«Korku Cumhuriyeti» Değil, «Korkaklar Cumhuriyeti» / Fatma Sibel YÜKSEK
Pazartesi, 16 Åžubat 2009 09:25
Kabul etmek lazım ki, korkakların olmadığı bir yerde kimse «korku cumhuriyeti» falan kuramaz.

 

Son günlerde herkes tutturmuş bir «korku Cumhuriyeti kurmak istiyorlar» diye bir laf; hiç kimse «Peki, ben ne korkaklık ettim ki önüne gelen korku cumhuriyeti kurmaya kalkışıyor?» diye sormuyor..
Unutmayın siz (veya biz, hepimiz..her neyse) aslında «korkak» olmasaydık, bugün «korku cumhuriyeti kurmak istiyorlar» ukâlalığını yapmak, popomuzu kaşımak, «Vaay duydun mu yav, falancayı da almışlar» geyiği yapmak, «alınan» biz olmadığımız için içten içe sevinç duyduktan sonra da yatıp uyumak durumunda kalmazdık..

Hiç kimse kusura bakmasın, tabansızlık öyle bir illettir ki, 80 yaşındaki çobanda görülmez de bakarsınız, ordulara kumanda etmiş koca koca askerlerde, devlet başkanlarında, parti liderlerinde ortaya çıkar…

İki adet eski Genelkurmay Başkanı'nın adları Ergenekon'a karışınca hemen Veli Küçük'ün ismine sarılıp kendilerini aklamaya çalışmalarını hâlâ unutamıyorum. Kim ne derse desin, Veli Küçük onuruyla, aslanlar gibi yatıyor Silivri'de. Kimseden minnet, keramet beklemiyor.Kendisini satandan geçilmese de o kimseyi satmıyor. Sabahın 9'undan akşamın 20'sine kuru bir sandalyenin üzerinde duruşmaları izleyip duruyor. Geçen gün duruşmada eşine ve kızı Zeynep'e seslendi: «Bana bakın, simit yiyeceksiniz kimseye eyvallah etmeyeceksiniz. Bu kadar söylüyorum ben hepinize!» Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun «Tanımam etmem, sağda solda benim adımı kullanmış» diye demeç verdiği gün, sanık sandalyesinde İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek savunma yapıyordu. Sözü Kıvrıkooğlu'nun açıklamasına getiren Perinçek, «Sanki Veli Küçük'e general rütbesini ben verdim, sanki ben bıyığımı kesip sırtıma bir üniforma geçirip gizlice Yüksek Askeri Şura toplantısına katıldım» diye tepki gösterdi onurlu bir insan olarak…

Yüz yıllık Encümen-i Daniş toplantılarının «Ergenekon'la ilgisi olmadığını» izah etmek için (sanki böyle bir zorunlulukları varmış gibi) şekilden şekile girenlere ne demeli? Koca koca adamlar, ak saçlarından utanmadan kameralar karşısında cilveli hareketler yaparak «Bakın işte bu kapıdan giriyoruz, şurada oturuyoruz, ülke ekonomisini falan konuşuyoruz. Valla billa biz Ergenekoncu değiliz» diye komik durumlara düştüler.

İsmi lazım değil, Ergenekon operasyonlarının birinde yaka paça gözaltına alınmış bir eski asker-stratejist, geçenlerde televizyona çıkıp özürlü çocukların sorunlarıyla ilgili hicranlı konuşmalar yaptı. «Benim bu işlerle alakam yok, gördüğünüz gibi kendimi içtimai faaliyetlere verdim» mesajı veriyor arkadaş….

Aslında okuyucularımıza hafta başında «Ergenekon şüphelisi» oluverişimizle ilgili bilgi vermek istiyordum, ama «tırsaklık» konusunda o kadar doluyuz ki, ister istemez konuya başka yerden girmiş olduk.

Efendim, 9 Şubat Pazartesi günü telefonum tatlı tatlı çaldı. Son derece nazik bir ses, halimi hatırımı sorduktan sonra, «Savcı Bey'in selamı olduğunu» zahmet olmazsa Terörle Mücadele Şubesi'ne «şöyle bir uğrayıp uğrayamayacağımı» , «bir konuda bilgime başvurmak istediklerini» söyledi. Kalkıp gittik, aylardır tutuklu olanların hangisi gitmezdi ki? Altında «Zekeriya Öz» imzası olan kısa bir yazı gösterdiler. «Bilgisine başvurulmak üzere ŞÜPHELİ olarak davet edilmesi» diye bir şeyler yazıyordu. «ŞÜPHELİ» kelimesi büyük harflerle yazılmıştı. Şüpheli, bilgisine başvurulmak üzere, davet edilmesi…Bayağı karışık bir cümle gibi geldi bana…

Terörle Mücadele Şubesi polisleri bayağı da bir hazırlık yapmışlar kendilerince, Sorular hazırlamışlar, internetten yazılarımı indirmişler, telefon dinleme kayıtlarını çıkarmışlar vesaire… «Sizi hiç yormayacağım» dedim. «Madem savcı «ivedi olarak» demiş (yazıda böyle de bir kelime vardı) bekletmeyelim, kalkın gidelim…»

«Susma hakkınızı mı kullanıyorsunuz?»

dediler.

«Hayır, susma hakkıyla alakası yok; Savcı'ya ifade vereceğim diyorum»

dedim. Åžunu da ekledim:

«Yalnız, ifadeyi alacak olan savcı Zekeriya Öz ise, ben Zekeriya Bey'e ifade vermem, çünkü kendisi ile mahkemeliğim. Beni tarafsız biçimde sorgulayamaz»



Bir takım telefon görüşmeleri yapıldı. Sonra benim başka bir savcıya çıkacağımı söylediler. Beraberce Beşiktaş Adliyesi'ne gittik. İsmini şimdi hatırlayamadığım başka bir Savcının karşısına geçtik. «Falanca tarihli telefon tapesinde demişsiniz ki» diye başlayınca

«Savcı Bey, daha az önce ben yoldayken Yargıtay'ın telefon konuşmalarının tek başına kanıt olamayacağına ilişkin kararı açıklandı. Sonra ben elli duruşmadır Ergenekon davasını izliyorum. Bu telefon tapeleri yüzünden orası bir çöplüğe dönmüş vaziyette. İnsanlar, anaları babaları ile yaptıkları görüşmelerin hesabını vermeye çalışıyorlar. Bu şartlar altında ben bu karmaşaya daha fazla katkıda bulunmak istemiyorum. İzninizle telefon konuşmalarına ilişkin soruları cevaplamayacağım. Hem takdir edersiniz ki hatırlayamam. Nereden hatırlayayım, bin tane laf etmişimdir. Siz olsanız siz de hatırlayamazsınız: Ama yaptığınız soruşturma her ne ise, onunla ilgili somut birkaç soru sorarsanız cevaplamaya çalışırım»

dedim.

Savcı'nın bu yaklaşıma hak verdiğine ilişkin bir izlenim edindim. «Zaten kısa bir-iki soru soracağım» dedi. Mesela, nişanlım Behiç Gürcihan'ı «tanıyıp tanımadığımı» sordu bana! Valla evlenmeye karar verecek kadar tanıyoruz işte…Bir de kız kardeşimle yaptığım bir telefon konuşmasında AKP için «S…tirsinler gitsinler» demişim. Demişizdir. AKP'ye karşı hiç de latif hisler taşımadığımız ortada değil mi? Savcı, soy ismi farklı olan kızkardeşimin kim olduğunu sordu. «Kardeşim» cevabına da «Öz kardeşiniz mi?» şeklinde bir karşı soru getirdi. «Üvey» olsaydı, «örgüt bağlantısı» daha güçlü görülecekti, tutuklama sebebi olacaktı belki de…

Velhasıl, bir sayfa kadar bir ifade verdik. Avukatımız Ercan Birol, ifadenin bir nüshasını alıp alamayacağımızı sordu. «Dosya üzerinde kısıt kararı olduğu için» veremeyeceklerini söylediler. Dışarı çıktıktan sonra «Boşver Ercan Bey, nasıl olsa gazetelerden okuruz kendi ifademizi» dedim(!)

Aslında 4 ay önce açılmış ve elli duruşmadır süren bir davanın bir yandan da «gizli soruşturması» nasıl yürütülebiliyor anlayan beri gelsin. Bir yanda açık kovuşturma, bir yanda gizli soruşturma. Bu garip davranışın ileride ciddi hukuksal sorunlar doğuracağı anlaşılıyor. Mahkeme «bir takım insanların saygınlıkları zedelenmesin» gerekçesi ile meşhur «Ergenekon şemasını» açıklamama kararı bile almış; yani «1 numara» bile ortaya çıkamayacak; biz hâlâ savcıların «Ona niye onu dedin, AKP'ye niye s…tir olup gitsinler dedin» şeklindeki akla ziyan sorularına cevap veriyoruz…

«Tekne kazıntısı» muamelesi gördüğüme mi yanayım; «nişanlı» konumundan «ŞÜPHELİ» konumuna geçtiğime mi…

http://www.Heddam.com/index.asp?M=5022



Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_007.jpg

En Son Yorumlar