|
Bu durumda kimse “Türkiye’de idam cezası yoktur” demeye kalkmasın! Türkiye’de hem yargısız infaz vardır, hem de idam.
Ergenekon adı verilen davada ikinci iddianame dönemi başladı. Bu iddianame açıldıktan sonra, mahkeme huzuruna çıkmadan, aylardır bekleyen tutuklu sanıkların çilelerinin biteceği, eninde sonunda adaletin tecelli edeceğini sananlar, yanılmaktadırlar. Dünkü Cumhuriyet’in “Yargıca Müebbet Ceza” başlıklı başyazısı, bu durumu çok açık bir biçimde gözler önüne serdikten sonra, hukuk ve demokrasi tarihinde şimdiye dek görülmemiş bir durumu da dile getirmekteydi. Ergenekon davasının bitmeyeceği, bitemeyeceği, yıllarca süreceği şimdiden görülmektedir. İçinden çıkılmaz iddianamelerin birbirini izlediği bu “ucu açık” davanın bir sonuca varmadan yıllarca sürmesi halinde büyük yük kimin sırtına binecek, büyük azap kimin vicdanına çöreklenecektir? Tabii ki yargıçların Yargıç, başyazıda da belirtildiği gibi, adaleti dağıtmakla mükellef kişidir. Peki, bir yargıcın önüne getirilmiş dosyalar, içinden çıkılmaz hale gelmişse ne olur? Başyazıda belirtildiği gibi, yargıç müebbeden adalet dağıtamama cezasına çarptırılmış olur. *** “Silivri Ceza İnfaz Kampusu”nda durum budur. Gerçi, hâkimlerin çarptırıldıkları fiili cezanın vicdani yönleri dışında bir yaptırımı yoktur. Denebilir ki, aslında cezaya çarptırılan, hâkimler değil, onların verdikleri veya sürmesinde sakınca görmedikleri tutuklama kararları yüzünden yargısız infaz edilen sanıklardır. Ama unutmaylım ki, yargıç sıfatına layık hiçbir yargıç bu durumu kendisine yakıştıramaz. Bir yandan insanların tutuklu olarak, yargısız infaza maruz kalmalarına neden olurken bir yandan da, ömür boyu adalet dağıtamama cezasını vicdanında çeken yargıç, bu durumda artık “hem yaradır, hem bıçak/ hem kurbandır, hem cellat” Evet, Ergenekon olayının bize gösterdiği Türkiye’de yargısız infazın hukuk eliyle yürütülmekte olduğudur. Bu infaz, kimi zaman hürriyeti bağlayıcı bir ceza şeklinde tecelli ederken, kimi zaman da Kuddusi Okkır olayında olduğu gibi, idama dönüşebilmektedir. Yasalara, insan haklarına, vicdana, demokrasiye sığmayan böyle infazı tenfiz etmenin de herhangi bir yaptırımı yoktur. Kuddusi Okkır’ın yargısız ve kanunsuz infazını tenfizden haklarında şikâyetçi olunan hâkim ve savcılar için Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu soruşturmaya gerek görmemiştir. Doktorlar hakkındaki dosya ise vali ve kaymakamların izin vermemesi yüzünden rafa kaldırılmıştır. Tekirdağ Devlet Hastanesi’ndeki 15 doktor ile ilgili soruşturma ise Tekirdağ 3. Asliye Mahkemesi tarafından Adli Tıp raporu alınmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. *** Bu durumda kimse “Türkiye yargısız infaza göz yummayan bir hukuk devletidir” diye ortaya çıkmasın! Bu durumda kimse “Türkiye’de idam cezası yoktur” demeye kalkmasın! Çünkü bunlar doğru değildir. Hem yargısız infaz vardır, hem de idam. Kuddusi Okkır yargısız infazla idam edilmiş tek kişi de değildir. Önceki gün de üç yıl önce kansere yakalanan ve yapılan tüm yasal girişimlere karşın Erzurum Devlet Hastanesi’nin bodrum katında “tedavi edilirken!” ölen İsmet Ablak katıldı yargısız idamlıklar kervanına... Ağız kanseri Güler Zere, tahliye edilmesi yolundaki beş doktor raporuna karşın Adli Tıp’ın aksi yöndeki raporu yüzünden hapiste ölümü bekliyor. Samet Çelik (kan kanseri), Aynur Epli (bağırsak kanseri) Erol Zavar (mesane kanseri), Gazi Dağ (belden aşağısı felçli) Gülezar Akın (Hipofiz bezi tümörü var), Halil Güneş (kemik kanseri) , Halil Yıldız (82 yaşında yardımsız yaşamını sürdüremiyor), İsmet Ayaz (Çölyak hastası bedeni 10 yaşında çocuk gibi) Memduh Kılıç (son aşama siroz hastası) Nizamettin Akar da (gırtlak kanseri) hapishanede ölüm cezalarının infazı için sıra bekleyen insanlar. Yanlış anlaşılmasın, Güler Zere de, diğerleri de tutuklu değiller, hükümlüler. Ama bunların hiçbiri ölüm cezasından hüküm giymediler. Çünkü Türkiye’de artık ölüm cezası yok. Efendim ne dediniz?... Yok mu?.. ALİ SİRMEN
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne