|
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanıp yayınlanmış olan (Nurculuk Hakkında) adlı eserde: Nurculuğun milli ve dini birliği parçalayan zümrecilik olduğu...
Türkiye'nin ve de tüm Türk Dünyası'nın en önemli dış tehdit odaklarından biri olan Fethullahçılarla ilgili tartışmalara nurcular da -sadece Said Nursi'ye sahip çıkmak- noktasından katıldılar. Bir baÅŸka ifadeyle Fethullahçıları hiç savunmadılar. Bireysel anlatımlar, mektuplar, e-posta yoluyla mesajlar, nurcu propagandaya yönelik kitaplar ve nur risaleleri yoÄŸun bir biçimde adeta «yaÄŸdı». Bu defa kiÅŸisel hakaret yoktu; ancak her zamanki gibi dinsel tehdit (dinden çıkma, din düşmanlarına alet olma, din düşmanları ile iÅŸbirliÄŸi vb.) bu yoÄŸun bilgilendirmenin ana temasını oluÅŸturmaktaydı. Bilgilendirme giriÅŸimcilerinin hepsinin ortak tezi ÅŸuydu: Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre nurculuk suç deÄŸildir. Nurcular aleyhine yüzlerce kez dava açılmıştır, ancak BİR TEK MAHKUMİYET KARARI ÇIKMAMIÅžTIR... Bu iddia, nurcuların tüm yayınlarında mevcuttur, keza nurcu kökenli Fethullahçıların yayınlarında da. Aleyhlerinde yargı kararı olmadığı iddiası niçin bu kadar önemlidir nurcular için?!. Bu sorunun cevabını, Cumhuriyetin ilk dönemlerinde, laikliÄŸin kararlı bir devlet politikası olarak yürütüldüğü Atatürk ve İsmet İnönü'nün CumhurbaÅŸkanlığı yıllarında aramak gerekir. 1923-1946 yılları arasında nurcular, nakÅŸibendiler ve diÄŸer ÅŸeriatçı tarikatların herbiri yakın takip altına alınırken, attıkları her adım özellikle savcılar tarafından izlenmiÅŸtir. Cumhuriyet aleyhine herhangi bir suç unsuru saptandığında ise hemen davalar açılmış; suçlular layık oldukları cezalara çarptırılmışlardır. İşte devletin yargı gücünün nefesini sürekli biçimde enselerinde hissetmeye alışmış olan nurcular, Demokrat Partisi döneminde -ilk kez- rahat bir nefes almışlardır. Geride kalan dönemi bir kez daha yaÅŸamamak için de, D.P. ve sonrası dönemlerde gözlerini yargıya, meclise, mülkiyeye, emniyete ve eÄŸitime çevirmiÅŸlerdir. Bir baÅŸka ifadeyle, bu nokta hedeflerde ama özellikle yargıda kadrolaÅŸma, onlar için hayati, vazgeçilmez bir amaç olmuÅŸtur. Elbette bu kadrolaÅŸmayı sadece bir korunma içgüdüsüyle açıklamak hatadır. Devleti ele geçirmek, hiç şüphesiz esas ve nihai amaçlarıdır. Bu itibarla, müritlerinden oluÅŸan hakim-savcı ve bilirkiÅŸilerin marifetiyle aldıkları lehlerindeki kararları bir «övünme», bir «aklanma» nedeni olarak öne sürmektedirler. Haklarında hiç mahkumiyet kararı olmadığı iddiasına gelince, bu utanmazca söylenmiÅŸ koskoca bir yalandan ibarettir. Amaçlarına ulaÅŸmak için yalan dahil her türlü sahtekarlığı ve ihaneti «takiyye» kılıfı altında sergileyen nurculara, arÅŸivimdeki çok sayıda belgeden sadece biriyle cevap veriyorum (diÄŸerleri daha sonra): YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI:  Mehmet (...) ve Tevfik (...) adında iki nurcu, (...) Ağır Ceza Mahkemesi tarafından «hükümetçe yasaklanan nurculuÄŸa ait kitapları muhtelif ÅŸahıslara okumak veya vermek suretiyle laikliÄŸe aykırı olarak nurculuÄŸun propagandasını yapmaktan sanık olarak» yargılanır ve 17.4.1964 gün ve 963/116-964/39 sayılı kararla beraat ettirilir. Ancak, Cumhuriyet Savcılığının temyizi üzerine, Yar-gıtay Birinci Ceza Dairesi anılan kararı bozar. Mahkemenin kararında direnmesi üzerine dava Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gider. İşte Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (20.9.1965 gün ve E. 234/D-1 K. 313, TebliÄŸname:1-1078) kararı, nurcuları tarih ve toplum önünde saÄŸlam mantıki ve bilimsel delillerle mahkum eder. Kararın gerekçesine temel teÅŸkil eden sorular şöyle saptanır: 1- NurculuÄŸun kurucusu Sait Nursi'nin kiÅŸiliÄŸi, hayatı boyunca gerçekleÅŸmesi için uÄŸraÅŸtığı sosyal ve siyasi düzenin mahiyeti, 2- Kur'anın tefsiri ve İslamlığın esaslarının izahı gibi sebepler altında yayınlanmış olan Nur risalelerinin gerçek amacı, bu risalelerde yer alan zararlı akımlar, 3- Nur talebeleri, görevleri, mükellefiyetleri, 4- NurculuÄŸun hakiki müslümanlığa uymayan yönleri, 5- Kanunlarımız karşısında nurculuk ve sanıkların hukuki durumları gibi hususların incelenmesine lüzum ve zaruret hasıl olmuÅŸtur. İşte anılan kararın gerekçesinde bu soruların bilimsel cevapları mevcuttur. Nurcuların yayınlarının yanısıra, bizzat nur risalelerindeki aykırılıklarda kaynak gösterilerek verilir. Keza, Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, Em. Gen. Faruk Güventürk, Dr. Çetin Özek, İlahiyat Fakultesi'nden Dr. Neda Armaner gibi araÅŸtırmacıların eserlerine sık sık atıfta bulunulur. İşte laik Türk hukukunun göstergesi olarak kabul edilebilecek bu muhteÅŸem gerekçeli karardan bazı alıntılar: SAİT NURSİ'NİN CEHALETİ VE İDEOLOJİSİ Evvelce Said'i Kürdi olarak tanınıp bu ünvanı kullanan ve soyadı kanunundan sonra doÄŸduÄŸu Bitlis'in Nurs köyüne izafetle Nursi soyadını alan Sait Nursi, yarı cahil, okuyup yazmasını bilmez bir adamdı. Nur risalelerinden Tiryak adlı risalenin 68'nci sahifesinde kendisi de bu hususu itiraf etmekte ve risalelerini yardımcılarına (Nur ÅŸakirtlerine) yazdırdığını bildirmektedir. Eski Åžeyhülislamlardan Mustafa Sabri Efendi tarafından yazıldığı bildirilen (Tuhfetürreddiye Ala Mezhebi Saidi Kürdiye) adlı risalede (okur, fakat yazamaz, imla bilmez, seksen sene içinde yaÅŸadığı Türk Milletinin lisanına bile hakkıyla vakıf olamamıştır) denilmektedir. MeÅŸrutiyetin ilanından sonra Bitlis ve havalisinde ÅŸeyhlik faaliyetinde bulunmuÅŸ, sonra İstanbul'a gelerek siyasete atılmış ve (İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti) kurucuları arasında faaliyet göstermiÅŸtir. «İttihad-ı Muhammedi» den ne kast ettiÄŸini Hutbe-i Åžamiye adlı risalenin 84'ncü sahifesinde ÅŸu ÅŸekilde açıklamaktadır: «İttihadı İslam olan İttihadı Muhammedi dediÄŸimiz vakit umum müminlerin mabeyninde bilkuvve veya bilfiil sabit olan İttihat murattır. Yoksa İstanbul ve Anadolu'daki cemaat murat deÄŸildir. Amma bir katre su da ÅŸudur. Bu ünvandan tahsis çıkmaz, tarifi hakikisi şöyledir: Esas temel ÅŸarktan garba, cenuptan ÅŸimale mümted ve merkezi haremeyni ÅŸerifeyn ve ciheti vahdet tevhidi ilahi peyman ve yemini iman, nizamnamesi sünneti ahmediye, kanunnamesi evamir ve nevahii ÅŸer'iyye-kulüp ve encümenleri umum medaris, mesacit ve zavaya o cemaatin ilelebet ve muhallet naÅŸiri efkarı umum kulübü islamiye ve her vakit naÅŸiri efkarı baÅŸta Kur'an ve tefsirleri (ÅŸimdi risale-i nur). Yine mektubat adlı risalede «azametli, bahtsız bir kıt'anın, ÅŸanlı talihsiz bir Devletin, deÄŸerli sahipsiz bir kavmin reçetesi ittihadı islamdır» diye yazılı bulunmaktadır. (Mektubat, DoÄŸuÅŸ ltd. Mat., Ankara 1958, s.436) Said Nursi, 31 Mart vak'asından önce DerviÅŸ Vahdeti ile münasebet kurmuÅŸ o zaman yayınlanan Volkan Gazetesinde çıkan yazıları ile 31 Mart vak'asını körüklemiÅŸtir. Volkan Gazetesi, 5 Åžubat 1908 tarihli 49'ncu sayısından itibaren (İttihad-ı Muhammedi) fırkasının yayın organı, mürevvici efkarı olduÄŸunu baÅŸlığı altında ilan etmiÅŸtir (Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, İslamcılık Cereyanı, s.119, 121). SAİD NURSİ VE KÜRTLÜK Said Nursi, yine o tarihte (kürt Teali Cemiyeti)ne girmiÅŸ, 1327 tarihinde (1911) yayınladığı bir kitabın gerekçesinde «Uyan ey Selahattini Eyyubi'nin torunları kürtler» diye kürtleri, Türkler aleyhine tahrike gayret etmiÅŸtir. (Güventürk, NurculuÄŸun İçyüzü, s.107). Mektubat adlı risalede, kendisinin Türk olmadığını, Türklük ile münasebetinin bulunmadığını, Türkiye'de kürt milleti diye ayrı millet mevcut olduÄŸunu ileri sürerek memleketin birliÄŸini bölücü hareket ve faaliyette bulunmaktan çekinmemiÅŸ ve (Türkçe kamet et diye benim gibi baÅŸka milletten olanlara teklif etmek hangi usuldendir. Evet hakiki Türkler pek hakiki dostane ve uhuvvetkarane münasebettar olduÄŸum halde böyle sizin gibi frenk meÅŸreblerin... Türkçülüğü ile hiç bir cihetle münasebetim yoktur. Nasıl bana teklif ediyorsunuz, hangi kanun ile eÄŸer milyonlarla efradı bulunan ve binlerce seneden beri milliyetini ve lisanını unutmayan ve Türklerin hakiki bir vatandaşı ve eskiden beri cihat arkadaşı kürtlerin milliyetini kaldırıp onların dilini unutturduktan sonra belki bizim gibi ayrı unsurdan sayılanlara teklifiniz bir nevi usulü vahÅŸiyane olur. Yoksa sırf keyfidir. EÅŸhasın keyfine tebaiyet edilmez ve etmeyiz) diye yazdığı görülmüştür «Mektubat...s.339». Yine Sait Nursi, o tarihte (Kürdistan Azmi Kavi) Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli kürt kıyafeti ile boynunda dürbün, belinde kama ve tabanca İstanbul'a gelerek Cuma selamlığında PadiÅŸah'a cemiyetin Sait imzası altında yazdığı ve esası kürtçe tedrisat yapacak mektepler açmaÄŸa dayanan ariza takdim etmesinden dolayı bir müddet tımarhaneye konulup affedilmiÅŸtir. ATATÜRK DÜŞMANLIÄžI Sait Nursi, İstiklal Savaşı sırasında Ankara'nın (halife)yi kurtaracağına inandığı için Ankara'ya gelmiÅŸ, laik bir devlet rejimi ve Cumhuriyetin kurulması üzerine Atatürk'e kızarak Van'a gitmiÅŸtir. Kendisi bu olayı şöyle özetlemektedir: (GarplılaÅŸmak bahanesi altında Åžeairi İslamiye aleyhinde bir cerayan hissettiÄŸimden Ankara'dan ayrıldım) demektedir (Münazarat, s.4)... Said Nursi, laik bir Devlet rejimi kurduÄŸu için Atatürk'e düşman kesilmiÅŸ, onu Åžualar adlı risalenin bir çok yerlerinde Ebusüfyan ve Deccale benzetmiÅŸtir. Barla Mektupları adlı risalenin 53'ncü sahifesinde Atatürk'ü kastederek şöyle demektedir. (Tek gözlü Deccal, ya iman et, yahut bütün dünyanın maskarası olacaksın) (Dr. Neda Armaner, İslam Dininden Ayrılan Cereyanlar -Nurculuk adlı esere müracaat). Sönmez adlı risalenin 21 ve 22'nci sahifelerinde yine Atatürk hakkında ÅŸu cümleler yer almaktadır: (Ayasofya camiini puthaneye ve meÅŸihat dairesini kızlar lisesine çeviren bir adamı sevmemenin bir suç olması imkanı var mı?)... 1928 (1924) yılında vuku bulan Åžeyh Sait isyanı ile ilgili görülmüş, İsparta'daki ikameti sırasında dini siyasete alet ve Devletin dahili emniyetini ihlal suçlarından EskiÅŸehir'de yapılan duruÅŸması sonunda bir seneye mahkum olup cezasını çektikten sonra Kastamonu'da ikamete memur edilmiÅŸtir (Güventürk, NurculuÄŸun İçyüzü, s. 106) DENGESİZLİĞİ VE SAHTEKARLIÄžI Sait Nursi, keramet sahibi olduÄŸunu iddia etmekte ve bunu her fırsat ve vesilede ileri sürmekten çekinmemektedir. Kapalı kapılardan kimseye görünmeden çıktığını, hapishanede iken camide namaz kıldığını, hiçbir ÅŸey yemeden yaÅŸayabildiÄŸini, kendisine gaipten sesler ve ihtarlar geldiÄŸini, asırlarca önceden din büyüklerinin kendisi ve eserleri hakkında müjdeler verdiklerini, Kur'an-ı Kerim'deki Nur süresinin kendisi hakkında nazil olduÄŸunu (Ya Eyyühel Müzemmil) ayeti kerimesinin Ey Saidi Kürdi demek olduÄŸunu ileri sürmek suretiyle aklın ve bizzat İslamlığın kabul etmeyeceÄŸi iddialarda bulunmaktadır (Asayı Musa, 1949; Özek, s.246) Bediüzzaman Cevap Veriyor adlı risalede ÅŸu satırlar yer almıştır: (Hiç bir geliri olmadığı ve kimsenin hediye ve ikramını kabul etmediÄŸi halde ne ile ve nasıl yaÅŸadığı sualine karşı, bereket ve ikram-ı ilahiye ile yaÅŸadığı, Kur'an hizmetinin kerameti olarak erzak hususunda ikram-ı ilahiye'ye mazhar olduÄŸu kaydedildikten sonra bir gün Süleyman adlı bir misafir ile birlikte daÄŸda yalnız kaldıkları ve yiyecek hiç bir ÅŸeyleri bulunmadığı sırada misafirlerine ne ikram edeceÄŸini düşünürken altında oturduÄŸu aÄŸacın dalları arasında koca bir ekmek peyda olduÄŸunu ileri sürmekte ve 20-30 gündür hiç bir insanın o tepeye çıkmamış olduÄŸunu ilave etmekten de geri kalmamaktadır (Bediüzzaman Cevap Veriyor, Ankara, 1960, s. 113-114) Sait Nursi'ye göre, araba ile dolaşırken bir yaşındaki küçük bebekler bile koÅŸup elini öperlermiÅŸ. «Hanımlar Rehberi, s.105». Zülfikar adlı risalede hayvanların bile Nur risalelerine hayran kaldıklarını söyleyecek kadar ileri gitmiÅŸtir. (Dr. Armaner, NurculuÄŸun İçyüzü, İlahiyat Fakültesi yayınlarından, s.8). Sait Nursi, bütün ömrünce DoÄŸu'da Nur risalelerini tedris için bir medrese kurmak hevesiyle yaÅŸamıştır. Bu medresenin adı Medresetüzzehra olacaktır. Bu medrese, Kahire'deki Camiülezher'in kızkardeÅŸidir. Öğretim dili bakımından da (Lisanı Arap vacip, kürt caiz, Türk lazım) demektedir. «Münazarat, s.131, Dr. Çetin Özek, Türkiye'de Gerici Akımlar ve NurculuÄŸun İçyüzü, s.249-250». Sait Nursi'ye göre bu ÅŸark üniversitesi geleneÄŸe dayanacaktır. GarplılaÅŸma ve medeniyete ait tez bu üniversitede yer almayacaktır. İstanbul Üniversitesi'nde de bir Nur Medresesi yani Medresetüzzehranın açılması lazımdır (Gençlik Rehberi, 1951, s.77; Özek, ...s. 250-251) Yine Gençlik Rehberi adlı risalenin 50'nci sayfasında (Eski Medreselerde 5-10 seneye mukabil inÅŸaallah Nur medreseleri 5-10 haftada aynı neticeyi temin edecek ve 20 senedir ediyor, hem Hükümet bu millet ve vatanın hayatı dünyeviyesine pek çok faydası bulunan bu Kur'an lam'alarına ve Kur'an dellalı olan risalei Nur'a deÄŸil iliÅŸmek belki tamamı ile terviç ve neÅŸrine çalışmaları elzemdir ki, geçen dehÅŸetli günahlara kefaret ve gelecek ÅŸiddetli belalara ve anarÅŸiliÄŸe karşı bir set olabilsin) diye yazılıdır (Said Nursi, Gençlik Rehberi, İstanbul Sinan Mat. 1959, s.50) Kisvenin imanla bir alakası olmadığı halde Sait Nursi, hayatında ÅŸapka giymemekle övünmektedir. (Asayı Musa) adlı risalenin 136'ncı sayfasında (28 sene gavurlara benzememek için inziva ihtiyar eden bir islam fedaisi ve hakikat-ı Kur'aniyenin fedakar hizmetkarına denilse ki, sen kafirlerin papazlarına benzeyeceksin, onlar gibi başına ÅŸapka giyeceksin, bütün İslam ulemasının icmaına muhalefet edeceksin, yoksa ceza vereceÄŸiz denilse, elbette öyle her ÅŸeyi Hakikat-ı Kur'aniyeye feda eden bir adam deÄŸil dünya evi hapis veya iÅŸgence, belki parça parça bıçakla kesilse, cehenneme de atılsa, katiyyen yüz ruhu da olsa bütün bu tarihçei hayatının ÅŸahadeti ile feda edecektir) diye yazıldığı görülmüştür. Sait Nursi'ye ve Nurculara göre, kadınların örtünmesi bir islami adettir. Kadınların örtünmesine karşı açılmış mücadele Türk kadınının haysiyetine karşıdır (Lem'alar, Ankara, 1957, s.25; Tesettür risalesi, s.84-192). AKIL-MANTIK-BİLİM VE TEKNİK DÜŞMANLIÄžI Fennin ve medeniyetin bir icadı olan ve nasıl çalışıp iÅŸlediÄŸi artık herkesçe bilinen radyonun Saidi Nursi'ye göre mahiyeti de şöyledir: (Radyo bilbadehe kudret-i ilahiyenin bir cilvesidir ve o cilvenin kürre-i havaya umumca temsil eden bu gelen hadis-i ÅŸerifin meali gösteriyor, şöyle ki: Bir melaike var, kırkbin başı var, her başında kırkbin dili var, her dilde kırkbin tesbihat yapıyor. 64 Tirilyon tesbihat aynı anda söylüyor. Demek kürre-i hava bu melaike gibidir. Yani bu melaikenin tesbihatı adedince her kelimei tayyibe hava sayfasına yazıyor. Kürre-i hava diyor ki, bu hadis benden veya buna benzer memur meleklerden haber veriyor, külli bir ÅŸuurla yapılan bu iÅŸ yalnız tek bir zerrenin vazifesi ne bana yani kürre-i havaya ve ne de bütün eÅŸyaya vermesi hiç bir ciheti imkanı yok, demek her yerde hazır nazır, ahadiyet cilvesiyle ve içinde ihatalı bir irade, muhit bir ilim bulunan bir kudret-i ezelliyenin cilvesidir. Buna milyonlar ÅŸahitlerden birisi radyodur (ihlas Dergisi, 1964, Nu.9, s.3..) Sait Nursi'ye göre elektrik kontağı ve meteor hadiselerinin fenni ve fizik ilmine uygun açıklaması dine aykı-rıdır, dinsizliÄŸin ifadesidir. Bu ve buna benzer olaylar ilahi kudretin varlığının delilidir ve onun niÅŸanesidir. Bunların hepsi Kur'anda vardır ve fizik kanunlarına göre açıklama yapmak Kur'anın kudretine, hikmetine aykırı düşmektedir (Sait Nursi, Ramazan Risalesi, s.1-15..) Yine Sait Nursi'ye göre her ÅŸey, her zerre Allah'a ibadet eder, mesela pusulanın Kabe'deki Hacer'i Esvet'i iÅŸaret ederek titremesi, namaz kılmasıdır (Tiryak, s.116). YARGITAY CEZA GENEL KURULU'NUN KARARA ESAS ALDIÄžI BAZI FİKİR VE CÜMLELER Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Nur risalelerinde dikkate aldığı bazı cümleler ile bunlardan çıkan ana fikirler ise özetle şöyle belirtilir: «Nur risaleleri 130 kadar olup dava konusu dosyada bulunanların yalnız (Asayı Musa), (Mesnevii Nur'iye), (Gençlik Rehberi), (Mektubat), (Tiryak), (Hubbei Åžamiye), (Hanımlar Rehberi), (İki Mekteb-i Musibetin Åžahadetnamesi veya Divan-ı Harbi Örfi), (Barla Hayatı), (Bediüzzaman Cevap Veriyor), (Lem'alar), (Bize Nurcu Diyenlere Diyoruz ki), (El-Hüccettüzzehra), (Ramazan Risalesi) ve (Sönmez) adlı risalelerden ibaret olduÄŸu anlaşılmıştır. Kur'an tefsiri ve islamlığı izanı maksadı altında yayınlanmış olduÄŸu ileri sürülen bu risalelerin gerçek amaçlarına nüfuz edebilmek için bunların hepsinin teker teker ele alınıp dikkatle incelenmesi ve Nurculuk konusunda yazılmış eserlerin ve yazıların gözden geçirilmesi icabetmektedir. Nur risalelerinde yer almış olan aÅŸağıdaki fikir ve cümlelerin üzerinde önemle durmak gerekmiÅŸtir. 1. NurculuÄŸun esasi fikirleri, maddiyatçı ve tabiatçı modern felsefeyi reddetmekte, dünyanın geçiciliÄŸi, ahiretin gerçekliÄŸi fikrini telkin etmekte, netice olarak da bütün dünya saadetlerini insanlara haram etmektedir. 2. Nurculara göre laik bir devlet düzeni ÅŸeriata aykı-rıdır: Türkiye kuruluÅŸu itibariyle dinden uzak kalmış ve dine karşıdır. Laiklik ile dinsizlik arasında bir fark yoktur. Hristıyanlık dünyevi esaslara sahip olmadığı için din ile dünya iÅŸleri birbirinden ayrıdır. Reform hrıstiyanlıkta mümkündür. Türk devrimleri dahi hristiyan reformunun bir taklidinden ibarettir. Zira islamiyet hiç bir reforma ihtiyaç göstermeyecek derecede mükemmeldir. (Mektubat,... s:401) 3. Laik cumhuriyetçi düzen 20 senelik inkılaplar sonucu doÄŸmuÅŸtur ve dini müthiÅŸ sadmeye maruz bırakmıştır. (Münazarat, s. 135-141)... 4. Atatürk İdaresi, hadislerde gösterilmiÅŸ bulunan dehÅŸetli ahir zamandır. Dinsizlik, konünistlik, ifsat komitelerinin faaliyet yıllarıdır. (Said Nursi, Sözler, 1957, s. 143)... 5. Türkiye genel olarak Ezan-ı Muhammedi'nin yasak edildiÄŸi, bidatların zorla topluma kabul ettirildiÄŸi bir devre yaÅŸamıştır. Devrim kanunları muvakkattır ve hrıstiyanlık kanunlarıdır.(Said Nursi, Tiryak,...s. 65)... 6. Türkiye'nin siyasi rejimi Nur Saadetini söndürmeye çalışmaktadır. Kemalistler seviyesiz, anarÅŸist kimselerdir. (Said Nursi, Münazarat. s. 17)... 7. Devlet, İslamın siyasi prensiplerine göre teÅŸekkül etmelidir. Bütün hayatı nizamı onda mevcuttur.( İhsan Emci, Aradığımız Åžuur, Mart 1964. Nu:8)... 8. Alem-i İslamda yapılacak devrimler islamiyetin desatirine uygun olmak mecburiyetindedir, aksi halde gayri meÅŸrudur. Bu bakımdan Meclis, aynı zamanda hilafet görevini de görmelidir. (Said Nursi, Mesnevi-i Nur'iyye, s.80-82)... 9. Åžahs-ı Manev-i Hükumetin müslüman olması gereklidir. (Said Nursi, Hutbe-i Åžamiye, s. 80) 10. Türk Devleti'nin dini islamdır ve bunun vikayesi milletimizin maye-i hayatiyesidir. Hükumet, islamiyet ve din için hizmet edecektir. (Said Nursi, Münazarat, s. 18) 11. Müslümanlara Kur'an dışında bir anayasa lazım deÄŸildir. 1347 (1931) Tarihinde felsefenin tahakkümü ile bu dindar millet ehemmiyetli tahavvüllere düçar kılınmış ve Anayasa'da devlet dininin islam olduÄŸu konusundaki hükmü kaldırmıştır.Bu ÅŸekilde gerçek kanuni esasi tatbik edilmediÄŸi gibi Kur'anda belirtilen ÅŸeri inkılap da tahakkuk ettirilmiÅŸtir. Halbuki Kur'an cumhuriyet anayasası gibi bir kaç kiÅŸinin iradesinin deÄŸil ilahi bir iradenin sonucudur. İlahi bir kanuni esasidir. (Said Nursi, Zülfikar-ı Mucizatı İslamiye ve Kur'aniye, Kısım 1, Mücizatı Kuraniye, s. 191-193, Tiryak, s. 65 Dr. Önek, .... s. 264) 12. İslamiyete ve hakikatı Kur'aniyeye karşı, mürtedane mücadele eden, bir dessas zındıktır ki, bize hücum etmek için istibdadı mutlaka Cumhuriyet namı vermekle irtidadı mutlaka-i rejim altına almakla sefahat-ı mutlaka medeniyek takmakla cebri keyf-i küfriye kanun namı vermekle bir isdibdadı askeriye ve dalalet kurmuÅŸtur. (Sadi Nursi, Sönmez, s. 21-22-48)... 13. Sait Nursi milliyete ve milliyetçilik fikrine düşmandır. Ona göre milliyetçilik islam birliÄŸine manidir. Nurculara göre milliyetçilik bolÅŸevizm ve sosyalizme karşı mücadele edecek kuvvette deÄŸildir. MilliyetçiliÄŸin bu zayıflığına karşı islam milliyetçiliÄŸi bolÅŸevizmi, sosyalizmi, anarÅŸizmi önleyecek kuvvettedir. (Bediüzzaman cevap veriyor... s. 47-51)... 14. İslam devleti için tek milliyet islam milliyetidir. İslam devleti sonunda bütün dünyayı hakimiyetine alacak ve İslam yapacaktır. Bu dünya milleti hayat-ı maneviyeye dayanacak ve mecra-ımesai-i ÅŸer'iyye ile açılacaktır. Bu İslam devleti de hakimiyet-i İslamiye ve milliye altında ittihadı muhammadiye dairesinde olan ÅŸeyh-i risale-i nur sayesinde kurulacaktır. (Said Nursi, Münazarat, s. 90-100)... 15. İttihad-ı İslam umum askere ve umum ehli islama ÅŸamildir. Hariç kimse yoktur. (Said Nursi, Hutbe-i Åžamiye, s. 91) 16. Hutbe-i Åžamiye'de millet-i İslamiyenin sebebi saadeti yalnız ve yalnız hakiki İslamiye ile olabilir ve hayatı ictimaiyesi ve saadeti bünyevisi ÅŸeriatı islamiye ile olabilir, denildikten sonra mesela ÅŸeriat hükmüne göre hırsızların ellerinin kesilmesindeki hikmet ve faideden bahsedilmekte ve iÅŸte ( bu cüz'i sirkat meselesine dair külli ve ÅŸumullü ahkam-ı ilahiyye kıyas edilsin, anlaşılsın ki, saadet-i beÅŸeriyede dünya adalet ile olabilir) diye yazılmaktadır. ( Hutbe-i Åžamiye, s.66-67)... 17. Said Nursi'ye göre islamiyet devletinin Mekke-i Mükerremesi ceziret-ül Arap olacaktır. Bu arada Osmanlılık da bir Medine-i Münevvere ÅŸeklini alacaktır. İslamiyeti bir ittihadı fikir teÅŸekkül ettirecektir. Bu fikri Türkiye'de gerçekleÅŸtirmek görevi medresetüzzehraya düşmektedir. Kurulacak nizam islami esaslara dayanacaktır. Araplar ikisi bir araya geldi mi kavga etmeden duramayan, yıllarca esir yaÅŸamaya alışmış millet de bu islam devletinin en hakiki unsuru olacaktır. (Said Nursi, Münazarat, s. 109-131) 18. İslam dininde inkılap yapmak ÅŸeriat alehtarlığı olduÄŸu için islamiyetin desatirine aykırı, devrimler de islamiyete aykırıdır. (Said Nursi, Mektubat. s. 403) 19. Çok kadınla evlenmek islami olduÄŸu için caiz ve ÅŸarttır. Teaddüdü zevcat, tabiata, akla, hikmete muvaffıktır. (Said Nursi, Hanımlar Rehberi, s. 57 20. Benim tesettür, ırsiyet, zikrullah ve teaddüdü zevcat hakkındaki Kur'an'ın sarih ayetlerine, medeniyetin ettiÄŸi itirazlara karşı onları susturacak tefsirindir. (Sait Nursi, Tiryak, s. 60) 21. Nurculara göre bugünkü aile sistemi de medeniyet fantazisinden ibarettir. Aile saadeti ancak daire-i ÅŸeriattaki adab-ı islamiyet ile mümkün olacaktır. Kadının erkeÄŸinden boÅŸanabilmesi islami esaslara aykırıdır. Åžer'i evlenme ise bu imkanı ortadan kaldıracaktır. (Said Nursi, Kadınlar Taifesi ile bir muhavere, s.7)... 22. Said Nursi faizin yasak edilmesini istemekte, sınıf kavgalarının ortadan kaldırılması için bankalar kapatıl-malı, riba yasak edilmeli, Kur'an kadına üçte bir hisse vermektedir. Medeniyetin kadına erkek kadar hisse vermesi adaletsizliktir. (Said Nursi, Zülfikar, 1945, s. 38-39) 23. Said Nursi, Hanımlar Rehberi adlı risalenin 37. sayfasında, her zaman çıktığı Ankara kalesinden etrafı seyrederken, hilafet ve saltanatın vefatını hatırlayarak duyduÄŸu teessür ve hüznü ifade ettiÄŸi görülmüştür. 24. Yine Sadi Nursi, Tiryak adlı riselenin 27. sayfasında «garp uleması ve filozofları itiraf ve ikrar etmiÅŸlerdir ki, islamiyetin kanunları yüksek bir tarzda alem-i islamın ıslahına kafidir» diye iddia edilmiÅŸtir. 25. 13 asır evvel ÅŸeriat-ı garra teessüs etteÄŸinden ahkamda Avrupa'ya dilencilik etmek din-i islama büyük bir hıyatettir ve ÅŸimale müteveccihen namaz kılmak gibidir. (Said Nursi, Hutbe-i Åžamiye, s. 79) 26. EÄŸer beÅŸer çabuk aklını başına alıp adalet-i ilahiye namına ve hakaik-i islamiye dairesine mahkemeler açmazsa maddi ve manevi kıyametler baÅŸlarına kopacak, anarÅŸilere, yecüc ve mecüclere teslim-i silah edeceklerdir diye kalbe ihtar edildi. (Said Nursi, Hutbe-i Åžamiye, s. 67) 27. Zahiren hariçten cereyan eden Maarif-i cedidenin bir mecrası da bir kısım ehlimedrese olmalı da gıllü gıştan tesaffi etsin. Zira bu laikliÄŸi ile baÅŸka mecradan taahfün edegelmiÅŸ ve atalet bataklığından neÅŸ'et ve istipdat sümumu ile teneffüs eden zulüm tazyiki ile ezilen efkara bu müteaffin su, bazı aksülamel yaptığından musaffat-ı ÅŸeriat ile söz vermek zaruridir. Bu da ehli medresenin duÅŸ-ı himmetine muhavveldir. (Said Nursi, Hutbe-i Åžamiye, s. 82) 28. Said Nursi, 31 Mart Vak'ası üzerine sevkedildiÄŸi Divan-ı Harpte verdiÄŸi ifadede (en mukaddes maksadım ÅŸeriat ahkamını tamamen icra ve tatbiktir) demiÅŸtir.(Sait Nursi, Bediüzzaman Cevap Veriyor, Ankara, 1960. s. 84) 29. Eskiden ilay-ı hikmetullah ve bakayı istiklaliyeti ve islam için farz-ı kifaye-i cihadı deruhte ile kendini yekvücut olan alem-i islama fedaya vazifedar ve hilafete bayraktar görmüş olan bu devlet-i islamiyenin felaketi alem-i islamın saadet ve hürriyet-i müstakbelesi ile telafi edilecektir. Zira bu musibet maye-i hayatımız olan uhuvvet-i islamiyenin inkiÅŸafını harikulade tacil etti. (Said Nursi, Mektubat,... s. 441) 30. İki Mekteb-i Musibetin Åžahadetnamesi veya Divan-ı Harbi Örfi adlı risalede ÅŸu yazılar dikkati çekmektedir: A) (YaÅŸasın Åžeriat-ı Ahmediyye), (Åžeriat-ı garra kelamı ezeliden geldiÄŸinden ebede gidecektir), (Ey evliyayı umur tevfik isterseniz Kavanini adetullaha tevfiki hareket ediniz) (s.43). B) (Rehberimiz ÅŸeriatı garra, kılıcınız berahini katı'adır) (s.45). C) (13 asır evvel ÅŸeriat-ı garra teessüs ettiÄŸinden ahkamda Avrupa'ya dilencilik etmek din-i islama büyük bir cinayettir ve ÅŸimale müteveccihen namaz kılmaktır) (s.45) Ç) Aynı risalenin 48, 49, 50. sayfalarında büyük harflerle (YaÅŸasın Kur'an'ı Kerim'in Kanun Esasları) baÅŸlıklı paragrafında ey mebusan diye vaki hitabı müteakip (300 milyon müslümanın hayat-ı maneviyesine suikasttan ve cinayetten sizi tahlis eden. Ol Kur'an-ı Mukaddesin düsturları ünvanıyla gösterseniz ve hükümlerinize mehaz edinseniz ve düsturlarını tatbik etseniz acaba bu kadar fevait ile beraber ne gibi bir ÅŸey kaybedeceksiniz vesselam. YaÅŸasın Kur'an'ı Kerim Esasları) cümleleri dikkat çekmektedir.  NUR TALABELERİ (ÅžAKİRTLERİ) VE GÖREVLERİ Nurcular, kendilerine nur talebeleri adını vermekte ve hizbül Kuran olduklarını ileri sürmektedirler. Nur ÅŸakirtlerinin nurculuÄŸa girebilmeleri için o mahaldeki en büyük nurcuya karşı bazı taahhütlerde bulunmaları gerekmektedir. Bu taahhütler, nurculuÄŸa ve nurcuların büyüklerine sadakat, nurcuların sırlarını açıklamamak, gayeleri için istiÅŸarelerde bulunmak, nur'un gerçekleÅŸmesi için gayret sarfetmek gibi ÅŸeylerdir. Nurcular, bulundukları yerlerde nurculukla ilgili olayları nur büyüklerine bildirmeye de mecburdurlar. (Dr. Çetin Özek... s. 252) Nur talebelerinin diÄŸer bir vazifeleri de nur risalelerini çoÄŸaltıp dağıtmaktır. Said Nursi Asayı Musa adlı risalesinde, nur risalelerini yazıp dağıtmayı ihmal edenlere sitem etmektedir. NurculuÄŸun bilhassa ordu mensupları arasında yayılmasına önem verilmektedir. ( Dr. Neda Armaner,...s. 6-24) Said Nursi risalelerinin yayınlanması için dini duyguları da istismar etmektedir. Sönmez adlı risalenin 3. sayfasında ÅŸu satırlar yer almaktadır: (Ahiret kardeÅŸlerine mühim bir ihtar! İki maddedir. Birincisi risale-i nur'a intisap eden zatın en ehemniyetli vazifesi onu yazmak yazdırmak ve intiÅŸarına yardım etmektir. Onu yazan ve yazdıran risale-i nur talebesi ünvanını alır ve o ünvan altında yirmidört saatte benim lisanımla belki yüz defa bazan daha ziyade hayırlı dualarımda ve manevi kazançlarımda hissedar olmakla beraber benim gibi dua eden kıymettar binlerce kardeÅŸlerim ve risale-i nur talebelerinin dualarına ve kazançlarına dahi hessedar olurlar. İkinci madde, risale-i nur'un imansız ve amansız cinni ve insi düşmanları onu çelik gibi metin kalalarını ve elmas kılınç gibi hüccetlerine mukabele edemediklerinden çok gizli dosyalar ve hafi vasıtalarıyla sınırlı olmadan yazanların ÅŸevklerini kırmak ve fütur ve yazıdan vazgeçirmek cihetinde ÅŸeytanca hücum edip darbe vururlar). Sadi Nursi'ye göre nur talebeliÄŸini bırakmak, günah olduÄŸu, nur talebelerine iliÅŸenlerin vatan ve millet haini olduklarının ilan edilmesi, ayrıca tehditler savurulma-sıyla gizli bir teÅŸkilatın taktiÄŸine baÅŸvurulmaktadır. (Said Nursi, Hanımlar Rehberi, s. 53) Nur talebelerinin bekar kalmaları telkin edilmekte, muhakkak evlenmek lazımsa bir nurcu ile evlenilmesi emredilmektedir. (Said Nursi, Hanımlar Rehberi, s. 53... Bediüzzaman Cevap Veriyor adlı risalenin 118. sayfasın-da, Said Nursi Hanımlar Rehberi adlı risalenin 4. sayfasında şöyle demektedir: ( talebeler bir kaç tabakadır, bir tabakanın hakiki ihlasi gaybetmemek ve hakiki fedakar-lık ve azami bir sadakat taşımak için dünya ihtiyaçlarına mümkün olduÄŸu ömrünün muvakkat bir kısmında bu zamanda lazım geliyor...) Yine nur risalelerinden Tiryak adlı risalenin 33. sayfasında ( mevt idam deÄŸil, tebdili mekandır. Kabir zulmetli bir kuyu aÄŸzı deÄŸil, nuraniyetli alemlerin kapısıdır. Dünya ise bütün ÅŸaÅŸaası ile beraber ahirete nisbeten bir zindan hükmündedir. Elimde zindan dünyadan bostan-ı canana çıkmak ve müz'ici ve daÄŸdaai hayati cismaniyede alim-i rahata ve meydani tayranı? İSLAM DİNİ YÖNÜNDEN NURCULUK Diyanet İşleri BaÅŸkanlığı tarafından hazırlanıp yayın-lanmış olan (Nurculuk Hakkında) adlı eserde: 1. Ayet-i kerimelerin tefsirinde mananın tahammül edemeyeceÄŸi tarzda batını ve indi manalar verilmeÄŸe çalışıldığı, ebcet hesabıyla ve tefavuklarla manalar verildiÄŸi, bunların müslümanlık esaslarına göre dini ve ilmi kıymeti olmadığı, 2. Nur risalelerini toplu olarak okumanın bir nevi hizipçilik olduÄŸu 3. Bir kısım ayetlerin, islamlığın reddettiÄŸi hurufilik usulüyle tefsirine kalkışıldığı, 4. Risale-i Nurun mukaddesat arasına katılmak istendiÄŸi yalnız nurcular için dua yapılarak müslümanlar arasında bin zümre meydana getirildiÄŸi ve tefrikaya yol açıldığı 5. Said Nursi'nin ve eserlerinin harikuladeliÄŸi ve kerametleri hakkında indi teviller ve mübalaÄŸalı ifadeler kullanıldığı, 6. Kuran'ı Kerim'in harflerinden bir takım manalar istihracına kalkışmak gibi ulamanın ekserisince benimsenmeyen bir yol tutulduÄŸu, Asayı Musa adlı eserinde bazı ayet ve kelamı indi olarak tevil ederek bunların riselei nuru tebÅŸir ve teyit ettiÄŸi iddiası, 7. Bu gibi indi tevil ve iddiaların islami esaslara uymadığı , 8. NurculuÄŸun milli ve dini birliÄŸi parçalayan zümrecilik olduÄŸu 9. Nur risalelerinde Kürtçülüğü körükleyen sözler bulunduÄŸu belirtilmiÅŸ ve 22 ve 23. sayfalarında (Nurcuların inanış ve telakkileri, islam dininin, Kuran-ı Kerim'in ve sünnet-i seniyedeki kaide ve formüllerine uymayan bir akide tarzı olmuÅŸtur. Nurculuk dini meselelerde iÅŸi çığırından çıkaran bir istismara ilaveten milli ve ictimai konularda da birlik fikrini baltalayan bir zihniyeti temsil etmiÅŸtir. Risalelerde gösterilen sırf dini ifadeleri bile yapılan aşırı teviller ve keyfi görüşlerle yukarıda örnekleriyle gösterildiÄŸi gibi manevi, milli bütünlüğümüzü bozan gerçek ittikayı gölgeleyen bir hal almıştır. Bu risaleleri okuyanlar, kendilerini bütün müslümanlardan üstün görmüşler, yalnız ve yalnız nurcu olanları cennete ehil, nur risalelerini günahlara kefaret saymışlar ve netice olarak da nur risalelerini okumayı bir ibadet haline getirmiÅŸlerdir. Ey müslüman kardeÅŸ! Dine yararlı telif ve irÅŸatta bulunanlar peygamberin hizmetkarları durumunda oldukları için, Kuran-ı Kerim'de peygamber efendimize hitap edilmiÅŸ ayetleri onların ÅŸahsına atfetmek yakışık almaz. Böyle bir telakkiyi benimsemek de müslüman tevuzuuna sığmaz... Nur risalelerini Kuran'ın en mükemmel tesfiri addetmek, Allah kelamının kıyamete kadar ondan sonra gelecek ÅŸeylere ve bütün ilimlere ÅŸumulünü bilmemek demektir) denilmek suretiyle nurculuÄŸun ve nur risalelerinin gerçek islami esaslara uymadığının açık-ça ifade edildiÄŸi görülmüştür.  KANUNLARIMIZ KARÅžISINDA NURCULUK VE SANIKLARIN HUKUKİ DURUMLARI Yukarıda yapılan açıklamalara ve bizzat nur risalelerinden alının pasaj ve cümlelere nazaran; 1. NurculuÄŸun kurucusu Sait Nursi. hiç bir zaman Türklüğü ve Türk milletini kabul etmeyerek Kürt olduÄŸunu övünerek beyan ve ilan etmekle beraber, 1327 (1911) tarihlerinde faaliyette bulunduÄŸu anlaşılan (Kürt Teali) cemiyetinde çalışmak, memlekette Türklerden ayrı dili ve milliyeti olan bir kürt cemaati mevcut olduÄŸunu ileri sürmek, yine o terihlerde kurulduÄŸu bildirilen (Kürdistan Azmi Kavi) cemiyetinin mümessili olarak İstanbul'a gelip Kürtçe tedrisat yapan mektepler açılması için gayret göstermek ve « Uyan ey Selahattini Eyyubi'nin torunları Kürtler» diye tahrik ve teÅŸviklerde bulunmak suretiyle memleketin bütünlüğünü bozmaya matuf amaç ve gaye takip ettiÄŸi anlaşıldığı, 2. Türk milliyetçiliÄŸini red ve hatta zararlı ve tehlikeli olduÄŸunu ileri süren Said Nursi'nin Türkiye'nin de dahil olacağı, tamamen ÅŸeriat hükümlerine ve islami esaslara göre düzenlenmiÅŸ ve merkezi Mekke olmak üzere bir islam devleti kurulmasını ve bu devlette Arapların hakim bir unsur haline getirilmesi lüzumunu nur risalelerinde teklif, telkin ve teÅŸvik etmek suretiyle Türk Devleti'nin bağımsızlığını tenkis ve birliÄŸini bozma yolunda hareketlerde bulunduÄŸu, 3. Said Nursi nur risalelerinde: Türkiye Cumhuriyeti» nin tamamen ÅŸeriat esaslarına ve islamın siyasi prensiplerine göre teÅŸekkül etmesi gerektiÄŸini, hilafet ve saltanatın geri getirilmesi lazım geldiÄŸini, devrim kanunlarının geçici olduÄŸunu, Kuran dışında bir anayasaya ihtiyaç bulunmadığını, islamlığın düsturlarına uymayan devrimlerin meÅŸru olmadığını mükerreren ve ısrarla yazıp telkin ve propaganda yapmakla beraber laik bir cumhuriyet rejimi kurduÄŸu için Atatürk'e düşman kesilerek onu Ebusufyan ve Deccale benzetmek (tek gözlü deccal ya iman et, yahut bütün dünyanın maskarası olacaksın) diye ağır tecavüzlerde bulunmak suretiyle Türk Ceza Kanunu'nun 163. maddesini ihlal eden suç iÅŸlediÄŸi, 4. Yine nur risalelerinde, çok kadınla evlenmenin propagandasını yapmak, boÅŸanma ve miras meselelerinin tamamen ÅŸeriat hükümlerine tabi olması lüzumunu açık-ça yazıp telkin etmek, faizin yasak olduÄŸunu ve bu itibarla bankaların kapatılması gerektiÄŸini ileri sürmek, bu günkü modern mahkemeleri kaldırıp yerlerine hakaiki islamiye dairesinde yani ÅŸer'i mahkemeler açılmasını teklif etmek, parlamento üyelerini Kuran düsturlarına göre harekete davet etmek suretiyle yine 163. madde hükmünün ihlal edildiÄŸi, 5. Her ne kadar Hutbe-i Åžamiye ile (İki Mekteb-i Musibetin Åžahadetnamesi veya Divanı Harbi Örfi) adlı risalelerin cumhuriyetten önce hazırlanıp yazılmış oldukları ileri sürülmüş ise de bunların pek yakın tarihlerde yeniden bastırılıp dağıtılmış olması ve (İki mektebi musibetin ÅŸahadetnamesi ve Divanı harbi örfi) adlı risalenin ilk sayfasında ise « bu müdafayı ÅŸimdi bu asra daha muvaffık gördük güya o zamandan elli sene sonra bir hissi kablelvuku ile bir nevi ihbarı gaybi olarak hayatı ictimayiyeyi alakadar eden çok hakikatlara temas ettiÄŸimden neÅŸredildi» diye açıkça kaydedilmesinin dikkate ÅŸayan bulunduÄŸu, 6. Said Nursi'ye baÄŸlı nur talebelerinin ise, III sayılı parafrafta açıklanıp izah edildiÄŸi üzere, memleket ve devlet için bu kadar tehlikeli ve zararlı olan fikirleri ihtiva eden nur risalelerini yazıp çoÄŸaltmak ve halka dağıtmak vazifeleriyle mükellef bulundukları, bu talebelerin, dikkatli okuyup incelediklerinde şüphe olmayan nur risalelerindeki bu zararlı ve tehlikeli akımları bilmedikleri ileri sürülemeyeceÄŸi, nur risalelerinde yer alan ve yukarıda temas edilen fikir ve kanaatleri kabul edip benimsemeyen bir kimsenin nur talebisi olmasının tasavvur edilemeyeceÄŸi ve sanık Mehmet... ile Tevfik... kendilerinin nurcu olduklarını ve dosyada mevcut olup yedlerinden zaptedilen ve dosyadaki bilirkiÅŸiler raporunda da suç olduÄŸu izah olunan nur risalelerini okumak üzere halka verdiklerini kabul ve ikrar ettikleri ve bu hareketlerinin Türk Ceza Kanununun 163. maddesini açıkça ihlal eden suç teÅŸkil ettiÄŸi ve Birinci Ceza Dairesi'nin bozma kararı varit ve yerinde bulunduÄŸu halde nazara alınmadan ve mahkemece iÅŸin esası layıkı ile incelenip nüfuz edilmeden ve en yüksek dini müessese olan diyanet iÅŸlerince dahi, nurculuÄŸun islam dinine aykırı olduÄŸu tesbit edilmiÅŸken kanuna, iÅŸin esasına ve gerçeklere uymayan mesnetsiz mütalaalarıyla yazılı ÅŸekilde ısrara karar verilmesi yolsuz bulunmuÅŸtur. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplere göre ısrar hükmünün tebliÄŸnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 20.9.1965 gününde oy çokluÄŸu ile karar verildi» .  TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN DUYARLILIÄžI Nurcu ve Fethullahçı propagandalarını çürüten bu en üst düzeydeki yargı kararı, Cumhuriyet Dönemi Türk Hukuk Tarihi'nin yüzakı belgelerinden biridir. Bu kararı kaleme alan ve kabul eden yargıçlara şükran borçluyuz. Ancak, bu karar, resmi makamların ve de sivil toplum örgütlerinin konuya duyarsızlığı nedeniyle maalesef tozlu dosyalar içinde unutulma riski ile karşı karşıya iken, dönemin Genelkurmay BaÅŸkanı Orgeneral Cemal Tural, bir «Ön Emir» yazısı ile sözkonusu yargı kararını matbu hale getirmek suretiyle «Bölük ve muadili birliklere kadar» tüm silahlı kuvvetlere dağıtımını gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. 15 Nisan 1966 tarih ve Ad.Müş. 599-10-66 sayılı bu ön emirde yazılanlar da en az sözkonusu yargı kararı kadar önemlidir. Aynı zamanda bu «Ön emir», Türkiye Cumhuriyeti'ni iç ve dış tehlikelere karşı koruma ve kollama görevini baÅŸarıyla sürdüren Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, bölücü ve de ÅŸeriatçı vb. her türlü tehdide karşı Cumhuriyetin kuruluÅŸundan itibaren günümüze kadar süregelen duyarlılığın da tipik bir göstergesidir. 1. Anayasamızın prensiplerinden biri olan laikliÄŸi kaldırmak ve din kurallarına göre devleti yönetmek ve bu suretle bir çeÅŸit dini diktatorya kurmak amacını güden nurculuÄŸu etraflıca açıklayan ve nurculuk propagandasının suç teÅŸkil ettiÄŸini belirten Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 29 Eylül 1965 gün, E.234-D-1, K.313 sayılı kararı yayınlanmıştır. 2. Bunun gibi devlet müesses iktisadi, sosyal, siyasi veya hukuki temel nizamlarını, bozmayı daima hedef tutmuÅŸ olan komünizm ve emsali cereyanlarda aramayı temelden atmaya matuf hareketlerdir. Aşırı saÄŸ ve aşırı sol denen bu gibi davranışlar ancak Türkiye'yi ve Türk milletini ilkel çaÄŸa götürür. Sonuç olarak egemenlik ve özgürlüğü yok eder. Türk milletinin amacı; ÅŸanlı tarihi ile oranlı olarak ve Atatürk'ün gösterdiÄŸi yollardan ilerlemedir. Bu amaca ulaÅŸmak için aydınların çabası ÅŸarttır. Aydın; bilgili anlamında deÄŸil, bilgiyle çevresini aydınlatmak ve topluma yararlı olmak anlamına gelir. Milletimizi bu gibi aşırı saÄŸ ve sol cereyanlara kaptırmamak için devamlı çalışmak gerçek aydınların baÅŸlıca görevlerinden biridir. Bütün Türk aydınları gibi Silahlı Kuvvetler personelinin de bu görevi titizlikle yapmaya devam edeceklerine inanıyorum. 3. Bu itibarla; memleket davalarından önemli bir konuyu ele alıp hukuki yollarla çözen ve hükme baÄŸlayan mezkur Yargıtay kararının daima bir rehber olarak esas alınmasını ve bu emrin ve Yargıtay kararının bütün Silahlı Kuvvetler personeli tarafından okunmasını, erbaÅŸ ve erlere anlayabilecekleri ÅŸekilde açıklanmasını rica ederim. Cemal Tural-Orgeneral-Genelkurmay BaÅŸkanı» . TÜRKİYE CUMHURİYETİ SAVCILARINA DAVET Türkiye Cumhuriyeti'ni iç ve dış tehdit odaklarına karşı koruyup kollama görevi, sadece Silahlı Kuvvetlerin deÄŸil, anayasal açıdan en az yasama ve yürütme kadar yargınındır da. Nurcu bataklığında yetiÅŸen ve Türkiye'nin en tehlikeli ÅŸeriatçı yapılanmasını gerçekleÅŸtiren; takıyye yolu ile baÅŸta Türk Silahlı Kuvvetleri, Adalet, Milli EÄŸitim, Kültür, İçiÅŸleri Bakanlıkları ve de devletin tüm stratejik kurum ve kuruluÅŸlarında kodrolaÅŸmaya giden Fethullahçı suç organizasyonu, giderek güçlenmekte ve önü alınmaz bir imaja bürünmektedir. İmajın en az güç kadar önemli olduÄŸu günümüzde, Cumhuriyet Savcılarının yeterince duyarlı olmayışından kaynaklanan yargının suskunluÄŸu, sözkonusu imajın pekiÅŸmesine yaramaktadır. Cumhuriyet Savcıları'nın yasal sorumluluk alanı içinde, bu suç organizasyonu baÅŸta olmak üzere, nurculuk, süleymancılık, hizbullahçılık ve diÄŸer tarikat ve radikal ÅŸeriatçı gruplara karşı yapabilecekleri onca görev varken, bu konulara duyarlılıkla sadece Cumhuriyet BaÅŸsavcısı Sayın Vural SavaÅŸ'ın ön planda hedef konumunda yalnız bırakılması, kamuoyunda haklı endiÅŸe ve kuÅŸkulara yolaçmaktadır. Normalde, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 1965 tarihli kararı gibi nice kararın var olması gerekirdi. Zira, ÅŸeriatçı yapılanma 21. yüzyıla girerken, azalacağı yerde aksine çığ gibi büyümektedir. Türkiye Cumhuriyeti Sav-cılarının yasal ve de tarihsel sorumluluklarını hatırlayarak, duyarlılık göstererek önce en tehlikeli geliÅŸim gösteren Fethullahçı suç organizasyonunu büyüteç altına almaları gerekmektedir. İşte suç duyurusu olarak kabul edilebilecek bazı doneler 1. Fethullahçılara ait, öğrencilerin kaldıkları ve dinsel eÄŸitim adı altında resmen devlet ve rejim düşmanı olarak beyinlerin yıkandığı çok sayıda yurdun yanısıra, resmi izin alınmaksızın faaliyet gösteren Türkiye çapında binlerce «ev» ve «ışıkevi» bulunmaktadır. Onbinlerce öğrencinin barındırıldığı bu evlerin gelir kaynakları da, harcamaları da yasal çerçeve dışındadır. 2. İzmir'de 12-13 yaÅŸlarında birkaç kız çocuÄŸunun sokak çocuklarına yardım toplamak için dans etmelerine «gözaltı» ile cevap veren resmi sorumlu makamlar, Fethullahçıların valilikten izin almaksızın damgalı makbuz sözkonusu olmaksızın her ay tüm Türkiye'de trilyonlarca liralık bağış toplamasına « kör ve sağırları» oynamaktadır. Bu ihmalde, görevi savsaklamada savcıların rolü de olsa gerektir. 3. Fethullahçı suç organizasyonuna ait-farklı ÅŸirketler adına- yurtdışında 300'ü aÅŸkın okul ile çok sayıda ticari ÅŸirket faaliyet sürdürmektedir. Bunlara ait tüm harcamaların transferi, her ay ve de gerektiÄŸinde çantalı kurye-öğretmenler aracılığı ile tamamen yasadışı yollarla gerçekleÅŸtirilmektedir. Bu transferlerle Türkiye'nin zaten kıt olan ekonomik kaynakları, halk deyimi ile «kaçırılarak» heba edilmektedir. 4. Fethullahçı organizasyona dahil medyada, finans piyasasında, sigortacılıkta ve ekonominin hemen her alanında faaliyet gösteren ÅŸirketlerin tüm kayıtlarının ve yurtdışı baÄŸlantılarının araÅŸtırılması gerekmektedir. 5. Fethullahçı organizasyonun, yakın gelecekteki kadrolarını yetiÅŸtirmek için Milli EÄŸitim bünyesinde gerçekleÅŸtirdiÄŸi üstün zekalı öğrencileri saptama ve dersane yurtlarında yetiÅŸtirme, sonra da laiklik karşıtı militanlaÅŸtırma faaliyetleri yakından izlenmelidir. 6. Mülki yöneticiler arasında ciddi ölçülere varan kadrolaÅŸmanın yanısıra, Emniyette-özellikle Polis Akademisi öğrenci ve mezunları arasında- yoÄŸunlaÅŸan kadrolaÅŸmanın yakın takibe alınması ÅŸarttır. ÖrneÄŸin, Emniyet Genel Müdürlüğünce hazırlanan özel istihbarat bülteninin Temmuz 1998 tarihli 70. sayısında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin baÅŸlattığı 28 Åžubat kararları sürecinden olumsuz etkilenen ve moralleri bozulan müritler için yeni bir heyecan verilmesi amaçlanmakta, Fethullahçı suç organizasyonunu adeta göklere çıkarmaktadır.Hizmete özel gizlilik kaydı nedeniyle alıntı yapamadığımız bu raporu yazanların ve tüm onay makamında bulunan sorumluların acilen sorgulanması bir baÅŸlangıç olarak gerekmektedir. Bu ve bunlar gibi «suç duyurusu» olarak kabul edilebilecek bir baÅŸka ifadeyle yasal yargı sürecini baÅŸlatmaya yetecek nice örnekler bulunmaktadır. Yeter ki Türk Savcıları istesin!.. Ancak, gerçekçi olmak gerekirse, Türkiye Cumhuriyeti'nin CumhurbaÅŸkanı'na bizzat hocaefendilerinin elinden ödül verdirecek, BaÅŸbakanı, Meclis BaÅŸkanı, Parti Genel BaÅŸkanları'nı kendilerini ziyaret ettirecek baÄŸlan-tılara sahip bir suç organizasyonunu sadece Cumhuriyet Savcıları'nın çökertebileceÄŸini ummak ve beklemek biraz safdillik ve hayalperestlik olur. Mutlaka, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kararlılık ve ısrarlı takibinin olması da zorunludur. Keza, Abdullah Öcalan örneÄŸinde olduÄŸu gibi M.İ.T.'in iÅŸbirliÄŸinin de saÄŸlanması gerekir. Sonra, demokrasiye ve laik hukuk devletine baÄŸlı sivil toplum kuruluÅŸlarının ve tüm aydınların da desteÄŸi ÅŸarttır. Bu baÄŸlamda kamuoyunun sürekli biçimde bilgilendirilmesi kaçınılmazdır. Zira, yasama ve yürütme erki bu konularda kesinlikle güven vermemektedir. SONUÇ: Türk törelerine göre ölmüş birinin arkasından konuÅŸmak doÄŸru deÄŸildir. Ancak, konu Saidi Kürdi olunca iÅŸ deÄŸiÅŸiyor. Bu makalenin özünü teÅŸkil eden yargı hükmünde de ifade edildiÄŸi gibi, Saidi Kürdi, azılı bir Türk düşmanı!.. Kürtçülükte Abdullah Öcalan'dan hiçbir farkı yok!.. Öclan, Türk askerini, polisini ve masum bebekleri öldürüyor; Saidi Kürdi ise, ölümünden sonra bile onbinlerce Türk insanının beynini yıkamaya, milli kültürüne, devletine, rejimine ve Türklüğe düşman yapmaya devam ediyor... Saidi Kürdi bir meczup!.. Türkçemizin kaatili. Türk tarihinde, Türk topraklarında yaÅŸadığı halde Türkçeyi gramer ve imlasıyla böylesine bilmeyen, arapça, farsça ve biraz kürtçe ile bulamacı andıran iÄŸrenç bir yapay dili konuÅŸan, yazdığını sanan baÅŸka bir örneÄŸe rastlayamaz-sınız. Müslümanlığını deÄŸerlendirmek, hiç şüphesiz inançla baÄŸlı olduÄŸumuz Ulu Tanrı'ya ait, bize düşmez. Saidi Kürdi, cehaletini bilmeyen bir ebleh!.. Yargıtay hükmündeki radyo deÄŸerlendirmesi bile bu cehaletin, aczin, aÅŸağılık bir çaresizliÄŸin örneÄŸi. Saidi Kürdi bir bölücü!.. Müslümanları böldüğü, kendi müritlerine «üstünlük» ve «gerçek müslümanlık» ve de «tercihli cennet» vaadleri ile iÄŸfal ettiÄŸi için!.. Nurcu bataklığında yetiÅŸen ve devletimizi, dinsel, siyasal, kültürel, toplumsal ve de ekonomik hayatımızı içten içe kemiren soysuz nurcu sürüngenlerin ve yine bu bataklıkta yetiÅŸen Fethullahçı böceklerin daha fazla güçlenmesine ve palazlanmasına izin vermek, vatana ihanetle eÅŸanlamlı, Türk Devleti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmezliÄŸi için, Türkiye'nin ve Türk Dünyası'nın çaÄŸdaÅŸ dünyada layık olduÄŸu yerini alması için, ulus-devlet ilkesinin tam anlamıyla yaÅŸama geçirilmesi için, Türklüğün barışı ve huzuru için mutlaka yapılması gereken bir baÅŸka önlem daha var: İMRALI, Abdullah Öcalan'a çok büyük geliyor. İmralı'daki konukevi tesislerinden rantabl biçimde faydalanmak, marjinal yararı saÄŸlamak için, baÅŸta Fethullahçı suç organizasyonunun önde gelen yöneticileri olmak üzere tüm ÅŸeriatçı yapılanmaların türedi-sahte ÅŸeyhlerinin de bu tesislerde ağırlanması gerekiyor... Türk Devleti'nin bilgilerine...  Dr. Necip HablemitoÄŸlu Â
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne