AKP, 29 Mart «darbesine» hazırlanıyor: Ulus Devleti Tasfiye Plânı Netleşti / Meyyal UYGUR
Cuma, 30 Ocak 2009 09:37
Yıl 1991…Erdoğan, İstanbul RP ile Teşkilatı adına, günümüzün en önde Barzanicisi Mehmet Metiner'e hazırlattığı "Kürt Raporu"nda şöyle deniliyordu:

 

"Türkiye'de 75 yıldan beridir resmi ideolojinin Kürt meselesinde inkarcı, asimilasyoncu, baskıcı davrandığını açık seçik söylemeli ve resmi ideolojiyi yüksek sesle sorgulayabilmeliyiz."

"Türkiye'de Kürt kimliğinin tanınması ve Kürt kültürünün geliştirilmesi için engelleyici tüm yasaların kaldırılması, Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçenin öğretilmesi için yasal imkanların hazırlanması, bütün bu hakların Türkiye'de yaşayan diğer halklara da (Laz, Çerkez, Gürcü, Arap vs.) tanınması, bu çerçevede Türkiye'nin kültürel bir çoğunluğa sahip olması gerektiğini savunmalıyız."
"Türkiye'de dileyen herkesin kendi anadilinde eğitim-öğretim yapabilmesini, kitle iletişim araçlarından yararlanmasını savunmalıyız."
"PKK terörünü kınadığımız kadar, devlet terörünü de kınamalı, Devlet-PKK çatışmasında devletçi bir safta gözükmemeli ve devletin 'bölücü', "terörist', 'ayrılıkçı' şeklindeki eleştiri üslubunu benimsememeliyiz."

Abdullah Gül de, şunları savunuyordu:

"Ne mutlu Türküm diyene lafını tutup her yere, özellikle hiç olmayacak yerlere yaza yaza, Türkiye aslında ilkel bir hale dönmüştür…"
"İkinci Cumhuriyet, yeni Osmanlıcılık kavramları ve bu tartışmaların ortaya gelmesini ben çok sağlıklı görüyorum ve geleceğe çok ümitle bakıyorum…"

Bu bir "süreç" işiydi…AKP iktidarının ilk döneminde usul usul temeller atıldı, son model psikolojik harp yöntemleri ile zihinler teslim alındı. İktidarın 2. döneminde, hele de Çankaya Köşkü'ne Gül'ün oturtulması ile öldürücü darbenin yığınakları yapıldı.
TRT'den Kürtçe yayın yapılması ile "dünya yıkılmadı" ha?.. Dünyanın yıkılıp, yıkılmadığını bilmiyoruz ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin "yıkımı"nın miladı olduğu çok açık…Bunu biz değil, bizzat AKP'liler söylüyor. Onlardan biri var ki, çok özel ve çok önemli bir isim. Hem Gül'ün, hem Erdoğan'ın en yakın kurmayı…2005'te, "En iyi ittifak Türkiye-Barzani ittifakıdır…Bu soruna Sevr ve Lozan görüşmelerindeki perspektiften bakamayız" dedi, bu görüşlerini Gül ve Erdoğan'la da paylaştı…Sınır ötesi operasyonlara şiddetle karşı çıktı, hatta "Eğer operasyon olursa Diyarbakır, İstanbul karışır" sözleriyle üstü örtülü tehditte bulundu…Halen AKP'nin Siyasi ve Hukuk İşleri Başkan Yardımcısı…Bir özel durumu daha var; Bir oğlu, Başbakan Erdoğan'ın "kasası ve sırdaşı", diğer oğlunu da iddialara göre, Erdoğan'ın küçük kızı Sümeyye ile sözlendi, ama henüz resmen açıklanmadı…

Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan'dan söz ediyorum. Partide ve ailede böylesine etkin bir ismin söyledikleri, doğrudan Başbakan Erdoğan'ın görüşleri olarak algılanmaz mı?..Hele de, bunlar Gül ve Erdoğan'ın geçmişteki düşünceleri ile bire bir örtüşüyorsa…Bakın Aktüel Dergisi'ne, TRT'den Kürtçe yayınların başlamasını değerlendirirken, "planı" nasıl da açıkça anlatıyor:

"Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, gün geçtikçe derinleşen sorunlarımız vardı. Bir siyasetçinin görevi bu sorunları çözmektir…Biz iktidara geldiğimizde, ülkeyi uçurumun kenarında bulduk ve geçmişe dönük yanlışları düzeltmek istedik. Mesela Anayasa'yı değiştiremedik, beceremedik çünkü karşımızda bürokratik, siyasi ve illegal örgütlerin tepkilerini bulduk. Askeri mantıkla hazırlanmış bir anayasayla Türkiye'yi yönetmek içimizde bir ukdedir."
"Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinde toplumun ihtiyaçlarını karşılamayacak belirlemelere gidilmiştir. Bunlardan biri de etnik unsurları yok sayan bir anlayışın geliştirilmesidir. Devletin kurumsal yapısına zarar verir diye 1925'ten bu yana asimilasyon politikaları uygulandı…Tek mezhep, tek etnik unsur, tek düşünce temeline dayalı sistem biz iktidara geldiğimizde tıkanmıştı."
"Devletin kurumu olan TRT içinde Kürtçe yayına izin vermemiz 85 yıldır yok sayılan etnik kesimin varlığının kabulü anlamına geliyor…Bunun yanında Türkçe alfabede olmayan bazı harflerin kullanılması konusunda davalar açılıyordu. Böyle bir gelişme yargı kararı olmadan bu harflerin kabulü anlamına geldi. İnsanlar çocuklarına Kürtçe isim koyabilecekler. YSK, siyasal propagandalarda Türkçe dışı dillerin kullanılmasının yasak olduğunu açıkladı. Ancak sonraki seçimlerde Kürtçe'nin kullanılmasına yasak getirilemeyeceği kanaatindeyim. Eğer camilerde cemaat Türkçe bilmiyorsa hocalar hutbelerini Kürtçe okuyabilecektir. Bazı engellerin bir günde kalkmasını beklemek yanlış olur. Herkesi sabırlı, sağduyulu, akıllı davranmaya çağırıyorum."
"Bundan böyle devlet imkanları içinde 30 küsur dille yayın yapmak hedeflerimiz arasında."
"Attığımız adımlar demokratikleşme paketinin bir parçasıdır. Toplumun huzuru için bu adımların tamamlanması, tekamül ettirilmesi gerekiyor. Bunun için de yasal değişiklikler olacaktır. Bunun başında Anayasa değişikliği vardır. Herkesin Türk olduğu, Türklüğün etnik kimlik olmadığı tezleri çürümüştür. Türkiyelilik kavramının anayasal zemine dayanması gerekiyor…Türkiyelilik kimliğinin Anayasa'da ifade edilmesi sorunun çözümü için ilk ve son adımdır. Zannediyorum yerel seçimlerden sonra bu gündeme gelecek."
"Cezayir iç savaşında 10 yılda 150 bin insan öldü. Bizde 40 bin kişinin hayatını yitirdiği söyleniyor. Cezayir devleti bu olaylar dolayısıyla ölen insanların yakınlarına maddi tazminat ödeyerek yanlarında olduklarını ve özür dilediklerini ifade etti. Devletin bütçesinde bu olaydan mağdur olmuş insanların yaralarını sarıcı imkânlar bulunmalıdır. Bu, yol ve baraj yapmaktan daha önemlidir. Bunun yanında Avrupa'da yaşayan, cezaevlerinde olan ve dağlarda suça bulaşmamış insanlar topluma kazandırılmalıdır."

Dikkat edin, Ergenekon üzerinden yürütülen operasyonlara da, Kürtçe-Tv gibi açılımlara da "sessiz devrim" diyorlar. Yaptıkları ve 29 Mart yerel seçimlerinden sonra yapmayı planladıkları tek kelimeyle, birilerinin "modası geçti" dediği, ulus-devletin tasfiyesi, yani T.C.'ye karşı "sessiz darbe" ve bu plana karşı çıkma ihtimali olan güçlerin susturulması değil mi?
Baylar, bayanlar; İşin şakası kalmadı, son adımı atmaya hazırlanıyorlar, uyanın!..

"BÜYÜK KÜRDİSTAN" TOPLANTISI MÜMİNLERİN PARASIYLA MI YAPILACAK?

Operasyonlarda habire, "Ergenekon Örgütü"nün finansörünü arıyorlar ya, merakımı celbetti; Acaba bugüne kadar yapılan tüm toplantılarında Türkiye'nin başına musallat edilmek istenen ne kadar melanet varsa sahiplenen, onursal başkanlığını Fethullah Gülen'in yaptığı Abant Platformu'nu kim veya kimler finanse ediyor? Özellikle de, 15-16 Şubat'ta Barzani'nin sözde başkenti Erbil'de yapılacak toplantının masrafları nereden karşılanacak?..
Zira bu toplantı öylesine önemli ki!..Bir defa Çankaya Köşkü'ndeki Gül'ün desteği var. İkincisi, toplantının konusu; "Türkiye ile Kürdistan Bölge Yönetimi İlişkileri-Ortadoğu'nun Geleceği"…Türkiye'nin 1 numarasında oturan ismin desteklediği bir toplantıda, Irak'ın kuzeyindeki yerel yönetim için "Kürdistan" denildiğinin farkında mısınız? Üçüncüsü, görünürde toplantıya Türkiye ve Barzani yönetiminden isimler katılacak. Ancak İran ve Suriye'deki "Kürtçülerin", hatta PKK/KADEK'in bile temsilci göndermesi planlanıyor. Yani "Büyük Kürdistan" provası yapılacak.
Fethullah Gülen
hareketinin, halis müminlerin ve gönüllülerin parasıyla finanse edildiği söylene geldi. İyi de halis müminler, yardımlarının "Büyük Kürdistan"a temel yapılmasına razı mı, razı olabilir mi?..Yok mu, buna da el atacak bir "Cumhuriyet'in Savcısı" ?!..

 

 

http://www.Heddam.com/index.asp?M=4910



Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_001.jpg

En Son Yorumlar