gösteriliyordu ve renk kodu koyu siyahtı. Koyu siyah renk kodu, dünyada petrolün en bol olduÄŸu bölgeler olarak ifade edilmiÅŸti. Yine Sayın Attilâ İlhan'ın bahsetmiÅŸ olduÄŸu Sevr haritası. Bu Sevr haritasını Romanya Harp Akademileri Komutanlığfnda asılı vaziyette gördüm ben ve Harp Akademileri Komutanı'na, -ÇavuÅŸesku zamanında gitmiÅŸ idim- Akademi komutanı TuÄŸgeneral'e haritayı ikaz ettiÄŸim zaman bana aynen ÅŸu cevabı verdi: "Tarihi biz yazmadık." Ben de ona, "Tarih hiçbir ÅŸekilde bu ÅŸekilde yazılmamıştır, dünyada, bulunduÄŸumuz bölgede Kürdistan diye bir devlet yoktu, ancak siz burada Kürdistan gösteriyorsunuz." Efendim, yine bir Amerikan askerî dergisi, aylık olarak yayımlanan, ancak ÅŸu anda ismini hatırlayamıyorum; 1985 senesinde Türk Genelkurmayı'na gönderilmiÅŸ idi ve bu bana gelmiÅŸti Deniz Kuvvetleri Karargâhı'nda görev yapar iken. Aynı harita, bugün çizilen, Sayın Attilâ İlhan'ın bahsetmiÅŸ olduÄŸu haritanın aynısı o askerî dokümanda da mevcut idi ve daha sonra bu, Genelkurmayımızın ikazı ile toplatıldı ve kaldırıldı. Bugün Avrupa BirliÄŸi maskesi altında Türkiye üzerinde oynanan oyunların çizgilerini ben ilk defa 1973 yılında gördüm efendim, 1973 yılında gördüm. Ancak ÅŸu anda elimde, bu çok gizli dokümanı alamadığım için bir delilim yok, bir dokümanım yok ve veremiyorum. Ve diÄŸer bir konuya eÄŸer müsaade ederseniz, zamanınızı ÅŸey yapıyorsa almayayım. Hulki CevizoÄŸlu- Sayın Kuçur, gizli dokümana gerek var mı bu kadar açık doküman varken? Sayın Attilâ İlhan okudu bu belgeleri, 30 yıl öncesinden bugüne kadar açık açık gazetelerde, kitaplarda yer almış, bugün televizyonlarda tartışılan bu açık belgeleri okudu. Dedi ki, bunlar açık istihbarattır gazetecilikte, açık bilgidir, buralardan alırsınız. Yani bunun gizlisine falan da gerek var mı artık? Gözümüze sokacak kadar, kulağımıza sokacak kadar bunları Avrupalılar, Batılılar ya da bir kısım Avrupalılar diyelim bunları yazıyor, söylüyor, uyguluyor; bunun gizlisine gerek yok ki. Bunlar görülüyor, biliniyor, okunuyor da ne yapılıyor? Asıl bunun yanıtı aranmalı galiba. Ünal Kuçur- Çok haklısınız efendim. Onun yanıtını da maalesef biz, bugün telâffuz ettiÄŸimiz ÅŸu cümlelerde aramaya çalışıyoruz: "İcap ederse, gerekirse toprak veririz" ifadesiyle biz bunun çözümünü aramaya çalışıyoruz. Hulki CevizoÄŸlu- Ama "gerekirse veririz", yani veririz lâfı yok orada, gerekirse. Gerekmeyebilir belki de. Ünal Kuçur- Efendim, bugün benim düşüncem, çünkü ben 1974 Kıbrıs Barış Harekâtına bizzat gemide katıldım, arkadaÅŸlarım yanımda ÅŸehit oldu, kanla alınan bir toprak parçasını zannetmiyorum Afrika'nın kabile ülkeleri dahi versin; zannetmiyorum. Yani bunun ifadesi dahi çok kötü bence, benim düşüncem olarak. Hulki CevizoÄŸlu- Yani, kimse veremez mi diyorsunuz? Ünal Kuçur- Benim ÅŸeyim veremez efendim. Bugün iki komÅŸu, arsasından 1 metre dahi alsa birbirleriyle münakaÅŸa ediyorlar, kavga ediyorlar, mahkemelik oluyorlar, icabında hapishanelik oluyorlar, yani bu bir arsa ÅŸeysinde. Hulki CevizoÄŸlu- Bugün Kıbrıs konusunda, programın başında da söyledik, Ankara'da olup Kıbrıs'a hareket eden KKTC CumhurbaÅŸkanı Sayın DenktaÅŸ yaklaşık olarak ÅŸu açıklamayı yaptı basına: "Görüşmelere hazır olabiliriz ama, toprak vermeye hazır deÄŸiliz" dedi ve Ankara'daki görüşmelerde de, ana haber bültenlerinde izlemiÅŸinizdir, özellikle Star'ın ana haber bülteninde de vurgulandı bu; büyük bir sıkıntı yaÅŸandığı söyleniyor. Hatta BaÅŸbakan Tayyip ErdoÄŸan'ın bugün Amerika BaÅŸkanı Bush'u telefonla aradığı da söyleniyor. Bu aramanın gerekçesi de ne? Daha yeni gelmiÅŸti Amerika'dan, gerekçenin de ÅŸu olduÄŸu açıklandı haberlerde: Annan Planı'nın, BM Genel Sekreteri Annan'ın sunduÄŸu planın ya da en son gönderdiÄŸi mektubun Türkiye'nin çekincelerini gidermediÄŸi ortaya çıktı. Bunu da anlamış deÄŸilim ama, haberlerde böyle söylendi. Bunun böyle olduÄŸu, bizim isteklerimizin yer almadığı birdenbire mi anlaşıldı? Çok tuhaf. Diplomatlarımız görüşüyor, politikacılar görüşüyor, bu raporlar aylardır tartışılıyor, ama bu "toprak veririm-vermem" tartışmaları sürerken birdenbire baskılar çıkıyor. İşte 21 Nisan tarihinde, her iki Rum ve Türk kesiminde, Kıbrıs'ta referandum yapılması zorunluluÄŸu, daha önce iÅŸte belli bir takvim açıklanmış, pek çok yasanın deÄŸiÅŸtirilmesi gerektiÄŸi, bu plan içinde anlaÅŸma olmazsa boÅŸlukların BirleÅŸmiÅŸ Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından doldurulacağı... Sanki test çözüyorlar, böyle bir ÅŸey de ben hiç duymadım bu yaşıma kadar. Uluslar arası bir anlaÅŸmazlıkta, sorunun çözümünde "boÅŸ yerleri ben doldururum" diye bir ÅŸey. E, hepsini sen doldur o zaman al. Yani inanılmaz bir ÅŸey. Ama pek çok inanamadıklarımıza tanık oluyoruz bugünlerde, dün de. Yani Sayın İlhan da söylüyor, Atatürk'ten bu yana saÄŸ hükümet de, sol hükümet de, özellikle 1945'den, İkinci Dünya Savaşı'nın sonundan bu yana yaÅŸanılanlarda görüyoruz; inanılmaz dediklerimiz hep gerçekleÅŸiyor. Buyurun devam edin. Ünal Kuçur- Efendim, fakat bu toprak verilmesi sözüne, gerekirse toprak verilmesi sözüne karşı çıkan Sayın DenktaÅŸ'tır efendim. DenktaÅŸ, belirli ölçülere kadar kendisini ifade edebilme gücüne sahip, belirli bir güce kadar ancak ifadelerde bulunabiliyor. Hulki CevizoÄŸlu- İfade etme gücü dediniz, bu ifadenin platformu/ mekânı da basın yayın organları, özellikle de televizyonlar, günümüzde anında duyuran, canlı yayın yapan yayın organları, televizyonlar, onlara da çok ağır sitemleri oldu DenktaÅŸ'ın bu gece. Hatta, bizim başımıza gelen öyküleri de biliyorsunuz daha önce çalıştığımız bazı yerlerde. Buyurun siz sözlerinizi tamamlayın. Ünal Kuçur- Efendim, tabiî güç derken hem basın yayını kastediyorum, hem de ifade etmek istediÄŸimi zannederim anlatabilmiÅŸimde, söyleyebilmiÅŸimdir. DenktaÅŸ bağımsız olarak çalışamıyor efendim. DenktaÅŸ bugüne kadar, 1974'ten bu yana ve hatta 1974'ten öncesinden bu yana Kıbrıs'ı, kanının son damlasına kadar savunacak cesareti gösterebilen, tabiri amiyane babayiÄŸit bir kiÅŸi ve bu kisvesiyle ortaya çıkıyor ve bu kisvesiyle savunmaya çalışıyor. Hulki CevizoÄŸlu- Bunu siz söylüyorsunuz. Ünal Kuçur- Fakat bunu savunmaya çalışırken tek başına bırakılıyor. Dolayısıyla, güçten kastım bu, bunu ifade etmek istiyorum, bunu anlatmak istiyorum. Hulki CevizoÄŸlu- Yine Batılılar'ın, Verheugen'in ya da Amerikalı yetkililerin geçtiÄŸimiz aylar içinde söylediÄŸi bir söz vardı; "DenktaÅŸ kendisini güçlü zannediyor, ama pek çok konu onun arkasında, gıyabında alınıyor, o konulara hâkim olduÄŸunu zannediyor, ama denilen ÅŸeyleri yapmak zorunda, bunları da göreceksiniz" anlamında açıklamaları olmuÅŸtu. Yine öyle gizli mizli bilgi deÄŸil, gazetelere verilen demeçlerle bu ortaya çıkmıştı. Bugün de bu sıkıntıları görüyoruz. Tabiî, referandum olursa Kıbrıs halkı, Türk halkı karar verecek iÅŸin doÄŸruluÄŸuna. Ama garantör devlet olarak Türkiye'yi de ilgilendiren çok önemli bir boyutu var tabiî. Ünal Kuçur- Tek duamız o efendim, garantör devlet olarak Türkiye'nin bunda ısrar etmesi, garantörlüğünü kullanması ve bu ÅŸeysinden hiçbir ÅŸekilde geri adım atmamasıdır. Bütün dileÄŸimiz vatandaÅŸ olarak, bizler vatandaÅŸ olarak gözleyebiliyoruz, ÅŸahit olabiliyoruz, tanık olabiliyoruz ve katkıda bulunabiliyoruz; bütün ÅŸeyimiz bu efendim. Çünkü, biz bu toprakları kanımızla aldık, kan dökerek aldık, hem Anadolu'yu, hem Kıbrıs'ı. Hulki CevizoÄŸlu- Kan dökerek aldınız. Bakın, Sayın Attilâ İlhan'ın süresini çalmak istemiyorum, çok süremiz de var, ama siz bir asker olarak konuÅŸuyorsunuz, askerî konuları size de sormak isterim, Sayın İlhan da katılabilir bu konuÅŸmaya. "Kanımızla aldık Kıbrıs'ta bu toprakları" diyorsunuz, doÄŸru, çok sayıda ÅŸehidimiz oldu, doÄŸru. Ama bugün bunun diplomatik yollarla, tarih boyunca da olduÄŸu gibi diplomatik yollarla da geri verilmesi gibi bir tehlike ile karşı karşıyayız, pek çok aydın da bunu söylüyor. Siz "kanımızla aldık" diyorsunuz Türk askerî olarak Kıbrıs'ı, oradaki mezalimi durdurdunuz, ama bazı çevreler Avrupa'da, daha sonra da ne cesaretse Türkiye'de de Türk askerini orada iÅŸgalci olarak gördüler. Hatta biz bu anlaÅŸmalara, Annan Planlarına, bizim dışımızda, bize çizilen bu planlara evet demezsek Türk askerine iÅŸgalci derler diyen dışiÅŸleri bakanları da çıktı bu ülkede. Åžimdi bütün bu gerçeklerin üzerine baÅŸka bir geliÅŸme yaÅŸanıyor. Kıbrıs Türk kesiminde Amerikan askerinin bulundurulması pazarlıkları gazetelerde yer alıyor. Yani oradaki katliamı durdurmak için giden Türk askerine iÅŸgalci diyen yabancılar ve bazı Türkler, ne yazık ki bazı Türkler var iken, ÅŸimdi Türk askerinin geri çekilmesi, ama orada Amerikan askerinin yerleÅŸmesi tartışılıyor. Birinci tezkereyle Körfez Savaşı'nda Amerikan askerî Türkiye'ye yerleÅŸemedi, ama ÅŸimdi bir uçak gemisi gibi Kıbrıs'a mı yerleÅŸecek acaba? Ve onlar iÅŸgal kuvveti olmayacak, mezalimi önlemek için giden Türk askerî, Türk ordusu iÅŸgalci güç olarak adlandırılacak, öyle mi? Ünal Kuçur- Efendim, tamamen haklısınız, ÅŸu ÅŸekilde haklısınız: Alfred Muhan diye çok büyük bir stratejist vardır, hepimizin malûmudur. Türkiye'nin bulunduÄŸu bölge, Orta DoÄŸu'nun bulunduÄŸu bölge dünyanın altın üçgenidir ve bütün dünya milletleri bu altın üçgene sahip olmak üzere tarih geliÅŸimi içerisinde çeÅŸitli faaliyetlerde bulunmuÅŸtur. Bugün biliyorsunuz, Amerika'nın Orta DoÄŸu'ya gelme sebebi nedir? Petroldür. Amerika bu petrol bölgesine, çünkü üretim ekonomisi tamamen zayıflamıştır Amerika'nın, üretim ekonomisini bitirmiÅŸtir. Ağır sanayide diÄŸer ülkelerle yanÅŸamayacak duruma gelmiÅŸtir ve ekonomisi çökme aÅŸamasına gelmiÅŸtir. Hulki CevizoÄŸlu- Åžimdi Amerikan askeri Kıbrıs'a gelirse, Türk kesimine, petrol için mi gelecek? Ünal Kuçur- Evet efendim, tamamen Orta DoÄŸu petrolleri ve Akdeniz petrolleri için gelecektir. Çünkü Amerika'nın, demin bahsettiÄŸim o kitabın ÅŸeysi budur iÅŸte. Ben bunun için o kitabı özellikle söyledim, Pentagon imzalı bu kitabı o nedenle söyledim; bu bölgeye yerleÅŸmektir, ama ne vesileyle olursa olsun. Çünkü Amerika dünya stratejisini çizmiÅŸ, politikasını planlamış ve ona göre adım adım ilerlemektedir. Biz böyle bir ÅŸeyden yoksun olduÄŸumuz için, güncel yaÅŸadığımız için, politikalarımızı gelen hükümetlerin kiÅŸilerine göre planladığımız için, belirli bir politikamız olmadığı için maalesef teslim olmak durumundayız ve bugün tam teslimiyetçi bir politika izlemekteyiz. Amerika'nın veyahut da Avrupa'nın Kıbrıs'a yönelmesi tamamen, benim görüşüm olarak, bir asker olarak, benim görüşüm olarak tamamen bu nedenledir, bu dünya petrolünü eline geçirmektir. Dünya petrolü derken, bunun içerisine Türkiye'yi de katıyorum ve bunu ısrarla söylüyorum. Hulki CevizoÄŸlu- Daha ne yapacak, Irak'taki petrolü ele geçirmedi mi? Yani, bunlar yetmiyor mu? Ünal Kuçur- Benim görüşüm olarak yetmeyecek efendim. Hulki CevizoÄŸlu- Anladım, peki. Askerî açıdan söylemek istedikleriniz varsa onları söyleyin, sonra veda edelim size. Ünal Kuçur- Askerî açıdan söylemek istediklerim, maalesef ben buna çok üzülüyorum ve bunun üzüntüsünü çok acılı bir ÅŸekilde yaşıyorum, öyle ifade edeyim; 'gerekirse toprak veririz" ifadesini ben hiçbir ÅŸekilde vatandaÅŸ olarak, her ÅŸeyin başında vatandaÅŸ olarak kabul edemiyorum ve hazmedemiyorum ve sindiremiyorum, içime sindiremiyorum. Hulki CevizoÄŸlu- Evet, peki çok teÅŸekkür ediyorum, iyi geceler. Ünal Kuçur- Efendim, ben çok teÅŸekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum, iyi sabahlar diliyorum. Hulki CevizoÄŸlu- SaÄŸ olun. Buyurun. ABD'Lİ PROF.:" ABD 2.SINIF ÜLKE OLMA TEHLİKESİYLE KARÅžI KARÅžIYA" Attilâ İlhan- Bir nokta var; söylenilen bir gerçeÄŸi bir Amerikalı'nın aÄŸzından dinlemiÅŸ oluruz. BirleÅŸik Amerika'nın, aslında göründüğü kadar güçlü olmadığı ve sıkıntıları bulunduÄŸuna dair bir ÅŸey bu. 1993 tarihinde Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Dekanı küreselleÅŸme yandaşı Prof. Cefri Gard bakın ne diyor... Hulki CevizoÄŸlu- Açık açık söylüyor deÄŸil mi? Attilâ İlhan- "Amerika BirleÅŸik Devletleri bugün ikinci sınıf bir ülke olma tehlikesiyle karşı karşıyadır." Çok net. "YaÅŸam standardı sürekli düşmektedir. Toplumsal karışıklık ve baÅŸka uluslara sermaye ve teknoloji bağımlılığı artmaktadır. Nüfusun yüzde 10'u açlık sınırındadır; her 3 çocuktan birinin 17 yaşından önce bir kamu yardımına gereksinimi vardır. 35 milyon Amerikalı saÄŸlık sigortasından yoksundur. Her 25 dakikada bir cinayet iÅŸlenmektedir. Federal bütçe açıkları hızla artmaktadır. EÄŸitim düzeyi düşmüştür. Toplumun fiziksel alt yapısı çökmekte, teknoloji temellerimiz hızla aşınmaktadır. Bankalarımız karışıklık içindedir, siyasal kutuplaÅŸma ve deÄŸer ölçülerin dağılması ulusal yönetimi zayıflatmaktadır. Ulusumuz, 1941'den bu yana görülen en ÅŸiddetli meydan okumayla yüz yüzedir ve o döneme kıyasla bugün böyle bir meydan okumaya tepki göstermek için daha az hazırlıklı durumdayız. Gelecekteki dünya düzeninde büyük önem kazanacak alanlarda, ÅŸimdiki trendler temelinde ikinci sınıf bir ülke olma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Sermaye ve teknoloji açısından giderek artan biçimde baÅŸka uluslara bağımlı hâle geliyoruz." Hulki CevizoÄŸlu- Amerika'nın içinde bulunduÄŸu tehlikeli durumun bir özeti. Attilâ İlhan- Çok net olarak kendisi söylüyor. Daha 1993'te söylediler bunu. Aslında tabiî açıkça ifade edilmeyen nokta ÅŸu: Batı, DoÄŸu'da yükselen tehlikeden çok kendi içindeki tehlikeden ürküyor. Amerikalılar, aslında Avrupalılarla ihtilâfa düştüler. Avrupalılarla kendi aralarında bir çekiÅŸme var bir taraftan, bir taraftan da Avrasya'yla kendi aralarında bir çekiÅŸme gittikçe büyüyor. Onun için Amerika arada kalmış durumdadır ve petrol bakımından... Huiki CevizoÄŸlu- Amerika'nın durumu giderek bizden kötü demek ki, bir de ona mı üzülelim ÅŸimdi? Attilâ İlhan- ÜzülmeyeceÄŸiz tabiî de, çare bulabilmek için, ÅŸimdi buldukları tek yol saldırmak. Önce Vietnam, sonra Afganistan, arkasından Irak. Birde böyle dolaylı müdahaleleri var. Hulki CevizoÄŸlu- Evet. Kıbrıs konusunda sizin de görüşlerinizi alacağım, o tamam, elinizdeki belge; devamı var mı? Attilâ İlhan- Tamam, yok tamam. Hulki CevizoÄŸlu- Peki. Telefon hattımızda Sayın Oktay SinanoÄŸlu var, aramış bizi. iyi geceler Sayın SinanoÄŸlu. Â
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne