OKTAY SİNANOÄžLU: "AVRASYA'YA YÖNELMEMİZ GEREKİYOR" (İzleyici Telefonu) Prof.Dr.Oktay SinanoÄŸlu - Efendim, iyi geceler. Åžimdi önce büyük üstat Attilâ İlhan'a ve deÄŸerli Hulki CevizoÄŸlu'na buradan selâmlarımı, saygılarımı gönderirim. Hulki CevizoÄŸlu- SaÄŸ olun, biz sizlerin yanında çırak sayılmayız bile; buyurun. Prof.Dr.Oktay SinanoÄŸlu- Evet efendim. Bana bir ÅŸey sormayı düşündünüz herhalde. Hulki CevizoÄŸlu- Hayır, sizin görüşlerinizi almak istiyoruz siz aradığınıza göre. Sayın Attilâ İlhan'ın açıklamalarına, özellikle sizin bu Türkçe, yabancı dille eÄŸitime karşı olduÄŸunuzu, ulusal görüşlerinizi herkes biliyor; pek çok programdan ve bizim programlarımızdan da, kendi çabalarınızdan, eserlerinizden de biliyor. Ama uzun süredir sizin sesiniz televizyonlarda duyulmuyordu. Bugün geldiÄŸimiz noktada hangi deÄŸerlendirmeleri yapacaksınız? İşte Kıbrıs konusu belli, bu gece izlemiÅŸinizdir ana haber bültenlerini. Ulusal sermayeyi, aydınlarımızın durumunu, Avrupa BirliÄŸi'ne karşı Avrasya BirliÄŸi atılımlarını. Buyurun, bu konuda yeni düşünceleriniz vardır. Prof.Dr.Oktay SinanoÄŸlu- Sayın Attilâ İlhan'ın ve telefonla katılan asker beyefendinin dediklerine tabiî tamamen katılıyorum. Bir kere ÅŸunu söyleyeyim: Bir kere Türkiye'de herkesin, her ferdin ÅŸu "BatılılaÅŸma" lâfının bir ihanet lâfı olduÄŸunu çok iyi bilmesi gerekir. Hatta, Atatürk'ün büyük Nutkunu sadeleÅŸtiriyoruz bahanesiyle, Atatürk'ün "muasır medeniyetin de önüne geçeceÄŸiz" lâfını "BatılılaÅŸma"ya çevirerek basmışlar. Bunu da Sayın Turgay TüfekçioÄŸlu, sizin programlara katılmıştır zaman zaman, o yazmıştı. Halbuki Atatürk, tabiî, çaÄŸdaÅŸ uygarlığın önüne de geçeceÄŸiz, hatta biz onun bunun taklitçisi deÄŸiliz, ne Amerikalı ne Avrupalı'yı taklit ederiz, biz kendimiz ilerleyeceÄŸiz yoluyla hareket etmiÅŸtir. Tabiî ben Atatürk'ü görmedim, yetiÅŸmedim, ama Atatürk ruhuyla yetiÅŸen belki son nesildenim. Ve o zamanki Türkiye'deki herkesin bir kendine güveni vardı, Cumhuriyet'in 50'ye kadar, 45'e kadar falan baÅŸardıklarından herkes iftihar ediyordu ve daha da ileri gideceÄŸimiz inancı ile hepimiz, kendimiz büyük davalar için kendimizi adamıştık, yani Türkiye için, Türkiye Cumhuriyeti ve Türklük için. Tabiî ayrıca Atatürk, DoÄŸu'nun da yükseleceÄŸini çok iyi görmüştü önceden ve "güneÅŸ tekrar doÄŸudan doÄŸacaktır" demiÅŸtir ve nitekim öyle doÄŸdu. Bakın, daha dün yurt dışında yabancı gazetede ÅŸu haberi gördüm, belki Türkiye'ye de gelmiÅŸtir. Orada Çin'in bugün son derece ileri ve Batı'nın bir türlü beceremediÄŸi bu manyetik alanla havada tutma teknolojisini kullanarak tren yaptığını, yani Batı'nın çok ilerisinde olduÄŸunu yazıyor ve Çin bunu çok kısa sürede yaptı. Tabiî daha önce Japonlar yapmıştı yani böyle hamleleri. Biliyorsunuz ondan önce de uzaya da çıktılılar. Dolayısıyla DoÄŸu'da büyük bir geliÅŸme var ve buralarda rastladığım, buralardan gelen, Çin'den gelen meselâ öğrencilerin her bir ferdinde çok vatansever, kendisi için vatansever bir ruh gördüm ve hepsi azimle çalışıp duruyor. Bir ÅŸey daha söyleyeyim. Tabiî bilimsel dallardaki uluslararası yayınlara baktığımız zaman, yani matematik vesaire, bundan belki ne bileyim 20 yıl önce bile, 25 yıl önce çok az Çin'den gelen yayınlar görürdünüz, tek tuk. Bugün aynı dergilere, yani Amerika'daki dergiler dahil baktığınız zaman büyük çoÄŸunluÄŸunun Çinli bilim adamları tarafından yapıldığını yeniliklerin ve bunların Çin'den yapılıp yayınlandığını. Yani gidip de Amerika'da, Avrupa'da bir ÅŸeyler yapıp da, iÅŸte bizim peÅŸine takılarak yapılan yayınlar deÄŸil; böyle büyük hamleler oluyor. Dolayısıyla, tabiî benim burada maksadım Çin'i de methetmek deÄŸil, ama bu Avrasya düşüncesi, yani bizim Avrupa'ya sırnaÅŸan, yılışan bir ülke deÄŸil de, Avrasya'nın temel direklerinden bir ülke olmamız gayesiyle bilinçlenmemiz lâzım. Tabiî basın yayın bir taraftan, çeÅŸitli kesimlerden Türkiye'de kamuoyu devamlı, yıllardır kamuoyu yönlendirilmektedir. İşte Avrupalı olacağız, Avrupa BirliÄŸi'nden baÅŸka kurtuluÅŸ yoktur vesaire vesaire. Tabiî bunları kitaplarımızda, makalelerimizde de bol bol yazdık. Halbuki, Avrupa'ya gittiÄŸiniz zaman Avrupa'nın ülkelerinde, halklarında Avrupa BirliÄŸi'nden memnun olan daha bir kiÅŸiye rastlamadım, en üst seviyeden aÅŸağısına kadar. Tabiî orada da bir yerlerden görevli ve halkın "biz bunları seçmedik ama, siz seçtiniz diye bize gösterip getiriyorlar, onlar da bizi bu Avrupa BirliÄŸi'ne istemediÄŸimiz hâlde sokuyor" diyen birçok insana rastladım, baÅŸka İürlü bir ÅŸey diyene de rastlamadım ÅŸimdiye kadar. Onun için, yani bir kere Avrasya'ya yönelmemiz gerekiyor. Ama, ÅŸimdi bir de temelde bir ÅŸey var, onu da söylemeden geçemeyeceÄŸim, kusura bakmayın. Yani ÅŸimdi, genellikle birçok aydınımız da, "Efendim, iÅŸte Amerika bunları petrol için yapıyor, efendim iÅŸte Avrupa kaynakları istiyor" filân, vesaire vesaire. Yani iÅŸin bu maddî kaynak yönüne eÄŸiliyorlar. Halbuki iÅŸ çok daha derindir. Burada, böyle bin yıldır devam eden bir ideolojik durum da vardır... Hulki CevizoÄŸlu- Nedir o? OKTAY SİNANOÄžLU: "TÜRKİYE TEHLİKEDE" Prof.Dr.Oktay SinanoÄŸlu- Gittikçe kuvvetlenmiÅŸtir ve dolayısıyla, bizde hiç petrol olmasa, hiç yer altı kaynağı olmasa aynı ÅŸeyi gene yapacaklarından yüzde yüz eminim. Bunu nasıl yapıyorlar tabiî? Yani, artık askerî harekâtlar, iÅŸgaller filân da baÅŸladı her tarafta. Biz Kıbrıs'tan tabiî çok endiÅŸe ediyoruz; ama Türkiye'nin kendisi de aynı derecede ÅŸu anda tehlikededir. Tabiî bunu halkımızı ürkütmek, moralini bozmak için söylemiyorum, ama dışarıdan, içeriden, nasıl bakarsanız bakın Türkiye'nin tarihinin en vahim dönemlerinden birini olduÄŸunu göreceksiniz. Ve ÅŸimdi bunun hazırlığı, özellikle 1945'ten sonra, hatta Atatürk'ün vefatından beri adım adım bu hazırlanmıştır. Ve biliyorsunuz, en korkunç sömürgecilik, en korkunç sömürge olma beyinlerin, zihinlerin, gönüllerin sömürge olmasıdır. Çünkü maddî kaynak, hatta topraklar geri alınabilir, ama gönüller, beyinler gittikten sonra o ülkeler ilelebet sömürge olurlar. İşte, galiba Sayın Attilâ İlhan üstadımız da söyledi, bakıyorsunuz, meselâ Cezayir tutuyor 2 milyon ÅŸehit vererek Fransa'dan sözüm ona bağımsızlığını kazanıyor, ama bugün hiçbir ÅŸey deÄŸiÅŸmemiÅŸtir. Neden? Çünkü kendi aydınları ve sonra da halk artık kendi dilini unutmuÅŸtur, her ÅŸeyleri Fransızca yapılmıştır, yapılmaktadır, dolayısıyla; tabiî Attilâ İlhan üstadımız öbür önemli konuya da dokundu. Bütün sömürgelere baktığımız zaman, hepsinde sömürgeci ülke o ülkede sahte aydınlar yetiÅŸtirmiÅŸtir, sömürge aydınları yetiÅŸtirmiÅŸtir ve o ülkelerde, yani sömürge olmuÅŸ ülkelerde her gencin, herkesin aklı fikri sömürgeci ülkeye gitmek, orada okumak. Meselâ Cezayirliler, Tunuslular, hepsinin aklı fikri Paris'te okumaktır, Paris'te doktora yapmaktır. Efendim, İngiliz sömürgelerinden gelenlerin  aklı  fikri  Londra'da okumaktır.  İşte Amerikan sömürgelerinden, adı konmuÅŸ olsun olmasın hepsinin de aklı fikri Amerika'da okumaktır ve burada yetiÅŸen aydınlar, bu ÅŸekilde yetiÅŸen aydınlar sahte aydınlar olarak yetiÅŸtiler. Aslında kendilerine birtakım beceriler de verirler, bazıları iÅŸte o ülkelerin iÅŸine yaracaksa oralarda kalırlar, yani mankurt olup oraya hizmet ederler, birçoÄŸu da tekrar ülkelerine döner, ama gene Attilâ İlhan üstadın dediÄŸi gibi sömürgeci ülkenin bir çeÅŸit ajanları, uzantıları olarak çalışırlar. Kendi halklarından, kendi uluslarından küçünürler, onu küçültürler, küçümserler, onu tanımazlar, hep akılları fikirleri, gönülleri baÅŸka yerdedir, dışarıda, düşmanın yerindedir. Dolayısıyla, ÅŸimdi Türkiye'de bu faaliyet son derece yoÄŸun bir ÅŸekilde yapılmıştır. Önce 1953'te eÄŸitim ilk defa, Atatürk'ün ilkelerine tamamıyla ters olarak, en önemli ilkesine, millî eÄŸitim ilkesine tamamıyla ters olarak ilk defa bir Türk okulu İngilizce eÄŸitime geçirilmiÅŸtir, ondan sonra devlet eliyle bu çorap söküğü gibi yayılmıştır kısa bir sürede, Menderes döneminde. Ondan sonra, tabiî bu mevcut misyoner okullarını ilâve edip, bunlar daha tehlikelidir; çünkü en etkili misyonerlik bu ülkenin kendi insanlarına yaptırılan misyonerliktir. Dolayısıyla, bu ÅŸimdi yayılmış ve öyle hâle gelmiÅŸtir ki, dış tesirlerle kurulmuÅŸ bazı önemli devlet kuruluÅŸları, başındakiler, tutup da iÅŸte "Biz dünya vatandaşı yetiÅŸtiriyoruz, efendim dünyada baÅŸka ülkelerde çalışacak adam yetiÅŸtiriyoruz" diye övünmektedir. Yani ben kulağımla bunları kendilerinden duymuÅŸumdur. Åžimdi bu tabiî kesinlikle olmaması gereken bir durum. Bu demek deÄŸildir ki, yani biz insanlığa da hizmet etmeyeceÄŸiz, dünyaya da hizmet etmeyeceÄŸiz; bütün insanların, bütün ulusların kardeÅŸ, eÅŸit haklarla bir arada olabileceÄŸi, barış içinde bir küreselleÅŸmeyi istemiyoruz; hayır. Ama, Türkiye'ye ve dünyaya küreselleÅŸme olarak yutturulmakta olan ÅŸey kesinlikle bu deÄŸildir. Bütün Avrupa milletleri de, hatta Amerika'nın içindeki kendi halkı da, hepsi buna karşıdırlar. Åžimdiki küreselleÅŸme diye söylenen ÅŸey, bizde de böyle körüklenip duran kavram, aslında bir iki ülkenin bütün dünyaya hâkim olması, herkesi ezmesi ve küresel kraliyet kurmasıdır. Yani bunun ne demokrasiyle, ne insanlıkla, ne kardeÅŸlikle, ne barışla hiçbir alâkası yoktur. Ayrıca, insanlığa hizmet etmek isteyenler önce kendi uluslarına, kendi halklarına hizmet etmelidirler, ondan sonra insanlığa ve aynı zamanda insanlığa hizmet etmelidirler. Kendi ailesine hayrı dokunmayan, kendi ulusuna, kendi halkına hiçbir bir faydası olmayanın, zararı dokunanın insanlığa bir katkısı olabilir mi? Bunlar tamamıyla Türkiye'ye yutturulmuÅŸ saptırmalar, yalanlardır. Ve bugün Türkiye'de ana okuluna kadar, ki bunları da yıllar öncesinden yazdık biz, bu yapıldıktan sonra bir ülkenin artık istikbali yok olmuÅŸtur demektir diye. Bunu bu Hükümet zamanında deÄŸil, ondan önceki Hükümet zamanında, bazı adımlan daha önce, bazılarını daha sonra filân, yani devamlı 1938'den beri, 1945'den beri bu böyle artarak gitmiÅŸtir. Ana okullarına kadar yabancı dilde eÄŸitim girmiÅŸtir. Bugün artık çocuÄŸunu bir Türk okuluna gönderip de, hem bilimi, tekniÄŸi öğrensin, hem de Türk olarak yetiÅŸsin, kültürüne, tarihine, diline vakıf olsun; bu ÅŸekilde bir okul arayan da artık bulamamaktadır, özelleri dahil, efendim devletin okulları dahil. Åžimdi bu en tehlikelisidir. Çünkü, dediÄŸim gibi tarihteki bazı misaller gösteriyor, Polonya gibi, irlanda gibi. Bazen bir millet topraklarını bile kaybedebilir; ama kendi kültürü, kendi kimliÄŸi, ÅŸahsiyeti, kendi dili, kültürü kalırsa, tarih bilinci kalırsa dünya karıştığı zaman tekrar devletine sahip olur. Ama bunlar gittiÄŸi takdirde, yani Türk olduÄŸunun farkında olmayan, tarihini bilmeyen, onu yabancının aÄŸzından okuyan, kendi tarihine hakaret eden, kendi dilini küçümseyen ve hiç bilmeyen, Türkçe bir tek kitap okumayan ve dış ülkelerde yıllarca devletin parasıyla gezip tozup sözüm ona doktora yapan, ondan sonra bu ülkeyle hiçbir alâkası kalmamış insanlar da bir hayli çoÄŸaldıkça Türkiye'nin ve Türk varlığının tarihteki akıbeti tehlikeli bir hâle gelmektedir. Hulki CevizoÄŸlu- Evet. Sayın SinanoÄŸlu, toparlayalım isterseniz. Kıbrıs gibi Türkiye'nin de tehlike içinde, tehlike altında olduÄŸunu söylediniz, ama bu tehlike size göre eÄŸitimden kaynaklanan beyinlerin sömürgeleÅŸtirilmesi mi, yoksa askerî bir tehlikeyle de mi karşı karşıya Türkiye size göre? Prof.Dr.Oktay SinanoÄŸlu- Efendim, büyük tehlike tabiî. Zihinlerin ve gönüllerin yabancılaÅŸması, dolayısıyla, hani Atatürk'ün Türkiye'nin istikbalini, Türkiye Cumhuriyeti'ni emanet ettiÄŸi gençler bu ÅŸekilde mi yetiÅŸmeli? En büyük tehlike bence oradadır. Fakat, daha güncel durumlara bakarsak, kısa vadede Türkiye'nin kendisi de, yani ülkesiyle tehlike içindedir. Çünkü bir kere ekonomisi, iktisadı zaten birkaç gün içinde, biliyorsunuz o deprem sıralarından hemen sonra birkaç günde tamamıyla çökertilmiÅŸ, efendim iÅŸte kiÅŸi başına ulusal geliri yarıya düşmüş paranın deÄŸerinin yarıya düşürülmesiyle, anında. Gittikçe fakirlik artmış, fabrikalarımız, tesislerimiz, kuruluÅŸlarımız, bunca birikim yok edilmiÅŸ ve hatta ondan sonra da, bundan önceki Hükümet zamanında da, daha sonra da herhalde devam ediyor; çıkarılan birtakım kanunlarla, kamuoyuna duyurulmayan birtakım kanunlarla yabancıların toprak alması, satın alması, hatta yatırım yapacağız diyenlere bedava teslim edilmesi gibi kanunlar çıkarılmıştır ve Türkiye'nin birçok toprakları bugün yabancıların eline geçmiÅŸ durumdadır. Hulki CevizoÄŸlu- Parayla satılıyor artık. Prof.Dr.Oktay SinanoÄŸlu- Bu ara millet hâlâ Avrupalı olacağız, Avrupa BirliÄŸi'ne gireceÄŸiz hayalindedir. Avrupa BirliÄŸi'ne girse Türkiye, sahiden eÅŸit durumda girse Avrupa'ya çok faydası olur, Avrupa zaten, hani bir yazarın vaktiyle dediÄŸi gibi dışarıda,. Avrupa bugün, hani "gençken güzelmiÅŸ" dedikleri tipten yaÅŸlanmış bir hanımdır ve bu kadıncağızın efendim gençleÅŸtiÄŸi yoktur, olanı da zaten, az sayıda olan gençliÄŸinin de zaten uyuÅŸturucuyla, kültürünün dejenere edilmesiyle, böyle atılgan, çalışkan bir havası kalmamasıyla filân Avrupa çok zayıf durumdadır, birçok ülkesi. Ayrıca tabiî hiçbir maddî kaynağı da yoktur. Onun için aslında Avrupa'nın Türkiye'ye ihtiyacı vardır. Ama, nüfus olarak Türkiye oranın büyük nüfuslarından biri olacağı için kesinlikle bunu istemez. Ayrıca, defalarca kendilerinin de söyledikleri gibi, kendilerinin de açık açık yazdıkları gibi orası bir Hıristiyan kulübüdür. Yani, Türkiye Hıristiyan bile olsa Türkiye'yi kabul edecekleri yoktur. Onun için kimse öyle heveslenip de misyonerlere kapıları ardına kadar açıp, ondan sonra tamamıyla kendine yabancılaÅŸtıkça Avrupalı olacağını da zannetmesin. Avrupa BirliÄŸi'ne girenler, zaten orada iÅŸsizlik çok artmıştır, yani Türkiye'nin buradan alabileceÄŸi fazla bir ÅŸey yoktur. Herkesin ve Atatürk'ün izinde, o Atatürk ruhuyla kiÅŸiliÄŸini, haysiyetini, kültürüne baÄŸlılığını, Türk diline, Türk kültürüne baÄŸlılığını, Türk tarihine baÄŸlılığını güçlendirip yeniden ancak kendimiz kendimizi kurtaracağız. MİSYONERLİK VE TÜRKLER'İ HIRİSTİYANLAÅžTIRMA Hulki CevizoÄŸlu- Evet. Sizin bu misyoner eÄŸitimiyle ilgili, yabancı dil eÄŸitimiyle ilgili eleÅŸtirilerinizi bir kez daha dinlemiÅŸ olduk, vurguladınız. Ama Sayın Attilâ İlhan'ın da galiba bu konuda ekleyecekleri var; çünkü onun da eleÅŸtirileri var yazılarında, çalışmalarında. Prof.Dr.Oktay SinanoÄŸlu- Öyle, muhakkak. Attilâ İlhan- Åžimdi misyonerlik meselesi çok önemli bir mesele Türkiye için. BaÅŸlangıçta, bunu kurcaladığımız zaman, 19. yüzyılın baÅŸlarında İngiltere ve Avrupa'da, özellikle Fransa'nın misyonerlerden çok ÅŸey bekledikleri hemen görülüyor. Osmanlılar'la ilgili olarak İngiltere'nin DışiÅŸleri Bakanı ve sonra da BaÅŸbakanı olan Lord Palmistan'ın bir sözü var. O sözü ben bir yerde yakalamışım, bir kenara kaydetmiÅŸim. "Türkler'e, Müslümanlıkları açısından hiçbir bir ÅŸekilde taraftar deÄŸilim" diyor, "EÄŸer Hıristiyan yapılabilirlerse son derece mutlu olurum." Bilahare bunu denemiÅŸlerdir. Hulki CevizoÄŸlu- Ne zaman? Attilâ İlhan- Osmanlı'nın Tanzimat döneminden itibaren çok ciddî bir misyoner saldırısı oluyor Osmanlı topraklarına. Amerikalılar DoÄŸu Anadolu'da, Fransızlar daha ziyade Suriye, Lübnan çevrelerinde ve Batı Anadolu'da, İngilizler İstanbul ve çevresinde etkili olmaya çalışıyorlar. Benim elimde şöyle rakamlar var: 1890'la 1900 arasında Amasya'da 10, Harput'ta 9, Mersin'de 2, Diyarbakır'da 3, Ergani'de 2, Mardin'de 3, Bitlis'te 2, MuÅŸ'ta 1, Siirt'te 3, Van'da 2, Sivas'ta 20 Amerikan okulu bulunuyormuÅŸ, 1890-1900 arasında. Bir de elimde şöyle bir demeç var; American Board of Michen adına Mr. Divade 1895'te şöyle bir demeç vermiÅŸ: "DerneÄŸimiz yaklaşık 65 yıldır Türkiye'de faaliyette bulunmaktadır. Ticarî iliÅŸkiler yönünden misyonlar bu bölgede elveriÅŸli bir ortam yaratmışlardır. Bu ortam misyonların iki yönlü çalışmaları sayesinde gerçekleÅŸmiÅŸtir. Bir, geniÅŸ bir eÄŸitim düzeni; iki, geniÅŸ bir basın yayın örgütü. Biz bu bölge halkını yalnız bizim sattıklarımızı almaları için deÄŸil, gelecekte kurulacak tesisleri geliÅŸtirip yaÅŸatabilecek bir düzeye gelmeleri için de eÄŸitiyoruz. Bu yoldan Amerikan yatırımlarına yeni alanlar açmak umudundayız. Örgütün devamlı olarak yaÅŸabilmesi için yapılan harcamalar yıllık 6 milyon dolar civarındadır. Amerikalılar Asya Türkiye'sinde ÅŸimdiden kâra geçen bir iÅŸ kurmuÅŸlardır. Bu durum, bütün bölge halkını bir gün bizim müşterimiz olacağına dair umudumuzu gerçekleÅŸtirmektedir. Åžu anda Asya Türkiye'sinde deÄŸiÅŸik bölgelerde 435 okulumuz ve bunlarda eÄŸitim gören 19.795 öğrencimiz mevcuttur." Bu İstiklâl Savaşı sırasında, o dönemle ilgili romanlar yazıyorum, o belgeleri kurcalarken ortaya çıkıyor. İnanılmaz bir rahip, rahibe trafiÄŸi var Anadolu'da. O çeÅŸitli okullardaki hocalar bunlar, aynı zamanda istihbarat yapıyorlar. Hulki CevizoÄŸlu- Atatürk'te zaten bunu Nutkunda... Attilâ İlhan- Atatürk çok kesin tavır koyuyor, Lozan'da bu iÅŸin savaşı veriliyor. Sadece 5'e indirgenmiÅŸ misyoner mektepleri. Bir tane Tarsus'ta, bir tane Kayseri'de, bir tane Bursa'da, 3 tane İzmir'de ve İstanbul'da var. Hepsi bu kadara indirgenmiÅŸken sonra yeniden bildiÄŸiniz gibi açılıyor. Bu iÅŸin özelliÄŸi de ÅŸuradan geliyor: Özellikle Sovyetler BirliÄŸi'nin dağılması ve komünist bloÄŸun dağılmasından sonra Hristiyan'lık yeniden kendini görevli hissetmeye baÅŸlıyor. Katolik Hıristiyanlığı'nın lideri Papa'nın 22 ocak 1991'de yayınladığı bildiride ve nüfusunun büyük çoÄŸunluÄŸu Protestan olan Amerika BirleÅŸik Devletleri'nin baÅŸkanının 3 Mart 1992'de yaptığı konuÅŸmada, kilise öğretilerinin, Hıristiyanlığın çöken komünist bloÄŸa, Üçüncü Dünya ülkelerine ve İslâm ülkelerine taşınması için misyonerler göreve çaÄŸrılmışlardır; çok net. Hulki CevizoÄŸlu- Ama artık bu yasallaÅŸtı deÄŸil mi? Meselâ her binada ibadethane açılması yasallaÅŸtı. Artık yasal kilise açmaya gerek yok; ibadethane deyince kilise, ev kilise dedikleri yasalaÅŸtı. Attilâ İlhan- Zaten var, yapıyorlar; İstanbul'da da var, İzmir'de de var. Åžimdi onların kendilerine göre coÄŸrafya, söz konusu coÄŸrafya, Protestan misyonerlerinin yayınlarında daha net olarak tanımlanıyor: Kuzey yarım küredeki 10. ve 40. paralel çizgilerin arasındaki bölge. Bu bölge Kuzey Afrika, Türkiye de içinde olmak üzere Orta DoÄŸu, Kafkaslar ve bu doÄŸrultuda Hindistan ve Çin'e kadar uzanmaktadır. BilindiÄŸi gibi bu bölgenin büyük kısmında Müslümanlar ve Türkler yaÅŸamaktadır ve bunun için harekete geçiyorlar. Hulki CevizoÄŸlu- Evet, bu hareket devam ediyor. Tanzimat'ı da söylediniz; Tanzimat'ın, Batı'nın istekleri doÄŸrultusunda Osmanlı'nın tanzim edilmesi olduÄŸunu da söylüyorsunuz. Attilâ İlhan- Evet. Burada yalnız bir ilginç bir ÅŸey daha var, onu da duyurayım. 19. yüzyıl ortalarında Türkçe'ye çevrilen İncil, 1988 yılında yeniden bugünkü Türkçe'ye çevrilerek basılmıştır. Ülkede Hıristiyan   yayınların,   radyo  programlarının  ve   Hıristiyan fllimlerinin gittikçe çoÄŸaldığı ve Hıristiyanlık propagandası yapan yayınların basımı, yapımı ve dağıtımı bakımından ÅŸartların herhangi bir Batı demokrasisi kadar müsait olduÄŸu bildirilmektedir; Türkiye'de. Kapı kapı gezmek suretiyle 5 milyon propaganda amaçlı kitap ve broşür dağıtılmıştır. Sadece 1992'de İncil propagandası yapan 250 bin mektup postalanmıştır. Türk Protestanlar tarafından Kutsal Kitaplar AraÅŸtırma DerneÄŸi kurulmuÅŸtur, 5 uluslararası radyoda haftada 12 saat Türkçe Hıristiyanlık propagandası yapılmaktadır. İncil, Türkiye'de yaÅŸayan 14 azınlık grubunun diline tercüme edilmektedir. 1993 itibarıyla Hıristiyanlık propagandası yapan 40 Türkçe eser mevcuttur. Hulki CevizoÄŸlu- Bu deÄŸirmenin suyu nereden geliyor diyeceÄŸiz, bunların parası nereden geliyor? Türkiye'de büyük bir millî sermaye sıkıntısı var iken, 10 milyon civarında iÅŸsiz gencimiz, 18 yaşın üstünde insanımız var iken bu insanlar bu kadar parayı, 5 milyon kitabı dağıtacak kadar parayı nerede buluyor, bu yayınları yapacak finansmanı nasıl saÄŸlıyor? Attilâ İlhan- Ha, tabiî bunlar dışarıdan geliyor, buna hiç şüpheniz olmasın. Hulki CevizoÄŸlu-İşte yabancı sermaye. Attilâ İlhan- Tabiî tabiî, öyle oluyor. Ben ÅŸahsî bir anımı anlatayım, bunu TRT'deki konuÅŸmalarımın birinde söylemiÅŸtim. 1949-1950 yıllarındaydı sanıyorum, bir Türk arkadaşımla Paris'te yürüyorduk, arkamıza bir adam takıldı. Biz acaba nedir diye biraz pirelendik adamdan. Hulki CevizoÄŸlu- Siz polis falan zannettiniz herhalde. Attilâ İlhan- Zannettik. Fakat bir müddet sonra çok kibar bir tavırla yanımıza yaklaÅŸtı ve çok selis bir İstanbul Türkçe'siyle "affederseniz" dedi "Türkçe konuÅŸtuÄŸunuzu duydum, onun için heyecanlandım, ben Türküm" dedi. Öyle mi falan, hadi bir yere gidelim, oturalım dedik, oturduk ve ÅŸu tablo meydana çıktı: istanbul'da mütareke yıllarında yabancı bir okulda okurken papazlar tarafından Hıristiyan yapılmış... Hulki CevizoÄŸlu- Yabancı okullara siz misyoner okulları diyorsunuz zaten. Attilâ İlhan- Tabiî. Onlardan bir tanesinde okurken, zaten çok açık, misyonlardan birisi bunu Hıristiyan yapmış. Sonra da çok güzel bir istikbal vaat ederek Paris'e götürmüşler, Paris'e gelmiÅŸ ve o yıllardan beri Paris'te yaşıyormuÅŸ. Ailesinden kopmuÅŸ, herkesten uzak ve çok mutsuzdu. Niye mutsuz olduÄŸunu sorduÄŸumuz zaman da dedi ki, biliyor musunuz dedi, ben burada 30 senedir duvar boyuyorum, badanacılık yapıyorum. Hulki CevizoÄŸlu- İyi bir istikbal sahibi olmuÅŸ(!). Evet, o okulların din ve kültür emperyalizmi yaptığını, Türk gençlerini zihnen devÅŸirdiklerini, ulusal kimliÄŸimizi zaafa uÄŸrattıklarını, Türkiye'yi Avrupa ve Amerika'ya bağımlı hâlde tutmanın araçları olarak kullanıldığını da ileri sürüyorsunuz. Attilâ İlhan- Evet, tabiî tabiî. Birçok defalar söyledim, hem konuÅŸmalarımda söyledim, hem yazdım. Çünkü şöyle bir yere doÄŸru geliyor: İnsiyaki olarak tercihleri o, yani ellerinde olmayarak yapıyorlar o tercihi. Çünkü, çocukluktan itibaren o eÄŸitimin içinde yaÅŸadıkları için insiyaki olarak bunu yapıyorlar. Nasıl Anadolu'da yetiÅŸmiÅŸ bir çocuÄŸun meselâ müzikte tercihi baÄŸlama olursa, çünkü onunla yetiÅŸmiÅŸtir, onu duyduÄŸu zaman duygulanır; bunların tercihi o okulda duydukları meselâ org oluyor, org onları etkiliyor. Hulki CevizoÄŸlu- Noel'de tatil oluyor, Türkiye'de tatil yokken. Türkiye'de birdenbire aralığın son haftasında tatile giriveriyor. Kültürünü alıyor. Attilâ İlhan- Evet, tabiî. Meselâ bizim nesillerimizin asla yapmadığı bir ÅŸeyi son 30 sene içinde yaşıyoruz biz. Türk çocukları Noel'lerde kiliselere gidiyorlar, kiliselerde ayin izliyorlar, müzik çalıyor diyorlar. Evet, Bach çalıyor, bu doÄŸru; ama Bach'ın dinî musikîsi çalıyor, yani çalan müzik Bach'ın gerçek musikîsi mi? Hulki CevizoÄŸlu- Evet, bunlara karşı tedbirler neler olacak? Attilâ İlhan- Ha, bunlara karşı tedbirler bu Türkiye Cumhuriyeti'nde alınmış. Meselâ BirleÅŸik Amerika, biliyorsunuz Türkiye'yi uzun zaman tanımadı Cumhuriyet olarak, Lozan Konferansını hâlâ tanımamıştır, bunları tanımamıştır. Onun için Türkiye'ye gelen ilk elçileri 1927'de gelmiÅŸ. Hulki CevizoÄŸlu- Cumhuriyet 1923'te kuruldu. Attilâ İlhan- Evet,. 1927'de gelmiÅŸ; gelir gelmez bir olayla karşılaşıyor. Bursa'daki bir Amerikan misyoner okulunda iki Türk kızı Hıristiyan olmuÅŸlar, Hıristiyan oldukları için de bir olay çıkmış, Cumhuriyet Hükümeti derhal kapatmış o okulu. Hulki CevizoÄŸlu- Yani Atatürk kapatmış. Attilâ İlhan- Atatürk derhal kapatmış okulu. Mahkemeye verilmiÅŸler. Sefir, hatıralarında bunu uzun uzun yazıyor, bayağı ciddî bir mesele hâlinde yazıyor ve diyor ki, Türkler bu meselede çok kararlı görünüyorlar diyor. Gelsin ÅŸimdi görsün kararlı mıyız deÄŸil miyiz? Hulki CevizoÄŸlu- Sayın SinanoÄŸlu, son sözlerinizi alabilir miyim? Önlemler açısından isterseniz. Prof.Dr.Oktay SinanoÄŸlu- Efendim, ÅŸimdi çok önemli bir konu tartışılıyor. Åžimdi bunu kamuoyu, halkımız, iÅŸte Müslümanlıktan caydırılıp da Hıristiyan yapılma filân gibi sadece anlamasın, öyle düşünmüyorlardı zaten de, hani öyle düşünen varsa. Meselâ ben size ÅŸimdi, daha bu aralarda yeni çıkmış bir kitap söyleyeyim, 1998 Harbi ve KüreselleÅŸmenin Kökeni diye. Burada son, iÅŸte 1890'dan itibaren, meselâ bu Batılı gücün ülkeleri ele geçirmek için nasıl öncü olarak önce birçok misyonerleri gönderdiÄŸi, bunların ortamı hazırladığı, "eÄŸitim veriyoruz, İngilizce öğretiyoruz" filân bahanesiyle, ondan sonra bunları Hristiyan'lığı kabul edecek hâle getirmesi, tabiî mümkün olduÄŸunca Hıristiyan yapması. Tabiî, bunu meselâ Çin'de baÅŸaramamışlar, Çin'de büyük isyanlar çıkmış, yapamadılar onu. Ama Kore'de, Kore Harbinden sonra birçok Burhanî, yani Budist olan çok temiz bir halk olan Korelileri, Güney Korelilerin birçoÄŸunu Hıristiyan yaptılar. Åžimdi, bu teÅŸkilâtlar sadece özel olarak gelmez, devletler tarafından da desteklenir, istihbarat teÅŸkilatlarıyla iç içe çalışırlar. Bunlar bu ortamı hazırladıktan sonra arkadan, iÅŸte serbest ticaret diye; yani serbest ticaret, serbest piyasa onlar için zaten sadece ÅŸu demek, Türkiye'de bunu artık iyice görüyoruz: Meselâ o sömürgeci ülkeye, Türkiye gibi bir ülkeye her ÅŸeyi satsın, gümrüksüz olarak her ÅŸeyi soksun, ama bizden hiçbir ÅŸey almasın. Bir ÅŸey satmaya kalksak gümrük koysun, duvarlar çeksin. Bu anlaşılıyor. Yalnız Amerika'dan bahsetmiyoruz, bütün Batı bunu yapıyor ve yapmıştır. Yani, aslında bu misyonerliÄŸi tamamıyla bir iÅŸgal hareketinin ve yok edilme hareketinin baÅŸlangıcı ve önemli bir aracı olarak görmek lâzım. Evet, bu sözlerimle ben de vaktinizi daha fazla almayayım. Gene Sayın üstada, Attilâ İlhan Beyefendiye ve Hulki CevizoÄŸlu deÄŸerli kardeÅŸirnize saygılarımı sevgilerimi gönderiyor ve bütün izleyicilerinize gönülden sevgilerimi iletirim. Hulki CevizoÄŸlu- Çok teÅŸekkür ediyorum saÄŸ olun, iyi geceler, saÄŸ olun. Prof.Dr.Oktay SinanoÄŸlu- İyi geceler efendim, Allahaısmarladık. ATTİLÂ İLHAN: "BEKLEMEDİĞİMİZ ÅžEKİLDE 'DİKKAT DİKKAT' SESİ DUYULACAK. UYANIK SUBAYLAR VAR" Hulki CevizoÄŸlu- Sayın İlhan, çok arayanımız var, bazılarını baÄŸlamaya çalışacağız. Sizin son röportajlarınızdan bir tanesinde ÅŸu sözler var, ilginç: "Önümüzdeki yıl içinde hiç beklemediÄŸimiz bir ÅŸekilde 'dikkat dikkat' sesi duyulacak bir yerden; çünkü var, uyanık subaylar var, konuÅŸtuÄŸun zaman görüyorsun. Tavsiye ederim akademilere gidin. Harp Akademileh'ne gidildiÄŸinde orada çok hararetli celseler oluyor. Meselâ Avrupa BirliÄŸi üzerine Erol'u -Erol Manisalı'yi kastediyorsunuz- çağırıp konuÅŸturuyorlar, saatler sürüyor, kumandanlara brifing veriyor. Åžimdi bu çok büyük bir deÄŸiÅŸiklik. Yani Türkiye'de, eÄŸer akademi toplantılarında Erol Manisalı ders veriyorsa iÅŸ çok ciddî' diyorsunuz. Ne demek bu, "bir yıl içinde dikkat dikkat sesi?" Hani metroya binerken İngiltere'de bağırıyorlar, "dikkat dikkat, çukura dikkat edin." Attilâ İlhan- O deÄŸil, hayır o deÄŸil. Bir defa evvela ÅŸunun altını esaslı ÅŸekilde çizmek istiyorum: Türk ordusunun Atatürkçülüğü darbe yaparak kanıtlanamaz. Bunun üzerinde ısrarla çok durdum ben. Çünkü, dikkat ederseniz ÅŸu gerçeÄŸin altını hemen çizmemiz lâzım geliyor: Mustafa Kemal PaÅŸa Anadolu'ya iltihak ederken, oraya intikal ederken Ali Fuat PaÅŸa'yla, Karabekir Kâzım PaÅŸa'yla, Miralay Rafet Bey'le, Hüseyin Rauf Bey'le mutabakat halindeydi. Bunlardan iki tanesi Anadolu'daki iki ordunun, ki onlara kolordu deniyordu, onların kumandanıydılar. Mustafa Kemal PaÅŸa da ordu müfettiÅŸi olarak gidiyordu Anadolu'ya. Bu takdirde, eÄŸer Mustafa Kemal PaÅŸa askerlerin böyle bir harekât yapmasından yana olsaydı ideal bir cunta ortamı vardı. Vaziyete hâkimdiler ve hepsi de kumandandılar. Gazi bunu yapmamıştır, tam tersine görevinden istifa etmiÅŸtir, sivil sıfatı içine girmiÅŸtir, kongreleri toplamıştır. O kongreler ki, Anadolu'da 30 tane falandır aslında ve bütün bunlardan gelen halk delegeleriyle gerçek manada bir halk hareketi oluÅŸturmuÅŸtur. Mustafa Kemal PaÅŸa'da bir defa cuntacılık yoktur; bu bir. İkincisi; kendisi CumhurbaÅŸkanı seçildikten sonra, muhalif tavır takınmış olan eski silâh arkadaÅŸlarının böyle bir ÅŸeyler karıştıracaklarını hissettiÄŸi anda müdahale etmiÅŸ, "ya askerliÄŸi ya milletvekilliÄŸini seçmelisiniz" diye onları doÄŸru yola çağırmıştır. Çünkü askerlikle siyaseti ciddî ÅŸekilde ayıran birisiydi. Bunu yapmasının sebebi de, doÄŸrudan doÄŸruya, daha evvel İttihatçıların içine düştükleri durumdu. Bir kere Mustafa Kemal PaÅŸa'da cuntacılık yoktur. Hulki CevizoÄŸlu- Oradan yola çıkarak bugün için ne diyorsunuz, o "dikkat dikkat" sesi?.. "CUNTACILIK 27 MAYISTA BAÅžLADI" Attilâ İlhan- Åžimdi şöyle bir ÅŸey; Türkiye'de cuntacılık hareketi 27 Mayıs'ta baÅŸlamıştır, ondan sonra birkaç tanesi arka arkaya gelmiÅŸtir; baÅŸarılı olanı var, olmayanı var. Bunların hepsi, bana sorarsanız, belki delillerini birer birer gösterip kanıtlayamam, ama her birisinin oluÅŸundan sonra Türkiye biraz daha Batı'nın kontrolü altına girmiÅŸtir. Yani ortaya çıkan yeni hükümetler, askerî hükümetler Türkiye'yi bağımsızlığa doÄŸru götüreceÄŸine bağımlılığa doÄŸru götürmüşlerdir. Hulki CevizoÄŸlu- Çok ilginç. Attilâ İlhan- Evet, böyle bir durum olmuÅŸtur ve bu nihayet ciheti askeriyede de tepkiye sebep olmuÅŸtur. Åžimdiki ciheti askeriye eski ciheti askeriye deÄŸil, daha deÄŸiÅŸikler, daha çok etrafa kulak açmış durumdalar. Çünkü bunda, sanıyorum Sovyetler BirliÄŸi'nin dağılışı rol oynadı. Çünkü, Sovyetler birliÄŸi varken, yabancı gizli servisler bize sürekli olarak Türkiye'deki bütün meseleleri Ruslar'ın, komünistlerin çıkardığını söylüyorlardı, bizimkiler de inanıyordu. Neticede, Sovyetler BirliÄŸi dağıldıktan ve artık Türkiye ile arasında öyle bir hesap ortadan kalktıktan sonra o meseleler aynen devam edince, bizim askerler onlardan olmadığı birdenbire idrak etmeye baÅŸladılar ve ÅŸimdi onlar da soru iÅŸaretleri koyuyorlar hareketlerinin üzerine. O "dikkat dikkat" odur, o soru iÅŸaretleridir. Åžimdi gelelim Türkiye'deki olaÄŸan bir millî hareketi kimlerin yapabileceÄŸini. Ha, bu nokta çok önemli bir noktadır. Bir kısım kiÅŸiler de bunu öğrencilerin yapacağını sanıyorlar. Bizde hep böyle olmuÅŸtur; öğrenciler heyecanlanırlar, sokaklara dökülürler, çeÅŸitli gruplar hâlinde sloganlar atarlar, hatta iÅŸi silâha kadar götürenler vardır. Klâsik manada devrimcilikte öğrencilerin rolü o kadar önemli deÄŸildir. Bunu ben 12 Mart'ta da gençlere söyledim, daha sonra 12 Eylül'de de söyledim. Çünkü, devrimci olabilmek için toplumsal manada bir sınıfın evvelâ üretici olması lâzımdır, öğrenciler tüketicidir. Öğrenciler ancak bir hareketin içerisinde bir renk olabilirler.... Hulki CevizoÄŸlu- Öğrenciler bir kenarda o zaman. ATTİLÂ İLHAN: "TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ HİÇ OLMADI Kİ" Attilâ İlhan- Öğrenciler hareketi gerçekleÅŸtiremez, harekete katılır; hareketi işçiler gerçekleÅŸtirir. Dünyanın her yerinde böyledir. Türkiye'de bu olamıyor. Niye olamıyor? Çünkü Türkiye'de işçileri hadım ettiler, Türkiye'de demokrasi hiç olmadı ki. Bakın, Batı Avrupa'da demokrasi nasıl olmuÅŸtur? Fransız İhtilaliyle olmuÅŸtur. Fransız İhtilâli nedir? Fransız İhtilâli, palazlanmış olan burjuvazinin soylulara karşı hareketidir. Niye? Çünkü soylular zamanında toprak, zenginliÄŸin iÅŸaretiydi; halbuki burjuvazi, merkantilizmden sonra parayı birim olarak ortaya çıkardı. Halbuki hukuk topraÄŸa göre düzenlidir, yani soylular hâkimdir bunlarda para olduÄŸu hâlde. Bunu önlemek için devrim yapıldı. Devrimi yaparken burjuvaziye işçiler de katıldılar; çünkü onlar da eziliyordu; köylüler de katıldılar, onlar da eziliyordu. İktidara kim geçti? Genel olarak burjuvazi geçti. Muhalefet kimin oldu? Muhalefet işçilerin oldu. Batı Avrupa demokrasilerinin hepsine bakınız, eÄŸer iktidar işçi sınıfındaysa ana muhalefet burjuvazidir, eÄŸer iktidar burjuvazi deÄŸilse ana muhalefet işçi sınıfıdır. Türkiye'de bu hiç olmadı. Hulki CevizoÄŸlu- Onu da bir kenara koyduk. Attilâ İlhan- Haa, bundan sonra öyle olmaması lâzım; çünkü işçiler de durumu anladılar Türkiye'de. Çünkü Türkiye'de işçilerin hiçbir fonksiyonu yok. Hulki CevizoÄŸlu- E, "hadım edildiler" diyorsunuz. ATTİLÂ İLHAN: "DİP DALGASI GİTTİKÇE YÜKSELİYOR" Attilâ İlhan- Edildiler, ama yavaÅŸ yavaÅŸ onlar da gözlerini açıyorlar. Åžimdi meselâ ÅŸu gerçek: Åžu aldığımız mesajlar bile Türkiye'deki dip   dalgasının   gittikçe   yükseldiÄŸini   gösteriyor.   Çünkü Türkiye'de bir dip dalgası var, bu kendini hissettirmeye baÅŸladı. BaÅŸlangıçta böyle bir ÅŸey yoktu ve o yüzden sanıyorlardı ki Türkiye'yi istedikleri gibi yönlendirebilecekler. Hayır yönlendiremiyorlar, olmuyor. Bütün partileri kendilerinin yaptılar. Böyle bir durum her yerde yapıyorlar. Yugoslavya'da da bunu yapmışlardı. Yani, siz kendiniz bir solcu parti seçtiÄŸinizi sanıyorsunuz, o parti de onların hizmetinde; falan saÄŸcı partiyi seçtim sanıyorsunuz, o da onların hizmetinde. Hulki CevizoÄŸlu- Peki, bu dip dalgasının bir partisi var mı? Attilâ İlhan- Henüz yok. Bütün sorun da buradan çıkıyor zaten. Biraz evvel TİP'i ondan zikrettim. Hulki CevizoÄŸlu-TİP de, Türkiye İşçi Partisi de olmadı. "MÜDAFA-İ HUKUK OLUÅžUYOR" Attilâ İlhan- Åžimdi ÅŸu anda öyle örgütlenmiÅŸ ve herkesin gözünü çevirdiÄŸi bir parti mevcut deÄŸil ÅŸu anda. Ama şöyle bir ÅŸey var: Bir gençlik hareketi var meselâ, belki dikkatinizi çekti, belki çekmedi. Bir gençlik hareketi var; içinde ülkücüler de var, solcular da var, milliyetçilerin bir kısmı var, Müslüman'lardan gelenler var; yani bir çeÅŸit müdafaa-i hukuk oluÅŸuyor. Ve bunlarla ben konuÅŸurken aynen ÅŸu sözü söyledim onlara ve bunu söylerken de zannediyorum haklıydım: Mustafa Kemal PaÅŸa, Türkiye tehlikedeyken kesinlikle siyasî ayrılık aramadı. Yanında Ziya Gökalp vardı, yanında Akçora vardı; bunların ikisi de ülkücü yahut Türkçü'ydüler. Hemen arkasında Mehmet Akif Bey vardı ve biliyorsunuz solcularla da arası çok iyiydi. Yani, bir millî müdafaa cephesi örgütlemiÅŸti. Åžimdi Türkiye aynı durumdadır. Böyle bir ÅŸeyin örgütlenmesi lâzımdır ve akıllı partilerin de bu çeÅŸit iliÅŸkilere girmesi lâzımdır. Fakat bunu bir türlü gerçekleÅŸtiremiyorlar. Niye gerçekleÅŸtiremiyorlar derseniz, politik bakışları kesinlikle demokrasinin gerektirdiÄŸi ÅŸekilde ve ağırlıkta deÄŸil. Bizde demokrasiden anlaşılan ÅŸey, birtakım taÅŸra teÅŸkilatlarıyla birtakım menfaat gruplarının bir araya gelmesinden ibaret. Böyle yaparlarsa Türkiye'de parti kazanıyor, parti kaybediyor. Halbuki bu iÅŸ öyle bir ÅŸey deÄŸil. Demokrasi aslında sınıfsal bir ÅŸeydir, sınıflar arası bir iliÅŸkidir. Bakın Batı Avrupa'ya, bu böyledir; bugün hâlâ öyledir. Hulki CevizoÄŸlu- Peki, bu sözlerinizi, en son 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde sandık başına gitmeyen 10 milyon seçmenle baÄŸlantılı hâle getirelim. Åžimdi onların içinde politikaya küsmüş, 57. Hükûmet'in icraatlarına, o krizlerden bunalmış, Ecevit'in durumu, iÅŸte üçlü koalisyonun durumu, bu sıkıntıları görmüş yaÅŸamış ve nefret etmiÅŸ insanlar olabilir, gençler olabilir. Yani sadece 10 milyon vatandaÅŸ deÄŸil bunlar, seçmen düzeyine gelmiÅŸ vatandaÅŸlar. Attilâ İlhan- Åžimdi bakın, oradaki protesto o partilere deÄŸil, Türkiye'deki demokrasinin kendisine. Çünkü Türkiye'deki demokrasi çözüm üretmiyor. Hulki CevizoÄŸlu- "Müdafaa-i hukuk oluÅŸuyor" dediniz; bu sandık başına gitmeyen 10 milyon seçmenin çoÄŸunluÄŸu bu mu? Attilâ İlhan- O, odur, iÅŸte onları çağırıyor. Onlar daha henüz gelmediler, ortada yoklar, ÅŸimdi henüz gençler düzeyinde görünüyor. Ama yavaÅŸ yavaÅŸ duyuyoruz, işçi sendikaları da giriyorlar, işçi sendikaları da baÅŸladılar. Hulki CevizoÄŸlu- Bunlar, önümüzdeki 28 Mart yerel seçimlerinde ortaya çıkacaklar mı? Attilâ İlhan- Hayır, orada zannetmiyorum; daha henüz erken, o iÅŸ için erken. Çünkü bu iÅŸ bir zaman alacaktır, ağır ağır oluyor. Yalnız ÅŸunun olabilmesi, yani bir gençlik dergisinde, çıkan bir gençlik dergisinde CHP'li bir gençle ülkücü bir gencin, komünist bir gençle yan yana yazı yazabilmeleri ve aynı davayı savunabilmeleri çok büyük bir aÅŸama. Hulki CevizoÄŸlu- Çok büyük bir aÅŸama mı bu, yoksa fantezi mi? Attilâ İlhan- DeÄŸil, hayır fantezi deÄŸil. Hulki CevizoÄŸlu- Yani Türkiye ölçeÄŸinde nedir bunun yeri? ATTİLÂ İLHAN: "TÜRKİYE'DE BASIN TÜRK DEĞİL" Attilâ İlhan- Åžimdi bakın, bu "Türkiye ölçeÄŸinde" lâfı basın düzeyinde konuÅŸuluyor, halbuki basın Türkiye'de Türk deÄŸil. Sorun buradan çıkıyor. Hulki CevizoÄŸlu- Pardon, bir daha söyler misiniz? Attilâ İlhan- Evet, çok net söyledim, ben bunu, aynı ÅŸeyi aydınlar için de söylüyorum. Hulki CevizoÄŸlu- "Basın Türkiye'de Türk deÄŸil" diyorsunuz. Attilâ İlhan- Tabiî; çünkü Türkiye'nin çıkarlarını savunmuyor ki... Hulki CevizoÄŸlu- Vardır, ama savunan vardır savunmayan vardır. Attilâ İlhan- Çok az, çok az. Hulki CevizoÄŸlu- Ya da herkes Türkiye'nin çıkarını savunduÄŸunu söyleyerek baÅŸka ÅŸeyleri savunuyor. Attilâ İlhan- Tamam da, meselâ ÅŸimdi basının bazı kuralları var. Türkiye'ye... Hulki CevizoÄŸlu- Haber ilkeleri... Attilâ İlhan- Türkiye'ye Rusya'dan, birinci sınıf ehemmiyeti haiz olan Aleksandır Dugin gibi bir adam geliyor, ki Avrasya meselesini ortaya atmış. Yanına ÇerniÅŸev ekleniyor, onların Hariciyesinin çok önemli bir adamı. İki tane daha böyle önemli kiÅŸi ekleniyor... Hulki CevizoÄŸlu- Ve basında duymuyorsunuz bunu. Attilâ İlhan- Türkiye'ye, buraya geliyorlar, burada konuÅŸmalar yapıyorlar ve bu konuÅŸmada ÅŸu lâf telaffuz ediliyor: Avrasya'nın sınırı Kıbrıs ve Irak'tadır. Bizim basında tek kelime çıkmıyor bununla ilgili. Hulki CevizoÄŸlu- Onun için mi basın Türk deÄŸil diyorsunuz. Attilâ İlhan- E yani, ÅŸimdi çok önemli bir söz burada söylenen. Bu bakımdan baktığınız zaman, Türkiye'nin çıkarları konusunda demek yeteri kadar hassasiyet gösterilmiyor. Meselâ bir baÅŸkasını söyleyeyim, biraz evvel söyledim. Türkiye'de Toros roketinin denemeleri yapıldığı zaman kaç gazetemiz yazdı o olayı? Åžile'de yapıldı. Kaçında gördünüz? Halbuki bütün gazetelerin bununla bayram etmesi.... Hulki CevizoÄŸlu- Siz nerede gördünüz bu haberi? Attilâ İlhan- Ben bunu ÅŸu kadarcık bir haber olarak, iç sayfaların meraklısı olduÄŸum için gördüm, aradığım için gördüm böyle ÅŸeyleri. Hulki CevizoÄŸlu- Zaten bu ulusalcılığı ve millî sermayeyi anlatırken diyorsunuz ki, "Türkiye'de de iÅŸ büyük sermayeden baÅŸlıyor, bakın basını ne hâle getirdiler" diyorsunuz. Attilâ İlhan- DoÄŸru. Hulki CevizoÄŸlu- Zaten, Atatürk döneminden bugüne kadar da örnekler verirken basını anlattınız. Åžu sözler de size ait:. Televizyonları ne hâle getirdiler. Bunu büyük sermaye yaptı. Oraya aldığı adamı seçiyor, seçerken diyor ki, bunları söyleyeceksin." Attilâ İlhan- AÅŸağı yukarı öyle deÄŸil mi, hepimiz yaşıyoruz. Åžimdi bakınız, şöyle bir gerçek var ki, bu gerçek her ÅŸeyi göstermeye yeter. Hulki CevizoÄŸlu- Ne o? Attilâ İlhan- Ben TRT'de bir program için 5 dakikalık söyleÅŸi anlaÅŸması yapmıştım; o program baÅŸka bir programdı, onun için de 5 dakika konuÅŸacaktım, 13 hafta söyleyecektik ve bu iÅŸ bitecekti. Ben TRT'de 10 senedir konuÅŸuyorum, o konuÅŸma 5 dakikadan 25 dakikaya çıktı ve ilgi gören bir program oldu. TRT bundan dolayı bana bir kere bile "gözünün üstünde kaşın var" demedi. SöylemediÄŸim lâf yok. Ben bunu özel bir kanalda yapamam. Hulki CevizoÄŸlu- Yani TRT'de hükümetleri bile eleÅŸtiriyorsunuz. Attilâ İlhan- Hem de nasıl. Hulki CevizoÄŸlu- Fark etmiyordur kimse. Attilâ İlhan- Nasıl etmezler? Denetim var orada, görevleri bu. Hulki CevizoÄŸlu- Size sökmüyordur belki de. Attilâ İlhan- Hayır efendim, öyle bir ÅŸey yok. Åžimdi TRT'de dışarıdaki kanallardan daha özgürsünüz, kesinlikle böyle. Çünkü öbürleri sermayenin kontrolünde. Hulki CevizoÄŸlu- Ama siz "ÅŸimdi" deyince, sanki yeni TRT Genel Müdürü döneminde o olmuÅŸtur gibi... Attilâ İlhan- Onunla alâkası yok, ben genel söylüyorum. Hulki CevizoÄŸlu-Siz ne kadar zamandır?.. Attilâ İlhan- Ben 10 senedir söylüyorum. Hulki CevizoÄŸlu- Ha, Yücel Yener'den daha önce de baÅŸladınız. Attilâ İlhan- Tabiî tabiî. 10 senedir bir tek kelime söylenmedi bana, her ÅŸeyi söylüyorum. Hulki CevizoÄŸlu- Yani "basın ne hâle gelmiÅŸtir", sermayenin basına nötralize ettiÄŸini söylüyorsunuz, ama TRT hariç diyorsunuz, öyle mi? Attilâ İlhan- TRT, yani TRT'de belki yukarı kademede bazı küçük ÅŸeyler olabilir, yani bunlar yapılır her zaman. Hulki CevizoÄŸlu- Ama sizin programınıza karışmamış olmaları, örneÄŸin TRT'nin bu roket denemesini haber yaptığını göstermiyor. Attilâ İlhan- Ha, onları yapmışlardır haber, onları yaparlar, çünkü askerî haber onlar. Hulki CevizoÄŸlu- Ya da Kıbrıs konusunda bu kadar açık gerçekleri söyleyip hükümetleri; hükümetler derken AKP, MHP, CHP, onlar deÄŸil benim derdim, o anda iktidarda kim varsa, onlar için söylenen bir söz bu; hükümetleri eleÅŸtiren programlar yapılabiliyor mu? Attilâ İlhan- Yapılıyor, yapılıyor. Hulki CevizoÄŸlu- Öyle mi? Attilâ İlhan- Tabiî tabiî. En baÅŸta ben yapıyorum yahu, ben söylüyorum. Hulki CevizoÄŸlu- Sizden baÅŸka var mı? Attilâ İlhan- Var tabiî, olmaz mı: İşte Erol Manisalı konuÅŸuyor harıl harıl. Hulki CevizoÄŸlu- TRT'de? Attilâ İlhan- Tabiî. Hulki CevizoÄŸlu- Peki sizin sözünüz sadece özel televizyonlara mı "basını ne hâle getirmiÅŸler" derken? Attilâ İlhan- Hayır, ben genel olarak söylüyorum. Yani Türkiye'de medya, bakın, bizim medyamız zaten başından beri hep kontrol altındadır. Hulki CevizoÄŸlu- Kim tarafından? Attilâ İlhan- BaÅŸlangıçta tabiî dikta kontrol ediyordu. Yani, İkinci Cihan Harbi sırasında basının hâli pür melalini anlatmaya dil yetmez. Çünkü, bir cephe tebligatının kaçıncı sayfada, kaç sütuna, hangi puntoyla gireceÄŸi dahi Matbuat Umum Müdürlüğü'nden İstanbul'a bildirildi. Yani, "Alman taarruzunu üç sütundan fazla göstermeyiniz, İngiliz taarruzu şöyle gösterilecek" diye. Onun için bizde gerçek manada, bizde meselâ Tan Gazetesi yakılmıştır, komünist diye yakılmıştır. Tan Gazetesi'ni doÄŸru dürüst okuyun, orada savunulan her ÅŸey aslında bugün Türkiye'de hepsi yapılan klâsik demokrasinin gerekleridir. Siyasî partiler olsun, sendikalar olsun, toplum kuruluÅŸları olsun ve bunlar istedikleri konuÅŸsunlar; bunu savunuyordu Tan. Bunu savunduÄŸu için komünist oldu ve yıkıldı. Hulki CevizoÄŸlu- Bugüne gelirsek, bugün millî yayıncılık yapan bir özel televizyon yok mu size göre? Attilâ İlhan- Hepsini izleyemediÄŸim için kesin bir ÅŸey söyleyemem. Hulki CevizoÄŸlu- İzlediÄŸiniz kadarıyla, yani sizin dikkatinizi çekecek ölçüde. Attilâ İlhan- Bir ikincisi, çok iyi bir televizyon izleyicisi de deÄŸilim aslında. Özellikle internet imkânları ortaya çıktıktan sonra bence televizyon zaten pabucu dama atılan bir alet haline geldi. Çünkü internetteki geniÅŸlik ve derinlik maalesef televizyonlarda yok. Sadece bazı özel televizyonlar, eÄŸer belirli bir kaliteye heves eder ve memleketi ciddîye alırsa olabilir. Hulki CevizoÄŸlu- Peki, bu ulusalcılıkla birlikte bugün Türkiye'de bir Kemalist refleks var mı, ulusal refleks var mı? Attilâ İlhan- Çok kesin. Hulki CevizoÄŸlu- Nerede bu refleks, görülmeyen bir refleks mi bu? ULUSAL REFLEKS OLUÅžUYOR Attilâ İlhan- İşte ÅŸimdiki hâlde bazı gençlerde görülüyor. Meselâ ÅŸimdi çok ilginç olarak yeni bir ÅŸey baÅŸladı, 2 senedir falan baÅŸladı bu. Bazı ticaret odalarında görünüyor, bazı ticaret odaları tepki göstermeye baÅŸladı. Hulki CevizoÄŸlu- Ankara Ticaret Odası. Attilâ İlhan- Meselâ en baÅŸta o gidiyor ve çok baÅŸarılı bir ÅŸekilde yapıyorlar, onlar göstermeye baÅŸladılar. Åžimdi bir tek TÜSİAD varken ÅŸimdi bir sürü ÜSİAD oldu. Niye onlar çoÄŸalıyorlar birden bire? Çünkü onlar birdenbire fark ettiler ki çıkarları aynı deÄŸil. Birdenbire fark edildi ki, yabancı sermayenin Türkiye'nin gelmesi herkes için ortalığı cennet yapmayacak, tam tersine birçok ÅŸeyi ortadan kaldıracak. Kalkıyor çünkü. Türkiye tarım ülkesiydi, tarım malları ihraç ederdi, ÅŸimdi Türkiye tarım ithal ediyor. Böyle bir durumlara düştük. Bütün bunlar gösteriyor ki, tepki gelecektir. Hulki CevizoÄŸlu- "Ulusal refleks, tepki var" diyorsunuz. Attilâ İlhan- Daha da gelecektir, kesinlikle gelecektir; çünkü bu bizim bir özelliÄŸimiz. Hulki CevizoÄŸlu- Sandığa yansıyor mu bu? Attilâ İlhan- Åžimdi sandığa yansıyor, dediÄŸim gibi yansıyor, henüz bilinçsiz yansıyor, tanımadıklarına veriyorlar. Hulki CevizoÄŸlu- Derinden gelen bir dip dalgası diyorsunuz bu, zaman alacak. Attilâ İlhan- Hayır, ÅŸimdi dip dalgası zaten kendini gösteriyor. O dip dalgası zaten iki seçimdir iktidarları indiriyor aÅŸağı, o indiriyor; fakat yerine koyduÄŸu partileri seçemiyor. Çünkü doÄŸru dürüst parti yok ortada. O parti kurulacaktır. Hulki CevizoÄŸlu- Var mı böyle bir duyumunuz? Attilâ İlhan- Kesin yok. Ama ÅŸimdi bırakın duyumları muyumları, hani gazeteciliÄŸi bir kenara koyalım, olaya fikir adamı gibi bakalım. Fikir adamı gibi baktığın zaman, eÄŸer bu memlekette işçiler varsa, bu memlekette köylüler varsa, bu memlekette yoksulların millî servetten aldıkları nispet varlılıklara göre gülünç durumdaysa... Hulki CevizoÄŸlu- Ama bilinç yok ise. Attilâ İlhan- O bilinç iÅŸte geliyor; sorun o. Hulki CevizoÄŸlu- Hani bir düşünürün sözü var, "kalabalıkların başı çok, beyni yoktur" diye. Attilâ İlhan- O eski bir sözdür, doÄŸrudur da. Fakat ÅŸimdi, eÄŸer ben o beynin geldiÄŸini ÅŸurada, orada, orada, ticaret odasında, üniversitede, bir işçi sendikasında hissetmeye baÅŸladıysam o geliyor; o örgütünü de yapar. Hulki CevizoÄŸlu- Peki, buna raÄŸmen aydınlarda, yani bu ulusal refleks ve tepkilerin çıkmaya baÅŸladığını örneklerini gördüğünüzü söylüyorsunuz, ama Türkiye'de de bir korkak aydın tipi çıktığını, eskiden bunu söyleminin bile utanç verici olduÄŸunu yazıyorsunuz, söylüyorsunuz. Kore Harbi'ndeki askerlerin örneÄŸini veriyorsunuz, ama bugün aydınların bir kısmının korkak olduÄŸunu söylüyorsunuz. Attilâ İlhan- DoÄŸru. Hulki CevizoÄŸlu- Rahmetli Aziz Nesin de söylemiÅŸti bunu vaktiyle. Attilâ İlhan- Åžimdi şöyle bir meselemiz çıktı bizim: Eskiden bir aydın, fikirlerinin yırtıcı olmasıyla ve ataklığıyla ve öncülüğüyle öne çıkardı. Bizim tarihimizdeki ÅŸairlerden tutun fikir adamlarına kadar, demin ÅŸeyini okuduÄŸum meselâ Yusuf Akçora, onun gibi daha pek çokları öyle ortaya çıkmışlardır. O zamanlar bir aydın genellikle cezaevlerinde sürünürdü, iÅŸsiz kalırdı, parasız kalırdı, kötü gazetelerde kötü iÅŸler yapardı, ama haysiyetini çok yukarıda tutardı. Hulki CevizoÄŸlu- Aç, ama haysiyetli. Attilâ İlhan- Kesinlikle böyleydi. Cemal Nadir'in karikatürü meÅŸhurdu o zamanlar, hepimiz onunla iftihar ederdik. Bir yazar çizmiÅŸti, gazeteci yazar. Bir kahve, kötü bir kahve masası, kötü bir iskemle hasırlı, önünde bir çay bardağı var, onun yanında bir mürekkep hokkası var, elinde kalem önünde kâğıt; mürekkep hokkasını çay bardağına batırıyor. Açlık o mertebede. Böyle bir aydın tipi vardı. Ha, ÅŸimdi öyle deÄŸil. Åžimdi haysiyetten ziyade bankadaki hesap önemli olmaya baÅŸladı. Bankadaki hesap önemli olunca "adam sende" esprisi baÅŸlıyor, aynı Osmanlı'nın Tanzimat'ındaki gibi. İşte o kötü. Hulki CevizoÄŸlu- Tanzimat, "tanzim et" yani diyorsunuz. Attilâ İlhan- Tanzimat dönemi buydu. Hulki CevizoÄŸlu- Gazete, basını tartışıyoruz. Bir gazeteci izleyicimiz var, reklâm arasından önce onun sesini alalım. Sayın Seraceddin ZıddıoÄŸlu, iyi geceler. (İzleyici Telefonu) Seraceddin ZıddıoÄŸlu (DHP Genel BaÅŸkan Yrd., Gazeteci)-Efendim, iyi geceler diliyorum. Hulki CevizoÄŸlu- Buyurun etenim. Seraceddin ZıddıoÄŸlu- Karşımda araÅŸtırmacı, fikir adamı iki usta gazeteci var. Hulki CevizoÄŸlu- EstaÄŸfurullah. Seraceddin ZıddıoÄŸlu- Sayın Hulki CevizoÄŸlu ve Sayın Attilâ İlhan'a saygılar sunuyorum ve baÅŸarılar diliyorum. Hulki CevizoÄŸlu- SaÄŸ olun. Partinizin açık adını söylerseniz... Seraceddin ZıddıoÄŸlu- Demokrat Halk Partisi. Evet, ÅŸimdi ben fazla zamanınızı almak istemem. Nedense çok güzel bilgiler, bilhassa Attilâ İlhan'a ve katılımcılar gerçekten aydınlatıcı, ulusa güzel bilgiler sundular ve sunuyorlar da; sizlere de çok teÅŸekkür ediyorum. (...) Seraceddin ZıddıoÄŸlu- Biz Annan Planı diye her gün gazetelerde, manÅŸetlerde, haberlerde, makalelerde Annan Planı, Annan Planı, yani bir ÅŸahıs ismi görüyoruz. Yani, sanki BirleÅŸmiÅŸ Milletler yokmuÅŸ gibi. Aslında bu bir BirleÅŸmiÅŸ Milletler planıdır, akılcı bir durum olması lâzım ve Kıbrıs'ı, iki kesimi huzura kavuÅŸturucu önlemlerin alınması ve kavuÅŸturulması olması gerekiyor. Geçenlerde bir programda, usta bir general diyeyim, usta bir paÅŸa diyeyim, çok güzel bir bilgi sundu. Nedir bu Annan Planı dedi, ben bunu inceledim dedi, ama bir ÅŸey anlayamadım dedi. Neden? Çünkü tuzaklarla dolu bir plandır bu dedi. Yani, bu tekrar müzakere edilse dahi tuzak çukuruna düşer gibi bir durum oluyor. Onun için ben diyorum ki, gerçekten bir BirleÅŸmiÅŸ Milletler planı olsun ve bunları da taraflar kabul etsin. Efendim, çok konulara deÄŸindiniz; misyonerlik olsun, Fransız İhtilâli olsun, demokrasi olsun, burjuvazi olsun, TRT'den tutun basın hayatı falan, yani hakikaten güzel bilgilerle süslediniz. Hulki CevizoÄŸlu- Evet, peki çok teÅŸekkür ediyorum size; sizin ekleyecekleriniz var mı bu bilgilere? Seraceddin ZıddıoÄŸlu- EkleyeceÄŸim ÅŸudur: Attilâ İlhan Beyin dediÄŸi  gibi,  bu  DoÄŸu'yla  neden  irtibat kuramıyoruz gerçekten, güneydoÄŸudaki Araplarla, İranlılarla? önümüzde güzel bir pazar vardır, bu pazarları neden ihmal ediyoruz? Bunlarla dostluklarımızı kuvvetlendireceÄŸiz. Ben fazla zamanınızı almayayım, ben saygılar sunuyorum ve baÅŸarılar diliyorum. Hulki CevizoÄŸlu- Peki, çok teÅŸekkürler, saÄŸ olun, iyi geceler. Reklâm arası vermeden önce, izleyicilerimizin kısa mesajla gönderdiÄŸi bazı mesajlardan size sorular var, onları da okuyayım. İnternette ne yazık ki bir sıkıntı var galiba; internet mesajları benim elime ulaÅŸamıyor ÅŸu anda. Orada da yüzlerce, hele önceki haftalardan biliyorum, binlerce ÅŸu anda mesaj vardır; kusura bakmasınlar onlardan mesajları okuyamayacağım, ÅŸu ana kadar internetteki sıkıntı giderilemedi. Bana faksla, telefonla ve kısa mesaj servisiyle gelen mesajları ancak okuyabiliyorum. Bunlardan bir tanesi, tabiî isim yok burada, telefon numarası var; bir izleyicimiz diyor ki, "Lütfen sabaha kadar devam edin, yalvarırım size, buna ihtiyacımız var." Bir baÅŸka izleyiciniz şöyle diyor: "Ben bir Ülkücü'yüm, Sayın Attilâ Bey benim sevmediÄŸim hiçbir ÅŸeyi sevmiyor. Ben de Atatürkçüyüm, bu benim için çok önemli, acaba' bizim için ne düşünüyor?" Bir baÅŸka izleyicimiz, onun adı çıkmış, Ali DoÄŸan Adana'dan söylüyor. "Saydığınız özellikler Attilâ Hocanın özellikleriyse ve Attilâ İlhan da solcuysa ben böyle solcunun ellerinden öperim, iletirseniz sevinirim demiÅŸ" Ali DoÄŸan. Evet, Ülkücüler "bizim hakkımızda ne düşünüyor" diyor, ne düşünüyorsunuz? ATTİLÂ İLHAN, ÜLKÜCÜLER HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYOR? Attilâ İlhan- Ülkücüler aslında geniÅŸ bir konu, fakat kısaca şöyle söyleyeyim. Onlar Türkçüler'dir, onların asıl adı Türkçüdür; Türk tarihinde de Türkçü olarak görünmüşlerdir ve evvela da bizde deÄŸil Rusya'da görünmüşlerdir. Rusya'da ilk defa ortaya çıktılar ve hareketleri yenileÅŸmeci, antiemperyalist bir hareketti; çünkü Rusya'ya karşı, Ruslar'a karşı bir hareketti. Böyle bir hareket Türkiye'de bilahare 194O'lı yıllarda birleÅŸik bir hale gelecek yerde bölündü. Bölünmesinin gerisinde de ne yatıyordu? Almanlar ve Naziler'in parası yatıyordu. Naziler Türkiye'de bir faÅŸist hareket örgütlemeye karar verdiler ve bunun için içlerinden birkaç tanesini ele geçirdiler ve o yüzden Türkiye'de o zaman ırkçı, Turancı diye bir hareket çıktı. Bu hareketin içinde geliÅŸmiÅŸ, yetiÅŸmiÅŸ olan kiÅŸilerden bazıları sonraki Ülkücüler'in mayasını teÅŸkil ettiler. Ülkücülükle ırkçı Turancılığın gerçek Türkçülükle bir ilgisi yok bence. Çünkü bunlardan bir tanesi Alman emperyalizminin, ikincisi de Amerikan emperyalizminin etkisi altındaydı. Ama salt Türkçüler, yani memleketini, insanlarını seven kiÅŸiler, bağımsızlığı seven ve emperyalizme karşı olan kiÅŸilerle ne gibi bir meselemiz olabilir ki? Onlarla ancak memleketin bağımsızlığı, memleketin geleceÄŸi için aynı safta oluruz. Öyle de olmamız lâzımdır, aynen Mustafa Kemal PaÅŸa'nın vaktiyle yaptığı gibi. Nasıl Mustafa Kemal PaÅŸa, bir tarafında komünistler vardı, bir tarafında Ülkücüler, yani Türkçüler vardı, bir tarafında Müslümanlar vardı, o vardı ve hepsi beraber oldular. Bu devleti öyle kurdu. Åžimdi eÄŸer tehlikedeyse öyle savunmak zorundayız, baÅŸka yolumuz yok. HALKIN MERAK ETTİKLERİ Hulki CevizoÄŸlu- Bir baÅŸka izleyicimiz de ÅŸunları söylüyor, ama önce ben bir cümle kurayım size. TRT'de 10 yıldır program yapıyorum diye TRT'yi övdünüz, tabiî iyi olanları övmek lâzım. Ama bakın, izleyicimiz diyor ki, "hay aÄŸzınıza saÄŸlık Hocam, nerelerdeydiniz" diyor. Yani siz TRT'deymiÅŸsiniz ama, izleyiciniz fark etmemiÅŸ. Attilâ İlhan- Tabiî o mümkün, o mümkün tabiî. Hulki CevizoÄŸlu- Bir baÅŸka izleyicimiz Mustafa Sayar, öğretmenmiÅŸ. "Hıristiyan kültüründe yetiÅŸen birisi olarak İslâmiyet'i nasıl korumaya kalkıyor, tezatlık yok mu"diyor sizin için. Yani Fransa'daki çalışmalarınızı söylüyor. Attilâ İlhan- Hiç alâkası yok. Benim Fransız kültürüyle alâkam çok dolaylı. Yani benim yetiÅŸme tarzım, benim baba tarafım olduÄŸu gibi ulemadır, onu öğrensin. Yani benim babamın babası kadıdır, onun babası müftüdür, onun babası müderristir; böyle gider. Bütün aile o eÄŸitim içinde gelmiÅŸlerdir. Hulki CevizoÄŸlu- Buna ÅŸu cevap da verilebilir tabiî. Diyor ki izleyicimiz, "Hıristiyan kültüründe yetiÅŸen birisi islâmiyet'i nasıl korumaya kalkar, çeliÅŸki yok mu?" Türk kültürü, Müslüman kültürü içinde yetiÅŸen birisi de İslamiyet'i ya da Türk'lüğü korumuyor, bunun örnekleri de var... Attilâ İlhan- Tersi olabilir tabiî o ama; ÅŸimdi çeliÅŸki arama arzusu... Hulki CevizoÄŸlu- Ama güzel, o düşünmeye yönlendiriyor izleyicilerimizi. Attilâ İlhan- Yani o bir hastalık halindedir, yani karşısındakine itiraz etmek istemiÅŸ, çeliÅŸki arar bizimkiler. Hulki CevizoÄŸlu- Bir baÅŸka öğretmen izleyicimiz AyÅŸe Tuna, "KüreselleÅŸmeye bakış açısı nedir, George Soros hakkında ne düşünüyor, kimdir" diyor. Attilâ İlhan- Soros bir kiÅŸi deÄŸil, onun gibi pek çok var, bizde de var onlardan, isimlerini söylemeyelim. Bunlar uluslararası sermayenin adamları ve bunlar belirli politikaları uygulamak için paralarını kullanırlar. Soros onlardan biridir. Hulki CevizoÄŸlu- Aklını ve parasını tabiî deÄŸil mi? Attilâ İlhan- Tabiî. Tabiî, karşı çıkarmış gibi görünüp aslında o politikaları savunurlar, çok usta adamlardır. Hulki CevizoÄŸlu- Yani dikkat edilmesi gereken.... Attilâ İlhan- Çok tehlikeli mahluklardır. Hulki CevizoÄŸlu- Diyorsunuz, AyÅŸe Hanım'a da cevap verdiniz. Bir reklam arası verelim, az sonra karşınızdayız efendim. (Reklam arası) Hulki CevizoÄŸlu- Evet, izleyicilerimizden gelen mesajlara baktığım zaman, "Programın tekrarını mutlaka yayınlayın, defalarca yayınlayın, tarihî bir program, Hocamıza çok teÅŸekkür ederiz..." ÖrneÄŸin Mevlüt UluÄŸtekin Yılmaz, yazar, "Tek başına üniversite olan Attilâ İlhan ustaya lütfen sevgilerimizi iletiniz. Hocamız neredeydi: Üniversite gençliÄŸi için tavsiyeleri nelerdir? Lütfen programları gece gündüz tekrar tekrar yayınlayın..." İnanılmaz destek var sizin açıklamalarınıza. Nedir bu? Bu mu dip dalga? Attilâ İlhan- İşte söylediÄŸim dip dalgası bu, iÅŸte bu dip dalgası. Hulki CevizoÄŸlu- "Aslanlar gibisiniz" diyor bir öğretmen izleyicimiz, neler söylüyor. Attilâ İlhan- İşte bu dip dalgası. Hulki CevizoÄŸlu- Evet, biraz da liberalizmi konuÅŸalım. Çünkü, pek çok iÅŸin altında liberalizm, kapitalizm ve kapitalizmin bugünkü ÅŸekli küreselleÅŸme var. Buyurun. Attilâ İlhan- Åžimdi liberalizm meselesi o zaman Mustafa Kemal PaÅŸa tarafından düşünülmemiÅŸ deÄŸil. Fakat, o zaman neresinden baksalar bu iÅŸin Türkiye'nin lehine olmayacağını fark etmiÅŸler ve ilk İzmir İktisat Kongresi'nde serbest teÅŸebbüse imkân tanıdıkları hâlde, baÅŸarılı olamayınca serbest teÅŸebbüs, çünkü sermaye yeterli deÄŸildi Türkiye'de, devletçiliÄŸe girmiÅŸlerdi. O sıralarda o Kemalistlerin en soldakilerinden Falih Rıfkı Atay'ın yazdığı "Liberalizm ve Demokrasi" diye bir yazı var, ki bugün hepimiz için bir ders sayılabilir bu yazı. Hulki CevizoÄŸlu- Ne diyor o yazıda? Attilâ İlhan- Åžimdi bakın ne diyor? "Yeni Türkiye'de yalnız hoca ve mürtecilere karşı harp açılmış deÄŸildi; bir de Galata vardı." Hulki CevizoÄŸlu-Bankerler mi yani? Attilâ İlhan- "Galata kelimesi kapitülâsyon ecnebiliÄŸi yahut bu ecnebiliÄŸin simsarlığı demektir. Liberalizmin iktisat sancağı da onların elindeydi. Sermaye kapılarını açınız, azınlıklara karşı Anadolu'daki kısıtlamaları kaldırınız, bireyi serbest bırakınız ve devleti iÅŸe karıştırmayınız diyorlardı. Ankara ve Anadolu ancak böylelikle yeniden ele geçirilecek, Osmanlı İmparatorluÄŸu'nun sadece ismi deÄŸiÅŸmiÅŸ olacaktı. Turan Türkiye'sine karşı hoca ve mürteciler, Tanzimat ve Bab-ı Âli, Galata, hep birlikte liberalizm ve demokrasi kazanını kaldırdılar. Sorarım size, Yunan ordusu ile İzmit'te el ele tutuÅŸan Kuvayı Inzibatiye'nin kadrosunda da bu üç unsuru bulmaz mısınız? Cumhuriyet kendini saltanata, okul kendini medreseye, lâik kendini ÅŸeriata, Medenî Kanun kendini Mecelle'ye nasıl kontrol ettirebilir? Ve böyle bir kontrol aygıtı kurulduktan sonra iÅŸte demokrasi diye nasıl avunabilir? DevletçiliÄŸin, bu memlekette kazanılan paranın ne olacağını düşünmeye benim hakkım vardır. Bir memleketin ormanlarının, madenlerinin nihayet bir toplam deÄŸeri olur. Bu deÄŸer gerçekleÅŸtikten sonra gidip Nis köşklerine, Amerikan tahvillerine, Paris apartmanlarına dönüşecekse neden memnun olayım? Ama bu servet, sahip arar gibi gömülü olduÄŸu yerde de kalamaz. Onun biz devlet ve halk, çaÄŸrı en çok bize, faydası en çok bize kalarak iÅŸleteceÄŸiz. Nasıl? Bu sorunun cevabını devletçilik prensibinde buluyoruz. DevletçiliÄŸin iktisat kitaplarındaki eleÅŸtirisi bireyciliÄŸin eleÅŸtirisi gibi bize uymaz. Türk bireyi nice yıllardan beri ecnebi ve kilise bireyiyle rekabet edebilmek yeteneÄŸimden yoksun bırakılmıştır. Türk bireyinin kahramanlıkta bir eksik tarafının olmadığında şüphe yoktur; ancak onu silâhsız olarak top tüfek aÄŸzına süremezsiniz. Türkiye'de rekabet serbestliÄŸi demek Türk bireyini yenilgiye uÄŸratmak demektir. Türkiye'de zaptiye devlet, tahsildar devlet, tüketici devlet kalktı; onun yerine baba devlet, hoca devlet, kılavuz devlet, kardeÅŸ devlet, üretici devlet geldi. Ben devleti böyle ve devletçiliÄŸi onun aynı zamanda rehberliÄŸi manasında anlarım.Türkiye'de liberalizm ile devletçilik arasındaki fark, Fransa'daki ekonomik düşünce farkı deÄŸildir, kiÅŸisel çıkar ve ulusal çıkar farkıdır. Liberalizm Türkiye'yi kapitülâsyonlara ve Türk milletini ekonomik köleliÄŸe götürür." Bunu 1920'lerin sonunda, 1930'ların başında söylüyorlar. Hulki CevizoÄŸlu- Ama bugün ekonomik köleliÄŸe deÄŸil, ekonomik kurtuluÅŸa götüreceÄŸi propagandası var. Attilâ İlhan- Evet, ama durum nedir? İşte burada söylüyor, bakın ne kadar açık söylüyor. "Türkiye'de liberalizm ile devletçilik arasındaki fark Fransa'daki ekonomik düşünce farkı deÄŸildir, kiÅŸisel çıkar ve ulusal çıkar farkıdır." Bizde liberallik dediÄŸin andan itibaren ulusal fark kalkıyor ortadan, ulusallık gidiyor. KiÅŸinin menfaati oluyor ve o servet yurt dışına çıkıyor. Yurt dışında -söylemiÅŸ daha o zaman- Nis'te köşk olur, Amerikan tahvili olur diyor. Hulki CevizoÄŸlu- Yeni hiçbir ÅŸey yok yani. Attilâ İlhan-Evet, öyle. TESLİMİYETÇİLİK VE İHTİLÂL Hulki CevizoÄŸlu- Yani biz sadece yabancıların söylediklerini görüp, duyup, anlamazlıktan gelmemiÅŸiz, kendi adamlarımızın uyarılarına da kulak tıkamış, gözümüzü kapamışız. Attilâ İlhan- Tabii tabiî, aynı ÅŸey yani. Hepsini okumak istemiyorum; çünkü burada ayrıca ÅŸeyin de var, Yusuf Akçora'nın Türk Ocağındaki Konferansı var. Türkçülük akımıyla ilgili fevkalâde önemli bir konuÅŸma bu da. Çünkü Türkçülüğü ikiye ayırmış; Saldırgan Türkçülük, savunucu Türkçülük. Biz diyor savunucu Türk'üz. Hulki CevizoÄŸlu- Teslimiyetçi Türkçülükten söz etmemiÅŸ. Attilâ İlhan- Ha, o Türklük olmaktan çıkıyor zaten, teslimiyetçi. Türklük olmakta Türkler teslim olmuyor biliyorsun, ölüyorlar. Hulki CevizoÄŸlu-Teslim olanlar da... Attilâ İlhan- İşte onlar Türk deÄŸil zaten. Hulki CevizoÄŸlu- Telefonumuzda iki izleyicimiz var; bir Hocamız, bir de Atatürkçü Düşünce DerneÄŸi Yönetim Kurulu Üyesi bir izleyicimiz, Ersan Barkın. Ama elimdeki notlardan da bazılarını okumak istiyorum. Engin Güleser isimli izleyicimiz diyor ki, "Attilâ Bey'i yıllarca solcu, sosyalist yazar olarak tanıdık, ancak programı izlerken koyu Türk milliyetçisi ve demokrat bir yapıya büründüğünü izliyoruz. Kendisine göre Türkiye'de Kürt sorusunun nasıl çözülmesi gerekir? Ayrıca Alevîler'in ve Kürtler'in temel hakları yok sayılarak Türk milliyetçiliÄŸinden nasıl söz edilebilir" diyor. Attilâ İlhan- Åžimdi bu çok yaygın olan düşüncenin bir telâffuzu. Bunun için klâsik ve herkesin her tarafından hayran olduÄŸu Fransız demokrasisini örnek olarak gösterebiliriz. O arada, biraz evvel söylediÄŸim gibi çok geniÅŸ azınlıklar vardır, Bretonlar'dan baÅŸka Basklar vardır, Basklar'dan baÅŸka Flamanlar vardır ve Fransız demokrasisinde bunların hiçbirisine özel bir imtiyaz, özel bir hak tanınmamıştır. Hepsi Fransız yurttaşıdırlar ve Fransız yurttaÅŸlarının istifade ettiÄŸi haklardan istifade ederler. Hulki CevizoÄŸlu-Anayasal yurttaÅŸlık. Attilâ İlhan- Anayasal yurttaÅŸlıkları geçerlidir. Hepsine, "kim, sen nesin" dediÄŸin zaman hepsi Fransız'ım der, arkasından ÅŸeyi ilâve ederler, falan kökenli diye, yani Breton kökenli Fransız'ım. Hulki CevizoÄŸlu- Alt kimlik. Attilâ İlhan- Evet, öyle söylerler. Bunları bu ÅŸekilde, özel birtakım etnik haklara sahip olmak ÅŸeklinde geliÅŸtirmek, ortaya atmak, aslında üniter devlet fikrini dağıtmak esasına istinat ediyor. Üniter devlet, Jakobenler'in ortaya çıkardıkları Fransız İhtilâli'nin bir eseridir. Hulki CevizoÄŸlu- Oysa bugün Türkiye'de üniter devleti savunanlara Jakoben diyorlar. Attilâ İlhan- Åžimdi Jakobenler çıkardılar bu fikri de, yani Fransız ihtilâlinde ortaya çıktı üniter devlet fikri ve zaten milliyetçilik de Fransız İhtilaliyle ortaya çıktı aslında. Türkiye'de tamamıyla Mustafa Kemal PaÅŸa Fransız İhtilâlcisidir, o manada bir ihtilâlcidir. Yani onun düşüncesi, Türkiye'de halka dayanan bir demokrasi kurmaktır. Burada özel sektöre her zaman kendisine göre yer vermiÅŸtir, vermeyi de düşünmüştür. Yalnız o şöyle düşünüyordu: Siyasî partilerde olsun, bakın "siyasî partiler teÅŸviki" diye iki tane hareketi vardır Gazi'nin. Bir tanesi kadro hareketidir. Kadro hareketini Gazi arkadan destekler, Yakup Kadri'ye dergiyi o çıkartır ve onunla İsmet PaÅŸa birbirlerine girerler, Yakup Kadri'yle İsmet PaÅŸa ve sonunda Kadrocular'ı dağıttı. Kadro hareketi solcu bir harekettir. Ama ikincisi, Fethi Beyle beraber Serbest Fırka hareketini örgütletir Mustafa Kemal PaÅŸa, liberal bir harekettir. Yani, Mustafa Kemal PaÅŸa tam bir Fransız devrimcisiydi, yani o manada. Demokrasiyi getirmek istiyordu gene kendi kuralları içerisinde. Fakat onun içerisinde bu ırk tefriki vesaire mevcut deÄŸildir, Fransızlar'da da yoktur. Hulki CevizoÄŸlu- Selçuk Bakır izleyici izleyicimiz diyor ki, "Attilâ abiye sormak istiyorum, Kemalistler hangi partiye sahip çıksın?" İlâç istiyorlar sizden. Attilâ İlhan- Bu hususta bir ÅŸey söylemek zor. Çünkü, kendisini Kemalist olarak sunan parti çok, fakat Kemalizm anlayışları birçoÄŸunun flû. Bazılarınınki eski CHP'ninkine benziyor; bunlara Kemalist demek mümkün deÄŸil. Çünkü, şöyle baktığınız zaman, bir kere antiemperyalist olmayan bir Kemalizm mevcut deÄŸil. Kemalizm'in en büyük özelliÄŸi, demin orada size cümleyi aynen okudum, iÅŸte gene bir daha okuyorum; Hâkimiyeti Milliye Gazetesi 20 Temmuz 1336'da şöyle söylüyor: En büyük düşman, düşmanların düşmanı ne pala, ne de filân miHetler. Bilakis bu, âdeta her tarafı kaplamış bir saltanat hâlinde dünyaya hâkim olan kapitalizm afeti ve onun çocuÄŸu olan emperyalizmdir." Bu ikisine karşı olmayan herhangi bir insanın Kemalist olması mümkün deÄŸil. Hulki CevizoÄŸlu- Ama bunlara karşı olunca da, kapitalizme, bir taraftan hani çeliÅŸki aranıyor dediniz ya, ben de bir çeliÅŸki aramış olayım. Çin de kapitalist oluyor, Çin malları Türkiye'yi iÅŸgal ediyor diyorlar. Attilâ İlhan- Bunlar doÄŸru. Hulki CevizoÄŸlu- Sovyetler BirliÄŸi.... Attilâ İlhan- Yönetim kapitalist olmuyor, yönetim hepsini kontrol ediyor. Åžimdi, o kontrolü kaybettiÄŸi zaman dediÄŸin doÄŸru, yani Rusya'da öyle oldu. Yani Gorbaçov, deÄŸiÅŸikliÄŸi yapayım derken kontrolü kaybetti... Hulki CevizoÄŸlu- Muhtaç oldu Batı'ya... Attilâ İlhan- Muhtaç olmadı, üç tane adamı satın aldı Batı. Biri Yeltsin'dir,        biri   Kravçuk'tur,   bir   tanesi   de   Ukrayna'nın Reisicumhurudur. Üçünü satın aldı, ÅŸeyin haberi yoktu, darbeyi yaptılar. Ama amaç, orada aslında Rusya'yı, komünizmi yıkmaktan ziyade Türk devletlerini ayırmaktı. Niye ayırmaktı? Çünkü altları petrol denizi, onları ele geçireceÄŸini umuyordu Irak'ın gibi; olay oydu. "KARAMSARLIK YOK" Hulki CevizoÄŸlu- Evet. Bir izleyicimiz, "Sayın Attilâ İlhan'dan Allah razı olsun, benim gibi milyonlarca karamsar insanı bu konuÅŸmalarıyla rahatlatıyor." Attilâ İlhan- Karamsarlık yok, Türkler karamsarlık bilmez. EÄŸer biz karamsar olsaydık İstiklâl Savaşını nasıl kazanırdık? Hulki CevizoÄŸlu- Liderle kazanıldı İstiklal Savaşı... Attilâ İlhan- Hayır hayır, bakın onda da ÅŸu tashihi yapmak lâzım: Zannediyoruz ki, Mustafa Kemal PaÅŸa Samsun'dan sonra Erzurum'a gitti, orada bir kongre yaptı, sonra bir tane de Sivas'ta yaptı, sonra da Meclis'i açtı. Hayır, gerçek böyle deÄŸil. Anadolu'da çeÅŸitli vilayetlerde 30 tane mahallî kongre yapılmıştır en az. Bu kongreleri halk kendiliÄŸinden yapmıştır ve bu kongrelerde, içlerinde asker toplamak dahil çeÅŸitli kararlar alınmıştır savunma için. Yani Müdafaa-i Hukuk hareketi tek başına Mustafa Kemal PaÅŸa'nın hareketi deÄŸildir, bütün Türk, Anadolu halkının hareketidir. Hulki CevizoÄŸlu- Yani Atatürk'ün dediÄŸi gibi, milletin azmi ve iradesi... Attilâ İlhan- Tamamıyla, tamamıyla öyle. Hatta o kadar bu kongreler güçlüdürler ki, birkaç tanesi Sivas Kongresi'nden sonra bile mevcudiyetini sürdürmüştür, sonradan destek vermiÅŸtir. Hulki CevizoÄŸlu- Onun için karamsarlık yok diyorsunuz. Attilâ İlhan- Kesinlikle. Türkler'de karamsarlık yoktur. Yoksa düşünün, eÄŸer Türkler karamsar olsalardı, Asya'nın ortasından kopup nereye gittiklerini bilmeden buralara kadar gelip de dünyanın en büyük Devletleri'nin birini kurabilirler miydi? Hulki CevizoÄŸlu- Maceracılık var biraz. Attilâ İlhan- Yani Türkler... Hulki CevizoÄŸlu- Maceracılarda karamsarlık olmaz, olsa zaten macera yapmaz... Attilâ İlhan- Yoktur, böyle bir ÅŸey yoktur. Hulki CevizoÄŸlu- Evet. Peki, telefonlarımıza dönelim, çok hızlıca alalım. Sayın Prof.Dr. Recep Yaparel, iyi geceler. (izleyici Telefonu) Prof.Dr.Recep Yaparel (DEÜ İlahiyat Fakültesi, Din Psikologu)- İyi geceler, iyi sabahlar. Ben, Sayın Attilâ Beyi her ne kadar 10 yıldan beri izlemiyorsam da çok uzun süredir izliyorum, yakından takipçisiyim. Birçok yorumuna içten katılıyorum. Özellikle misyonerlikle ilgili olarak yaptığı açıklamalarıyla ilgili bir-iki ÅŸey ilâve etmek istiyorum. Misyonerlik, özellikle Hristiyan dünyası açısından bakıldığında bir realitedir, bir gerçekliktir. Ancak, misyonerliÄŸin tabiî nasıl çalıştığı, dünyaya nasıl baktığı konusu çok geniÅŸ bir tartışma konusu olabilir. Ancak, ben çok kısa kesmek düşüncesiyle ÅŸunu da soru olarak yöneltmek istiyorum, bu konudaki düşüncelerini de almak istiyorum. Günümüzde, bugünlerde daha doÄŸrusu lâiklik ilkesinin Anayasa'ya giriÅŸinin 67. yılını kutluyoruz. Bu çerçeveden baktığımız zaman, misyonerlik faaliyetleri ve onun akabinde gelebilecek birtakım Hristiyan dinine ait talepler acaba lâiklik çerçevesinde nasıl ele alınabilecek, o açıdan da bakmak gerekmez mi? Çünkü, bu noktada ÅŸunu düşünüyorum: Hep atıfta bulunuldu, Türk aydını bazı meselelere çok dar çerçeveden yaklaşıyor, özellikle din konusu gündeme geldiÄŸinde Türk aydınının bakış açısının çok sınırlı olduÄŸunu düşünüyorum ben ÅŸahsen. Çünkü, Batı'da dinin algılanışı ve ona yüklenen fonksiyon ve misyon çok farklı. Dolayısıyla, lâiklik çerçevesinde bu misyonerlik faaliyetlerinin deÄŸerlendirilmesinin daha uygun olacağını düşünüyorum. Bu konuda, yani lâiklik açısından baktığımızda, dinin sosyal gerçekliÄŸi açısından misyonerlik nereye oturtulabilir? Çünkü, Batı'da şöyle bir düşünce vardı: Pozitivizmin gelmesiyle, bilimin yaygınlaÅŸmasıyla birlikte din ortadan kalkacaktı. Ne oldu bu dine, niye bir türlü ortadan kalkmadı? Hâlâ Batı bu dinden ne umuyor, ne bekliyor? Niye bu kadar Batı için din ve dünyayı Hristiyan'laÅŸtırmak için bu kadar çabanın arkasında yatan gerekçe nedir? Hulki CevizoÄŸlu-Alalım cevabını. Prof.Dr.Recep Yaparel- Evet. LAİKLİK VE FRANSA Attilâ İlhan- Åžimdi evvelâ ÅŸu noktanın üstüne bakmak lâzım gelir: LâikliÄŸi, Fransızların ihtilâli yaptıkları zamanda anladığı gibi anlamak gerekirse, bunlara tabiî aman vermemek icap ediyor. Çünkü biliyorsunuz, lâikliÄŸin ilk uygulamasında Fransızlar kiliseleri kapattılardı, papazları kestilerdi. Ben Paris'te bir müzede Mara'nın, meÅŸhur Fransız İhtilâlcisi, çıkardığı "Amidy People" isimli gazetenin bir nüshasını görmüştüm. O gazetenin manÅŸeti aynen ÅŸuydu: "Bu sene 100 bin papaz kesilecek." Yani Fransızlar meseleye böyle bakıyorlardı baÅŸlangıçta. Fakat sonradan ihtilâl o ÅŸekliyle yürüyememiÅŸ, kalmıştır; daha sonra zamanla yavaÅŸ yavaÅŸ yeniden Hristiyanlar birtakım haklara sahip olmuÅŸlardır ve hâlâ da öyledirler. Ben Paris'te bulunduÄŸum dönemde Katolik Enstitüsü'ne de gittim. Katolik Enstitüsü, aslında adını üniversite koyamayan bir Katolik üniversitesidir, ama adını üniversite koyamaz Fransa gibi bir ülkede. Adı Katolik Enstitüsü'dür. Katolik okulları tabiî var orada, her yerde; birçok tarikat okulları da var, fakat lâik okullar duruma hâkimdirler ve devlet lâik okullardan yanadır. Prensip budur, böyle götürülür. Åžimdi bizim bakışımıza gelince, orada baÅŸka bir ÅŸey var, bir nüans var. Misyonerler dünyaya din için dağıtmıyorlar ki. Görünüş din içindir; fakat misyonerlerle beraber dünyaya giden nedir diye dikkatle baktığınız zaman üç ÅŸey görürsünüz. Evvelâ misyonerlerle beraber kaÅŸifler giderler, kaÅŸiflerin arkası sıra da donanma gider. Bu üçü birlikte gittikleri her ülkeyi de sonra sömürge hâline getirmiÅŸlerdir. Evvelâ dinleri deÄŸiÅŸtirilir yerlilerin ve dini deÄŸiÅŸen yerlilerden iÅŸte komprador dediÄŸimiz tipleri üretirler. Bunlar ya komprador aydınlardır ya komprador tüccarlardır. Bunlar metropoldeki sermayenin oradaki uÅŸaklarıdırlar, o görevi görürler, bu iÅŸ içindirler. Donanma da, onları, dinini deÄŸiÅŸtirmeyen yerlilere karşı korumak içindir. Bunu özellikle Kipling'in kitaplarında okuyabilirsiniz. Hindistan'da özellikle Müslüman kesim sürekli isyan etmiÅŸtir. Åžimdiki Pakistan'da olanlar ve onlarla çok büyük savaÅŸlar yapılmıştır. Åžimdi Türkiye'ye gelince; Türkiye'deki lâiklikte de, biraz evvel söyledim, Mustafa Kemal PaÅŸa dini kendisine karşı bir hedef sahibi deÄŸildi. Mustafa Kemal PaÅŸa'nın hedef aldığı din, yabancıların emrindeki dindi. Yani, hangi tarikat yabancılarla beraber Cumhuriyet aleyhinde harekete geçtiyse onlara mürteci dedi. Yoksa öbür dindarlara, kimseye hiçbir ÅŸey yapmamıştır, dokunmamıştır. Ben, 1936 senesinde ilk defa Anadolu'ya çıktığım zaman 11-12 yaşında bir çocuktum ve Anadolu'nun göbeÄŸindeki bir ilçeye gitmiÅŸtik. Türkiye Cumhuriyeti lâikti, ortalık velveleye veriliyordu bu konuda. Fakat o ilçede hanımların hepsi örtülüydüler ve benim kardeÅŸim, ki benden 2 yaÅŸ küçüktür, o bir sokağın başında göründüğü zaman sokağın öteki ucundaki kadın başını böyle örter, duvara dönerdi ve kimse de onlara ne yapıyorsunuz demezdi. Yani Türkiye'de böyle bir yasak yoktu. Åžimdi demek ki, bizim lâiklik anlayışımız, aneak irtica dediÄŸimiz olay ecnebi menfaatine birtakım faaliyete girerse öyledir. Bence yine öyle bakılması lâzımdır. EÄŸer yabancı bir dine sen su'lûk etmek istersen et, o senin bileceÄŸin bir iÅŸ. Çünkü bu bireysel bir tercihtir, buna kimse bir ÅŸey diyemez. Ama senin su'lûk ettiÄŸin yabancı senin memleketinde, senin aleyhine bin tane fırıldak çeviriyorsa o zaman iÅŸ deÄŸiÅŸiyor. Yani millî savunma hâline geçiyorsun. Prof. Dr. Recep Yaparel- Evet. Bu noktada acaba ÅŸunu söyleyebilir miyiz? Hristiyan'lığı misyonerlerin elinden de kurtarmak lâzım; çünkü İsa'nın böyle bir amacı yoktu. Az önce söyledikleriniz misyonerlerin... Attilâ İlhan- Ha, o tamam, o tamam. Siz Hıristiyanlık'in ÅŸimdi zübdesine (özüne, esasına) geçiyorsunuz, ona bir diyeceÄŸim yok. Ama bakın, Hıristiyanlık faaliyetleri tek merkezden iki grupla yönetiliyor; hedef kitle gençler. İsa Mesih Cemiyeti kilise olarak tanımlanıyor ve 35 yaÅŸ üstü insanlara hitap ediyor. Yeni YaÅŸam Grubu ise daha çok üniversite gençliÄŸine yönelik çalışma yürütüyor. Her Pazar KarataÅŸ'taki kilisesinde gençlerden oluÅŸan orkestra eÅŸliÄŸinde ayin yapıyor ve vaaz dinliyorlar. Åžimdi bunu İzmir'den bir çocuk yazıyor bana: "Yeni katılanlar önce kiliseyle tanışıyor, daha sonra Yeni YaÅŸam Grubu'nun Alsancak'taki binasında çeÅŸitli semtlerdeki evlerde, Hazreti İsa ile, filimlerle eÄŸitime baÅŸlıyor, 4'er, 5'er kiÅŸilik gruplar oluÅŸturularak İncil'den ayetler yorumlanıyor, ayetler üzerinde yarışmalar yapılıyor, okunan ayeti bilen ödüllendiriliyor. Bu toplantılarda, Hazreti İsa'nın yeni yaÅŸamda bir ruh olarak geleceÄŸi, acı ve ıstırap çeken herkesin birer İsa olabileceÄŸi öğretiliyor ve bütün sorunların din temelinde çözüleceÄŸi -Bakın, burası önemli- bütün sorunların din temelinde çözüleceÄŸi anlatılıyor." Ve burada da altına da ÅŸu notu koymuÅŸ: İsa Mesih Cemiyeti BaÅŸkanı petrol ve maden mühendisi; buyurun. Hulki CevizoÄŸlu- Denk düşmüştür. Attilâ İlhan- Yani, aslında mesele demokraside bağımsızlık ve demokraside bireyin özgürlükleri meselesi. Fakat Batı'daki durumla Batı'nın dışındaki durum aynı deÄŸil. Åžimdi biz bunu işçiler açısından tartışıyoruz.  Bakın,  Batı'daki  işçiler hiçbir zaman  sömürgelerin bağımsızlığa kavuÅŸması için bir hareket yapmadılar. Neden bu hareketlere girmediler? Girmeleri lâzım, hele sosyalist işçilerin mutlaka girmeleri. Girmezler, niye girmezler? Çünkü, sömürgelerden gelen paralardan onlar da para, hak kazanıyorlar. Üçüncü Enternasyonal'in kurulmasının sebebi de budur. Çünkü, Rus ihtilâlini yapan BolÅŸevik Partisi Sosyal Demokrat Partisi'nin bir kanadıdır ve bunlar aslında İkinci Enternasyonal üyesidirler. İhtilâl yaptıktan sonra da İkinci Enternasyonal'de demiÅŸlerdir ki, "Hadi, biz baÅŸlattık, dünya ihtilâline gidelim." İkinci Enternasyonal hemen su koyuvermiÅŸtir; çünkü sömürgeler gidecek elden. LAİKLİK İLE MİSYONERLİK BAÄžDAÅžMIYOR MU? Hulki CevizoÄŸlu- Sayın Yaparel'in sorusu ÅŸuydu: Lâiklik çerçevesinde misyonerlik faaliyetlerine nasıl bakıyorsunuz dedi... Attilâ İlhan- İşte böyle bakıyorum. Hulki CevizoÄŸlu- Böyle bakıyorsunuz, ama bir de ÅŸu sözünüzü özetlemek istiyorum: "Ecnebi menfaatlerine hizmet ederse millî savunma hâline gelir bu mesele" diyorsunuz. Attilâ İlhan- Bu kadar basit. Hulki CevizoÄŸlu- Evet çok önemli, yani din özgürlüğü, düşünce özgürlüğü deÄŸil bu, millî savunma meselesidir diyorsunuz. Attilâ İlhan- O yüzden Mustafa Kemal PaÅŸa iki kiÅŸiyi, iki kız Hıristiyan oldu diye mektebi pat diye kapatıp, Hıristiyan mektebini doÄŸrudan doÄŸruya mahkemeye veriyor. Hulki CevizoÄŸlu- Evet. Prof.Dr.Recep Yaparel- Evet, aslında... Hulki CevizoÄŸlu- Son sözlerinizi alayım Hocam. Prof.Dr.Recep Yaparel- Evet, aslında misyoner faaliyetleri tabiî sosyal, politik çok deÄŸiÅŸik neticeleri olan bir faaliyet alanıdır. Özellikle bugün Rusya'da, benim önümde de bazı belgeler var, 1997'de alınan bir karar var. Misyoner faaliyetlerini kontrol etme yönünde Rusya'daki yönetim bile birtakım tedbirler alma yönüne gitmiÅŸ. Orada sanıyorum, birtakım geleneksel kiliselerle yeni dinî gruplar arasında ortaya çıkabilecek çatışmaları önlemek düşüncesiyle birtakım hukukî tedbirler alma yoluna gidiyorlar. Niye bu örneÄŸi veriyorum? Çünkü, dinin çok uzun yıllar, yani 80 yıl kadar bir süre kontrol altında tutulduÄŸu bir toplumda dahi bu konular önemli bir mesele hâline dönüşebiliyor. O açıdan ülkemizde de din konusunun çok daha ciddîye alınması ve üzerinde çok daha ciddî ÅŸekilde düşünülmesi gerekir diye bakıyorum meseleye. TeÅŸekkür ederim, daha fazla zamanınızı almak istemiyorum; iyi geceler. Hulki CevizoÄŸlu- Çok teÅŸekkürler, saÄŸ olun, iyi geceler. Sayın Ersan Barkın diÄŸer hattımızda, Atatürkçü Düşünce DerneÄŸi Yönetim Kurulu Üyesi. Buyurun Sayın Barkın. (İzleyici Telefonu) Ersan Barkın (Atatürkçü Düşünce DerneÄŸi Yönetim Kurulu Üyesi)- İyi akÅŸamlar efendim. Öncelikle ÅŸunu vurgulamalıyım: Sayın Attilâ İlhan Hocamın az önce aktardığı dipteki dalgaların içindeki en genç dalgalardan biriyim sanırım. Sayın Attilâ İlhan Hocanın az önce aktardığı gençlik cephesi, yani sosyalist, sosyal demokrat Kemalist ve Ülkücü gençliÄŸin bir arada olduÄŸu hareketin içindeki Kemalist temsilciyim. Bu anlamda Sayın İlhan'ın bu harekete verdiÄŸi öner/ı dolayısıyla kendisine sonsuz teÅŸekkürler herhalde benim borcum. Sayın CevizoÄŸlu, belki haklısınız, yani olaÄŸan koÅŸullarda böyle bir yakınlaÅŸma bir fantezi olarak deÄŸerlendirilebilir. Bu konuda haklısınız, ama koÅŸullar olaÄŸan deÄŸil. OlaÄŸanüstü koÅŸullarda buna fantezi deÄŸil sanırım yükümlülük denir. Yani, olaÄŸan koÅŸullardaki haklılığımız burada sanırım bizim omzumuzdaki yükümlülüklerin ve sorumlulukların farkına vardığımızın göstergesi. Åžunun belki bilimsel tahlili olabilir: Montesquieu'nun bir sosyolojik tahlili, yani bireylerin düşünüşleri, içinde bulundukları iklim yapısı, dil, din, bütün bunlara baÄŸlı. O anlamda, bugün 20'li yaÅŸlarını yaÅŸayan gençlerin düşüncelerinin ÅŸekillendiÄŸi dönem, dünyanın soÄŸuk savaÅŸ sürecinden geçtiÄŸi bir dönemdir. Bu anlamda, bizim içinde bulunduÄŸumuz kutuplaÅŸma, hele hele Türkiye Cumhuriyeti'ndeki kutuplaÅŸma bir sol-saÄŸ kutuplaÅŸması olarak deÄŸerlendirilemeyecek, fakat bu anlamda millî ve gayrimillî kutuplaÅŸması ve bu anlamda bizim, yani eÄŸer koÅŸullar bu anlamda olaÄŸan deÄŸilse bir Ülkücü'nün, bir sosyal demokratın, bir Kemalist'in ve bir solcunun yan yana gelmesi bu anlamda bir yükümlülük. Åžunu söylemek istiyorum: Bence, Sayın İlhan'ın aktardığı gibi devrimin belki lokomotifi olamayabilir gençler, ama olmazsa olmaz bir öğesidir; sanırım takdir edecekler. Ve ÅŸunu belki müjdeleyebilirim size: Türkiye'de, Sayın İlhan'ın aktardığı dip dalgalarından onlarca farklı yerde kıpırdanmalar var. Attilâ Hoca az önce aktardı, 30'u aÅŸkın yerel kongre yapıldı Kuvayı Milliye döneminde ve sonrasında. Bugün hâlâ, belki hiç haberdar olmadığımız noktalarda, Türkiye'deki kurumların bile, siyasal kurumların bile yan yana geldiÄŸini görüyoruz ve umut ediyorum ki, yerel seçimlerde de önemli merkezlerde bu yan yanalık, bence millî unsurların yan yanalığı önemli mutluluklar kazandıracak bize. Åžunu söylemek istiyorum: Geçen senenin Mart ayında Kıbrıs için yan yana geldiÄŸi Atatürk Düşünce DerneÄŸinin önderliÄŸinde Mersin'de birçok siyasal parti, Mayıs 19'unda Ankara'da Kızılay meydanında yaptık efendim. Ondan sonra 30 AÄŸustos mitingi, sonra 25 Ekim mitingi. E, bunun dışında gençlik cephesi oluÅŸumunun, Denizli'de, geçen hafta ben Denizli'deydim, 28 Aralık'ta Denizli'deydim. Bursa, EskiÅŸehir, İzmir ve Mersin'de örgütlendiÄŸimizi size müjdeleyebilirim. Ve sadece ÅŸunu söylemek istiyorum fazla vaktinizi almadan: Az önce bir hocam öz güveni saÄŸlamaktan söz etti. Siz Ankaralı'sınız Sayın CevizoÄŸlu, bunu benden daha iyi bilirsiniz. Ben Ankara Hukuk Fakültesi öğrencisiyim aynı zamanda. Güven Park'taki Türk anıtı, iÅŸte bence Türk'ün diriliÅŸinin timsali o. Ve bence bugün Mustafa Kemal gibi düşünmek gerekiyor ve Mustafa Kemal gibi düşünenler kendi öz güvenlerini saÄŸlamak için, 10. yıl kutlamalarında, liseli gençlerin 10. yıl kutlamalarına gelirken ellerinde taşıdıkları pankarttan belki ilham almaları gerekiyor. O pankartta "biz bize benzeriz" diyordu ve Türkiye'deki, Türkiye'nin uluslararası arenada, yani Avrasya coÄŸrafyasında da baÅŸarılı olmasının, yani Çin-Hindistan-Rusya üçgenine dahil olması ve yani bu coÄŸrafyadaki ulusal yapıların güçlü olması, Türkiye-iran-Suriye yan yanalığına baÄŸlıysa eÄŸer, Türkiye'nin millî unsurlarının, bu anlamda sosyal demokrat, Kemalist, sosyalist ve Ülkücü gençlerin yan yana olması Türkiye'nin geleceÄŸi için umut verici bir geliÅŸme bence. Benim söyleyeceklerim bu kadar, teÅŸekkür ederim. Hulki CevizoÄŸlu- Çok teÅŸekkürler Sayın Barkın, iyi geceler. Ersan Barkın- İyi geceler efendim. "BATI'NIN DELİ GÖMLEĞİ" Hulki CevizoÄŸlu- Bir isim benzerliÄŸi deÄŸilse, Metin Akpınar da aramış, sanatçı, size çok teÅŸekkür ediyor, "ben de dip dalgadan birisiyim" diyor Metin Akpınar; bir isim benzerliÄŸi yoksa sanatçımızın adını da anmış olduk. Sizin kitaplarınızın adı da çok ilginç bu açıklamalarınız gibi. Son çıkan kitaplarınızdan bir tanesi, İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan, "Batı'nın Deli GömleÄŸi." Yani bize bir deli gömleÄŸi mi giydiriyorlar demek istiyorsunuz? Attilâ İlhan- Evet, ta kendisini. Hulki CevizoÄŸlu- Bir baÅŸka kitabınız yine İş Bankasından çıkan, siz galiba orayla anlaÅŸtınız, yeni kitaplarınız oradan çıkacak, eskileri de tabiî; "Dönek Bereketi." Åžimdi bunların içinden bazı sözlerinizi alacağım ama, telefonumuzda eski Devlet Bakanlarından Sayın Sadi SomuncuoÄŸlu var, onun da görüşlerini alalım. İyi geceler Sayın SomuncuoÄŸlu, buyurunuz. (İzleyici Telefonu) Sadi SomuncuoÄŸlu (Eski Devlet Bakanı)- İyi geceler. Efendim, sözlerime baÅŸlarken önce Sayın CevizoÄŸlu, size ve Sayın İlhan'a saygılar sunuyorum. Programı istifadeyle dinliyorum, özü itibarıyla, millet esasına dayalı, millî kültürümüzü temel alan bir kimliÄŸe sahip olmamız ve hayata buradan bakmamız gerektiÄŸi örnekleriyle ve çok saÄŸlım bir ÅŸekilde ortaya konuldu ve bunun çok yararlı olduÄŸu kanaatindeyim. Yalnız bazı konularda yanlış anlaşılmalar da olabilir. Onun için ben bir açıklama yapma ihtiyacını duydum. Hulki CevizoÄŸlu- Buyurun. Sadi SomuncuoÄŸlu- Bir ülkücü gencin sorusu üzerine Sayın ilhan, Türkçülük hareketinin, İkinci Dünya Harbi'nde Almanlar tarafından ve Amerikalılar tarafından ayrı ayrı organizasyona tâbi tutulması sebebiyle bir parçalanmaya gittiÄŸini ifade ettiler. O İkinci Dünya Harbi dönemini iyi hatırlayacak olursak, bunların incelenmeden ortaya konmuÅŸ görüşler olduÄŸunu müsaadeleriyle ifade etmek istiyorum. Çünkü, biliyorsunuz Millî Åžef dönemiydi. Millî Åžef, bugün ortaya çıkmış belgeleri incelediÄŸimiz zaman görüyoruz ki, önce Almanlarla anlaÅŸmış ve sonra Almanlar maÄŸlup olup da Ruslar galip gelince, Türkiye'deki Türkçülük hareketinin öncülerini ırkçılık ve Turancılık suçlamasıyla ve ağır bir devlet darbesiyle tutukladı, iÅŸkencehanelere attı, tabutluklarda görülmemiÅŸ muamelelere maruz bıraktı, örfi idare ilân etti ve o zamanki mahkemelerde bu insanlar mahrumiyet içerisinde yargılandılar ve hepsi de beraat etti.İsmet PaÅŸa'nın 19 Mayıs Bayramı dolayısıyla, daha bunlar yargılanmadan irat ettiÄŸi nutukla bunlar âdeta vatan haini mertebesinde nitelendi. Ama, kendisinin idaresi döneminde bağımsız askerî mahkemelerde hepsi beraat etmek suretiyle yapılan konuÅŸmaların ve yapılan muamelelerin iftira olduÄŸu ve bu insanlara haksızlık yapıldığı ortaya çıkmıştır. Turancılık suçlaması meselesi, Sayın İlhan ırkçılık ve Turancılık ifadeleriyle, bir manada onlara yapılan suçlamalara sanki katılmış gibi anlaşılacak ÅŸekilde ifadede bulundu. Turancılık meselesi, tabiî Türkiye dışındaki Türkler'in insanca yaÅŸaması, hür ve bağımsız hayatlarını sürdürmesi idealidir. Bugün kendisi de 6 tane Türk cumhuriyetinin varlığını iftiharla belirtmiÅŸlerdir. O zaman da, bugün nasıl Kıbrıs'taki Türkler'le Batı Trakya'daki, Bulgaristan'daki veya Çin zulmü altında inleyen DoÄŸu Türkistanlı kardeÅŸlerimizle ilgilenmeyi insanî ve millî bir görev sayıyorsak, o zaman da Türkçüler Türkiye dışındaki Türkler'in haliyle ilgileniyorlardı. Ama, bu ilgilenmeden en çok zarar görecek olan Sovyetler BirliÄŸi, Türkiye'deki ideolojik etkisini kullanarak Turancılık kelimesini de çok suçlayıcı, kirli bir kelime hâline getirmek suretiyle, ülkemizdeki sosyalist grupların da desteÄŸiyle hakikaten çok büyük fikir hareketlerimize darbe vurmuÅŸlardır. BildiÄŸiniz gibi, o dönemdeki Türkçüler beraat ettiler ve hiçbiri Alman ajanı, Alman irtibatı içerisinde gözükmediler, hiçbiri Amerikalılarla irtibat içinde gözükmediler. Ama, Türkçülük büyük bir harekettir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluÅŸunda müstesna yeri olan bir harekettir. Sayın İlhan da Yusuf Akçura'nın konferanslarından, eserlerinden, sadece bu konuÅŸmasında deÄŸil her konuÅŸmasında bahsetmiÅŸtir ve hakikaten Yusuf Akçura bugün nesillerimiz tarafından tanınmayan, ama Türk düşünce tarihi bakımından çok seçkin, bugün de fikirlerine istinat etmek durumunda olduÄŸumuz bir deÄŸerdir. Oralarda hiçbir ÅŸey yoktur. Ancak, Cumhuriyet kurulduktan sonra Türkçü hareket, milliyetçi hareket devletle beraberdir. Mustafa Kemal PaÅŸa kendisi Türk Ocaklı'dır, İsmet PaÅŸa kendisi Türk Ocaklı'dır, Kâzım Karabekir, Fevzi Çakmak, hepsi Türk Ocaklı'dır bunların. O zaman bir fikir ayrılığı yoktu. Fakat, Türk Ocakları'nın ta 1912'den itibaren çıkarttığı bir Türk Yurdu dergisi vardır, bu bütün Türk dünyasında dağılmaktadır. Ruslar, bu derginin kendi içlerindeki Türkler, kendi esareti altındaki Türkler üzerinde tesirini görerek genç Türkiye Cumhuriyeti'ne devamlı nota vermiÅŸlerdir, baskı yapmışlardır ve 1931'de Türk Ocaklan'nın kapanmasına kadar süren bir dönem böylece yaÅŸanmıştır. Dolayısıyla, Türkçülük hareketinin Türkiye dışındaki Türkler'le ilgilenmesi, zaten 1912'de Türk Ocaklarfnı kuranların arasında Tataristan'dan gelen Yusuf Akçura, Azerbaycan'dan gelen AÄŸaoÄŸlu Ahmet gibi büyük isimler vardır. Hulki CevizoÄŸlu- BaÄŸlayalım isterseniz, çünkü bu tarihçe uzun sürebilir. Sadi SomuncuoÄŸlu- Evet. Onun için, bu ırkçılık, Turancılık kelimeleri, kavramları bir suçlama gibi kullanılırsa büyük haksızlık yapılmış olur bu büyük fedakâr insanlara. Bir büyük camia içerisinden eÄŸer kiÅŸisel bazda birtakım yerli veya yabancı çevrelerle irtibat kuranlar varsa, bunu bir fikrin kendi özüne, kendi çizgisine, kendi yöneticilerine, önderlerine mal etmek doÄŸru olmaz. Nitekim, Sovyetler BirliÄŸi dağıldıktan sonra KGB'nin belgelerinden görüyoruz ki, Türkiye'deki sosyalistlerin pek çoÄŸu maaÅŸa baÄŸlanmışlar orada. Bugün de Alman vakıflarından, Amerikan vakıflarından maaÅŸ alarak, Avrupa fonlarından para alarak onlar adına hareket eden pek çok basın yayın organlarında görevli isimler vardır ve bunlar artık ayıp olmaktan da çıkartılmıştır. Maalesef Türkiye bu noktaya gelmiÅŸtir. O bakımdan, Sayın İlhan'ın, Türkiye'nin geleceÄŸi için ümit vaat etmeye çalışan "dipten bir dalga geliyor" diye tarif ettiÄŸi konunun hakikaten arzu edilen bir ÅŸekilde Türkiye'nin savunmasını yapacak bir boyuta ulaÅŸması için bu konularda çok hassas olmamız, çok dikkatli olmamız gerekir kanaatindeyim. Bir de, millet esasına dayalı olan bir yapıda sınıfçılığın, sınıf bilincinin millet bilinciyle çeliÅŸeceÄŸini, ona zarar vereceÄŸini düşünmemiz lâzım. Atatürk ne diyor? "Biz kaynaÅŸmış bir toplumuz, sınıfsız toplumuz" diyor, Atatürk sınıfçılığı kabul etmiyor. Hulki CevizoÄŸlu- Çok teÅŸekkür ediyorum. Sadi SomuncuoÄŸlu- Ben size teÅŸekkür ediyorum, baÅŸarılar diliyorum. Hulki CevizoÄŸlu- Size bir soru sormak istiyorum. Åžimdi bir taraftan Çin zulmünden bahsettiniz, bir taraftan da Avrupa BirliÄŸi'ne karşı alternatif olarak Avrasya BirliÄŸi'nden söz ediliyor. Avrasya BirliÄŸi olacak ise, bu sefer Çin'in zulmü tartışılacak, o ortaya dökülecek, Avrasya BirliÄŸi de mi Avrupa BirliÄŸi'ne dönecek? Sadi SomuncuoÄŸlu- Tabiî, Avrasya BirliÄŸi henüz bir fikirdir, bir projedir, çok üzerinde çalışılması gerekir. Düşünce olarak, niyet olarak çok iyi görünüyor. Çünkü, Sovyetler BirliÄŸi'nin dağılmasıyla birlikte bu bölgede büyük bir boÅŸluk meydana gelmiÅŸtir. Hulki CevizoÄŸlu- İyi ama, ÅŸimdi net olarak ne cevap verirseniz Sayın SomuncuoÄŸlu, ÅŸimdi Avrasya BirliÄŸi'nin içinde Çin de olacak. Ama Çin'e diyorsunuz ki Türkler'e zulüm yapıyor. Amerika zulüm yapıyor denmiyor, Amerika iÅŸte baÅŸka ÅŸeyler yapıyor deniyor; ama Çin'i zalimlikle suçluyorsunuz. O zalim bir ülkeyle nasıl birlik içinde olacaksınız?. Sadi SomuncuoÄŸlu- Herhalde o ülke bu birlik içerisinde yer alacaksa, kendi vatandaÅŸları Türk olduÄŸu için, Müslüman olduÄŸu için, bir avuç kendi topraklarında yaÅŸayan vatandaÅŸlarına zulmetmekten vazgeçecek. Bu gayet açık. Amerika da yapıyorsa Amerika'ya da söylüyoruz bunu. Hulki CevizoÄŸlu- Peki. Amerika yaptıklarından vazgeçmiyor; çünkü TavÅŸan daÄŸa küsmüş hikâyesi oluyor. Çin daha büyük nüfusa sahip, Amerika'nın 5 katı nüfusa sahip, daha büyük bir ekonomik güç olacak, uzaya çıktı deniyor, örnekler veriliyor; o niye vazgeçsin ki o zaman eÄŸer zulüm yapıyor ise? Yani sizin ne gücünüz var ki vazgeçireceksiniz? Sadi SomuncuoÄŸlu- Elbette insanlık telâkkileri geçen asırdaki gibi deÄŸil zamanımızda; önümüzdeki zaman diliminde de elbette bugünkü gibi olmayacak. Ama buna raÄŸmen Çin bundan vazgeçmeyebilir ve böyle bir geliÅŸme, oluÅŸma eÄŸer gerçekleÅŸecek olursa bunların da tabiî ki iç problemleri olarak varlığını sürdüreceÄŸini düşünmek gerekir. Hulki CevizoÄŸlu- Peki, çok teÅŸekkür ediyorum Sayın SomuncuoÄŸlu, iyi geceler, saÄŸ olun. Sadi SomuncuoÄŸlu- Ben de teÅŸekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. Attilâ İlhan- Birkaç kelime söyleyebilir miyim? Hulki CevizoÄŸlu- Buyurun. Attilâ İlhan- Åžimdi evvelâ ÅŸunu söyleyeyim, en sondan baÅŸlayalım. Zaten Asya'daki öteki Türk Cumhuriyetleri Çin'le Åžanghay BeÅŸlisi'nde bir aradalar, yani onlar zaten bir araya geldiler, öyle pek eziyet ediliyor falan diye bir mesele ortada yok; ÅŸimdi öyle bir ÅŸey konuÅŸulmuyor.Fakat asıl öbür söyledikleriyle bahsetmek istiyorum. Vaktiyle Sansaryan Hanı'nda eziyet çeken Turancı arkadaÅŸlardan söz ettiler. Sansaryan hanında ikamet edenlerden biri de benimdir, oralarda bir hayli bulundum. Hatta içlerinden birkaç tanesini.... Hulki CevizoÄŸlu- Yani o hana müşteri oldunuz. ATTİLÂ İLHAN: "EDEBİYAT HOCAM NİHAL ATSIZ'Dİ" Attilâ İlhan- Evet, bir hayli oldum, içlerinde bulundum. Kaldı ki, bir baÅŸka özelliÄŸimi bir daha söyleyeyim. Ben bir ara BoÄŸaziçi Lisesi'nde de okumuÅŸtum. BoÄŸaziçi Lisesi'nde okurken benim edebiyat hocam Nihal Atsız Bey'di. Nihal Atsız Bey de o zamanki hareketin liderlerinden birisiydi. Ayrıca, bir baÅŸka hocam da Ziya Karamık'tır. Ziya Karamık da o hareketin içindedir. Yani o hocalarla benim bir hayli ülfetim olmuÅŸtur. Benim söylediÄŸim aslında bir esasa dayanıyordu. O esas da ÅŸuydu: SavaÅŸtan sonra Sovyetler, Alman Hariciye Vekâleti'ndeki, Bakanlığı'ndaki ele geçirdikleri evrakları tasnif edip bunların bir kısmını yayınladılar. Yayınlanan bu evrak arasından bir kısmı da, o zaman Türkiye ile Almanya arasındaki iliÅŸkilerle ilgili ve bunlar gizli evrak. Bu gizli evrak bilahare Türkçe'ye de çevrildi ve yayınlandı. EÄŸer merak edip, elde edip gözden geçirilirse, orada Nazi Almanya'sının Türkiye'deki bu iÅŸlerle uÄŸraÅŸan kiÅŸilere ödediÄŸi paralar hakkında bilgiler var; onları da görmüş olur. Åžunu söylemek istiyorum: Aslında Türkçülük, başında söyledim, doÄŸru bir dava idi, Ruslar'a karşı antiemperyalist bir tavırdı; Türkler arasında düşünce birliÄŸiydi, eylem birliÄŸiydi, kültür birliÄŸiydi. Çünkü baÅŸlangıçta Gaspıralı böyle koymuÅŸtur olayı. Böyle koymuÅŸ olduÄŸu olayı, dikkat ederseniz içinde din birliÄŸi yoktur. Çünkü Türklerin bir kısmı Yahudi, bir kısmı da Hristiyan'dır. O yüzden onu hiç dahil etmemiÅŸti. Böyle hareket içindeki arkadaÅŸların, sonra Ruslar'dan gördükleri eziyet dolayısıyla Almanlar'a sığınması, özellikle Validov'un, yani Velidi Togan'ın Almanya hesabına açıkça çalışması tabiî bazı endiÅŸeler doÄŸurmuÅŸtur. Fakat artık bunlar maziye mal olmuÅŸtur ve maziye mal olduÄŸunu düşünmemiz lâzımdır. Çünkü, Türkiye'de komünistlikle mücadele cemiyeti ve benzeri hareketler de örgütlendiÄŸi zaman, hepimiz biliriz ki, Türkiye'de kendisiyle mücadele edilecek kadar komünist yoktu. Hepimiz onu çok mübalaÄŸa ettik, komünizme taraftar olanlar da, komünizme aleyhtar olanlar da. Åžunu düşünmeniz lâzım gelir ki, Türkiye'deki en büyük komünist tevkifatmda nihayet 150 kiÅŸi tevkif edilmiÅŸtir. 150 kiÅŸiyle mi dünyayı, Türkiye'yi mahvedeceklerdi? ATTİLÂ İLHAN: "UFUKTA, TÜRKİYE'NİN PARÇALANMA TEHLİKESİ GÖRÜNÜYOR" Bu bakımdan, soÄŸuk savaÅŸ sırasında her iki taraf, hatta bütün taraflar gaza getirilmiÅŸtir. Bu bakımdan onları unutmamızda çok büyük yarar vardır. Genç çocuklar bir araya geliyorlar, içlerinden bir tanesi konuÅŸtu dinledik, büyük bir heyecan içindeler. Türkiye'nin parçalanma tehlikesi ufukta görünüyor, bunu mutlaka önlemeliyiz, bunun için eski hesapları tasfiye etmekte yarar var. Ben de ondan yanayım zaten. Herhangi bir kasıtla konuÅŸmadım, kimseye de hareket etmek niyetinde deÄŸildim.  Hulki CevizoÄŸlu- O gençlerden bir tanesi de şöyle söylüyor kısa mesajlarında: Size çok teÅŸekkür ediyor, "Kimse şüphe etmesin ki, sayımız az da olsa ulusal bilinçle kendini yetiÅŸtiren Türk gençleri var ve her ÅŸeyin farkında" diyor. Attilâ İlhan- İşte bu kadar. Hulki CevizoÄŸlu- Üniversite gençliÄŸi için ikinci bir Attilâ ilhan istiyorlarmış. "Bir tanesi yani böyle olursa, iki tanesi demek ki bir ordu olacak" diyor. RUHBAN OKULU SIKINTISI Bir baÅŸka izleyicimiz, Habip Hayrullah Meriç diyor ki, "Mustafa Kemal PaÅŸa'nın Hristiyan okulunu kapattığı ülkede bugün ruhban okulu açılmaya çalışılıyor" diyor, "buna ne diyorsunuz" diyor. Ne diyorsunuz? Attilâ İlhan- Ruhban okulunu niçin açacaklar, ona baÄŸlı. Hulki CevizoÄŸlu- Ve bunun karşılığı olarak da ÅŸu söylendi BaÅŸbakan Sayın ErdoÄŸan tarafından: "Atina'nın merkezine de bir cami açılsın." Bu bunun karşılığı mı? Attilâ İlhan- DeÄŸil tabiî. Hulki CevizoÄŸlu- Peki buyurun, görüşlerinizi alalım. Attilâ İlhan- Çünkü bizim camide, gidip; iÅŸte Rusya'da yaptık, Rusya'da okullar açtık, Rusya'da böyle Türkçe öğretmeye çalıştık falan. Gayet güzel gidiyordu, sonra birdenbire iÅŸin arkasında Amerika'nın olduÄŸu meydana çıktı, okulları kapattı Ruslar. EÄŸer Amerika olmasaydı, biz Türkler açmış olsaydık belki kapatmayacaklardı. Hulki CevizoÄŸlu- Ruhban okuluyla ne ilgisi var bunun? Türkiye'de ruhban okulu açılsa ne olur? Attilâ İlhan- Ha, tabiî ruhban okuluyla ilgisi yok. Åžimdi bütün mesele, burada ne maksatla açıldığı. Hulki CevizoÄŸlu- Papaz yetiÅŸtiremiyoruz kiliselerimize, din adamı yetiÅŸtiremiyoruz diyorlar. Attilâ İlhan- Åžimdi eÄŸer yeteri kadar Hristiyan'ı varsa yetiÅŸtirsin; yok ki. Hulki CevizoÄŸlu- Yeteri kadar Hristiyan'ı yok ama, yapacak, umudu bu, misyoneri var. Attilâ İlhan- Ha, iÅŸte o zaman maksat deÄŸiÅŸiyor. Maksat deÄŸiÅŸtiÄŸi anda iÅŸ ciddileÅŸiyor. Hulki CevizoÄŸlu- Yani 5 milyon tane broşür, kitap dağıtılan, Hristiyan propagandası yapılan bir ülkede.... Attilâ İlhan- Evet, bir hayli de var yani, Hristiyan olan çocuklar var. Åžimdi manken kızlarımıza baktığınızda boyunlarında hep haç var, dikkat edin de bakın. Hulki CevizoÄŸlu- Hep deÄŸil canım, bir tanesinde vardı. Attilâ İlhan- Bir deÄŸil birkaç tanesinde var. Bir de özel toplantılarda daha çok var. Çünkü yeni bir züppelik o, modernlik oluyor. Hulki CevizoÄŸlu- Çok açık sözlüsünüz. Attilâ İlhan- Ben hep öyleyimdir, zaten başıma ne dert gelirse ondan. Hulki CevizoÄŸlu- TRT'de de böyle konuÅŸuyor musunuz? Attilâ İlhan- Aynen. Hulki CevizoÄŸlu- Bu yakalarında, boyunlarında haç taşıyan mankenler için ne dediniz? Attilâ İlhan- Züppe dedim. Hulki CevizoÄŸlu- Öyle mi? Peki. Yani RTÜK açısından herhalde bir sakıncası yoktur, ama normal bir kelime olarak da algılanabilir. Attilâ İlhan-Yani züppelik diye bir tavır var. Hulki CevizoÄŸlu- Evet, bilimsel bir ifade bu diyorsunuz. Sayın SomuncuoÄŸlu konuÅŸurken Alman vakıfları, Amerikan vakıflarından  söz  etti.  Ben  buradan  bir  genellemeye  gitmek istiyorum. Alman vakıflarıyla ilgili de biz çok program yapmıştık. Rahmetli Necip HablemitoÄŸlu'nu biliyorsunuz, onun mücadelesini biliyorsunuz; ama tarihe baktığımız zaman Almanya ile, yani Avrupa'da büyük bir güç olan Almanya'yla okyanus ötesinde güç olan Amerika'nın çatıştığını görüyoruz. Almanya ile Amerika BirleÅŸik Devletleri çatışmasını zaman zaman ya da çoÄŸu zaman ya da her zaman Türkiye üzerinden mi sürdürüyor? Bazen bakıyorsunuz Alman vakıfları tartışması oluyor, bazen onlar önde oluyor, bazen Amerikan görüşü önde oluyor. Biz bu ülkede yaÅŸayan insanlar olarak farkında olmadan, yani benzetmek istemiyorum ama, benzetelim ki kendimize gelelim; biz bir yerde karıncalar gibi oluyoruz, yukarıda bizim üzerimize basan insanlar var, Almanya var, Amerika var, iki süper güç ya da iÅŸte o iddiadaki iki ülke var. Öyle mi, biz onların piyonu muyuz? "TANZİMAT'TA KADERİMİZİ TESLİM ETTİK" Attilâ İlhan- Åžimdi, Tanzimat'a kadar biz öyle deÄŸildik. Hulki CevizoÄŸlu- Tanzimat'tan bu yana çok zaman geçti, yüz yıldan fazla. Attilâ İlhan- Ama çok önemli bir nokta. Çünkü, Tanzimat'ta ilk defa olarak Türkler kendi kaderlerini düveli muazzamaya teslim ettiler. Yani, Tanzimatı Hayriye dediÄŸimiz ÅŸey Tanzimatı Åžer'iyye'nin ta kendisidir, ÅŸerrin esasıdır. Çünkü o Tanzimat Fermanını İngiliz Sefiri ile Koca ReÅŸit PaÅŸa'nm beraber hazırladıkları bugün çok açık biliniyor. İngiliz Sefiri'nin karısına yazdığı mektupta Koca ReÅŸit PaÅŸa'dan şöyle bahsediyor: "PadiÅŸah ReÅŸit'i görevden aldı, huzura çıktım, göreve iade ettirdim." Hâlimiz bu. Yani Tanzimat'tan itibaren bizim gradomuz düşüyor, Tanzimat'a kadar iyi kötü koruyoruz. Ama ondan sonra, yani Amerika'nın, İngiltere'nin, Fransa'nın, Almanya'nın hepsinin birden üzerimize çöreklendiÄŸi, ki o zaman yaptıkları bir de oyun var. "Asıl düşmanınız Rusya" diyorlar bize ve Rusya'yla bizi kapıştırıyorlar. Hulki CevizoÄŸlu- Zayıflatmaya çalışıyor, dikkati yönlendiriyor. Attilâ İlhan- Şöyle: Demin bahsettiÄŸim Palmistan'ın bir lâfı var, o lâfı da çok enteresan. Orada diyor ki, "Ruslar ve Türkler ikisi de Asyalı, bunlar Avrupa'ya girmemeli. Bunları önlemek için birbiriyle dövüştürmek   lâzım"  diyor.   Ve  dikkat  edin,   Ruslar'la   bizim savaÅŸlarımız 18. yüzyılın sonunda baÅŸlıyor, 19. yüzyılda; yani emperyalizm girdikten sonra bölgeye. Ondan evvel savaÅŸ yok aramızda. Hulki CevizoÄŸlu- Ama Türkiye'nin üzerinde Almanya'nın ve Amerika'nın çatışmasında.... Attilâ İlhan- Åžimdi hepsinin olacaktır; çünkü... Hulki CevizoÄŸlu- Bunlar daha önde gözükenler gibi geliyor. Attilâ İlhan- Åžimdi olmaması mümkün deÄŸil. Çünkü, bir kere meydana çıkan çok büyük gerçek; ÅŸu anda Asya'da, hatta geniÅŸ söyleyelim Avrasya'da nerede petrol varsa üstünde Türkler ve Müslümanlar oturuyor. Hulki CevizoÄŸlu- Ama yararlanamıyor, oturuyor da kendisi. Attilâ İlhan- Ha, iÅŸte onlar da diyorlar ki biz yararlanalım bundan. Hulki CevizoÄŸlu- Parasıyla satın alsın. Attilâ İlhan- Hayır efendim, öyle ÅŸey olur mu? O gelecek oraya oturacak, oraya sahip olacak, orayı aynı zamanda pazar yapacak kendine. Nitekim bizi yaptı iÅŸte, ne güzel pazar olduk. Hulki CevizoÄŸlu- Irak'ı da yaptı. Attilâ İlhan- Yani ÅŸimdi yavaÅŸ yavaÅŸ hepsini pazar hâline getiriyor. Sen ÅŸimdi kendi armudunu arıyorsun, deveci armudu arıyorum ben, Santa Maria armudu çıkıyor karşıma. Åžimdi bu ne demek? Deveci armudu dünyanın en güzel armutlarından birisi, ben onu istiyorum, ama yok. Her taraf Santa Maria armudu, İtalya'dan geliyor. Bu ayıp. Benim ailemin bir tarafı ziraatçıdır, baÄŸları bahçeleri vardı; çocukluÄŸumda o armutları ben dallarından koparıyordum. Åžimdi yok, yok edecekler. Hulki CevizoÄŸlu- Siz sigara ve içkiyi de sevmiyorsunuz, yazıyor kitaplarda. Sigarayı seviyor olsaydınız Türk tütünü de bulamayacaktınız. Attilâ İlhan- Bitti. Hulki CevizoÄŸlu- Türk armudu yok, Türk tütünü yok, Türk tarımı yok. Attilâ İlhan- Bunu geçen defa bir konuÅŸmada söyledim, ne demek, Türk tütünü... Fransa'da bana yaÅŸlı bir kadın şöyle bir lâf etmiÅŸti: Sigara getirdiniz mi dedi? Çok ÅŸaşırdım, "Siz niye ilgileniyorsunuz ki" dedim. "Türk sigaraları harikadır" dedi. Ben çok gençliÄŸimde İzmir'e gitmiÅŸtim dedi, oradan Türk sigaraları alarak gelmiÅŸtim dedi.Savaşın akabinde, ilk yıllarda gidiÅŸimizde italya'ya sigara götürüyorduk biz buradan. Sigara yoktu orada ve kapışıyorlardı ve ÅŸimdiki hâlimize bak; bizimkiler yabancı sigaraları kapışıyor. Hulki CevizoÄŸlu- Yapmayın dediler çünkü, onlar tanzim ettiler yani, bugünkü Tanzimat. Evet,Prof.Dr. YaÅŸar Nuri Öztürk hattımızda. İyi geceler Sayın Öztürk. (İzleyici Telefonu) Prof.Dr.YaÅŸar Nuri Öztürk (CHP İstanbul Milletvekili, İlahiyatçı, Yazar)- İyi geceler. Hulki CevizoÄŸlu- İyi geceler, buyurun. Prof.Dr.YaÅŸar Nuri Öztürk- Sevgiler saygılar. Hulki CevizoÄŸlu- SaÄŸ olun, buyurun. Prof.Dr.YaÅŸar Nuri Öztürk- Ben canlı yayına deÄŸil de, bir ara verilirse arada beni baÄŸlayın, iki cümleyle duygularımı söyleyeyim dedim. Hakikaten çok muhteÅŸem bir program. Hulki CevizoÄŸlu- EstaÄŸfurullah, saÄŸ olun. "TÜRKLER'DEN ÜMİT KESİLMEZ" Prof.Dr.YaÅŸar Nuri Öztürk- Åžimdi onu ifade edecektim. Benim baÅŸka söyleyeceÄŸim bir ÅŸey yok. Sayın Attilâ İlhan'a da buradan saygılarımı iletiyorum, çok tarihi bir iÅŸ yapıyor. Ben tabiî Cumhuriyet'teki yazılarını okuyorum. Bazen de böyle rast geldiÄŸinde dinliyorum kendisini. Hakikaten o dip dalgalarını yaratanlardan biridir. Ben kendisine ÅŸahsım adına da, halkım adına da, ülkem adına da duyduÄŸum mutluluÄŸu ifade etmek istiyorum ve şükranlarımı iletiyorum. Attilâ İlhan- Çok teÅŸekkür ediyorum. Prof.Dr.YaÅŸar Nuri Öztürk- Eksik olmasınlar. Benim söyleyeceÄŸim bu. Ben konulara filan girmek istemiyorum, her ÅŸey gayet güzel gidiyor, dinliyoruz. Hulki CevizoÄŸlu- Sayın İlhan'ın sözlerini biz de, ÅŸaÅŸkınlıkla diyemeyeceÄŸim, biliyoruz ama, sizin gibi bir insandan, Sayın İlhan gibi bir insandan duymak daha farklı etki yaratıyor üzerimizde. İzleyicilerden gelen mesajlara baktığımız zaman, inanılmaz bir mesaj dalgasını görüyoruz. Ama bu tabiî bir dip dalga mıdır sizin dediÄŸiniz gibi, telefon dalgası, mesaj dalgası mıdır bilemem. Ama, burada çoÄŸunu okuyamıyorum, hep aynı düşünceleri, aynı duyguları anlatıyorlar. Görüyoruz ki, magazin ve televole kültüründen bunalmış bir kitle, ülkesi üzerinde birtakım oyunlar oynanmaya çalışılırken "biz buradayız" diyor. Attilâ İlhan- Mesele bu. Türkler'den ümit kesilmez. Hulki CevizoÄŸlu- Ama Türkler'in aklı da yumurta kapıya geldiÄŸi zaman, hani söz var, böyle olmasın, ATTİLÂ İLHAN: "TÜRKİYE'NİN YÜZDE 10'LUK HAİN KONTENJANI VAR" Attilâ İlhan- Ümit kesilmez, o son dakikada da olsa, tarihimize bakın hep böyle. Bakın, benim ÅŸaka gibi söylediÄŸim bir lâf var: Bizim bir hain kontenjanımız var. Hulki CevizoÄŸlu- Ne kadar bu kontenjan? Attilâ İlhan- Yüzde 10 civarında sanıyorum. Çünkü Kubilay Han'ın sarayında bile hainlik oluyor, Çinliler'le birlik oluyorlar. Her tarafta var bu. Fakat, her ÅŸeye raÄŸmen o hainliÄŸin üstesinden gelebiliyoruz. Çünkü, Fransızlar'ı ben böyle söyleyip çok kızdırırdım: "Tarihin hangi safhasında siz hep varsınız? Biz hep varız." Tarihin bütün safhalarında Türkler var, onlar yok. Hulki CevizoÄŸlu- Siz, bakın çok önemli bir ÅŸey, yani hakikaten ciddî gazetecilik yapan yazı iÅŸleri müdürleri için manÅŸet olacak bir söz söylüyorsunuz; "Hain kontenjanımız var, yüzde 10 civarındadır" diyorsunuz. Yani, Aziz Nesin'in olay yaratan açıklamaları gibi çok daha ciddî bir ÅŸey söylüyorsunuz. Yine Erol Manisalı'nın sizle yaptığı görüşmelerden hazırladığı "Attilâ İlhan'la Bin Saat" isimli kitapta da "kaç vatan haini var"bölümü var, orada ÅŸu sözler var, okumak istiyorum Sayın Öztürk de hattayken.  "İşte yeniden Tanzimat zihniyeti, yeniden mandacılık. Üstelik bu  hainlerin içinde kendisine solcu diyenler var. Hadi ÅŸeriatçıları, bölücüleri, liberalleri anlıyorum, ama bu namussuzlar kendine solcu deyip Türkiye'yi pazarlayanlar. Al birini vur ötekine. Bak, bazi televizyon kanallarında her hafta hep birlikte boy gösteriyorlar, söylediklerini alt alta yaz oku, ihanet belgesi çıkar." Bu sözler size mi ait? Attilâ İlhan- Evet. Hulki CevizoÄŸlu- Öyle bir evet dediniz ki, hakikaten çok ufak, sakin, küçük bir ÅŸeyden söz ediyormuÅŸ izlenimine kapıldık. Ama bir hain kontenjanından söz ediyorsunuz, yarın, öbürsü gün yine bazı kalemlerin hedefinde olabilirsiniz. Kendisi gibi düşünmeyenleri... Attilâ İlhan- Yazmıyorlar, hayır. Hulki CevizoÄŸlu- Onu da mı yazmazlar? Attilâ İlhan- Hayır yazmazlar. Hulki CevizoÄŸlu- E, o zaman rahat konuÅŸursunuz. Attilâ İlhan- Yazmıyorlar. Hulki CevizoÄŸlu- Peki Sayın Öztürk, çok teÅŸekkür ediyoruz. Attilâ İlhan- Çok teÅŸekkür ederiz efendim. Prof.Dr.YaÅŸar Nuri Öztürk- TeÅŸekkür ediyoruz, iyi sabahlar. Hulki CevizoÄŸlu- İyi geceler, iyi sabahlar, saÄŸ olun. Toparlayalım isterseniz, bitirelim diyorsunuz. Attilâ İlhan- Lütfen. "KIBRIS'TA TOPRAK VEREMEYİZ" Hulki CevizoÄŸlu- Çok soru var, çok baÄŸlanmak isteyen var, ama ben kısa kısa cevaplar olursa birkaç tane daha fazla soru sormuÅŸ olabilirim. Kıbrıs'taki geliÅŸmeler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açısından, "toprak verebiliriz" açıklamasına ne diyorsunuz? Attilâ İlhan- Başından itibaren Kıbrıs meselesinde ben radikalim. Hulki CevizoÄŸlu- Verelim mi? Attilâ İlhan- Hayır, hiçbir ÅŸey veremeyiz. Hulki CevizoÄŸlu- SavaÅŸalım mı? Attilâ İlhan- Biz kimseye hiçbir ÅŸey veremeyiz, Türkler bir yere girdiler mi çıkmazlar. Hulki CevizoÄŸlu- Ama "çıkalım" görüşmeleri var, Annan Planları var. Annan Planı'nda yüzde ÅŸu kadarlık yer, iÅŸte Kıbrıs'ın ucunda en verimli yer... Attilâ İlhan- Bu pazarlıkların hepsi hikâyedir. Ben bunun için iki kelimeyle bir ÅŸey söyleyeyim. Åžimdi, eÄŸer imparatorlukların eskiden sahip olduÄŸu topraklarda bir öncelik hakkı varsa Türkiye'nin Kıbrıs'ta da, Irak'ta da, Suriye'de de bütün Orta DoÄŸu'da öncelik hakkı vardır. Bunu ingiltere de, Fransa da, Rusya da hepsi bilmelidir. Hulki CevizoÄŸlu-Hakkı vardır ama gücü var mıdır? Attilâ İlhan- Åžimdi bir dakika. Bunun için güç gerekmiyor. Çünkü Fransa ve İtalya, eski sömürgelerinde ufacık bir hâdise oldu mu hemen müdahale ediyorlar, onlara kimse bir ÅŸey demiyor, ama biz Kıbrıs'a çıktığımız zaman ortalık birbirine giriyor. Hulkî CevizoÄŸlu- Evet, iÅŸte güç meselesi. Attilâ İlhan- İşte burada bir haksızlık, çok açık bir haksızlık var. Bizim gücümüz onlardan az deÄŸil ki, biz Kıbrıs'ı olduÄŸu gibi alabiliriz. Hulki CevizoÄŸlu- Kıbrıs'la ilgili Prof. Baskın Oran'ın bir makalesi yayınlandı Radikal'de, 3 Åžubat 2004 Salı tarihinde. Diyor ki Prof. Baskın Oran, "Olmayan Kıbrıs verilemez." Niye verilemezmiÅŸ? "Kıbrıs'ta ver kurtul mümkün deÄŸil, olmayan ÅŸey verilmez. Türkiye'nin elinde Kıbrıs yok ki versin. Kimileri var sanıyor, sanmak istiyor; o kadar. Kendini aldatmanın artık bitmesi gerekir. Kıbrıs 1878'te fiilen, 1923'te hukuken elimizden çıktı. KKTC'yi daha Pakistan'a bile tanıtamadık" diyor. Yani olmayan bir ÅŸey verilemez diyor Baskın Oran. Attilâ İlhan- Åžimdi o ayrı bir ÅŸey. Yani, politik olarak meselenin tartışılması, hukukî olarak meselesinin tartışılması ayrı bir mesele. Orada varız veya yoÄŸuz, ama fiilen Türkiye orada bir ÅŸey gerçekleÅŸtirmiÅŸ durumdadır. GerçekleÅŸtirdiÄŸi bu durumda eÄŸer bir öncelik hakkı varsa buna kimse müdahale edemez. Halbuki herkes müdahale ediyor ve buna izin veriyoruz. Hulki CevizoÄŸlu- Peki. Amerika'nın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde askerî üs istemesini nasıl karşılıyorsunuz? Attilâ İlhan- O zaten onların gönüllerinde hanidir yatıyor. Avrupalılar da aynı sebepten Kıbrıs meselesine burunlarını soktular. Orada İngiltere'nin üssü var, Türklerin üssü var, onların yok. Onlar da oradan girmek istiyorlar. Çünkü bütün mesele ÅŸimdi buraya gelip dayandı. Yani Orta DoÄŸu. ve Avrasya petrolleri meselesi, bu dava büyük mesele ve bu meselenin üzerinde çok ilginç bir ÅŸekilde Avrupa'yla Amerika da ihtilâf halindeler birbirleriyle, rekabet halindeler; onlar da var o iÅŸin içinde. Hulki CevizoÄŸlu- İnsan hakları ve demokrasi kavramlarının Sovyetler BirliÄŸi'ni çökerten Glasnost ve Prestroika kavramları vardı, onlar gibi bir tuzak mı? Çünkü birçok yazınızda, insan hakları ve demokrasi kavramlarının tuzak olarak kullanıldığını söylüyorsunuz. Attilâ İlhan- Demokrasinin kendisini kullanıyor Amerika tuzak olarak. Yani, demokrasiyi öyle bir ÅŸekilde kullanıyor ki, medyayı, gazeteleri, televizyonları ve siyasî partileri ele geçiriyorlar. Birçok toplum örgütüne, sivil toplum kuruluÅŸlarına imkân saÄŸlıyor ve birçok üniversite vesaireyi destekliyor. Bunları destekleyince onların hepsi onun fikirlerini savunuyorlar ve demokratik olarak memleket satılıyor. Netice böyle bir ÅŸey çıkıyor. Hulki CevizoÄŸlu- E, o zaman karşı görüş iktidara gelse, bunu yapanlardan hukuken hesap sorulacak mı, yoksa bu iÅŸte.... Attilâ İlhan- Normal olarak yalnız hukukî deÄŸil cezaî olarak da hesap sormak lâzım; çünkü ihanet var ortada, memleketine ihanet ediyorsun netice itibarıyla. Yani, ÅŸimdi Yugoslavya'da yapılanları iyice inceleyip okuduÄŸun zaman görüyorsun ki resmen oyuna getirmiÅŸler Yugoslavlar'ı ve Yugoslavlar, nitekim gösteriyorlar ÅŸimdi, hâlâ liderlerine baÄŸlılıklarını teÅŸhir ediyorlar, dünyaya gösteriyorlar. Çünkü oyuna getirmiÅŸler, Yugoslavlar oyuna gelmiÅŸ. Hulki CevizoÄŸlu- Uyandılar ÅŸimdi. Attilâ İlhan- Åžimdi uyandılar, birdenbire gördüler. Åžimdi Rusya'da da aynı ÅŸeyi görüyorsun. Pravda'nın son çıkan sayılarının birinde orak çekiçli bayrak vardı ve üstünde ne diyordu? "Nostalji." Niye oraya geliyorlar? Çünkü eski hâlleri daha iyiymiÅŸ adamların, meydana çıkıyor. Hulki CevizoÄŸlu- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bir adlî kapitülâsyon olduÄŸunu mu savunuyorsunuz? Attilâ İlhan- Åžimdi o manada Avrupa insan Hakları Mahkemesi'nin nasıl çalıştığına baÄŸlı. Fikir olarak yanlış bir ÅŸey deÄŸil O, ama bizim aleyhimize... Hulki CevizoÄŸlu- Bize nasıl, baÅŸkalarına nasıl? Attilâ İlhan- iÅŸte bütün mesele burada yani. Tek başına kavramları alıp onları deÄŸerlendirmek baÅŸka bir ÅŸey, çalışmasına göre deÄŸerlendirmek. Hulki CevizoÄŸlu- Biliyoruz çalışma sistemini, o sisteme göre. Attilâ İlhan- Ne yaptıkları malûm; o zaman nasıl söyleyebilirsin ki iyi bir ÅŸey yapıyor diye. Hulki CevizoÄŸlu- Peki bir örnek verelim. Kıbrıs'ta Rum kadın Loizudu'ya diye ödenen bir tazminat var, bunun nasıl deÄŸerlendiriyorsunuz? Attilâ İlhan- Åžimdi kardeÅŸim, eÄŸer bir tazminat istemeye kalkarsak Balkanlar'dan iÅŸin sonu nereye varır? EÄŸer biz bunu istemeye kalksak Balkanlar'dan, tazminat istemeye kalksak hangisi verebilir? Hulki CevizoÄŸlu- Ne tazminatı isteyeceÄŸiz? Attilâ ilhan- Bizim de orada birçok ÅŸeylerimizi yıktılar, dağıttılar, periÅŸan ettiler. Hulki CevizoÄŸlu- Nereye kadar gidecek, hangi tarihe kadar gidecek üstelik bu davalar diyorsunuz. Attilâ İlhan- Onun için, biz yaptığımız zaman olmaz, "Ooo, olmaz o" reddederler, ama onlar takır takır bunu böyle kabul ettirirler. Hulki CevizoÄŸlu- Ama Ermenilerin soykırım iddialarıyla yakın zamanda... Attilâ İlhan- Åžimdi baÅŸka bir ÅŸey yapıyorlar, onu da haber alıyorum. Anadolu'da kazma, tarihi kazma, arkeoloji kazma diye kiliseleri çıkarıyorlar meydana. Sonra o kiliselerden orada Ermeniler'in oturduÄŸu, Rumlar'ın oturduÄŸu vesaire çıkacak ve onlar da sonradan taleplerde bulunacaklar. Hulki CevizoÄŸlu- Yani bir yerde altımızı kazıyorlar. Attilâ İlhan- Tabiî canım, bunu hazırlıyorlar. ATTİLÂ İLHAN: "BATI DİYE BİRÅžEY YOK" Hulki CevizoÄŸlu- Peki, Batı'yı çok konuÅŸtuk, Batı diye bir ÅŸey yok diyorsunuz. Attilâ İlhan- Yok. Hulki CevizoÄŸlu- "Fransa Fransa'dır, İngiltere İngiltere'dir, Almanya Almanya'dır, Batı diye bir kavram yok, biz bunu kafamızda icat ettik" diyorsunuz. Attilâ İlhan- DoÄŸru. DoÄŸrudan doÄŸruya biz bunu kafamızda icat etmiÅŸiz... Hulki CevizoÄŸlu- Hayalî bir kavram mı Batı? Attilâ İlhan- Biz Türkler Batı diye, âdeta cennet gibi bir ülke, herkesin haklı ve herkesin temiz, herkesin iyi olduÄŸu bir ülke düşünüyoruz. Orada insanlar birbirleriyle geçiniyorlar, her ÅŸey de müşterek. Hiç öyle bir ÅŸey yok. Birbirlerine hakaret eder dururlar. Fransızlar için Belçikalı ahmaktır, ata sözleri var. Gene bize iyi davranmışlar, "Türk gibi kuvvetli" diyorlar, "Belçikalı gibi ahmak" diye sözleri var. "Polonyalı gibi cigara içiyor" derler, böyle hakaret dolu... Hulki CevizoÄŸlu- Yani birleÅŸmiÅŸ, kaynaÅŸmış bir Batı diye kavram yok. Attilâ İlhan-Böyle bir ÅŸey... Hulki CevizoÄŸlu- Ama Türkiye'de varmış gibi gösteriliyor. Attilâ İlhan- Zannediliyor. Fransız resmi baÅŸka, İtalyan resmi baÅŸka, Alman müziÄŸi baÅŸka, İspanyol müziÄŸi baÅŸka. Birbiriyle kafiyen uyuÅŸamıyorlar. UyuÅŸamazlar da, çünkü oralarda millet oluÅŸmuÅŸ. Hulki CevizoÄŸlu- Ama bizi uyuÅŸturmaya çalışıyorlar. Attilâ İlhan- Bize diyorlar ki bizim gibi oiun, ama her biri kendisi gibi olmanı istiyor. Yani bakın, bizdeki kültür merkezlerine gidin, İtalyanca okuyanlar İtalyan olmaya heveslenirler, Almanca okuyanlar Alman olmaya heveslenirler. Hulki CevizoÄŸlu- Evet, bir de "light" bir soru var, emekli öğretmen Cengiz Alper'den, emekli fabrikatör -fabrikatörün emeklisi nasıl oluyorsa- emekli fabrikatör Mehmet Naci Dirik'ten; ikisi de diyor ki, Attilâ İlhan'ı kasketsiz görebilir miyiz? Attilâ İlhan- Göremezler. Böyle bir ÅŸey yok, çünkü tanınmaz bir adam oluyorum. Hulki CevizoÄŸlu- Artık burada sizin olduÄŸunuzu biliyorlar. Siz bir kasketinizi çıkarmıyorsunuz, bir de ÅŸiir okumuyorsunuz. Attilâ İlhan- Okumuyorum, hayır. Hulki CevizoÄŸlu- Åžiir de isteyenler var. Attilâ İlhan- Åžiirleri kaset olarak okudum, var. Hulki CevizoÄŸlu- Kaseti alsınlar diyorsunuz. Attilâ İlhan- Yani var zaten, satılıyor. Hulki CevizoÄŸlu- Hayır, canlı yayında.... Attilâ İlhan- Ha, canlı yayında; öyle bir ÅŸey mümkün deÄŸil. Çünkü ÅŸiir, hele böyle, bu tür programlarda ÅŸiir okumanın hiçbir anlamı yok. Çünkü bu programlar baÅŸka bir amaçla yapılıyor ve baÅŸka esaslar üzerinde geçiyor. Hulki CevizoÄŸlu- Evet. Peki, son sözlerinizi alalım, gecenin üç buçuÄŸu oldu, sabahın üç buçuÄŸu oldu. Attilâ İlhan- Aslında tabiî bana bu iÅŸte en çok doktorum kızacak, bu kadar geç kaldığım için. Hulki CevizoÄŸlu- Ama siz de Türkiye'ye doktorluk yapmış oldunuz, doktorunuz size kızmaz. Attilâ İlhan- Aman aman, onlar büyük lâflar, öyle bir iddiam yok. Hatta ÅŸunu rahatlıkla söyleyebilirim: KonuÅŸtuklarım hiçbir ÅŸekilde bir... Hulki CevizoÄŸlu- Kimseyi baÄŸlamaz.. Attilâ İlhan- Hayır, bir bilim adamının sözleri deÄŸildir. Ben bir bilim adamı deÄŸilim. Ben ne tarihçiyim, ne iktisatçıyım. Ben aslında toplumcu bir yazarım, edebiyatçıyım. Ve bunları, aslında edebî eserlerimi saÄŸlam zeminlere oturtabilmek için çalışılırken öğrendim. Ama bazen öyle susuyorlar ki âlimlerimiz biz konuÅŸmak zorunda kalıyoruz. Hulki CevizoÄŸlu- Çok teÅŸekkür ederim. Bir öğüdünüz, tavsiyeniz var mı gençlere, bir de onu alalım. Attilâ İlhan- Gençler ne yapacaklarını biliyorlar, çocuk konuÅŸtu. Hulki CevizoÄŸlu- Çok teÅŸekkür ediyorum deÄŸerli açıklamalarınız, katkılarınız için. Attilâ İlhan- Ben teÅŸekkür ediyorum. Hulki CevizoÄŸlu- DeÄŸerli izleyiciler, çoÄŸunuzun aÅŸk ÅŸairi olarak tanıdığı Sayın Attilâ İlhan'ın "Türkiye aÅŸkını" dinlediniz bu gece. Toplumcu bir yazar olduÄŸunu söyledi; toplumcu bir düşünür, bu ülke için yüreÄŸi atan, kalbi çarpan bir toplumcu yazarın, Türkiye'nin başında bulunduÄŸu ya da başına örülmek istenen çorapları deÅŸifre eden açıklamalarını dinlediniz. Umuyorum tarihe ışık tutacak, tarihe kayıt olan önemli açıklamaları çoÄŸunuz izlemiÅŸinizdir. Bize gelen, ÅŸu anda, yayın sırasında gelen mesajlardan öyle olduÄŸu anlaşılıyor. Yayının tekrarını çok istiyorsunuz; ama tekrarı olmasa bile bu gece duyduklarınıza sahip çıkın, duyduklarınızı unutmamaya çalışın. Hepinize iyi sabahlar diliyorum. Haftaya buluÅŸmak üzere hoşça kalın efendim. Â
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne