|
Tüm dünyanın merakla izlediği 44. ABD başkanlık seçimlerini yakından takip eden ülkeler arasında Çin de yer alıyor.
Çin Komünist Partisi, tarihinde ilk kez, Uluslararası İlişkiler Sorumlusu’nun seçim öncesinde yapılan ABD Demokratik Ulusal Kongresi’ne (DNC) katılımını sağlayarak ABD’deki siyasi gelişmelere duyulan ilgiyi kanıtlamış oldu. Kalkınma sürecinin dönüm noktasında olan bu dev güç için, en büyük rakipleri arasında gösterilen ABD’de yaşanan her gelişme büyük önem taşıyor. Seçim öncesi yapılan anketler, Çin halkının gelecekteki ABD başkanı olarak Obama’dan yana olduğunu göstermişti. The Economist’in internet üzerinde düzenlediği bir seçim anketine katılan Çinliler, oyların yüzde 83’ünü Obama’ya vermiş, McCain ise oyların sadece yüzde 17’sini alabilmişti. Seçimden yaklaşık iki hafta önce Çin’deki ABD Büyükelçiliğinin düzenlediği bir ankette de benzer bir tablo ortaya çıkmış, Obama oyların yüzde 75’ini almayı başarmıştı. Obama’nın Çin medyasında McCain’den daha fazla yer almasının halkta yarattığı aşinalık bu tercihin nedenleri arasında gösteriliyor. Ancak, Obama’nın Çin halkı tarafından daha çok sevilmesinin asıl nedeninin ılımlı dış politika görüşleri olduğu öne sürülüyor. Elbette Çin’i ilgilendiren en önemli konu, ABD başkanlık seçimlerinin ABD-Çin ilişkilerinin geleceğine etkisidir. ABD dış politikası açısından bakıldığında Çin’i meraklandıran konular, yeni Başkan’ın güçlü rakibi Çin’e bakış açısı, iki ülke arasında sürdürülen ekonomik ve diplomatik işbirliğinin geleceği ve ABD-Asya ilişkileri içerisinde Çin’in gelecekteki yeri şeklinde sıralanabilir. Obama’yla Birlikte ABD-Çin İlişkileri Her iki başkan adayının seçim kampanyaları sırasında Çin’i çok fazla öne çıkarmadıkları gözlenmişti. Hem Obama hem de McCain’in diplomatik vaatleri arasında ABD’nin yeni Çin politikasının önemli bir yer tutmaması, Çin dış politika uzmanları tarafından olumlu yorumlanıyor. Seçim için Çin kartının oynanmamasının sebebi olarak, her iki partinin de Çin konusunda benzer bir görüş açısına sahip olması gösteriliyor. Seçimden önce Çin, kim seçilirse seçilsin ABD dış politikasında Çin ile yakınlığı sürdürme çabalarının devam edeceğine ve ABD dış politika çevrelerinde Çin’in önemi konusunda görünmez bir anlaşmanın var olduğuna inanıyordu. Ayrıca, Obama’nın Çin konusunda çok az konuşmasının ardındaki en büyük etkenin, Çin’le olası bir gerginlikten kaçınmak olduğu öne sürülüyor. Ancak, ABD içerisindeki sol görüşlü kesimin çoğunluğunun desteğini kazanan Obama’nın, özellikle ekonomi konusunda Çin'le bazı görüş ayrılıkları yaşayabileceği yönünde endişeler de yok değil. Obama’ya Bush döneminden miras kalan sorunlar arasında Çin yönetimi tarafından düşük tutulan döviz kuru ve sonucunda ABD aleyhinde oluşan ticaret açığı ile çevre sorunları ve fikri mülkiyet hakkı konusu gösteriliyor. Obama, seçimden önce yaptığı konuşmalarda işçi sınıfının korunmasına yönelik politikalar çerçevesinde Çin ile ticari ilişkilere bazı sınırlamaların getirilebileceğini ima etmişti. Bu bağlamda Obama, Çin yönetimine döviz kuru konusunda baskı yapılabileceğini, ABD-Çin arasındaki ticaretin daha adil bir şekilde yapılması ve ABD işçi sınıfının korunması gerektiğini vurgulamıştı. Obama’nın bu düşünceleri ve ekonomi alanındaki korumacı tavırları, Çin tarafından şimdilik sıradan seçim vaatleri olarak algılanıyor. Her iki ülkenin hayatta kalabilmek için birbirlerine muhtaç olduğuna inanan Çin, Obama’nın bu sorunlar karşısında -en azında Çin gibi dev bir ortak söz konusu olduğunda- daha reel ve pratik bir politika izleyeceğini umuyor. Çin, ABD’nin özellikle küresel mali krizinin son hız devam ettiği bu noktada, ABD hazinesinde büyük miktarlarda payı bulunan Çin’le herhangi gerginlikten kaçınacağını düşünüyor. Obama’nın danışmanlarından Gregory B. Craig, seçimden önce yaptığı bir açıklamada ABD’nin “Tek Çin” politikalarına sadık kalmaya devam edeceğini söyledi. Çin, Tibet ve Tayvan gibi ayrılıkçı unsur olarak algılanan sorunlarında ABD’nin desteğine ihtiyaç duymaktadır. Tayvan’a en çok silah sağlayan ülke konumunda olan ABD ise, uluslararası platformda git gide güç kazanan Çin’in artan baskısı ile karşı karşıyadır. Ekim 2008’de Bush yönetiminin Tayvan’a 6,5 milyar dolarlık silah satacağını açıklaması, Çin’in sert tepkilerine neden olmuştu. Çin, Obama yönetiminin Tayvan konusunda daha ılımlı tavır sergileyeceğine inanıyor. Obama açısından ise, Çin-Tayvan ilişkisinin tarihî bir uzlaşma dönemine girmiş olması, ABD’nin en zor diplomatik görevleri arasında gösterilen Tayvan konusunda ümit verici bir durum oluşturuyor. Pekin ile işbirliği yapmak, bazen ABD’nin tutunduğu “ahlaki değerlerden” vazgeçmesini de gerektirebiliyor. Bu durum Obama için de geçerli olacak. Obama’nın seçim dönemi boyunca Çin’deki insan hakları sorunları konusunda konuşmaması, Çin’le muhtemel bir gerginlikten kaçınmak istemesi olarak değerlendiriliyor. Bush’un 2008 Pekin Olimpiyat Oyunları’na katılması örneğinde de görüldüğü gibi, ABD’nin bundan sonra da Çin’in en hassas olduğu konularda taviz vermeye devam etmesi bekleniyor. Obama’nın seçilmesinden birkaç gün önce, Çin tarihinde bir ilk olarak hazırlanacağı açıklanan Çin’de İnsan Hakları Ulusal Hareket Planı gibi olumlu adımlar da, Obama’nın işini kolaylaştıracak gibi gözüküyor. Obama Sonrası ABD-Asya İlişkileri ve Çin Çin’in Obama döneminde dikkatle izleyeceği bir başka nokta da, ABD’nin yeni Asya politikaları olacak. Yükselen Asya’nın yeni ABD hükümet stratejilerinde daha fazla yer alması gerektiği savunuluyor. Obama’nın yeni Asya politikası, ikili ilişkilerin de ötesinde Asya ülkeleriyle düzenli zirvelerin yapılması, Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi müttefiklerle yakın ilişkilerin devam ettirilmesi, Doğu Asya ile daha çok diyalogun sağlanması ve en önemlisi, Çin’in bu konulardaki rolünü vurgulamaktadır. ABD, Hindistan’da artan dinî çatışmalar ve istikrarsızlık, Pakistan’da terörizmle savaş, Güneydoğu Asya’da Tayland ve Kamboçya arasındaki sınır tartışmaları, Tayland’da söz konusu siyasi istikrarsızlığın yarattığı şiddet ortamı, Uzak Doğu’da Çin-Japonya-Güney Kore arasındaki işbirliği eksikliğinin yarattığı güvenlik sorunları ve en önemlisi Kuzey Kore nükleer sorunu gibi ciddi sorunları barındıran Asya bölgesinde güvenliğin ve istikrarın sağlanması için Çin’le işbirliğinin kaçınılmaz olduğunun bilincindedir. Örneğin Cumhuriyetçi Bush yönetiminin elde ettiği -belki de en büyük- diplomatik başarılar arasında gösterilen Kuzey Kore’nin terörizmi destekleyen ülkeler listesinden silinmesinde Çin’in rolü fevkalade büyüktür. Obama’nın nükleer silahlar konusunda gösterdiği sert tepki, ABD’nin Kuzey Kore sorununda en büyük yardımcısı olan Çin’in önemini korumaya devam edeceği tahminlerini güçlendiriyor. Obama’nın çocukluğunun belirli bir dönemini Endonezya’da geçirdiğine dikkat çeken bazı çevreler, ABD-Asya ilişkilerinde yeni bir sayfanın açıldığına inanıyor. ABD’nin Asya’ya verdiği önemin artması, Çin’in de işine yarayacak. İster diplomatik ister askerî bağlantılarıyla olsun Orta Asya’dan başlayarak Güneydoğu Asya ve Uzak Doğu’ya kadar gücünü hissettiren Çin, ABD’nin bölgedeki en kritik ortağı konumuna gelecek gibi görünüyor. ABD-Çin arasında var olan sorunlar, elbette bundan sonra da devam edecek. Ancak Soğuk Savaşı sonrasının gösterdiği gerçek şu ki, ABD ile Çin arasında yaşanacak herhangi bir çatışmanın sonuçları son derece ağır olacaktır. Her iki ülke de bunun farkında ve ilişkilerin olumlu ilerlemesi için çaba göstermeye devam edecekler. Özellikle 11 Eylül saldırısı sonrasında iki ülke arasında artan dostluk nedeniyle Çin, ABD’nin önemli stratejik ortağı konumunu sürdürecektir. Obama’nın başkanlık seçimini kazanmasında en büyük etkenlerden birinin ülkedeki ekonomik sorunlar olduğu düşünüldüğünde, ekonomisi ABD’yle doğrudan bağlantılı olan Çin’in, Obama döneminde de ABD’nin “kader müttefiki” olmayı devam ettireceği görülmektedir. http://www.asam.org.tr/tr/yazigoster.asp?ID=3008&kat2=2
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne