Türk Milleti Susacak Mı ? PDF Yazdır ePosta
Denilebilir ki, « Bak, adamlar barış istiyor, akan kanın durmasını istiyor. Yarın neden aksini talep etsinler ki ? »

Milliyet yazarlarından Hasan Cemal, geçtiğimiz hafta bölücü terör örgütü PKK'nın lideri Murat Karayılan ile Kuzey Irak'ta Kandil dağında dört saatlik bir söyleşi yaptı.

 

Milliyet'te yayınlanan söyleşide PKK lideri olumlu bir profil çizmek, PKK'yı kamuoyuna barış isteyen taraf olarak sunmak için özel bir çaba harcıyor. (Milliyet, 5-9 Mayıs 2009) «Öncelik silahların susmasıdır, kimse kimseye saldırmasın. Bu işi kendi aramızda konuşmaya başlayalım önce... Silahla değil, diyalogla işe başlayalım» diyen bölücü örgüt lideri, PKK'nın Türkiye'nin üniter yapısına saygılı olacağından, sınırların değişmesine karşı olduğundan, federasyon değil sadece kültürel özerklik ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesini istediğinden bahsediyor.

 

Karayılan'ın sürecin başlaması için somut bir önerisi de var. Şunları söylüyor:

 

«İlk adımda silahlar susacak. Sonra diyalog başlayacak. Diyalog yeri İmralı'dır. Kabul edilmiyorsa, diyalog yeri biziz. Bizi de kabul etmiyorsa, siyasal olarak seçilmiş iradedir. Bu da olmuyorsa, o zaman ortak bir komisyon kurulur bir yerde, akil adamlar bir araya gelir. Örneğin İlter Türkmen, (eski Dışişleri Bakanı ve Büyükelçi) gibi, sizin gibi insanlar toplanır, böyle bir mekanizma harekete geçer, çalışmaya başlar... Böyle bir mekanizma muhatap alınır diyalog için devlet tarafından...»

 

Görüldüğü gibi Karayılan çok «makul» Çünkü bütün amaç, önce PKK'nın muhatap olarak kabul edilmesini; PKK silah bırakmadan varlığını devam ettirirken, doğrudan ya da dolaylı bir şekilde PKK ile Türkiye Cumhuriyeti arasında bir müzakere sürecini başlatmak… Amaç budur!

Başlaması istenen o müzakerenin içeriğinin ne olduğu bugün için önemli değildir. Bugünkü koşullarda mümkün olduğu kadar yumuşak bir profil de sergilenebilir. PKK, kültürel özerklik talebinden bile vazgeçebilir hatta… Önemli olan önce Kürtlerin yasal temsilcisi olarak, PKK'nın Türkiye Cumhuriyeti ile pazarlık sürecini başlatabilmek ve bu amaçla masaya oturmaktır. Bu aşama geçildikten sonra, bugün kültürel özerklikle sınırlanan talepler, yarın federasyona da taşınır, daha ileri aşamalara da... İşin içine Kuzey Irak da katılır hatta… Koşullar değişince, talepler de değişir!

Denilebilir ki, «tamam da nereden biliyorsun böyle olduğunu? Bak, adamlar barış istiyor, akan kanın durmasını istiyor. Yarın neden aksini talep etsinler ki?»

PKK'nın kendini muhatap olarak kabul ettirmesinden sonra, yakın bir gelecekte bugün söylediklerinin aksini talep etmesi yüksek ihtimaldir. Çünkü daha birkaç yıl önce bölücü örgüt lideri Murat Karayılan Türkiye'yi «düşman» olarak tanımlıyor, ABD'ye seslenip Türkiye'ye karşı işbirliği önerisinde bulunuyordu. Murat Karayılan'ın, 7 Ekim 2006 tarihinde Newsweek dergisinde yayınlanan bir söyleşide (Bkz.
Michael Hastings, «Into the Blacksnake's Lair», Newsweek, 7.10.2006 ) dile getirdikleri bu bakımdan hayli anlamlıdır.

 

Günümüzün «barış havarisi» o zaman şunları söylüyordu:

 

«ABD'nin müttefiki olabiliriz, düşmanlarımız aynı. ABD bizi hep düşmanlarımızın gözüyle gördü. Oysa biz, dost olarak algılanmak istiyoruz. Aksine, Kürtler fazlasıyla ABD sempatizanıdır. Eğilimleri, Amerikancılık yönündedir.»

 

Karayılan'ın bu yaklaşımı, PKK'nın eski Dışişleri Bakanları'ndan İlter Türkmen'i neden «akil adam» olarak gördüğünü de açıklıyor bir bakıma… «Bizim oğlanların» başarılı icraatı 12 Eylül darbesinin Dışişleri Bakanı olan İlter Türkmen ile PKK'yı buluşturan ortak payda ABD'dir çünkü… Ne ilginçtir ki, İlter Türkmen'in de içinde bulunduğu kimi emekli elçi ve generallerden oluşan bir grup «akil adam», geçtiğimiz günlerde yayınladıkları bir raporla tam gün Kürtçe yayın başlatılmasını memnuniyetle karşılayıp, özel kanallara da bu hakkın verilmesini talep ediyordu.

Ayrıca bu raporda Kürt sorununa çözüm önerisi olarak Kürtçenin seçmeli ders olarak öğretilmesinin ve bazı üniversitelerde Kürdoloji Enstitüleri ve Kürt Dili ve Edebiyatı bölümlerinin kurulmasının faydalı olacağı vurgulanıyordu. (Vatan, 6.3.2009) Bu önerilerde Barzani ile ilişkilerin geliştirilmesinin önerilmesi ve Kuzey Irak'taki ekonomik yaptırımların güneydoğu ile entegre bir şekilde yürütülmesinin tavsiye edilmesi de tesadüf değildir.

 

Böyle bir yaklaşım PKK'yı yasallaştırırken, Barzani yönetimindeki kukla devletin tanınmasını ve Türkiye korumasında palazlandırılmasını amaçlamaktadır. Projenin esas sahibi de ABD'dir!

PKK da bugün bunları istiyor, kendinin muhatap kabul edilmesi ve devlet tarafından resmen tanınması karşılığında, bir süre için bu ödünlerle yetineceğini diplomatik bir dille Türkiye kamuoyuna duyuruyor. Ayrılıkçı Kürtçü hareket, 1984'den beri silahla yapamadığını, şimdi demokratik ve barışçı yöntemlerle, yasal yollardan yapmayı amaçlıyor! Kuzey Irak'taki kukla devlet temsilcilerinin sorunun siyasal olarak çözülebileceğini söylemelerinin nedeni de budur.

Peki, Türkiye, PKK'nın hedeflediği bu strateji doğrultusuna girecek mi? Cumhurbaşkanı Gül'ün açıklamaları, Hasan Cemal gibi gazetecilerle kerameti kendinden menkul «akil adamlar» ın girişimleri sürecin o istikamete döndüğünü göstermektedir!

Oysa insanlar, geçtiğimiz 25 yılda oğullarını, eşlerini, kardeşlerini, babalarını, yakınlarını, arkadaşlarını terör nedeniyle şehit verdiler, binlerce insan fiziksel ve ruhî manada yaralıdır bugün! Bu insanlar halkımızdır, Türkiye'nin dört bir yanında yaşıyor.

 

Bugün PKK ile masaya oturulmasını ve PKK taleplerinin kabul edilmesini «çok iyi şeyler» olarak tanımlayıp ellerini ovuşturanlar, yarın milletin karşına çıkıp ne söyleyecekler? Ve asıl önemlisi son 25 yıldır evlatlarını ve sevdiklerini teröre kurban verenler bu gidişata karşısında ne diyecekler?

Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığı ve bütünlüğü müzakere masasına sürülmek isteniyor!

Türk milleti susacak mı?

 

Serdar ANT





Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_012.jpg

En Son Yorumlar