MİSYONERLER / Prof. Dr. Cihan Dura
Cuma, 05 Aralık 2008 10:16

Unutmak ihanettir   Karl Jasper 

Ben “gerçek aydının, halkının belleği olduğu”na inanırım.  Hakikî aydın ülkesinde olup bitene kayıtsız kalmaz, onu takip eder, kovalar. Ülkesine yönelen tehlikeleri teşhis eder, ulusunu uyarır, bilgilendirir.

Gerçek aydının bu yönünü belki de en güzel, Telgrafhane şiirinde Melih Cevdet Anday anlatmıştır: Bu şiir “Uyuyamayacaksın  / Memleketin hali / Seni seslerle uyandıracak / Oturup yazacaksın”  diye başlar ve şöyle biter: “Uyuyamayacaksın / Bir sis çanı gibi gecenin içinde /Ta gün ışıyıncaya kadar / Vakur, metin, sade / Çalacaksın.”

Bir dizi olarak tasarladığım bu yazıda 2004 yılı itibariyle Türkiye’de hangi tehlikeli gelişmelerin meydana geldiğini belli açılardan tespit ediyor ve çabamı iki yönde sürdürmeye çalışıyorum: Önce, derlediğim olaylara dayanarak, genelleme yoluyla bazı hipotezlere ulaşmayı deniyorum. Sonra bu olayların 2006 yılındaki uzantılarını, kazandıkları yeni kapsam ve boyutları belirlemeye çalışıyorum.

Yazı planıma gelince, Türkiye’de 2004 yılında olup bitenleri misyonerler ve Bartho nereye koşuyor, başlıkları altında ard arda sunuyorum. Bu ilk kesimin konusu “misyonerler.” Evet, Türkiye sanki yeni bir Haçlı seferi karşısında. Propagandalar, broşürler, filmler, orada burada açılan kiliseler… Öyle görülüyor ki Türk milletinin yalnız inançları değil, aynı zamanda üniter yapısı da hedefte.

I) BİR HAÇLI SEFERİ GİBİ

Türkiye bir misyoner saldırısı altında... Dalga  dalga geliyorlar. Kasaları, bavulları Amerikan dolarıyla, AB Avro’suyla tıka basa dolu. Çekirgeler gibi, her tarafı kaplıyorlar! Özellikle Karadeniz’de, Güneydoğu Anadolu’dalar. Bir haçlı seferi bu... Bir kuşatma bu... Protestanlar ağırlıkta, merkezleri Almanya’da.  Katolik misyonerler Vatikan’dan yönlendiriliyor.

Herkeste bir “Aman, Avrupa ne der” korkusu... Dizler tir tir,  kimsede ses yok: Ne hükümette, ne muhalefette, ne aydınlarda, ne askerde... Yine o kahrolası Tanzimat kafası... Neymiş, “çağdaş uygarlık”mış; neymiş, batılılaşacaklarmış.

Misyonerler... Hediye paketleriyle, cilt cilt İncillerle, tomar tomar broşürlerle, CD’lerle, kitaplarla geliyorlar. Sınırlarımızdan bir virüs gibi giriyor, çoğalıp yayılıyorlar. İlk hedefleri gençler.... Tesadüfen yakalanırlarsa, kendilerinden emin, gülücükler dağıtıyorlar objektiflere. Bir güvendikleri olmalı. Peki, kim bu güvendikleri? A.K.P. Hükümeti mi? Avrupa Birliği mi, uyum yasaları mı, yoksa Amerika mı?

II) PROPAGANDA, YAYINLAR VE KİLİSELER

1) Tuzaklar, tuzaklar... Propaganda  için ücretsiz filmden tutun, el ilanlarına kadar denemedikleri yol yok bunların. Somut örnek mi istiyorsunuz?  Hz. İsa’yı, Hıristiyanlığı anlatan filmler, yayınlar...  Gazete reklamları yoluyla “ücretsiz” sunulup dağıtılıyor.

Hükümet üç maymunu oynamakta. Kültür ve Turizm Bakanlığı mı, İç İşleri Bakanlığı mı? Ara ki bulasın. Konu Meclis gündemine taşınıyor, ancak sonuç yok.

2)Türkiye’nin dört bir yanında pıtrak gibi açılan kiliseler... Çoğu kaçak... İnanılacak gibi değil: Son bir yıl içinde 21 000 kilise!... Evet bu rakamı, evet bu korkunç rakamı verenler var basında.

Ankara’nın sanayi alanlarından Ostim’de açılan kilise, alenen misyonerlik yapmakta. Birkaç cılız protestodan başka tepki yok.

Bir diğer örnek Isparta’dan... Misyonerler cirit atıyor bu ilimizde de. Bir liseden iki kız öğrenciyi Hıristiyan yapmayı başarmışlar (Atatürk’ün zamanında da böyle bir olay meydana gelmişti de, Büyük Önder bu işi  yapanların kafasına dünyayı geçirmişti).  Hedefleri,  40 kişiye ulaşıp yasal bir kilise açmakmış Isparta’da (40 kişiye ulaşıp sonunda kiliselerini açtılar mı acaba? Araştırıp üzerine yazılar yazmak, fikir ve hukuk mücadelesi vermek görevinizdir ey vatanseverler).

3) Ve Antalya’dan Yalvaç’a bir yol inşaatı, adı “St. Paul Yolu” olacakmış. Projenin adı “AB Life Üçüncü Ülkeler Programı.” Maliyeti 436 bin Avro, paranın yüzde 70’i Avrupa Birliği’nden!  Peki neden Yalvaç? Çünkü: birincisi, misyonerler Isparta’da yoğunlaşmış durumda. İkincisi, Aziz Pavlus ilk vaazını Yalvaç’da vermiş.

4) Öyle şımartılmış ki bu Avrupalı sömürgenler, Türkiye’yi yol geçen hanına çevirmişler. Müzelerimizde bile “âyin” yapılıyor! İki genç doktorumuz anlatıyor: Tarih 30 Ekim 2004... Kapadokya’daki Zelve Açıkhava Müzesi’ndeler. Kayalara oyulmuş, antik kiliselerden birine giriyorlar. O da ne, daha adım atar atmaz donup kalıyorlar: İçerde 25-30 kadar değişik yaşlarda yabancı turist, yanan onlarca mumun eşliğinde, kendilerinden geçmiş, topluca dua ediyor, âyin yapıyorlar. Genç doktorlar araştırıyorlar, soruyorlar yetkililere; hiçbirinin bu gizli âyinden haberi yok, uyuyorlar.

III) ÜNİTER YAPI HEDEFTE

1) Ankara Ticaret Odası bir rapor yayımlıyor: Misyonerlik Raporu... Çalışmaya göre Türkiye’de misyonerliği hortlatan temel faktör, AB’ye  uyum yasaları... Bu doğru… Ancak ben baş sorumlu olarak teslimiyetçi A.K.P. iktidarını görüyorum. Onlar fırsat vermeseler, ne yapabilir elin uğursuzu ülkemize?

Misyonerlik etnik ve dinî ayrımcılığı körüklüyor.  Dolayısiyle asıl hedef devletimizin üniter yapısı. Misyonerlik faaliyeti 300’den fazla kilisede yürütülüyormuş. Kullanılan bir araç da insan hakları ve demokrasi putperestliği...

2) Türkiye’nin nüfus yapısı da hedefte: Örnek olarak, Mardin’in etnik yapısını değiştirmeye yönelik faaliyetleri verilebilirim. Kimi papaz ve misyonerler Avrupa’da yaşayan Hıristiyan Süryanileri Türkiye’ye geri getirmek için bir proje başlatmış. İlk hedefleri bu şehirdeki Süryani nüfusunu 15 bin düzeyine yükseltmek.

3) Misyonerlerin bir projesi de  “Kürtleri İncil ile Buluşturma Projesi.” Bütün dertleri şu : Kürtleri nasıl Hıristiyan yaparız?  Bu amaçla İncil’i üç lehçede tercüme çalışması başlatmışlar, Sorani Kürtçesi ile radyo programları yapıyorlar. Türkçe konuşan Kürtler için de, İncil’i tanıtıcı bir dergi çıkarıyorlar. Kendileri de Kürtçe öğrenmeyi ihmal etmiyorlar. Memnunlar, çünkü Kürtleri hıristiyanlaştırmakta aşama kaydettiklerine inanıyorlar. Bizim Ankara’daki sözde Müslüman hükümet ise derin uykulara batıp gitmiş ya da işine geldiğinden uyur gibi yapıyor.

4) Bu konuda iki anlamlı tespit daha var, aşağıda veriyorum.

-Attila İlhan: “Hıristiyanlığı seçmek, Emperyalizm’i seçmektir.”

-Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Bayraktar: Misyonerler emperyalizmin öncü gücüdür. Misyonerlere kanarak din değiştiren insan sadece dininden değil, kimliğinden ve tarihinden de kopar. Atatürk, misyonerliği yasaklamıştı.

IV) BULGU VE YORUMLAR

Yukarda sunduğum olayları gözlem verisi olarak alıp üzerlerinde kafa yorduğumda başlıca şu bulgulara ve yorumlara ulaşıyorum.

1) Misyonerlik Türkiye için büyük bir tehlikedir. Çünkü gizli ve asıl hedefinin, Türkiye’nin “inanç birliğini ve üniter yapısını bozmak” olduğu görülüyor. Avrupa Birliği bahanesiyle misyonerliği serbest bırakmak büyük bir hatâdır. Bunun özgürlükle, insan haklarıyla, demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur. Onu böyle gösterenler, Derin Merkez’in emrinde görüş ve teori üreten bir kısım satılmış batılı bilim adamları ile onların bu bilim-dışı ürünlerini olduğu gibi Türkiye’ye getiren aktarmacı,  “aydın”lar ve öğretim elemanlarıdır. Misyonerlik tarih boyunca nasıl emperyalizmin çıkarlarının bir aracı olarak kullanılmışsa, bugün de öyledir. Kesinlikle önüne geçilmelidir.

2) Derin Merkez -birçok ülkede olduğu gibi-Türkiye üzerindeki emellerini de türlü araçlar kullanarak gerçekleştirmektedir. Bu araçların en başta gelenin para olduğu söylenebilir. İnsanlarımızı, aydınlarımızı, politikacılarımızı, kuruluşlarımızı, kimi üniversitelerimizi,... para vasıtasıyla satın alıyorlar. Saydığım kimse ve kuruluşlardan bir kısmı bilinçlidir, yaptığının farkındadır. Bunlar Atatürk’ün “dahilî bedhahlar” dediği kesimin içine girer. Bir kısmı ise cehaletinden ya da saflığından dolayı, Türkiye’ye ne kötülükler yaptığının farkında değildir. Bu şahıs ve kuruluşların, her ne amaçla olursa olsun yabancılardan para almaları ya yasaklanmalı ya da sıkı denetim altına alınmalıdır. Atalarımız şu özdeyişleri boşuna söylememiştir:

-Düşmandan para alan, düşmanın kılıcını sallar.

-Para almaya alışan, buyruk almaya da alışır.

-İhsan ile, hür kimse köle yapılır.

3) Türkiye’de Tanzimat kafası yeniden hortlamıştır. Bu kafa Türkiye’yi uyuşturmakta, felç etmektedir. Ne yazıktır ki Türkiye’nin yönetimi epeydir bu kafada olanların eline geçmiştir. Tarih tekerrür etmektedir. Bu zihniyet Batı’nın en büyük yardımcısıdır. Atatürkçüler ve bütün vatanseverler birleşerek Tanzimat kafalılara karşı bütün güçleriyle mücadele etmelidir. Öncelikle Tanzimatçı zihniyetin  mahiyetini ve zararlarını milletimize anlatmanın yollarını bulmalıdır.

4) Türkiye Cumhuriyeti sahipsizdir. En sorumlu kişiler ve kuruluşlar görevlerini yapmıyor. Takip yok, denetim kalmadı, aydınlarımızın çoğu ilgisiz,  vurdumduymaz, ya da idare-i maslahatçı... Türkiye Batı’nın her türlü saldırısına, kullanım ve tasallutuna sonuna kadar açılmış durumda. Sanki gizli bir proje yeniden uygulamaya konulmuş. Bu; Batı’nın, Derin-Merkez’in, tarihin tozlu raflarından indirdiği, yarım kalmış bir proje: Adı, “Türkiye: Batı’nın yeni sömürgesi”...

5) Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi neden tam üyelik havucuyla oyaladığı, uyum yasalarıyla devletin en birleştirici unsurlarını neden hedef aldığı açıkça anlaşılıyor. Uzun vadeli, sinsi bir plan karşısındayız. Bu yukarda andığım tarihî ve yarım kalmış, sonu getirilememiş plan: Hedefi,Türkiye Cumhuriyeti’nin bütünlüğüne ve varlığına son vermek. Avrupa Birliği -daha doğrusu üç azılı sömürgeci, İngiltere, Fransa ve Almanya- bizi içimizden vuruyor; hamiyetsiz, bulundukları mevkilere asla layık olmayan politikacılarımızın, yöneticilerimizin cehaletinden, gafletinden, dalaletinden yararlanarak...

Avrupa Birliği Türkiye’de etnik ve dinî ayrımcılığı körüklüyor. Nasıl? Misyonerlik aracıyla!... Nüfus yapımızı bozmaya çalışıyor. Türkiye’de Hıristiyan nüfusu, azınlıkları artırmaya ve güçlendirmeye çalışıyor (Tabii bu tek saldırısı değil, başkaları da var).

Ve Derin-Merkez uygun zamanı kolluyor. Aralarında “Ergeç o gün gelecek” diye fısıldaşıyorlar. Bekledikleri gün gelince, içimizde yarattıkları Hıristiyan nüfusla Türk-Müslüman nüfus arasında büyük bir çatışma çıkaracaklar. Bir olasılıktır ki Batı tarihî hedefine böyle ulaşacak.

SONUÇ

2004 yılının bazı misyonerlik olaylarının gözleminden, bulgu ve yorumlardan ulaştığım başlıca hipotez ve önerileri aşağıda özetliyorum.

Misyonerlik Türkiye için büyük bir tehlikedir. Misyonerliğin serbest bırakılmasının özgürlükle, insan haklarıyla, demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur. O emperyalizmin başta gelen araçlarından biridir. Kesinlikle engellenmelidir.

• Derin-Merkez’in Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirme araçlarından biri de paradır. Göz kestirilen insanlar, kuruluşlar para ile satın alınıyor. Yabancılardan para alınması yasaklanmalı ya da en azından sıkı denetim altına alınmalıdır.

• Türkiye yeniden Tanzimat kafalıların eline geçmiştir. Türkiye, Derin-Merkez’in her türlü sömürüsüne terkedilmiş bir durumdadır. Eğer böyle giderse, Türkiye Cumhuriyeti’nin yok olması kaçınılmazdır. Vatanseverler mutlaka bir araya gelerek  “Yeni Tanzimatçı”lara karşı bütün güçleriyle bir mücadele başlatmalıdır.

• Yeni Tanzimatçılığın işini kolaylaştıran Avrupa Birliği’dir. Avrupa Birliği -Atatürk’ün Nutuk’ta haber verdiği- “dahilî bedhahlar”la el ele vermiş  uzun vadeli, sinsi bir plan uygulamaktadır. Hedef Türkiye’de etnik ve dinsel ayrımcılığı körüklemektir. Nüfus yapımızı bozmaktır. Hıristiyan nüfusu artırmak ve güçlendirmektir. Zamanı gelince de bir iç savaş çıkarmaktır. Nihai hedef Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına son vermektir.

Evet, şu yadsınmaz bir gerçek: Atatürk’ten ne kadar uzaklaşıyorsak, parçalanmaya da o kadar yaklaşıyoruz.

O’nun her dediğinde, her öğüdünde, her eyleminde bir hikmet vardır.

Atatürk’ün misyonerliği neden yasaklamış olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz.

 

Kaynak: Cihan Dura, Derin Komplo: Türkiye’nin Yeniden İşgali, İleri Yayınları, İst., 2008, ss. 606-610.



Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_015.jpg

En Son Yorumlar