Cumhuriyet'in 4 Ağustos Pazartesi günkü başyazısı "İslamcı Derin Devlete Doğru..." başlığını taşıyordu.
Başyazıda geçmişte Doğu - Batı bloklarına dayanan dünya dengelerinde, Türkiye'nin Sovyetler'e karşı "ileri karakol" niteliğinde görüldüğü, "antikomünist" siyasetin devlet yapısında ağırlık kazanmasının doğal sayıldığı, Doğu - Batı ikilemi soru işaretlerinin gündeme çıktığı, bu günlerde bir Amerikan dergisinde yayımlanan haritadan Anadolu'nun parçalanmış görüntüsünün yansıdığı belirtiliyor ve:
Çok yinelenen bir tasarıma göre Batı, Türkiye'ye, ne olduÄŸu belirsiz bir "İslam demokrasisi"ni yakıştırmaktadır. * "Avrupa BirliÄŸi'nde ülkemize dönük "özel ortaklık" statüsü, ABD'nin Büyük OrtadoÄŸu Projesi'ne (BOP) denk düşmektedir. * Tam bu sürecin hızlandığı zamanlama içinde ortaya çıkan ya da çıkarılan Ergenekon soruÅŸturmasının boyutları ve amaçları ise dikkate deÄŸer..." deniliyordu. Bu baÅŸyazıya Milliyet'te Taha Akyol, "Komplo Teorisi", "Ilımlı İslam Saplantısı" baÅŸlığını taşıyan yazılarla hemen karşı çıktı. (7 ve 8 AÄŸustos 2008). Bir köşe yazısındaki böylesi bir fikrin fazlaca önemi olmasa da bu düşünceyi paylaşıp körükleyenlerin giderek fazlalaÅŸması nedeniyle bu konu üzerinde durmak gereksinmesi vardır. Sayın Akyol'a göre bu iddialar tipik "komplo teorisi" örnekleridir. "Ilımlı İslam komplosu" karmaşık reel siyasi ve stratejik süreçlere etiket gibi yapıştırılıyor. Aynı yazıda Akyol, Hürriyet'te Özdemir İnce'nin ılımlı İslam'ın amacının Türkiye'de "Orduyu, solu ve CHP'yi iÄŸdiÅŸ etmektir" biçimdeki yargısına da karşı çıkıyor. Akyol'un yazısındaki temel noktalar şöyle: 1. Bu iddialar tipik komplo teorisi örnekleridir. Olgulara, bilimsel ya da akademik araÅŸtırmalara dayanmıyor. 2. Evet Batı'da "ılımlı İslam" terimi sıkça kullanılıyor. Ama amaçları "ÅŸeriatı ılımlı uygulayan bir Türkiye devleti" deÄŸildir! Tam tersine, Pakistan ve Arap ülkeleri gibi toplumlarda siyasallaÅŸmaktan ve taassuptan uzaklaÅŸmış, laik hukuku benimsemiÅŸ ılımlı bir din anlayışının geliÅŸmesi için laik ve demokratik eÄŸilimleri desteklemektir! Komplo ve gerçek Bu yanıtlara dayanarak öncelikle belirtmeliyiz ki, Akyol'un da kabul ettiÄŸi gibi, ABD'de federal hükümete raporlar hazırlamakla ünlü olan Rand kuruluÅŸunun yayımladığı bir "Ilımlı İslam Projesi" vardır. Batılı yetkililer "ılımlı İslam"dan her vesile ile söz etmektedirler. Bu söylemi sağır sultan bile duyduÄŸuna göre, karşımızda bir "komplo teorisi" deÄŸil "real politics" (reel politika) vardır. Kaldı ki, Cumhuriyet'in baÅŸyazısında Akyol'un iÅŸaret ettiÄŸi gibi "ÅŸeriatı ılımlı uygulayan bir Türkiye devleti" tanımı yapılmıyor; onun yerine, "ne olduÄŸu belirsiz bir İslam demokrasisi" modeli üzerinde duruluyor. Bir baÅŸka önemli nokta da, Türkiye'nin; Pakistan, Arap ülkeleri gibi toplumlarda siyasallaÅŸmaktan ve taassuptan uzaklaÅŸmış bir model yaratmak için "ılımlı İslam" modeline ağırlık vermesinin çıkar bir yol olmadığını belirtmek gerekir. Çünkü feodal ekonomik yapıların ve dine dayalı tarikat yapılarının egemen olduÄŸu toplumlarda demokrasiyi kurmak olanaksızdır. Böylesi olanaksız bir proje için Türklerin en az 100 yıldır uÄŸraÅŸ ve mücadele verdikleri demokrasi hareketi saptırılmamalıdır. Türkiye Arap ülkelerinde demokrasinin ve demokratik eÄŸilimlerin geliÅŸmesini desteklemek ya da kurmak görevi ile yükümlü deÄŸildir. Türkiye ılımlı İslam modeliyle demokrasiyi saptırarak deÄŸil de, laik ilkelere dayalı kendi demokrasisini saÄŸlamlaÅŸtırırsa asıl o zaman tüm OrtadoÄŸu'ya gerçek model olur. Bu giriÅŸten sonra tekrar sayın Akyol'un yazısına dönelim ve ılımlı İslam konusu ne zaman gündeme geldi ona bakalım. Verileri, belgeleri, geliÅŸmeleri kısaca özetleyelim: Ilımlı İslam kuramının temelinde Rand kuruluÅŸu tarafından "Ilımlı İslam Demokrasisi Projesi" adlı çalışma vardır. Sayın Akyol da bu raporu kabul etmekte, hatta rapordan alıntı yapmaktadır. Bu raporun yazılmasında katkıda bulunanlar M. Abramowitz, G. Fuller, R. Holbrooke, P. Wolfowitz gibi kimisi Amerikan dış politikasının ve kimisi CIA'nın OrtadoÄŸu uzmanlarıdır. Atatürk'ü ret Bu rapor sözde "ılımlı İslam demokrasisinin" temel referansıdır. Bu konuda temel fikirler ortaya koyanlardan birisi de ünlü sosyal bilimci Prof. Samuel Huntington'dur. Huntington 1996 yılının Eylül ayında İstanbul'a geldi ve bir dizi konferans verdi, önerilerde bulundu. Huntington ÅŸunları söylüyordu: 1. Liberal demokrasi, Batı'nın ve Hıristiyan kültürünün bir ürünüdür. UzakdoÄŸu'da (Güney Kore ve Tayvan) demokratikleÅŸmeye Hıristiyanlar öncülük etti. Demokrasi, Batı kültürünün etkisinde olan ülkelerde daha kolay geliÅŸiyor. 2. Türkiye, Avrupa ile Asya; İslam ve laiklik arasında bölünmüş bir ülkedir. 3. ÇoÄŸu uygarlık grubunun bir veya birkaç lider ülkesi var, İslam dünyasının sorunlarından biri de bir lider ülkeden yoksun oluÅŸudur. EÄŸer Türkiye, Batılı bir ülke olma ısrarından vazgeçer; modernleÅŸme ve demokrasinin bir İslam ülkesinde de mümkün olduÄŸunu göstermeye daha çok ağırlık verirse, İslama büyük bir model olur. Bunun için Türkiye'nin Kemalizmi terk etmesi, İslam dünyasına geri dönmesi gerekir. Rusya'nın Lenin'i reddetmesinden daha ÅŸiddetli olarak Türkiye de Atatürk'ü reddetmelidir. 4. Demokrasinin mutlaka laik bir temele dayanması gerekmez. İslam ile demokrasi baÄŸdaÅŸabilmelidir. Bir sosyal bilimci olan Huntington'un önerileri ne derece çarpıcı deÄŸil mi? Atatürk'ü reddetme önerisini daha sonra AB sözcülerinin her vesile ile tekrarladığını unutmayalım. Huntington, "demokrasinin mutlaka laik bir temele dayanması gerekmez" yargısını ileriye sürerek aslında Batı dünyasının demokrasi kuramını temelinden sarsıyor, kendi bilimsel geçmiÅŸini ABD'nin çıkarlarına alet ediyordu. Çünkü, laiklik ilkesi olmadan, dinle devletin alanları birbirinden ayrılmadan demokrasinin gerçekleÅŸmesi olanaksızdır. ABD'nin söylemleri Huntington'un İstanbul'daki konferansı çok ses getirdi, tartışıldı ve AKP'nin siyasal iktidarının bir ölçüde düşünsel temellerini oluÅŸturdu. İşte o dönemde, ABD BaÅŸkanı Bush'un BaÅŸdanışmanı olan Condoleezza Rice'in Washington Post'ta 7 AÄŸustos 2003'te (Transforming Middle East) "OrtadoÄŸu'nun Dönüşümü" adlı makalesinde Büyük OrtadoÄŸu Projesi'nden (BOP) söz ediliyor ve bu bölgede yer alan 22 ülkede rejimlerin ve sınırların deÄŸiÅŸebileceÄŸi açıklanıyordu. Aynı zaman diliminde, bu kez ABD'nin Silahlı Kuvvetler dergisinde Albay (E) Ralph Peters'in yazdığı "Daha İyi Bir OrtadoÄŸu Nasıl Görülür?" adını taşıyan makalede, OrtadoÄŸu'nun sınırlarının doÄŸal olmadığı, daha adil bir yapılandırmayla sınırların deÄŸiÅŸtirilmesi gerektiÄŸi savunuluyordu. Makaleye eklenen haritada ise, ABD'nin siyasal ve ekonomik hedeflerini taşıdığı hemen görülüyordu. Bu makale ve haritanın tesadüfen ya da denetlenmeden, ABD Silahlı Kuvvetler dergisinde yer aldığını ileri sürmek, herhalde saflığın ileri derecede örneÄŸini oluÅŸturur. Bu geliÅŸmeler sürerken ılımlı İslamın ABD'nin resmi söylemine girdiÄŸini de görüyoruz. En ilginç örnekler ÅŸunlardır: Türkiye hakkında "ılımlı İslam cumhuriyeti" nitelemesini, ABD DışiÅŸleri Bakanı Colin Powell yaptı (Mart 2004). Alman ZDF TV'de Irak'ın geleceÄŸini konuÅŸurken Powell, "Irak'ta da diÄŸer İslam cumhuriyetlerindeki, Türkiye ve Pakistan'daki gibi bir İslam cumhuriyeti olacak. Ancak bu bir anayasal çerçevede olacak ve ÅŸeriat hukuku, Kuran hukuku, yasaların temel kaynaklarından biri olacak." KuÅŸkusuz, bu sözler büyük yankılar oluÅŸturdu. Powell görevden ayrılıp, Rice DışiÅŸleri Bakanı olunca; OrtadoÄŸu ülkelerini ziyaret dönüşü (Ocak - Åžubat 2005) Fransa'da DışiÅŸleri Bakanı Barnier'le görüşürken "İslamla demokrasinin yan yana yaÅŸayabileceÄŸini ve ABD'nin BOP'un OrtadoÄŸu'ya demokrasi getirmek" amacında olduÄŸunu belirtti, bu konudaki itirazları karşılamak için de "İşte yüzde 99'u Müslüman olan Türkiye" diye örnek gösterdi. 28 Ocak 2004'te ABD BaÅŸkanı Bush ve ErdoÄŸan'ın Beyaz Saray'da yaptığı görüşmenin ardından, Türkiye'nin BOP'a destek verdiÄŸi ve bu projede anahtar rol oynayacağı açıklandı. TSK'nin görüşü 2004'ün Mart ayında ise, TSK'de kendi görüşünü Washington'da açıkladı. O sırada Genelkurmay 2. BaÅŸkanı olan Org. İlker BaÅŸbuÄŸ, Türkiye'nin BOP'ta örnek gösterilmesini şöyle deÄŸerlendiriyordu: "Hem laik devlet, hem de ılımlı İslam bir arada olmaz. Türkiye, anayasasının 2. maddesinde yer aldığı gibi laik, demokratik sosyal bir hukuk devletidir... Bazı çevreler Türkiye ılımlı İslam diye kavramlar üretiyorlar. Hem laik bir devlet hem de ılımlı İslam devleti bir arada olmaz... Türkiye böyle kuruldu, böyle devam edecek." Bu geliÅŸmeler sürdü, 5 Temmuz 2006'da ABD DışiÅŸleri Bakanlığı'nda Rice ve Abdullah Gül, "Türk - Amerikan stratejik ortaklığını ileriye götürmek için ortak vizyon" adını taşıyan belgeyi birlikte açıkladılar. 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra, ABD'nin DışiÅŸleri Bakanı eski MüsteÅŸarı R. Holbrooke'un, Türkiye "Malezya İslam demokrasisi" modeline benzeyecektir biçimindeki konuÅŸmasını ve bu açıklamanın yarattığı kuÅŸku ve tartışmaları unutmayalım. Yeni muhafazakârların (neo-con) ve kimi Batılı stratejistlerin ılımlı İslamdan tam olarak anladığı nedir? ÇeÅŸitli tanımların ortak paydası ve genel tanım ÅŸudur: "Batılı deÄŸerlerle uyumlu, Batı ile çatışma potansiyeli taşımayan, siyasal olarak ABD'nin gereksinimlerine göre düzenlenmiÅŸ, İslam coÄŸrafyasındaki rejimlerin bu amaca uygun olarak deÄŸiÅŸtirilmesinin öngörüldüğü bir kavramsal çerçevedir." Ilımlı İslam konusundaki çalışmalar hiç durmadan sürmektedir. Rand kuruluÅŸu bu yılın haziran ayında da, "Türkiye'de Siyasal İslamın YükseliÅŸi" baÅŸlıklı yeni bir rapor yayımladı. Bu raporda, AKP'den yana olumlu görüşler ve koÅŸullanmalar görülüyor. Raporun tanıtımı, 23 Haziran 2008'de Washington'da Fethullah Gülen'in onursal baÅŸkanı olduÄŸu "Rumi Forum" adlı kuruluÅŸta yapıldı. Raporda "laiklik ve dindarlar" çeliÅŸkisi üzerinde duruluyor. Oysa bilindiÄŸi gibi, "dindarlar" o derece geniÅŸ bir katman ki, aslında adeta bir keskinleÅŸtirme özendiriliyor, bu terim belki de "Laikler ve İslamcılar" olmak gerekirdi. Buna da kısaca deÄŸinelim: Dünyanın en stratejik, ancak o derecede karmaşık OrtadoÄŸu bölgesinde ABD çıkarlarını ön planda tutmaktır. * Bölgedeki petrolü, onun çıkış ve geçiÅŸ yollarını kontrol etmektir. ABD bunun için temel olarak ÅŸu yollara baÅŸvuruyor: * Bölgedeki Arap ülkelerinde kendi yanında olan kralları kesin olarak desteklemektedir. Bu rejimler gerici, anti-demokratik, faÅŸist imiÅŸler, hiç de önemli deÄŸildir. * Batı dünyası, Afganistan'da, aslında özellikle ABD'nin Sovyetler'e karşı önce desteklediÄŸi "İslamcı mücahitlerin" "terörist" akımlara yönelmesi sonucu yeni bir düşmanla karşı karşıya geldi: "potansiyel terörist radikal İslamcılar". İşte buna karşı "ılımlı İslam kuramı" uygulamaya sokulmaya çalışıldı. Bu teorinin en ilginç izahatını New York Times'ta siyasal yorumcu William Safire yaptı (5 Kasım 2001). William Safire şöyle diyor: Sovyetler'e karşı soÄŸuk savaÅŸta Çin'i kullandık; ÅŸimdi Müslümanlara karşı Türkiye'yi kullanalım. * Safire, "eski ABD baÅŸkanlarından Richard Nixon ile arasat'ta bir röportaj" adını verdiÄŸi yazısında ustaca bir yöntem kullandı ve bir ölü baÅŸkanın aÄŸzından Amerika'nın stratejik ve taktik hesaplarının ne olması gerektiÄŸini açıkladı. Türkiye'yi kullanalım Bu hayali röportajda, eski BaÅŸkan Nixon, hayali bir tehdide karşı BaÅŸkan Bush ve ekibinin büyük bir strateji geliÅŸtirmesini öneriyordu. - Nedir bu strateji? - Gerçek düşmanını bileceksin. Bu, sadece Bin Ladin ve onun terörist ağından ibaret deÄŸil, tüm İslam âlemini ele geçirmekle tehdit eden bir hareket. Bu sakallılar ve onların daha da tehlikeli resmi sponsorları, Kuveyt ve Suudi petrolünü istiyor. Bu petroller, onlara, saÄŸduyulu Müslümanları ve tüm Hıristiyan ve Yahudi kâfirleri yok etmek hedefine dönük olarak nükleer ve biyolojik silahlar geliÅŸtirmek veya satın almak için gereken parayı saÄŸlayacaktır. - Onları nasıl durduracaksınız? - Nasıl ki Sovyetler'e karşı Çin kozunu kullanarak Komünist Blok'u böldük, onları da aynı ÅŸekilde böleceÄŸiz. Sizin kuÅŸağınızın kozu, güçlü ordusuyla laik Müslüman ülke. Ankara ile Türk sınırını geçip Kuzey Irak'ı ele geçirmek üzere anlaÅŸmak iyi fikir. Görüldüğü gibi, N. Y. Times yazarı Safire, Sovyetler'i bölmek için Çin'i kullandık, İslamı bölmek için de Türkiye'yi kullanalım diyor. Türkiye'nin oltaya takılması için Kerkük'ün yem olarak kullanılmasını istiyordu. Tanımladığı modelin temelinde Türkleri Araplar ve İranlılarla düşman ederek İslam dünyasını parçalamak stratejisi vardı. Bu yazıyı daha da uzatmaya gerek yok. Ama biraz da Türkiye hakkında daima modeller üreten ve ilginç stratejiler sunan Graham Fuller'in son kitabından söz edelim. Fuller'ın son kitabı "Yükselen Bölgesel Aktör - Yeni Türkiye Cumhuriyeti" adını taşıyor, ama çok ilginçtir ki kitabın kapağında "yeni türkiye cumhuriyeti" küçük haflerle yazılmış. Bu görsel olanaktan bile yararlanılmış. (TimaÅŸ -2008). Halifelik isteÄŸi 336 sayfalık kitabın içinde kuÅŸkusuz doÄŸru olan kimi yargılar da vardır; ama "Türk İslamının Yeniden YükseliÅŸi", "Türkiye'nin Gelecek Yörüngesi Gibi" bölümler ilginçtir, kitabın takdim yazısında şöyle deniliyor: "Tam son yirmi yıldır Türkiye'de son derece önemli deÄŸiÅŸiklikler olmaktadır. Dahası, Türkiye Cumhuriyeti uluslararası politikadaki rolünü tanımlamaya devam ederken ufukta daha fazla deÄŸiÅŸiklikler belirdiÄŸinden kimsenin kuÅŸkusu yoktur." (s. 9) Demek ki yeni deÄŸiÅŸiklikler bekleyeceÄŸiz. Fuller'ın 336 sayfalık kitabını uzun uzun analiz etmeye gerek yok ama.. Halifelikle ilgili aÅŸağıdaki alıntıya ne dersiniz! "Bugün bile Müslüman dünya, orta yerinde bir ÅŸampiyon görmemektedir. HalifeliÄŸin devam eden eksikliÄŸi, 21. yüzyılın İslami hareketlerinin çoÄŸunda yeni yankı bulmuÅŸtur." Fuller'a göre İslam'ın bugünkü zayıflığının ve bölünmüşlüğünün temelinde HalifeliÄŸin yokluÄŸu ciddi etki yapıyormuÅŸ (s. 65). Sanki Halifelik tüm Müslümanları bir arada tutabilmiÅŸ gibi, sanki Araplar I. Dünya Savaşı'nda Halifenin cihad çaÄŸrısına uymuÅŸlar gibi. Ama Fuller eski bir tartışmayı tekrar güncele taşımak istiyor. Bu, Türkiye kanalıyla HalifeliÄŸi diriltme politikasıdır. Ilımlı İslam konusundaki çalışmalar hiç durmadan sürmektedir. Yukarıda da belirtildiÄŸi gibi Rand kuruluÅŸu bu yılın haziran ayında da "Türkiye'de Siyasal İslamın YükseliÅŸi" baÅŸlıklı bir rapor yayımladı. Bu rapor hakkında dünkü yazımızda söz etmiÅŸtik. Sonuç: ABD, İslamla demokrasinin baÄŸdaÅŸtığını Türkiye'de kanıtlamak zorundayız diyor. Peki bu nasıl olacak? Åžurasını iyi bilmeliyiz. Demokrasi, insan aklının bulduÄŸu en az mahzurlu bir siyasal sistemdir. Bu siyasal modelin iÅŸlemesi için en önemli nokta, kutsal din kurallarıyla devlet kurallarının birbirinden ayrılmasıdır. Hukukta, kamu yönetiminde, kamusal alanda din kurallarının deÄŸil; laik, çaÄŸdaÅŸ, evrensel hukuk kurallarının egemen olmasıdır. Bu olmazsa demokrasi olmaz. Öncelikle bunu kabul etmeliyiz. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken laik bir sistemde bir ulus devlet amaçlanıyordu. Çünkü İslam, bir din olmanın ötesinde bir yaÅŸam biçimidir. İslam kuralları devletin oluÅŸumundan uzak tutulmadığı sürece ümmetçilik ve kulluk sürer ve uluslaÅŸma gerçekleÅŸemezdi. İslam coÄŸrafyasında, ilk kez laik, ulusalcı, halkçı, demokratik bir devlet oluÅŸturuluyordu. Bu laik Cumhuriyet modeli, İslam tarihinin en büyük reform hareketidir. Bu nedenle Mustafa Kemal 20. yüzyılın en büyük devrimcisidir. EÄŸer İslam devletleri, bir model arıyorlarsa, iÅŸte model budur: "Laik ilkelere dayalı Türkiye Cumhuriyeti ve onun devamı olan hukukun üstünlüğü ilkesini kabul eden Türk demokrasisi. BaÅŸka modele gerek yoktur. EÄŸer Akyol'un iÅŸaret ettiÄŸi gibi Arap dünyası ve Pakistan için bir model aranıyorsa, model "ılımlı İslam" deÄŸil, model hukuka dayalı laik Türkiye Cumhuriyeti'dir." Bu veriler uzatılabilir, hatta belgelere dayalı uzun bir kitap yazılabilir, zaten bu konuda birçok kitap yazıldı. Öyleyse ortada Sayın Akyol'un belirttiÄŸi gibi "zihinsel bir kurgu" deÄŸil, uygulanan gerçek bir politika vardır. Zaten bu proje için hazırlanan raporları sayın Akyol da zikrediyor. ABD politikasında yeni durum Akyol, kanıtlar, veriler var mı diyor, yazısında... Daha ne gibi kanıt olsun, özellikle AB politikalarıyla laiklik ilkesinin koruyucularına yapılan saldırılar göz ardı edilebilir mi? Oysa demokrasi, üzerinde titrenilmesi ve her an savunulması gereken bir sistemdir. * ABD'nin ve AB'nin Türkiye'nin milli eÄŸitimini altüst eden, EÄŸitim BirliÄŸi tasarısını tahrip eden uygulamalar hakkında bir kez, tek bir kez eleÅŸtirel bir yaklaşımda bulunduÄŸu görüldü mü? Son günlerde Konya'da 18 genç kızın ölümüne neden olan kaçak Kuran kursu hakkında tek bir ÅŸey söylendiÄŸi duyuldu mu? * Sanki demokrasi; sadece dört yılda bir yapılan seçimler ve TSK'nin susması, kenara çekilmesi olarak kabul ediliyor. Siz bu ülkenin tüm Milli EÄŸitim sistemini bozarsanız, EÄŸitim BirliÄŸi Yasası'nı delik deÅŸik ederseniz, toplumun gereksinmesinden fazla İHL açarak gerçekte bir İslam yönetim sisteminin kök salmasına olanak tanırsanız, tarafsız olması gereken CumhurbaÅŸkanı, üniversite rektör atamalarında türban yandaşı ve AKP üyesi rektörleri tercih ederse bu gidiÅŸ nedir? Normal bir laik demokrasi midir? Yoksa ılımlı İslam referanslı bir yönetim sistemine doludizgin gidiÅŸ midir? Ne var ki, son aylarda ABD yönetiminde "ılımlı İslam" yaklaşımında kimi deÄŸiÅŸimler olduÄŸu da görülmektedir. Öncelikle ABD, AKP'nin kapatma davasında AB ülkeleri gibi hırslı bir biçimde taraf olmadı. Gerek ABD BaÅŸkan Yardımcısı Dick Cheney, gerekse Rice "laik demokrasi"ye öncelik verdiklerini belirttiler. ABD Büyükelçisi Ross Wilson da açıkça ABD'nin ılımlı İslam kuramının yanında yer almadığını belirtti. Bu yazı objektif bir fotoÄŸraf çekme olayıdır. Olayları ve verileri alt alta koyarak gerçeÄŸi analiz etmemize olanak tanıma çalışmasıdır. Kaynak: heddam.com Â
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne