|
Doğu Perinçek, Mustafa Özbek, Mustafa Balbay ................ “İçeridekiler”in listesi uzatılabilir! Ama, içeridekilerin ve onların kişiliğinde içeriye sokulan düşüncenin iyi belirlenmesi ve özümsenmesi gerekmez mi? Etkiye tepki kendini gösterdi son olayda da! Beyaz sayfa ile başını mı kaldırdın? Bu kadar çabuk ve şiddetli bir tepki gösterilebilirdi. Balbay’ın yeni kanıt olmaksızın tutuklanması bu tepkinin en canlı kanıtı sayılmalı! İlgisiz ve doğal olarak da bilgisiz insan yığınları pekçok olay gibi bunu da sağlıklı irdeleyemeyecektir. Doğal karşılamak gerek. Oysa, ilgili ve bilgili oldukları sanılanların durumu farklı mı? Bilinçaltına yerleşmiş olan ve tıpkı huy gibi ancak canla birlikte çıkması söz konusu koşullanmalar, geleneksel bakışlar ve buna bağlı yanlış algılar kafalarımızı karıştırmayı sürdürüyor. Mustafa Özbek tutuklandığında gündeme gelmişti. Üç şeyi savunuyordu, özellikle son zamanlarda : Ülkenin birliği ve bütünlüğü; laik, demokratik hukuk devleti ve ülkenin varlığının harcı sayılması gereken Atatürk ilke ve devrimleri! Geleneksel olarak farklı kanatlarda yer almış ve belki de geçmişte “karşıtlık” içinde olmuş birçok kişi ve oluşumu günümüzde aynı ortak paydada bulşturan üç ilkedir Özbek’in sıkı sıkıya bağlı olduğunu dile getirdikleri! Bu gerçekler gözönüne alınmadığında, yeterince önemsenmediğinde geçmişin karşıtlarının bugünkü birlikteliklerini anlamak ve irdelemek olanaklı olmayacaktır. Özellikle, ben ve yaşıtlarımın da tanıklık ettiği bir durumdu. Sağ-sol eksenli çatışmalar, karşıtlıklar ve hatta düşmanlıklar. Her ne kadar o yıllarda da özellikle sol içinde katışıksız bir birliktelikten söz edilemese de sağ-sol eksenli yaklaşımlar belirleyiciliğini sürdürdü. İki kutuplu dünyanın sonunun gelmesi ile birlikte karşıtsız kalan yayılmacı yeri geldiğinde topla, tüfekle ve yeri geldiğinde de “barışçıl!” yollarla yayılımını sürdürdü. İşte bu noktada sağda ve özellikle solda kaymalar kendini gösterir oldu. Yayılmacının küreselleşme adı altında kullanıma sunduğu ürünlerin albenisinin de etkisi ile solun o geleneksel yurtsever, kendi değerlerini gözardı etmeyen ve sarsılmaz antiemperyalist yaklaşımının yerinde yeller esmeye başladı. İşte bu kırılmadan sonra geleneksel karşıtlık içinde olduğunu gördüğümüz kesimler ortak paydada buluşmaya başladılar. Ortak payda Mustafa Özbek’in dile getirdiği ilkeler doğrultusunda oluştu. Bu ortak paydayı adlandırmak gerekirse eğer : “ulusalcılık” en doğru ve öz tanım olacaktır. İşte bugünümüze egemen olan çatışma ve çelişkinin bir tarafında “ulusalcılık” diğer tarafında da “emperyalizm” vardır. Ulusalcı, kimliğini saklama gereği duymaz ve bu kimlikten utanç duymak şöyle dursun gurur duyabilirken; emperyalist, kimliğini saklayan, makse takan ve toplumca ilgi duyulabilecek kisveler giymeyi seçen bir konumdadır. Bunu da doğal karşılamak gerekir. Emperyalist ya da işbirlikçisi olmak hiç de savunulur ve kabul edilebilir bir tavır değildir. Değişen koşullar saflaşmayı da etkilemiş durumdadır. Bu etki gereği geleneksel sol-sağ ekseni durumu açıklamakta yetersiz kalıyor. Oysa, “ulusalcılık” ekseni ile bakıldığında yaşamakta olduklarımıza anlam vermek de kolaylaşıyor. “İçeridekiler” de bu bağlamda değerlendirildiğinde herşey yerli yerine oturmuş oluyor. Ülkenin birliği ve bütünlüğü; laik, demokratik hukuk devleti ve Atatürk’ün ilke ve devrimlerini savunanların içeridekileri oluşturması rastlantı olamaz! Tersinden okuyacak olursak, ülkenin bölünmesi; çağdaşlığın omurgası olan laikliğin aşındırılması ve sonuçta Atatürk ilke ve devrimlerinin bütünüyle yaşamımızdan silinmesi doğrultusundaki “emperyalist” çabaların “dışarıdakiler”in ortak paydası oluşu herhangi bir anlam taşmıyor olabilir mi? Bu yazının yazıldığı sıralarda yayımlanması gereken Mustafa Balbay-Emin Çölaşan ikilisinin “Ankara Rüzgârı” izlencesi ART’de ekrana gel(e)medi! “İçeridekiler” ve “dışarıdakiler” çelişkisinin güncel bir sonucuydu bu yaşanan! “Ulusalcı” bir ses kısılmıştı. Hedeflenen de bu değil miydi? Ceyhun BALCI, 08.03.2009
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne