Ilımlı İslam Gerçek mi, Komplo mu? / Dr. Alev COŞKUN
Pazar, 24 AÄŸustos 2008 09:37
Cumhuriyet'in 4 Ağustos Pazartesi günkü başyazısı "İslamcı Derin Devlete Doğru..." başlığını taşıyordu. Başyazıda geçmişte Doğu - Batı bloklarına dayanan dünya dengelerinde, Türkiye'nin Sovyetler'e karşı "ileri karakol" niteliğinde görüldüğü, "antikomünist" siyasetin devlet yapısında ağırlık kazanmasının doğal sayıldığı, Doğu - Batı ikilemi soru işaretlerinin gündeme çıktığı, bu günlerde bir Amerikan dergisinde yayımlanan haritadan Anadolu'nun parçalanmış görüntüsünün yansıdığı belirtiliyor ve:

Çok yinelenen bir tasarıma göre Batı, Türkiye'ye, ne olduğu belirsiz bir "İslam demokrasisi"ni yakıştırmaktadır.
* "Avrupa Birliği'nde ülkemize dönük "özel ortaklık" statüsü, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'ne (BOP) denk düşmektedir.
* Tam bu sürecin hızlandığı zamanlama içinde ortaya çıkan ya da çıkarılan Ergenekon soruşturmasının boyutları ve amaçları ise dikkate değer..."
deniliyordu.
Bu başyazıya Milliyet'te Taha Akyol, "Komplo Teorisi", "Ilımlı İslam Saplantısı" başlığını taşıyan yazılarla hemen karşı çıktı. (7 ve 8 Ağustos 2008).
Bir köşe yazısındaki böylesi bir fikrin fazlaca önemi olmasa da bu düşünceyi paylaşıp körükleyenlerin giderek fazlalaşması nedeniyle bu konu üzerinde durmak gereksinmesi vardır.
Sayın Akyol'a göre bu iddialar tipik "komplo teorisi" örnekleridir. "Ilımlı İslam komplosu" karmaşık reel siyasi ve stratejik süreçlere etiket gibi yapıştırılıyor.
Aynı yazıda Akyol, Hürriyet'te Özdemir İnce'nin ılımlı İslam'ın amacının Türkiye'de "Orduyu, solu ve CHP'yi iğdiş etmektir" biçimdeki yargısına da karşı çıkıyor.
Akyol'un yazısındaki temel noktalar şöyle:
1. Bu iddialar tipik komplo teorisi örnekleridir. Olgulara, bilimsel ya da akademik araştırmalara dayanmıyor.
2. Evet Batı'da "ılımlı İslam" terimi sıkça kullanılıyor. Ama amaçları "şeriatı ılımlı uygulayan bir Türkiye devleti" değildir! Tam tersine, Pakistan ve Arap ülkeleri gibi toplumlarda siyasallaşmaktan ve taassuptan uzaklaşmış, laik hukuku benimsemiş ılımlı bir din anlayışının gelişmesi için laik ve demokratik eğilimleri desteklemektir!

Komplo ve gerçek

Bu yanıtlara dayanarak öncelikle belirtmeliyiz ki, Akyol'un da kabul ettiği gibi, ABD'de federal hükümete raporlar hazırlamakla ünlü olan Rand kuruluşunun yayımladığı bir "Ilımlı İslam Projesi" vardır. Batılı yetkililer "ılımlı İslam"dan her vesile ile söz etmektedirler. Bu söylemi sağır sultan bile duyduğuna göre, karşımızda bir "komplo teorisi" değil "real politics" (reel politika) vardır.
Kaldı ki, Cumhuriyet'in başyazısında Akyol'un işaret ettiği gibi "şeriatı ılımlı uygulayan bir Türkiye devleti" tanımı yapılmıyor; onun yerine, "ne olduğu belirsiz bir İslam demokrasisi" modeli üzerinde duruluyor.
Bir başka önemli nokta da, Türkiye'nin; Pakistan, Arap ülkeleri gibi toplumlarda siyasallaşmaktan ve taassuptan uzaklaşmış bir model yaratmak için "ılımlı İslam" modeline ağırlık vermesinin çıkar bir yol olmadığını belirtmek gerekir. Çünkü feodal ekonomik yapıların ve dine dayalı tarikat yapılarının egemen olduğu toplumlarda demokrasiyi kurmak olanaksızdır.
Böylesi olanaksız bir proje için Türklerin en az 100 yıldır uğraş ve mücadele verdikleri demokrasi hareketi saptırılmamalıdır. Türkiye Arap ülkelerinde demokrasinin ve demokratik eğilimlerin gelişmesini desteklemek ya da kurmak görevi ile yükümlü değildir.
Türkiye ılımlı İslam modeliyle demokrasiyi saptırarak değil de, laik ilkelere dayalı kendi demokrasisini sağlamlaştırırsa asıl o zaman tüm Ortadoğu'ya gerçek model olur.
Bu girişten sonra tekrar sayın Akyol'un yazısına dönelim ve ılımlı İslam konusu ne zaman gündeme geldi ona bakalım. Verileri, belgeleri, gelişmeleri kısaca özetleyelim:
Ilımlı İslam kuramının temelinde Rand kuruluşu tarafından "Ilımlı İslam Demokrasisi Projesi" adlı çalışma vardır. Sayın Akyol da bu raporu kabul etmekte, hatta rapordan alıntı yapmaktadır.
Bu raporun yazılmasında katkıda bulunanlar M. Abramowitz, G. Fuller, R. Holbrooke, P. Wolfowitz gibi kimisi Amerikan dış politikasının ve kimisi CIA'nın Ortadoğu uzmanlarıdır.

Atatürk'ü ret

Bu rapor sözde "ılımlı İslam demokrasisinin" temel referansıdır. Bu konuda temel fikirler ortaya koyanlardan birisi de ünlü sosyal bilimci Prof. Samuel Huntington'dur.
Huntington 1996 yılının Eylül ayında İstanbul'a geldi ve bir dizi konferans verdi, önerilerde bulundu.
Huntington şunları söylüyordu:
1. Liberal demokrasi, Batı'nın ve Hıristiyan kültürünün bir ürünüdür. Uzakdoğu'da (Güney Kore ve Tayvan) demokratikleşmeye Hıristiyanlar öncülük etti. Demokrasi, Batı kültürünün etkisinde olan ülkelerde daha kolay gelişiyor.
2. Türkiye, Avrupa ile Asya; İslam ve laiklik arasında bölünmüş bir ülkedir.
3. Çoğu uygarlık grubunun bir veya birkaç lider ülkesi var, İslam dünyasının sorunlarından biri de bir lider ülkeden yoksun oluşudur.
Eğer Türkiye, Batılı bir ülke olma ısrarından vazgeçer; modernleşme ve demokrasinin bir İslam ülkesinde de mümkün olduğunu göstermeye daha çok ağırlık verirse, İslama büyük bir model olur.
Bunun için Türkiye'nin Kemalizmi terk etmesi, İslam dünyasına geri dönmesi gerekir. Rusya'nın Lenin'i reddetmesinden daha şiddetli olarak Türkiye de Atatürk'ü reddetmelidir.
4. Demokrasinin mutlaka laik bir temele dayanması gerekmez. İslam ile demokrasi bağdaşabilmelidir.
Bir sosyal bilimci olan Huntington'un önerileri ne derece çarpıcı değil mi? Atatürk'ü reddetme önerisini daha sonra AB sözcülerinin her vesile ile tekrarladığını unutmayalım. Huntington, "demokrasinin mutlaka laik bir temele dayanması gerekmez" yargısını ileriye sürerek aslında Batı dünyasının demokrasi kuramını temelinden sarsıyor, kendi bilimsel geçmişini ABD'nin çıkarlarına alet ediyordu. Çünkü, laiklik ilkesi olmadan, dinle devletin alanları birbirinden ayrılmadan demokrasinin gerçekleşmesi olanaksızdır.

ABD'nin söylemleri

Huntington'un İstanbul'daki konferansı çok ses getirdi, tartışıldı ve AKP'nin siyasal iktidarının bir ölçüde düşünsel temellerini oluşturdu.
İşte o dönemde, ABD Başkanı Bush'un Başdanışmanı olan Condoleezza Rice'in Washington Post'ta 7 Ağustos 2003'te (Transforming Middle East) "Ortadoğu'nun Dönüşümü" adlı makalesinde Büyük Ortadoğu Projesi'nden (BOP) söz ediliyor ve bu bölgede yer alan 22 ülkede rejimlerin ve sınırların değişebileceği açıklanıyordu.
Aynı zaman diliminde, bu kez ABD'nin Silahlı Kuvvetler dergisinde Albay (E) Ralph Peters'in yazdığı "Daha İyi Bir Ortadoğu Nasıl Görülür?" adını taşıyan makalede, Ortadoğu'nun sınırlarının doğal olmadığı, daha adil bir yapılandırmayla sınırların değiştirilmesi gerektiği savunuluyordu. Makaleye eklenen haritada ise, ABD'nin siyasal ve ekonomik hedeflerini taşıdığı hemen görülüyordu.
Bu makale ve haritanın tesadüfen ya da denetlenmeden, ABD Silahlı Kuvvetler dergisinde yer aldığını ileri sürmek, herhalde saflığın ileri derecede örneğini oluşturur.
Bu gelişmeler sürerken ılımlı İslamın ABD'nin resmi söylemine girdiğini de görüyoruz.
En ilginç örnekler şunlardır:
Türkiye hakkında "ılımlı İslam cumhuriyeti" nitelemesini, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell yaptı (Mart 2004). Alman ZDF TV'de Irak'ın geleceğini konuşurken Powell, "Irak'ta da diğer İslam cumhuriyetlerindeki, Türkiye ve Pakistan'daki gibi bir İslam cumhuriyeti olacak. Ancak bu bir anayasal çerçevede olacak ve şeriat hukuku, Kuran hukuku, yasaların temel kaynaklarından biri olacak."
Kuşkusuz, bu sözler büyük yankılar oluşturdu.
Powell görevden ayrılıp, Rice Dışişleri Bakanı olunca; Ortadoğu ülkelerini ziyaret dönüşü (Ocak - Şubat 2005) Fransa'da Dışişleri Bakanı Barnier'le görüşürken "İslamla demokrasinin yan yana yaşayabileceğini ve ABD'nin BOP'un Ortadoğu'ya demokrasi getirmek" amacında olduğunu belirtti, bu konudaki itirazları karşılamak için de "İşte yüzde 99'u Müslüman olan Türkiye" diye örnek gösterdi.
28 Ocak 2004'te ABD Başkanı Bush ve Erdoğan'ın Beyaz Saray'da yaptığı görüşmenin ardından, Türkiye'nin BOP'a destek verdiği ve bu projede anahtar rol oynayacağı açıklandı.

TSK'nin görüşü

2004'ün Mart ayında ise, TSK'de kendi görüşünü Washington'da açıkladı. O sırada Genelkurmay 2. Başkanı olan Org. İlker Başbuğ, Türkiye'nin BOP'ta örnek gösterilmesini şöyle değerlendiriyordu:
"Hem laik devlet, hem de ılımlı İslam bir arada olmaz. Türkiye, anayasasının 2. maddesinde yer aldığı gibi laik, demokratik sosyal bir hukuk devletidir... Bazı çevreler Türkiye ılımlı İslam diye kavramlar üretiyorlar. Hem laik bir devlet hem de ılımlı İslam devleti bir arada olmaz... Türkiye böyle kuruldu, böyle devam edecek."
Bu gelişmeler sürdü, 5 Temmuz 2006'da ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Rice ve Abdullah Gül, "Türk - Amerikan stratejik ortaklığını ileriye götürmek için ortak vizyon" adını taşıyan belgeyi birlikte açıkladılar.
22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra, ABD'nin Dışişleri Bakanı eski Müsteşarı R. Holbrooke'un, Türkiye "Malezya İslam demokrasisi" modeline benzeyecektir biçimindeki konuşmasını ve bu açıklamanın yarattığı kuşku ve tartışmaları unutmayalım.
Yeni muhafazakârların (neo-con) ve kimi Batılı stratejistlerin ılımlı İslamdan tam olarak anladığı nedir?
Çeşitli tanımların ortak paydası ve genel tanım şudur:
"Batılı değerlerle uyumlu, Batı ile çatışma potansiyeli taşımayan, siyasal olarak ABD'nin gereksinimlerine göre düzenlenmiş, İslam coğrafyasındaki rejimlerin bu amaca uygun olarak değiştirilmesinin öngörüldüğü bir kavramsal çerçevedir."
Ilımlı İslam konusundaki çalışmalar hiç durmadan sürmektedir.
Rand kuruluşu bu yılın haziran ayında da, "Türkiye'de Siyasal İslamın Yükselişi" başlıklı yeni bir rapor yayımladı.
Bu raporda, AKP'den yana olumlu görüşler ve koşullanmalar görülüyor. Raporun tanıtımı, 23 Haziran 2008'de Washington'da Fethullah Gülen'in onursal başkanı olduğu "Rumi Forum" adlı kuruluşta yapıldı. Raporda "laiklik ve dindarlar" çelişkisi üzerinde duruluyor. Oysa bilindiği gibi, "dindarlar" o derece geniş bir katman ki, aslında adeta bir keskinleştirme özendiriliyor, bu terim belki de "Laikler ve İslamcılar" olmak gerekirdi.

Buna da kısaca değinelim: Dünyanın en stratejik, ancak o derecede karmaşık Ortadoğu bölgesinde ABD çıkarlarını ön planda tutmaktır.
* Bölgedeki petrolü, onun çıkış ve geçiş yollarını kontrol etmektir. ABD bunun için temel olarak şu yollara başvuruyor:
* Bölgedeki Arap ülkelerinde kendi yanında olan kralları kesin olarak desteklemektedir. Bu rejimler gerici, anti-demokratik, faşist imişler, hiç de önemli değildir.
* Batı dünyası, Afganistan'da, aslında özellikle ABD'nin Sovyetler'e karşı önce desteklediği "İslamcı mücahitlerin" "terörist" akımlara yönelmesi sonucu yeni bir düşmanla karşı karşıya geldi: "potansiyel terörist radikal İslamcılar".
İşte buna karşı "ılımlı İslam kuramı" uygulamaya sokulmaya çalışıldı.
Bu teorinin en ilginç izahatını New York Times'ta siyasal yorumcu William Safire yaptı (5 Kasım 2001).
William Safire şöyle diyor: Sovyetler'e karşı soğuk savaşta Çin'i kullandık; şimdi Müslümanlara karşı Türkiye'yi kullanalım.
* Safire, "eski ABD başkanlarından Richard Nixon ile arasat'ta bir röportaj" adını verdiği yazısında ustaca bir yöntem kullandı ve bir ölü başkanın ağzından Amerika'nın stratejik ve taktik hesaplarının ne olması gerektiğini açıkladı.

Türkiye'yi kullanalım

Bu hayali röportajda, eski Başkan Nixon, hayali bir tehdide karşı Başkan Bush ve ekibinin büyük bir strateji geliştirmesini öneriyordu.
- Nedir bu strateji?
- Gerçek düşmanını bileceksin. Bu, sadece Bin Ladin ve onun terörist ağından ibaret değil, tüm İslam âlemini ele geçirmekle tehdit eden bir hareket. Bu sakallılar ve onların daha da tehlikeli resmi sponsorları, Kuveyt ve Suudi petrolünü istiyor. Bu petroller, onlara, sağduyulu Müslümanları ve tüm Hıristiyan ve Yahudi kâfirleri yok etmek hedefine dönük olarak nükleer ve biyolojik silahlar geliştirmek veya satın almak için gereken parayı sağlayacaktır.
- Onları nasıl durduracaksınız?
- Nasıl ki Sovyetler'e karşı Çin kozunu kullanarak Komünist Blok'u böldük, onları da aynı şekilde böleceğiz. Sizin kuşağınızın kozu, güçlü ordusuyla laik Müslüman ülke. Ankara ile Türk sınırını geçip Kuzey Irak'ı ele geçirmek üzere anlaşmak iyi fikir.
Görüldüğü gibi, N. Y. Times yazarı Safire, Sovyetler'i bölmek için Çin'i kullandık, İslamı bölmek için de Türkiye'yi kullanalım diyor. Türkiye'nin oltaya takılması için Kerkük'ün yem olarak kullanılmasını istiyordu. Tanımladığı modelin temelinde Türkleri Araplar ve İranlılarla düşman ederek İslam dünyasını parçalamak stratejisi vardı.
Bu yazıyı daha da uzatmaya gerek yok. Ama biraz da Türkiye hakkında daima modeller üreten ve ilginç stratejiler sunan Graham Fuller'in son kitabından söz edelim. Fuller'ın son kitabı "Yükselen Bölgesel Aktör - Yeni Türkiye Cumhuriyeti" adını taşıyor, ama çok ilginçtir ki kitabın kapağında "yeni türkiye cumhuriyeti" küçük haflerle yazılmış. Bu görsel olanaktan bile yararlanılmış. (Timaş -2008).

Halifelik isteÄŸi

336 sayfalık kitabın içinde kuşkusuz doğru olan kimi yargılar da vardır; ama "Türk İslamının Yeniden Yükselişi", "Türkiye'nin Gelecek Yörüngesi Gibi" bölümler ilginçtir, kitabın takdim yazısında şöyle deniliyor:
"Tam son yirmi yıldır Türkiye'de son derece önemli değişiklikler olmaktadır. Dahası, Türkiye Cumhuriyeti uluslararası politikadaki rolünü tanımlamaya devam ederken ufukta daha fazla değişiklikler belirdiğinden kimsenin kuşkusu yoktur." (s. 9)
Demek ki yeni değişiklikler bekleyeceğiz. Fuller'ın 336 sayfalık kitabını uzun uzun analiz etmeye gerek yok ama.. Halifelikle ilgili aşağıdaki alıntıya ne dersiniz!
"Bugün bile Müslüman dünya, orta yerinde bir şampiyon görmemektedir. Halifeliğin devam eden eksikliği, 21. yüzyılın İslami hareketlerinin çoğunda yeni yankı bulmuştur."
Fuller'a göre İslam'ın bugünkü zayıflığının ve bölünmüşlüğünün temelinde Halifeliğin yokluğu ciddi etki yapıyormuş (s. 65). Sanki Halifelik tüm Müslümanları bir arada tutabilmiş gibi, sanki Araplar I. Dünya Savaşı'nda Halifenin cihad çağrısına uymuşlar gibi. Ama Fuller eski bir tartışmayı tekrar güncele taşımak istiyor. Bu, Türkiye kanalıyla Halifeliği diriltme politikasıdır.
Ilımlı İslam konusundaki çalışmalar hiç durmadan sürmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi Rand kuruluşu bu yılın haziran ayında da "Türkiye'de Siyasal İslamın Yükselişi" başlıklı bir rapor yayımladı. Bu rapor hakkında dünkü yazımızda söz etmiştik.

Sonuç:
ABD, İslamla demokrasinin bağdaştığını Türkiye'de kanıtlamak zorundayız diyor. Peki bu nasıl olacak?
Şurasını iyi bilmeliyiz.
Demokrasi, insan aklının bulduğu en az mahzurlu bir siyasal sistemdir. Bu siyasal modelin işlemesi için en önemli nokta, kutsal din kurallarıyla devlet kurallarının birbirinden ayrılmasıdır. Hukukta, kamu yönetiminde, kamusal alanda din kurallarının değil; laik, çağdaş, evrensel hukuk kurallarının egemen olmasıdır.
Bu olmazsa demokrasi olmaz.
Öncelikle bunu kabul etmeliyiz.
Türkiye Cumhuriyeti kurulurken laik bir sistemde bir ulus devlet amaçlanıyordu. Çünkü İslam, bir din olmanın ötesinde bir yaşam biçimidir. İslam kuralları devletin oluşumundan uzak tutulmadığı sürece ümmetçilik ve kulluk sürer ve uluslaşma gerçekleşemezdi. İslam coğrafyasında, ilk kez laik, ulusalcı, halkçı, demokratik bir devlet oluşturuluyordu.
Bu laik Cumhuriyet modeli, İslam tarihinin en büyük reform hareketidir. Bu nedenle Mustafa Kemal 20. yüzyılın en büyük devrimcisidir. Eğer İslam devletleri, bir model arıyorlarsa, işte model budur: "Laik ilkelere dayalı Türkiye Cumhuriyeti ve onun devamı olan hukukun üstünlüğü ilkesini kabul eden Türk demokrasisi. Başka modele gerek yoktur. Eğer Akyol'un işaret ettiği gibi Arap dünyası ve Pakistan için bir model aranıyorsa, model "ılımlı İslam" değil, model hukuka dayalı laik Türkiye Cumhuriyeti'dir."
Bu veriler uzatılabilir, hatta belgelere dayalı uzun bir kitap yazılabilir, zaten bu konuda birçok kitap yazıldı.
Öyleyse ortada Sayın Akyol'un belirttiği gibi "zihinsel bir kurgu" değil, uygulanan gerçek bir politika vardır. Zaten bu proje için hazırlanan raporları sayın Akyol da zikrediyor.

ABD politikasında yeni durum

Akyol, kanıtlar, veriler var mı diyor, yazısında... Daha ne gibi kanıt olsun, özellikle AB politikalarıyla laiklik ilkesinin koruyucularına yapılan saldırılar göz ardı edilebilir mi? Oysa demokrasi, üzerinde titrenilmesi ve her an savunulması gereken bir sistemdir.
* ABD'nin ve AB'nin Türkiye'nin milli eğitimini altüst eden, Eğitim Birliği tasarısını tahrip eden uygulamalar hakkında bir kez, tek bir kez eleştirel bir yaklaşımda bulunduğu görüldü mü?
Son günlerde Konya'da 18 genç kızın ölümüne neden olan kaçak Kuran kursu hakkında tek bir şey söylendiği duyuldu mu?
* Sanki demokrasi; sadece dört yılda bir yapılan seçimler ve TSK'nin susması, kenara çekilmesi olarak kabul ediliyor.
Siz bu ülkenin tüm Milli Eğitim sistemini bozarsanız, Eğitim Birliği Yasası'nı delik deşik ederseniz, toplumun gereksinmesinden fazla İHL açarak gerçekte bir İslam yönetim sisteminin kök salmasına olanak tanırsanız, tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı, üniversite rektör atamalarında türban yandaşı ve AKP üyesi rektörleri tercih ederse bu gidiş nedir? Normal bir laik demokrasi midir? Yoksa ılımlı İslam referanslı bir yönetim sistemine doludizgin gidiş midir?
Ne var ki, son aylarda ABD yönetiminde "ılımlı İslam" yaklaşımında kimi değişimler olduğu da görülmektedir. Öncelikle ABD, AKP'nin kapatma davasında AB ülkeleri gibi hırslı bir biçimde taraf olmadı. Gerek ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, gerekse Rice "laik demokrasi"ye öncelik verdiklerini belirttiler. ABD Büyükelçisi Ross Wilson da açıkça ABD'nin ılımlı İslam kuramının yanında yer almadığını belirtti.
Bu yazı objektif bir fotoğraf çekme olayıdır. Olayları ve verileri alt alta koyarak gerçeği analiz etmemize olanak tanıma çalışmasıdır.

Kaynak: heddam.com

 



Yorumlar
Ara
yucel  - ILIMLI İSLAM AMERİKAN İSLAMI DEMEK     |78.169.47.xxx |2008-08-24 14:13:41
Ilımlı islam Amerikan islami demek yanı ABD ve batının İslam
çoğrafyasını sömürgeleştırme çabalarına direnmeyen,Suudi tipi İslam
demek,Sömürgeci güçler İslam çoğrafyasını daha iyi sömürmek için
kendilerının kontroledecekleri bir halifeyide başa getirmek
istiyorlar,İslamın tamamen içi boşaltılıp tepkısız bir din yapılacak
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_023.jpg

En Son Yorumlar