SUKUK-U İCARA / Av.A.Erdem Akyüz
Çarşamba, 14 Ocak 2009 11:18
Sukuk; örtülü faiz kazancının Arapçasıdır. İslamiyette "faiz" yasak olduğu için, İslami sermaye "ne yapalım, ne edelim de faiz kazancı elde edelim" diye düşünerek "sukuk"u bulmuştur.

Paramız olunca ne yaparız ? Bankaya yatırır, faiz alırız.

Yeşil sermaye bu işlemi "faiz" adı altında yapamayınca, sanki belli bir varlığa sahipmiş veya işletmeye ortakmış gibi parasını vermekte, işletmenin kazandığı paranın bir kısmını "faiz" değil de "kar payı" adı altında almaktadır.

     Bunu bizim ülkede şöyle adlandırırlar : "ha Ali Veli, ha Veli Ali". Ama iş "kitabına uydurulmuş" oluyor.

     Bu sistem orta çağda daha ziyade Müslümanlar tarafından kullanılmıştır. Ama ekonomi, işletmeler gelişip karmaşık ve küresel olduğu zaman yetersiz kalmış ve "sukuk-u icara" bulunmuştur. Sukuk-u icara, büyük miktarda paranın borç veya kredi olarak verilmesini düzenleyen bir icad'dır.

     Toplu paraya, büyük sermayeye ihtiyaç duyan kişiler ne yaparlar ? Zenginlerin, bankaların kapısını çalarlar.

     Bankalar, belli teminatlar karşılığı bu şirketlere borç verir. Verdiği sermaye karşılığı aylık, senelik faiz şeklinde paralar alır. Alınan kredi veya sermaye, uzun bir dönem sonunda ödenir ve işlem kapanır.

     Burada gene "faiz" lafı olduğu için işkillenen yeşil sermaye buna da bir kılıf bulmuştur. Üstelik çok daha tehlikeli bir kılıf bulunmuştur :

     Sukuk-u icara'da önce satılacak değerli bir tesis, fabrika veya işletme bulunur. Örneğin Başbakanlık binası satışa çıkarılır ve bunun mülkiyetini temsil eden hisse senetleri piyasaya sürülür. Arap sermayesi gelir ve büyük paralar karşılığı bu senetleri alır. Ödediği toplu para, sanki bina için ödenmiş gibi görünür ama aslında borçtur. Başbakanlık binasının yeni sahibi, diyelim ki parayı veren arap zengini "Selam Bin Abdül" dür.  Devlet parayı cebine koyar ama artık Başbakanlık kendi binasında "kiracı" olmuştur. Her ay yüksek miktarda kira ödemeye başlar. Bu ödeme seneler boyu devam eder. Diyelim ki 10 sene 20 sene sonra, aldığı toplu parayı veya daha yüksek miktardaki bir parayı ödeyerek malına sahip olur. Tabii ödeyebilirse…

     Bu arada yeni mal sahibi gelir ve Başbakanlık Binasının ön cephesine bir plaket çakabilir "Bu bina Selam Bin Abdül'e aittir" diye. Ve hatta zaman zaman "Bakalım bizim kiracı ne eyler deyu" bina ve mallarını teftişe dahi gelebilir.

     Bu yol ile kendi ülkemizde "kiracı" olacağız. Bir de "tahliye davası" açarlarsa "vay halimize."

     "İslami sermaye ile önce flört, sonra dans eden yöneticilerimiz" şimdi bu yöntem ile; Bakanlık binaları, otoyollar, limanlar, barajlar, garajlar, hastaneler, lojmanlar, kamu mallarını "sukuk"a vermenin hazırlığına giriştiler. İlk sırada PETKİM ve TÜPRAŞ var.

     İslami sermaye vergi de vermek istemediği için, vergilerden çeşitli muafiyetler getiriliyor, yasalar değiştiriliyor. Yeni Kanun Tasarısı'nın adı "Finansman Sistemine İlişkin Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı". Öyle KDV, damga vergisi, gelir vergisi ne imiş, bunlar ancak Türk Vatandaşlarından alınır. Gelsin yeşil sermaye. AB, ABD, IMF sermayeleri gibi, ona karşı da "boynumuz kıldan ince".

     Kuveyt-Türk Yönetim Kurulu Başkanı Mohammed Alomar diyor ki "Kurumun simgesi olan Palmiye Ağacı gibi, Türkiye'nin bereketli topraklarına kök salmaya başladık."

     Ama biliniz ki; bu kadar yabancı kök'ü bu topraklar kaldırmaz. Ya yabancı ağaç kurur, ya topraklar.

Av.A.Erdem Akyüz

Hukukun Egemenliği Derneği

Genel Başkanı



Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_012.jpg

En Son Yorumlar