|
Bundan tam doksan dört sene önce, 14 Kasım 1914’de, Fetva Emini Ali Haydar Efendi, altında devrin Şeyh-ül İslami Hayri bin Avni el-Ürgübi (Ürgüplü Mustafa Hayri Efendi) ve daha önceki üç şeyhülislamın, on bir kazaskerin ve dönemin ileri gelen ulemalarından on dört din büyüğünün de imzası bulunan Cihad- ı Ekber Fatih Camii’nde, ilan ederek, tarihimizde çok ilginç bir sayfa açmıştır.
 Kendi tarihi sürecinde, hiç bir dönemde, hiç bir nedenle topyekun Cihat çaÄŸrısı yapmayan Osmanlı, ne olmuÅŸtu da, tüm İslam Aleminin Cihad-i Ekber’e uymasını istemiÅŸ ve hatta zorunlu ilan  etmiÅŸti ? Osmanlı, İstanbul’un fethinden sonra, kendisi için „Avrupa’nın yüreÄŸi“ olarak gördüğü Viyana’nın fethi için bile „kızıl elmada* görüşürüz“ (3) diye yola çıkmış ve iki kez denediÄŸi, fakat baÅŸaramadığı bu kentin fethi meselesine Cihat kavramını sokmamıştı. Osmanlı sultanları halifelik unvanlarını hiçbir ÅŸekilde Cihat uÄŸruna kullanmamışlar, buna gerek görmemiÅŸlerdi. Peki, ne olmuÅŸtu ??? Konu, tarihimizde ve belleÄŸimizde pek yer tutmadığı için biraz irdelemekte yarar var. Bir OrtadoÄŸu uzmanı olan Wolfgang G. Schwanitz „Dschihad – made in Germany“ (1) ve „die Berliner Djihadisierung des Islam“ (2) yazılarında İslam ve Cihat kavramlarının, 1900’lü yılların başında, Alman emperyalizminin emel ve çıkarları uÄŸruna bir araç gibi kullanıldığını açık yüreklilikle dile getirmiÅŸ. Almanya, neler olmuÅŸtu da, Enver Pasa üzerinden PadiÅŸah V. Mehmet ReÅŸat’a bu Cihat ilanını kabul ettirme gücünü, yetkisini, etkisini kendisinde görebilmiÅŸti? Schwanitz’e göre Cihad-i Ekber İlanı fikri Alman OrtadoÄŸu diplomatlarından Baron Max von Oppenheim tarafından hazırlanan 136 sayfalık Cihat Planı’nın, Alman İmparatoru II. Wilhelm’in, I. Dünya Savaşı’nın baÅŸlamasına iki ay kala onay vermesiyle yürürlüğe girer ve Almanya’ya büyük ümitlerle baÄŸlanan Enver PaÅŸa’nın istek ve emelleri doÄŸrultusunda geliÅŸir Bu plana göre Cihat, Almanya’nın belirlediÄŸi düşmanlara karşı yapılacaktı. Türkler insan gücü yani savaşçı verecek, bu amaca uygun olarak ölecek, Almanlar ise materyal, para ve fikir veren danışman olacaklardı. Almanya, Osmanlı askeri gücüne pek güvenmiyordu. Ama, Osmanlı’nın elinde hiç de azımsanmayacak, gerektiÄŸinde çok büyük bir silaha dönüşebilecek bir koz vardı. O da tüm Müslümanların halifesi, yani Osmanlı Sultan’ının uhrevi kimliÄŸi… Plana göre, Almanya’ya düşman sayılan devletlerin „arka bahçesi“ olan kolonilerde, Cihat ilanıyla ayaklanmalar olacak ve bu suretle bu düşman devletler, orada oluÅŸan isyanlardan ötürü zayıf duruma düşecekler ve bu durum iki cephede savaÅŸan Almanya’ya biraz nefes aldıracaktı.. Hindistan’a kadar silah kaçırılacak, petrol yataklarının bulunduÄŸu Bakü’de Rus’lara karşı ayaklanılacak, gerektiÄŸinde bazı politikacılar öldürülecek ve SüveyÅŸ kanalı mayınlanacak, Mısır’da ve Hindistan’daki ayaklanmalar İngiliz’leri periÅŸan edecekti. Binlerce Müslüman ayaklandığında, Almanya bir mermi bile atmadan ve kendi askerini „harcamadan“ hedefine ulaÅŸabilecekti. Cihad-ı Ekber, genel anlamıyla, İngiltere, Fransa, Rusya ve müttefiklerinin (Sırbistan, KaradaÄŸ gibi) İslam Dünyası ve Müslümanların gerçek düşmanları olduklarını, bu yüzden tüm Müslümanların bu devletlere karşı savaÅŸmasının farz olduÄŸunu, cihada katılmayan Müslümanların Tanrı’nın gazabına uÄŸrayacağını, yukarıda adı geçen ülkelerin hükümranlığında yaÅŸayan Müslüman askerlerin, hangi ÅŸartlar altında olursa olsun, Osmanlı askeri öldürmeleri durumunda cehennem ateÅŸini hak ettiklerini, içeriyordu. En son ve ilginç olanı ise, tüm Müslümanları, yukarıda adı geçen devletlere karşı savaşılmasının kaçınılmaz gerekliliÄŸini kayıtsız-ÅŸartsız „emreden“ Cihad-ı Ekber, diÄŸer gayr-i müslim ama Osmanlı’ya müttefik olan Almanya ve Avusturya’ya karşı savaÅŸmayı çok büyük bir günah addediyor ve bundan dolayı da çok azap çekileceÄŸini vurguluyordu. 1835 de Moltke ile baÅŸlayan ve 1883 de General Colmar von Goltz ile askeri danışmanlık süreci sonucu geliÅŸen Osmanlı-Alman iliÅŸkileri, öncelikle Almanya adına çok karlı ekonomik iÅŸbirliÄŸini getirdi, daha sonra da kültürel ve dinsel sömürüye kadar yükseldi. 1878 Berlin Konferansı’ndan umduÄŸunu bulamayan Osmanlı, İngiltere ve Fransa’nın tutumundan rahatsız olmuÅŸ ama Almanya’nın Osmanlı yanlısı olmasa da, tarafsız kalmış görüntüsü, Osmanlıyı biraz daha Almanya saflarına itmiÅŸti. Sömürge paylaşımından nasibini alamayan Almanya ise „Drang nach Osten“ ve „güneÅŸte yerini almak“ doktrinleri çerçevesinde doÄŸuya, özellikle Osmanlı’ya yoÄŸunlaÅŸmış idi. Bunun nedenleri kısaca, coÄŸrafik olarak, İngiltere’nin kontrol altında tutamadığı ticaret yollarının Osmanlı’nın elinde olması, bu bölgenin Almanya için için çok iyi bir pazar teÅŸkil etmesi ve Alman endüstrisine can verecek enerji kaynaklarına sahip olması, Rusya cephesinin stratejik olarak Almanya adına rahatlaması ve Alman dili ve kültürünün Osmanlı hakimiyetindeki doÄŸu bölgelerinde etki ve güç kazanması idi.(4) Almanlar, özellikle kültürel yayılmacılığı hızlandırmak ve koordine etmek için çeÅŸitli enstitü ve cemiyetler (Deutsche Vorderasien Komitee = Alman Ön Asya Cemiyeti, Vorderasiatische Gesellschaft = Önasya Cemiyeti, Münchener Orientalische Gesellschaft = Münih DoÄŸu Cemiyeti v.s. ) kurarak, İslam kültürü ve uygarlığı konularında araÅŸtırmalar yaparak, Osmanlı ve İslam dünyasına ÅŸirin görünmek istiyorlardı. (5)  Hele, II. Wilhelm’in, 1898 sonbaharında gerçekleÅŸen, ön planda daha çok ekonomik amaç ve çıkarcı ikinci „Orient gezisi“, Kayzerin eÅŸiyle birlikte Kudüs’e gitmesi ve akabinde de o meÅŸhur „ hem Majeste Sultan, hem de dünya üzerinde dağınık yaÅŸayan 300 milyon Müslüman bilsin ki, Alman İmparatoru her daim onların en iyi dostudur“ (6) cümlesinden sonra uhrevi bir ÅŸekle de girdi. Böylelikle Kayzer İslam aleminin bir nevi hamiliÄŸini, koruyuculuÄŸunu „kendince“ üstlenmiÅŸti. Osmanlı’nın isteÄŸi üzerine ülkeye gelen ve „yavaÅŸ yavaÅŸ Türk ordusunun mukadderatına hakim olan Alman İslah heyeti (7), acilen birçok okul, gönderilen misyonerler, çok kar amaçlı yatırımlar, BaÄŸdat Demiryolu inÅŸası ile geliÅŸmesi planlanan kültürel ve ekonomik etki yaratma çabaları, askeri yardim ve silah satışları, Osmanlı’nın İslam Dünyasının Prusyası olması tezleri, bu sayede Almanya için bir atlama taşı olanağını yaratması planı (8) ve Osmanlı Devleti’nin bir bütün olarak Rusya ve İngiltere’nin karşısında Almanya çıkarları doÄŸrultusunda saf alması Alman emperyalizminin baÅŸlıca hedefleri idi. Walter Zöllner’e göre ise, Prusya Almanyası’nda hala haçlı seferleri zihniyeti hakimdi. Prusya’nın DoÄŸu politikası, özellikle 19. yüzyıldan itibaren Protestan özümlemeli Kudüs odaklı politikasını kendi çıkarları uÄŸruna kullanması hedefliyordu. (10) II. Abdülhamit’in o dönemler geliÅŸmekte olan panarabizme karşı yönelttiÄŸi panislamizm (11) hedeflerine uygun olan bu tüm diÄŸer Müslümanlara yönelik Cihat politikası, onu deviren Jöntürk’lerin de katkısıyla daha çok ivme kazanmış ve sonuçta Almanya, Osmanlı’nın güvenini kazanmıştı. Tüm bu geliÅŸmelerin sonucunda ve Wolfgang G. Schwanitz’e göre „made in Germany“ olan bu Cihad-ı Ekber ilanı, 90-100 milyonu İngiliz ve15 milyonu Fransa’nın kolonilerinde olmak üzere, 20 milyona yakını ise Rusya’da ve yaÅŸayan yaklaşık 140 milyona yakın Müslüman’ı hedef almışsa da (9) Alman’ların bu beklentisi zaman içerisinde tamamen suya düşmüştü. Daha fikir olarak ortaya atıldığında bile baÅŸarı gösteremeyeceÄŸi çok aÅŸikar olan ve kendi içersinde çeliÅŸki içeren Cihad-ı Ekber giriÅŸimleri, İslam Dünyasında hiç bir etki yaratmamış, tam tersine, İngilizlerce kışkırtılan Arap milliyetçiliÄŸi de tümüyle Osmanlı aleyhine bir geliÅŸme göstermiÅŸ, Araplar ayrılıkçı hareketlere giriÅŸmiÅŸlerdir. İngiliz parasıyla beslenen Arap aÅŸiretleri, İngilizlerden, hiç bir zaman gerçekleÅŸemeyecek olan bağımsız krallık kurma sözü de aldıktan sonra Osmanlıya karşı ayaklanmıştır. Mekke Åžerifi Hüseyin’in , Osmanlı’nın Cihad-ı Ekber’ine karşı iki fetva çıkartması Arap isyanının yükselmesini hızlandırmıştır. Her ne kadar bazı alay ve tümenlerde Müslüman Arap askeri Osmanlı saflarında „kerhen“ veya zorunlu olarak savaÅŸmış ise de, birçok cephede Hindistan’dan, Senegalli Müslüman’a kadar binlerce Müslüman asker, Osmanlı padiÅŸahı ve Halifesinin Cihat ilanına biat etmemiÅŸ, İngiliz tacı altında Osmanlıya karşı savaÅŸmayı yeÄŸlemiÅŸ ve İngiliz tahtına olan tüm baÄŸlılıklarını o taç uÄŸruna ölerek ödemiÅŸlerdir. (* Dünya hakimiyetini  temsil eden, som altından yapılma, kızıl renkli bir küre olan kızıl elma, onu elde etmeyi amaçlayan (eski) Türk’lerin daha orta Asya’da yaÅŸarken kendilerine ÅŸiar edindikleri bir inanç ve töre olarak anlatılabilir. A.A)  Kullanılan Kaynaklar:  1)     www.uni-kassel.de/fb5/frieden/themen/Islam/dschihad.html 2)     www.kas.de/db_files/dokumente/auslandsinformationen/7_dokument_dok_pdf_5678_1pdf 3)     Hans Miksch. Der Kampf der Kaiser und Kalifen. Bonn. Karl Müller Verlag. S. 9 4)     Hans Werner Neulen. Feldgrau in Jerusalem. Münih. 2002. Universitas S.18 5)     İlber Ortaylı. Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda Alman Nüfuzu. İstanbul. Alkım Yayınevi 2006. S. 80 6)     Gregor Schöllgen. Imperialismus und Gleichgewicht. München. 2000, R. Oldenbourg Verlag. S. 111 7)     Ziya Åžakir. Birinci Cihan Harbine Nasıl Girdik ? İstanbul. 2007. S. 111 8)     Mustafa Colak.Osmanlı-Alman İttifaki.İstanbul. 2008. Yeditepe yayınları. S. 84 9)     a.g.e. S.123 10)  Walter Zöllner. Die Geschichte der Kreuzzüge. Wiesbaden, 1989. Panorama. S. 221 11)   Hans Küng. Der Islam. Wesen und Geschichte.Münih. 2007. S. 551-553 Â
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne