|
Ölüme Yolculuğa İsyanımdır!.. / Meyyal UYGUR |
|
Pazartesi, 16 Åžubat 2009 09:23 |
Geceyi, bir süpheli, bir suçludan önce kanamalı bir hasta olan Levent Ersöz'ün «ölüm yolculuğuna» çıkarılmasını düşünerek noktaladım. Neredeydi insan hakları, hasta hakları?..
Ya, Şener Eruygur, Hurşit Tolon'un, «hasta» olmadığını ispatlama çabaları, imalı yazılar!..Hüküm verilmiş, 40 bin insanın ölümünden onlar sorumlu, «Yargılamayın, hayat hakkı tanımayın, asın, öldürün» diyorlar. Aynı, ama aynı sesler, elleri-kolları serbest, bizim vergilerimizden ödenen maaşlarıyla TBMM'de, Brüksel'de dolaşırken, «adil» şekilde yargılanıp, hükmü verilen Leyla Zana ve Aysel Tuğluk'un cezaları için, «Ne gereği var, kaldırın, ayıp oluyor» da diyorlar. Yine «adil» yargılama ile yasalarımızın öngördüğü cezaya çarptırılan terörün ve bölücülüğün başefendisini İmralı'da rahat ettirmek için seferberlik düzenliyor, başı «bitlense» Bursa Uludağ Üniversitesi'nin doktorlarını başına yığıyorlar.
Beteri varmış!...Sabaha, eski CIA görevlisi, Clinton döneminin en etkili isimlerinden Henri Barkey'in, Obama yönetimi için hazırladığı «PKK'nın silahsızlandırılması» raporu ile uyandım. Bush döneminde, T.C. Dışişleri Bakanlığı'nın desteğiyle David L. Phillips'e hazırlatılan ve 1.5 yıldır sessiz sedasız hayata geçirilen planın devamı, tamamlayıcısı niteliğinde ve anlaşılan yine «Türkiye'deki resmi kurumlarla» görüşülerek, oluşturulmuş. Ankara'nın Barzani yönetimini tanıması, Erbil'de konsolosluk açılması, PKK'lılara, «soruşturmaya uğrama kaygısı olmadan» Türkiye'ye dönmeleri veya Irak'ın kuzeyinde kalıp, «Peşmerge Ordusu»na katılmalarını sağlayacak şekilde af çıkarılması, Erbil ve Washington askeri yetkililerinin, silah bırakan PKK'lılara, «geleceklerini garanti etmesi», PKK'nın silahlarının «ABD'li subaylara» teslimi, ABD'nin, «şiddeti reddeden» Türkiye'deki «Kürt liderleri» muhatap alması tavsiye(!) ediliyor.
Bu tablonun adı, terörle mücadele edenlerin «zillete-ölüme», teröristlerin ve bölücülerin «kahramanlığa-zafere» yolculuğu değilse, nedir? Ergenekon mengenesinin gerçek amacı iyice faş olmuyor mu?..
Apo'nun Barelias'taki «Tavuk Çiftliği»
Şimdilerde, Doğu-Güneydoğu'daki tüm ölümler askerlerin üzerine yıkılıyor, «asit kuyularında» ceset aranıyor ya, bir yolculuğa çıkalım istiyorum… Türkiye'deki güç dengeleri değişmeden önce, 2005'te cezaevinde «Apo» diye bir kitap yazan, şimdilerde Ergenekon davasına müdahil olmak için yırtınan Bingöl'de 33 erimizin katliam emrini veren Şemdin Sakık, bu kitapta diyordu ki;«Girin köylere, otoritenizi tanımayan köylülerin ve korucuların evlerini başlarına yıkın. Girin nahiyelere, kazalara, şehirlere yüzlerce muhalifinizi ezip, geçin. Büyük şehirlere inin, o hainleri, işbirlikçileri aileleriyle birlikte ortadan kaldırın talimatları harfi harfine kendisine aittir… »
«Şam'dan ayrılacağı sırada da, «Esas savaş şimdi başlıyor. Türklerin tek bir tavuğu kalıncaya dek savaşacağız. Kutsal savaşımızın dozunu bin kat artıracağız. Kürtler ile Türkler arasındaki bütün köprüleri yıkacağız. Eşi benzeri görülmemiş acılar yaşatacağız… Ankara'dan çıkmakla partileştik, Ortadoğu'ya açılmakla ordulaştık, dünyaya çıkmakla devletleşeceğiz» diyordu… » Şemdin Sakık, bir de Lübnan Barelas'taki «Tavuk Çiftliği»nden bahsediyordu. Teröristbaşının muhaliflerini, özellikle de beraber olduğu kadınları öldürtüp, gömdüğü bir çiftlikten… Asit kuyularının peşine düşünler, o çiftliğe de bir baksa ya… Bu kitabı 25 Ağustos 2005'te okumuş, sonuna da şu notu koymuşum; Yüzde 50'si bile doğruysa, aydınlarımıza(!), iktidara, onların şahsında da AB ve ABD'ye ithaf ediyorum… Bu «Gavur»ları Affetmeyecek Kaç Kişiyiz? Yaşananları unutanlarla, unutmak veya unutturmak isteyenlere de, Hakan Evrensel'in 1999'da kaleme aldığı, bizzat yaşadıklarını anlattığı «Güneydoğu Öyküleri»ni hatırlatma zamanıdır. Evrensel o kitabı, «Terör örgütü PKK ile mücadelede şehit düşenlere, gazi olanlara ve hala bu mücadeleyi sürdürenlere ithaf» etmiş, bu kitabı yazmasının sebeplerini ise şöyle özetlemişti;«10 yıl sonra bu yaşananlara kimsenin inanmayacağı endişesidir. Bir diğeri, terör örgütü ile mücadelenin haklılığıdır. Anlaşılmaz bir acz içinde bulunan kamuoyu yaratıcılarının kendi temelsiz «gerçekleri» de ilham kaynağı oldu.» Ve Evrensel, bir şey daha söylemişti; «Sorumluların karşısında iki seçenek bulunmaktadır. Ya onurlu ve şerefli bir geçmiş bırakmak ya da gaflet, dalalet hıyanet üçlüsünün içinde tarih tarafından lanetlenmek… » Şimdi o kitaptan «hikaye» değil, yaşanmış birkaç acıyı okuyalım;«Eylül 1991… Su ikmaline gönderdiğim askerlerimi pusuya düşürdüler… İkisini işkence yaparak şehit ederlerken, seslerini telsizden herkese dinlettirdiler. Artık sadece yürüyen bir et yığınıyım, ruhum öldü… »
«Karakolumuz basıldı. Kimse dışarı çıkacak durumda değil, dışarıdaki Suat 3 kodlu timin telsizinden de l saat kadar sonra bitkin bir ses duyuldu… «Yaralılarım var, yaralılarımı alın» diyordu. Tam 1.5 saat, beşer dakika arayla, muhabere aynen bu sözlerle sürdü. Bir süre sonra Suat 3'ten şu ses duyuldu; «Yaralılarımı gelip almazsanız, karakola dönüp bölüğü tarayacağım'… En son sözü şu oldu; «Ne olur yaralılarımı alın… Ben de yaralıyım!..» O ana kadar, kendisinin de yaralı olduğunu söylememişti… Sabaha karşı birden telsizin mandasına basıldı. Silah sesleri geliyordu ve 15 saniye sonra hayatım boyunca unutamayacağım bir İstiklal Marşı dinlemeye başladım. Çatışmanın altında yaralı bir tim komutanının makamla söylediği İstiklal Marşı… Birinci dörtlüğü bitirdi, ikinci dörtlükte sesi çatallaştı, kelimeler uzadı ama marşı söylemeyi bırakmadı… Toplam 22 şehidin verildiği o gece, vücuduna saplanmış 7 merminin acısıyla söylediği İstiklal Marşı'nı ruhuma işleten tim komutanının ölmediğine ise hala inanamıyorum… » «Şehit asker, mevziye atılan el bombasının üzerine atlamış, 8 arkadaşını kurtarmıştı… » Daha niceleri… 9 Aralık 2001'de okuduğum bu kitapta, Evrensel'in şu satırlarının da altını çizmişim;«Amerikalının 36. paralel diye çizdiği, Irak'taki Türkmen bölgesinin tam ortasından geçip, Türkmenleri çizginin altında da, üstünde de azınlıkta bırakan o çizgi orada durdukça, Türkmenler ezilecekler… »
«Bilmemek, görmemek, duymamak istiyorum. Bilginin ve tecrübenin bu kadar acı verdiğini ve onları taşımanın insanı bu kadar yorduğunu ise yeni yeni fark ediyorum… »
«Gavur deyip kestirip atmanın işe yaramayacağını, en az onlar kadar «gavur» olmak gerektiğine karar verdim… »
«Kim affederse affetsin, sadece ben, evet sadece ben kalsam bu dünyada, böyle insanlık dışı bir güruhu affetmeyeceğim. Bağışlamayacağım onları, ölseler de yaşasalar da… » Evrensel'in bu son satırlarının yanına ben de şunu eklemişim; İkinci kişi de benim. Ancak onlardan önce onları büyütüp, besleyen ve hukuku ayaklar altına alanları affetmeyeceğim…
Bu «gavurları» affetmeyecek, unutmayacak kaç kişiyiz? Hafıza-ı Türk Milleti, «nisyan ile malul olmadığını» göstermeyecek mi?
Son bir not; Şener Eruygur'un GATA'daki hasta odasını dinleyecek kadar imkana sahip olan, bu kadar pervasızlaşan güç kimdir, kimin emir ve himayesindedir?...İngiliz kontrolündeki Telekom mu, Başbakan emrindeki Telekominikasyon İletişim Başkanlığı mı, F-C-M'li İstihbarat Daire Başkanlığı veya MİT mi, yoksa doğrudan CIA, MOSSAD mı? TSK, işi gücü bıraksın, saniye kaybetmeden bu sorunun cevabını bulsun. Geçtik komutanlarınkini, artık Türkiye'nin «yatak odası»na girmişler, yok mu «yeter» diyecek, bunların hesabını soracak biri?..
|
|
|
|
En Son Yorumlar
|
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne