|
'Türkiye devletinin uluslararası saygınlığı ve ağırlığı AKP liderini başka endişeler kadar ilgilendirmiyor olabilir.'
SÖZCÜKLER ne tuhaf. “Zayıflık”, aslında “zaaf”ın Türkçeleştirilmişi. Ama, bazen böyle sözcükler tam yerine oturmuyor. Zaaf, maddi ya da manevi zayıflıktan öteye, bir sorun ya da tutku karşısında güçsüzlüğe, çaresizliğe teslim oluş anlamını da taşır gibi. Vaktiyle “PKK’nin terör örgütü olduğunu kabul etmedikleri sürece onlarla görüşmem” diyen Başbakan’ın sonuçta DTP’lilerle görüşüp bir de resim çektirmesi böyle bir zayıflığın belirtisi değildir de nedir? Kimileri, tam aksine, “bu ‘Büyüklük bende kalsın’ demenin bir başka türlüsüdür” diyeceklerdir. Keşke öyle olsa. Ama öyle değil. Dıştan bakanlar için, böyle bir dönüşün birçok anlamı birden olacaktır. Birincisi, Türk devletinin Kürt terörüyle baş edemeyişinin ve ABD’nin Kandil Dağı’na diş geçirmeye ikna edilemeyişinin açık itirafıdır bu. İkincisi, Türkçede çok ağır sözlerle ifade edilen bu çelişkili davranışın, ancak Okyanus ötelerinden gelen ikili bir baskıyla, Washington’dakiler ile Pennsylvania’dan gelen bir “rica”yla ortaya çıktığı bellidir. Üçüncüsü, sağır sultanın bile duyduğu ve bildiği gibi DTP’liler ile İmralı’daki hükümlü arasında iletişim kanalları işlediğine göre, o kişiyle dolaylı görüşmelere ve pazarlıklara başlamanın işareti böylece verilmiş olmaktadır. Türkiye devletinin uluslararası saygınlığı ve ağırlığı AKP liderini başka endişeler kadar ilgilendirmiyor olabilir. Yakın geçmişte Annan Planı dolayısıyla bunu zaten görmüş olmamız da buna artık şaşmamamızı gerektirebilir. Ama Erdoğan’ın böyle davranmaya hakkı olup olmadığı ciddi bir sorun olarak tartışılmalıdır. “Başbakan olarak değil, parti başkanı olarak görüştüm” dese de. Düşündürücü olan, bu ölçüde bir zaaf belirtisinin, Güneydoğu sorununun da ötesinde yaratacağı sonuçlar ve alevlendireceği küstahlıklardır. Tırnaklarının söküldüğü ve dişlerinin döküldüğü izlenimini veren kediler büyük sıçanlarla birlikte küçük fareleri bile cesaretlendirecektir. Güney Kıbrıs Rum yönetiminin bundan böyle daha laf dinlemezleşeceğinden emin olabilirsiniz. Kişiler gibi devletler de benimsedikleri değerlere bağlılıklarıyla ölçülür. “Kırmızı çizgi” sözü, en azından bizim kendi sözlüğümüzde artık yoktur. Bu kaçıncı kırmızı çizgidir ki, silinmiş ve gülünç-leşmiştir. Üstelik, olanlar yalnız ülkeyi yönetenlerin ve devletin saygınlığını yıpratmakla kalmamakta, onur yaraları ve hayal kırıklıkları vatandaşların da bireyler olarak kendilerine olan saygılarını ve geleceğe olan güvenlerini sarsmakta. “Tozpembe umutların pembesi gitti, tozu kaldı” şarkısı yalnız aşklar için dillerden düşmüyor ki şu günlerde... MÜMTAZ SOYSAL
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne