|
Haberi dün VATAN’ın manşetinde okudunuz İranlı kadın sanatçı Farahani, hem de Leonardo di Caprio, Russell Crowe gibi dünya sinemasının ünlü iki aktörüyle bir filmde oynama şansını yakalamışken bir sahnede “başı açık göründü” diye yurt dışına çıkış yasağı konmuş.
Filmin çekim aşamasında “senaryonun Farahani’ye göre düzenlendiği ve genç oyuncunun tüm sahnelerde çarşaf giyeceği” söylenmesine rağmen filmin fragmanında çarşafsız görünmesi İran’da deprem etkisi yaratmış. İran basını tepki göstermiş, Kültür ve İslâmi Yaşam Tarzını Koruma Bakanlığı da yasağı koymuş ve uygulamış. Farahani’nin saçları görünür görünmez “İslâmi yaşam tarzını koruyamadığına” karar vermişler. Bu hesapça diğer ülkelere tatile giderken daha uçakta çarşafını çıkarıp şık kıyafetlere bürünen veya plajlarda bikinileri giyip denize giren binlerce İranlı kadının da cezalandırılması gerekiyor. Öyle ya, parklarda kadınları “çarşafın kolu 3 santim kısa, türbanın renkli” diye, erkekleri “blucin giydin, saçın jöleli” diye karakola davet edenlerin buna da el atması lazım. Uçaklara coplu din ve ahlak polisi koymayı ne zaman düşünecekler bakalım. Tabii şimdi “Bize ne, orası İran” diyebilirsiniz. Ama eğer diyorsanız size ahlak polisleri tarafından kovalanmadıkları, din inanç özgürlüklerini ellerinde tuttukları bir ülke bırakan büyük öndere öfke duyarken Ahmedinecad’ın fotoğrafını çekmek, ona dokunmak için yarışanların, Humeyni’nin diktatörlük rejimine özlem duyanların “burada” da çok arttığını hatırlatmak isterim. Aslına bakarsanız bunu yapanların, Ahmedinecad’ı ve Humeyni’yi takdir ederek, yolunu şaşırarak gelinecek noktanın İslâmi Yaşam Tarzını Koruma Bakanlığı ve ahlak polisleri olduğunu unutmaması gerekiyor. Herkes kendi İslâmi yaşam tarzına sahip çıkabilir, bunun için bakanlığa ve polise gerek yoktur. Kur’an’da bile “dinde zorlama olmayacağı” söylenmiştir. Ama işte din yoluyla devlet ele geçirildi mi, din “özünü” de, insan “özgürlüğünü” de, vatandaş “kendi iradesini” de böyle kaybediyor. Kimse bu gidişi durduramıyor. Sonra olay türbanda da kalmıyor, yine Kur’an’da olmadığı halde, hadislere bakarak kadının rolünün “anne ve eş”le sınırlandırılması, mümkün olduğunca çalıştırılmaması ve erkeğe bağımlı kalması, dört eş hakkı, namaz, oruç, içki içmeme, satmama, almama baskıları ve diğerleri arkadan geliyor. Aklınızı başınıza toplayın, din yoluyla ve gerçekmiş gibi ustaca atılan siyasi yalanlara inanmayın. Türkiye’yi aynı sondan koruyan tek şey laik-demokratik rejimidir. Yalanları yutmamak için önce “laikliğin ne olduğunu” okumak, öğrenmek ve doğru anlamak zorundasınız. *** Ya eşin “örtünmeye zorladığı” bilinmiyorsa? Yargıtay, kocanın eşini örtünmeye zorlamanın “sosyal şiddet” olduğuna ve bu durumda koca aleyhine açılan boşanma davasının kabulüne karar vermiş. Daha önce yerel mahkeme tarafından reddedilen davada hüküm böylece değişmiş oldu... Kadınların büyük bir kısmının baba, ağabey, eş gibi aile bireyleri tarafından türban takmaya (veya çarşaf giymeye) zorlandığı açıkça bilinen bir gerçektir. Yalnız Türkiye’de değil, “siyasi” İslâm’ın yükselişe geçtiği, devletin din kurallarına göre yönetilmek istendiği tüm ülkelerde bu misyonun uygulanması hep aynı yöntemle, kadınlar üzerinden yapılmıştır. Bizde bunun en iyi örnekleri ağabeyi tarafından zorla türban taktırılan (ve bunu kendisi anlatan) Emine Erdoğan ile eşiyle evlenir evlenmez tesettüre giren Hayrünnisa Gül’dür. Tabii kız kardeşini, eşini tesettüre zorlayanların kız çocuklarını da bu zorlama dışında tutmayacağı malumdur ki artık bırakın 13-14 yaşı, kız çocuklar itiraz, tepki yaşanmaması için 6-7 yaşında aileleri tarafından Arap usulü giyime alıştırılmaktadır. Yargıtay bu nedenle mahkeme kararını bozarak doğru ve gerekli bir iş yapmış. Ama düşünelim bakalım kaç kadın bu cesareti gösterebilir? Kaçının “boşanma sonrası ortada kalmaktan” veya “dul kadın” olmanın zorluklarına göğüs germekten korkusu yoktur? Diyanet İşleri Başkanları’nın ve en iyi din bilimcilerin “İslâm’ın şartı değil, emir değil, Müslümanlık geldiğinde Arabistan’da başörtüsü zaten vardı” demesine rağmen zorla türbanı “kadının dindarlık ölçüsü” haline getirenler ve erkeklere kadın üzerinde böyle bir baskı hakkı yaratanlar, başta onların liberal (!) destekçileri olmak üzere cevaplasınlar bu soruları. İlgisiz konularda Demokrasi, demokrasi diye çırpındıklarına göre hangi demokratik ülkede kadınlar için böyle bir baskı mevcuttur, bunun cevabını da vermeleri gerek! *** Laikliğe yeni tarif AKP’yi ne kapatma davası ne de ülkenin aylarca çalkalanıp durması “laikliğin dibini oyma” çabalarından vazgeçirebiliyor. Uzun süredir devam eden laikliğin tanımını değiştirme istekleri ve çabaları bu kez de AB Ulusal Program Taslağı’nda ortaya çıkmış... “Vicdan özgürlüğüne dayalı laiklik” ifadesi kullanıldıktan sonra yine AB desteğini arkalarına almak için bir de “reform” kılıfı uydurulmuş. Laikliğin tanımında zaten din ve vicdan özgürlüğünü sağlamak vardır, amacı budur. Ama her vatandaşın tek tek aynı özgürlüğe sahip olması için devlet ve din işlerinin de karıştırılmaması gerekir. Yine Avrupa ve İnsan Hakları Sözleşmesi’ni hatırlatalım, bu nedenle Sözleşme’de laiklik açık seçik anlatılmış ve “her ülkenin kendi şartlarına göre farklar olabileceği” vurgulanmıştır. Bu yeni ifadeyi “reform” diye yutturma fikrini kimler verdi bilmiyoruz ama AB yutsa bile AİHM yutmayacaktır, onu biliyoruz.
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne