Dinci örgütlenmeye, dünyanın öne gelen ülkelerinden de tepkiler yükselmeye başladı. Toplumun ilgisini fazla çekmemek için adını ne koyarsanız koyun; dinci yapılaşma ve dini tabanlı siyasi sistem ve örgütlenmelere rağbet edilmiyor.
Bunun en son örnekleri ABD ve Rusya Federasyonu'nda kendini net bir ÅŸekilde gösterdi. Bunların; böylesi bir konuda ne denli samimi olduklarını zaman gösterecek elbet… Ama verdikleri görüntü; Dinci Siyasi YapılaÅŸma ve Örgütlenmeye müsamaha gösterilmediÄŸi yönünde… Haberleri incelerken; ilk olarak ABD'nin Pennsylvania Eyaleti'nde, Fethullah Gülen'in sürekli oturma izni konusunun mahkemeye taşınmış olması gözüme takıldı. Gülen, yıllardır ABD'de yerleÅŸip, saÄŸlık konusunu gerekçe göstererek, Türkiye'de aleyhine açılmış davalardan, gerek zaman aşımının sinsiliÄŸine, gerekse -delillerin ortadan kaldırılmış olduÄŸu iddiasıyla- delil yetersizliÄŸi gerekçelerine sığınıp, paçasını kurtarmaya çalışırken; bir yandan da ABD gibi bir ülkede sürekli oturabilmeyi garantilemek istiyor… Ancak, orası ABD bile olsa, aklın yolunun bir olduÄŸu gerçeÄŸi orada da kendini gösteriyor. Evrensel hukuk eÄŸitimi almış ve vicdani sorumlulukla ve aklın aydınlığında hareket eden hukuk adamlarından Pennsylvania Eyalet Bölge Savcısı, konu hakkında araÅŸtırmalar yapmış uzmanların görüşlerine dayandırdığı iddialarında; Gülen'in yapmaya çalıştığının; '…siyasi bir hareket olduÄŸunu ve İslamcılığı eÄŸitim yoluyla yayma gayretinde bulunduÄŸunu ve mali kaynakları hakkında da yığınla kuÅŸku olduÄŸunu…' öne sürmektedir. Bu noktada gözümüzü hemen Türkiye'ye çevirdiÄŸimizde ise; AKP ve Zihniyeti'nin, ABD'deki bir kısım etkili ve yetkili mercilerden aldığı destekle, beÅŸ yılı aÅŸkın bir süredir iktidarda olduÄŸunu ve bu süre içinde de; gerek ABD'nin direktifleri ve AB'nin arzuları doÄŸrultusunda, gerekse ÅŸeriatçı Arap Sermayesi'nin sinsi planları ve giriÅŸimleri neticesinde, adeta bir iÅŸbirlikçilik sevdasıyla,Türkiye Cumhuriyeti'ni her yönden yıpratmak istercesine bir siyasi tavrını ısrarla sürdürdüğünü açık bir ÅŸekilde görebiliyoruz. Ne acıdır ki; bu gidiÅŸatı beÄŸenen, sürmesini isteyen ve İslam Dini adına bunun gerekli olduÄŸuna inanan bir kısım insanlarımız da var… * * * Haber yoÄŸunluÄŸu içinde; Fethullah Gülen'e bir darbe de Rusya Federasyonu'ndan vurulduÄŸu ÅŸeklinde bir-iki satırlık yazı daha okudum. Haberin ayrıntısını incelediÄŸimde; gerçek su yüzüne çıktı… Rusya, Tataristan Özerk Cumhuriyeti'ndeki Gülen destekli okullardaki, Türkiye'den getirilmiÅŸ 44 öğretmeni sınır dışı etmiÅŸ. Kararın gerekçesi oldukça ilginç: 'Türk Öğretmenlerin okullarda, Rusya yasalarına aykırı olarak eÄŸitim faaliyetlerinde bulundukları, öğretmenlerin nurculuk faaliyetleri kapsamında çocuklara din eÄŸitimi verdikleri…' ÅŸeklinde belirtilmektedir. Ayrıca, geçen yıl St. Petesburg'da, yine aynı amaçla kurulmuÅŸ Gülen destekli okulların kapatılmaması için RTE'nin aracı olduÄŸu ve Rusya federasyonu Devlet BaÅŸkanı Vladimir Putin'den ricalarda bulunduÄŸu ve bu ricaların hiçbirinin de kabul görmediÄŸi ayrıntılar arasında yer almaktadır… Bütün bu olup / bitenler karşısında; Türkiye'deki Zihniyet'in halen, 'Ben de Atatürkçüyüm… Biz de Atatürk İlke ve Devrimleri'ne baÄŸlıyız…' takiyyeleriyle görev yapabiliyor olması, daha da acısı, buna insanlarımızca raÄŸbet edilmesine neler söylenebileceÄŸini sizler takdir edin… * * * Tüketim toplumu olmanın yarattığı çılgınlığın yanı sıra, kültürel yozlaÅŸmışlık ve beraberinde getirdiÄŸi çürümüşlüğün doÄŸal sonucu olarak, bir kısım insanlarımızın derin bir uyku hali içinde bulunmasının anlaşılır bir tarafı olmadığını düşünüyorum. Ülkenin satılması karşısında bile tepki veremeyen kitlenin, çeÅŸitli ortamlardaki sohbetlerde bu konuların açıldığında nasıl rahatsız ve tedirgin oldukları her hallerinden anlaşılıyor. Biraz kendilerine geldiklerinde; 'Ne yapacağız, söyleyin yapalım…' türünden bahanelerin arkasına gizlenerek, sözüm ona, sert tepkiler vermeye çalıştıkları, dolaysıyla da sorumluluÄŸu kolayca baÅŸkalarına yükledikleri, kendilerinin bu vatan için ne gerekiyorsa yapmaya hazır oldukları gibi hamasi sözler sarf ettikten sonra da; kimin elinin kimin neresinde olduÄŸu dahi belli olmayan ve çöküntünün-çürümüşlüğün ve de yozlaÅŸmışlığın yarattığı, parıltılı sanal hayat kandırmacasıyla dolu TV dizileri çöplüğüne dalıp, vurdumduymazlık ve de adamsendecilik aymazlığına sığındıkları her daim görülen manzaralardan oldu artık… * * * Bugüne deÄŸin bir çok kez yazıp, söylememe karşın; yine de yazacak ve bıkmadan da söyleyeceÄŸim. Atatürk İlke ve Devrimleri'ne inanmış ve Cumhuriyet'in Temel DeÄŸerleri'ne ve bugüne deÄŸin elde edilmiÅŸ Kazanımları'na özde baÄŸlı hiç bir Türk Vatandaşı'nın, 'Ne yapacağım? Bana söyleyin, yapayım!' ÅŸeklindeki bahanelerin arkasına sığınma lüksleri yoktur. Olamaz da! Sen, bir vatandaÅŸ olarak, ülkenin bu durumunda ne yapacağını bilemiyorsan; ben sana ne söylesem uygun olur ki…? EÄŸer, gerçekten çaresizliÄŸe düşülmüş ve gerçekten neler yapılabileceÄŸi bilinemiyor ve nereden baÅŸlanabileceÄŸi konusunda bir bocalama içinde kıvranılıyorsa; dolaysıyla da hiçbir kaynak ve de yardım alınabilecek yer bulunamıyorsa; alın elinize ve NUTUK'u okumaya baÅŸlayın. Orada, sizlere neler yapabileceÄŸinize iliÅŸkin ayrıntılar bir bir anlatılmaktadır. Bunda sıkıntılarınız olursa; Atatürk'ün Bursa Nutku'nu bulup, incelemeye çalışın. Bu da size uymuyorsa; Atatürk'ün GençliÄŸe Hitabesi'ni okusanız da yeter! Bu ölümcül uykudan uyanmamakta direnilmesi halinde; geçenlerde söylediÄŸimi yeniden söylemekte yarar görüyorum: 'Hepimiz aynı gemideyiz. Gemi çoktandır su almaya baÅŸladı bile. Geminin, ellerine ve yönetimine teslim edildiÄŸi kaptan, dümene yeterince ve gerektiÄŸi ÅŸekilde hakim deÄŸil. OlacaÄŸa da benzemiyor! Deniz bitti. Gemi kumsalı da geçti ve karayolunu bile aşıp, yolun kıyısındaki Ahmet Efendi'nin tarlasına daldı… Kaptan, halen her ÅŸeyin yolunda olduÄŸunu sanıyor. Ama, yanıldığını da görmüyor. Göremiyor!' Åžartlar böylesine geliÅŸmeler gösterirken; belki, 'Hiç deÄŸilse batmaktan kurtulduk…' diyenler çıkabilir. Ama onlara ÅŸunu söylemek istiyorum: 'Efendiler! Bu gemiyi bir daha kolay kolay yüzdüremeyebilirsiniz! YüzdüremediÄŸiniz gemiyi de elinizden çekip alabilirler… Bunu göremiyor musunuz?' * * * Özellikle son günlere meydana gelen olaylar ve yaratılan baskı ve sindirme uygulama ve politikaları da göz önünde bulundurulduÄŸunda; Atatürk Aydınlanması ışığı ve rehberliÄŸinde Türk Devrimleri'ni yürütme kararlılığında olan aydınlarımıza büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Dürüst olalım ve de gerçekleri çarpıtmadan dile getirmekten kaçınmayalım. İnsanlarımızı, akademik sözler ve kısır söylemler içinde boÄŸup, bunaltmayalım. Örgütlenmenin ne ÅŸekilde ve nasıl yapılması gerektiÄŸi tabii ki uzman arkadaÅŸların iÅŸi… Ancak, meseleyi fazla dolambaçlı yollara çekmenin de hiç birimize bir yararı olmayacağı kesin… Mustafa Kemal Atatürk'ün, Milli Mücadeleyi ve dolaysıyla da Ulusal KurtuluÅŸ Savaşı'nı hangi ÅŸartlarda baÅŸlattığı ve nasıl kazandığı tarihin sayfaları arasındaki onurlu yerini almış bulunuyor… Yeniden bir örgütlenme biçimi üretme gayretkeÅŸliÄŸi içinde bulunmak ve bir takım süslü ve akademik kelimelerle doldurulmuÅŸ cümlelerle kısır söylemlerin hiç birimize bir yararı olmadığı gibi; zaman yitirmekten baÅŸka bir anlam da taşımamaktadır, taşımayacaktır da! Bu gaflet uykusundan bir an evvel uyanmak için, 'Bu Vatan Benim…' diyen her bireyin ne yapması gerektiÄŸine acilen karar vermesi gerekiyor… Olmazsa olmazımız, bütün kapris ve bencilliklerimizden ve 'Ben' egomuzun tatmininden sıyrılıp, olabildiÄŸince çabuk uyanıp, birlik ve beraberlik içinde, omuz omuza, Tam Bağımsız Türkiye için mücadelemizi sürdürmek zorunda olduÄŸumuzdur… Yarın çok geç olabilir…! CENGİZ ÖNAL 'TARAKÇIOÄžLU' www.cengizonaltarakcioglu.com www.cengizonaltarakcioglu.blogspot.com Â
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne