AB-NATO-GÜMRÜK BİRLİĞİ TEHLİKESİ
Cuma, 20 Haziran 2008 09:02
Ülkemiz yıllardır stratejik plan dahilinde ekonomik ve siyasi açıdan öylesine zayıflatıldı ki ‘Kurtuluş Savaşı’nı aratmayacak, hatta daha da zorlu bir iç-dış mücadenin içine girdik.

AB müzakereleri kapsamında ‘Sevr’ hükümlerini ülkemize dayatan AB-D’nin, yine kendileri tarafından güdümlü AKP hükümetince her tür talepleri karşılanmaktaydı.

Ülkemizin ulus devlet yapısından, laik ve demokratik anlayışından taviz vermeyen halkımızın, kurum ve kuruluşlarımızın tepkilerine karşı AKP’nin kapatılma kararı alınması sonrasında kukla bir hükümetle isteklerini sorunsuz almaya alışmış olan AB-D yetkili makamlarından, Türkiye’yi AB’ye almayacaklarına dair tehdit ve yargı makamlarımıza hakarete varan tepkiler aldık.

Soros fonlarıyla beslenen sivil toplum kuruluşlarının insanlarımıza anlattığı gibi özünde Hıristiyan birliği olan Avrupa Birliği, Müslüman Türkiye’yi koşulsuz üye kabul edecek mi? AB üyeliği, halkımıza zenginlik kapılarını açacak mı? Refah ve sağlık toplumu olabilmek için Türkiye’nin AB’ne girmesi elzem mi? AB, gerek barış gerekse ekonomi konusunda ne kadar başarılı? İçinde, gerçek bir birlik mi? AB’ye girmek istiyor muyuz?

Türkiye’nin tek taraflı olarak gereklerini yerine getirdiği AB kapsamında imzalanan Gümrük Birliği’nin ülkemize ekonomik katkıları var mı? Türkiye’nin dış ticaret açığının büyümesinde, uluslararası pazarda sanayicimize getirdiği haksız rekabet koşullarında, ulusal pazar payımızın düşmesinde Gümrük Birliği’nin payı nedir?

Türkiye’nin üye olarak içinde bulunduğu NATO, Türkiye’ye karşı dürüst politika izliyor mu? İçinde bulunduğumuz coğrafya üzerinde gelişen son olaylar NATO kapsamında Türkiye’ye nasıl yansıyacaktır?

Ulus olarak bu soruların yanıtlarının irdelenip, acil önlem stratejilerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Konu başlıklarına kısaca değinelim:

AB’DEKİ BLOKLAŞMALAR

Yoğun genç nüfusa sahip Türkiye, Avrupa’yı korkutuyor çünkü yaptıkları istatistiklere göre, içlerinde yaşayan Müslüman nüfusun suç oranı oldukça yüksek. İkinci önemli sorun da kendileri işsizlik sorunu yaşıyorken, olası göç onları ciddi düşündürüyor. Almanya’da son zamanlarda görülen ırk eylemlerinin artışı, bu konuyla bağlantılı olarak göz ardı edilmemesi gereken önemli konuların başında gelmelidir.

AB içinde önemli söz sahibi olan Fransa ve Almanya arasında yaşanan gerginlikler, AB çatırdamalarını iyice hissedilir hale getirdi. Fransa’nın ‘Akdeniz Birliği’ adı altındaki oluşumu hazırlaması, bölgedeki yeni bloklaşmaların ilk adımıdır. Dr. Deniz Altınbaş, bu konudaki düşüncelerini ASAM’da şöyle kaleme almış:

“Fransa’nın Polonya’ya yaklaşmasında, Almanya ile ilişkilerinin eskisi gibi olmaması büyük bir etken. Artık çalışamaz hâle geldiğini gördüğümüz AB motorunun her iki ülkesi de kendisine başka ortaklar arıyor. Sarkozy’nin cumhurbaşkanlığı ile birlikte, Almanya ile Fransa arasındaki hep var olan ama tolere edilebilir düzeyde seyreden rekabet ve çekişme görünür hâle geldi. Her iki ülkenin de AB içinde kendi liderliğinde paralel oluşumlar istediği de açık. Fransa’nın Akdeniz Birliği girişimi, Almanya’nın Doğu Avrupa’daki önderliğine karşı bir hareketti. Buna en sert tepkiyi gösteren Almanya, Fransa’nın çok heveslendiği Akdeniz Birliği’ni öldürmeyi başardı. Fransa’nın hamlesi, Almanya’nın arka bahçesindeki en büyük ülke Polonya. Bu durum, AB içindeki dengelerin ve blokların yeniden belirlenmesi anlamına gelebilir”.

RUSYA, AB’Nİ BÖLÜYOR

İkinci önemli konu ise ABD’nin Rusya stratejilerine rağmen, AB kurucularından Almanya ve Fransa’nın gerek Ortadoğu ülkeleri ile ilişki kurmak gerekse de petrol ve enerji kaynakları ticareti bakımından Rusya ile yakınlaşmalarıdır. Ekonomik kaynaklar Rusya-AB arasındaki ticaretin son 5 yılda yüzde 70 oranında arttığını gösteriyor. Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev’in göreve geldikten sonra Avrupa ülkelerinden ilk ziyaretini Almanya'ya yapması; iki ülke arasında kurulan işbirliklerin daha da artarak devam edeceğine işarettir.

AB ülkelerinden bir kısmının Rusya ile ilişkilere sıcak bakmaması Rusya açısından da hedefi; AB’ne değil, Almanya ve Fransa gibi güçlü Avrupa ülkelerine yöneltmektedir. İlyas Kamalov ASAM’da bu konuda şöyle yazıyor; “Bükreş’teki NATO Zirvesi sırasında Fransa ile Almanya’nın Gürcistan ve Ukrayna’nın üyeliklerine karşı çıkmaları da kısmen bu hususla açıklanıyor. Her ne kadar Putin’in ziyareti sırasında herhangi bir anlaşma imzalanmasa da taraflar işbirliğine önem verdiklerini ve önümüzdeki dönemde Rusya-Fransa gerekse de Rusya-AB ilişkilerinin yeni bir boyut kazanma şansının olduğunu gösterdiler.”

AB’nin önemli üyelerinden İngiltere ise ABD güdümlü politika izliyor. Dolayısıyla ABD ve İngiltere’nin Kafkasya ve Ortadoğu ülkeleri üzerine geliştirdikleri petrol ve doğalgaz boru hat politikaları Rusya ile çakışıyor. Eski KGB ajanı Litvinenko’nun Londra’da zehirlenerek öldürülmesi ve Rusya’nın ‘casusluk yapıyorlar’ iddiasıyla ülkesindeki British Council’ları kapatması, İngiltere-Rusya arasındaki gerilimi tırmandırmıştır.

Son gelişmeler Rusya’nın, Avrupa ve Amerika’ya karşı güvenin iyice sarstı. Çünkü AB ve NATO’nun genişleme politikası kapsamındaki yeni üyeleri Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Macaristan, Polonya, Ukrayna gibi ülkelerin, ya Rusya ile sınırları ya da ortak geçmişleri var. Dolayısıyla Rusya’ya karşı güvensizlikleri mevcut ve ABD stratejilerine yakın duruyorlar. Rusya’nın karşı çıktığı bir başka NATO projesi var ki bu da ABD’nin Ortadoğu planına yönelik olarak olası nükleer tehditlere karşı, Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde kurulması planlanan füze sistemidir. Geçtiğimiz günlerde güçlü silah teknolojisi ve ordusuyla gövde gösterisi yapan Rusya bu gelişmeleri sessizce sindirmeyeceğine dair dünya kamuoyuna mesaj verdi. Bu gelişmeler AB’nin Rusya konusunda bölündüklerinin de ciddi göstergeleridir.

LİZBON ANLAŞMASI’NIN AB’YE ETKİSİ

‘Lizbon Anlaşması’ ile ilgili referandumda İrlanda’nın anayasası gereği referanduma gitmesi ve yapılan bu referandumda halkın yüzde 53.4 oranında 'hayır' oyu kullanması da AB çatırdamasına önemli işarettir. Çünkü Lizbon Anlaşması’nın işlevselliğe geçebilmesi için 27 üyenin tamamının bu anlaşmayı kabul etmesi gerekiyor. AB Anayasası'nın Fransa ve Hollanda tarafından reddedilmesiyle başlayan kriz Lizbon Anlaşması'yla aşılmıştı. Lizbon Anlaşması, AB'nin işleyişine dair büyük ve kapsamlı değişikler getiriyor; birliğin karar ve icra mekanizmalarını, ilkelerini, önceliklerini ortaya koyuyor.

AB- TÜRKİYE MÜZAKERELERİNDEKİ YENİ GELİŞMELER, NEYE GEBE?

İran ve Suriye’ye müdahale konusunda arayışını hızlandıran, Afganistan ve Irak’ta sıkışan ABD, NATO kapsamında ve AKP hükümetiyle ‘Medeniyetler İttifakı’ yaptığı Türkiye’den önemli beklentilerini dile getirecektir. Başkan Bush’un AB üyeleriyle yaptığı zirve akabinde Türkiye’nin AB müzakerelerine iki başlıkta yeniden başlandı ve Fransa da Türkiye’nin AB üyeliğinin kabulü için referandum şartı getiren düzenlemesinde geri attı. Yine bugün Amerikan Temsilciler Meclisi’nde Ermeni meselesi konusunda Türkiye’den yana tavır izlediler; Ermenistan’ın var olan sınırı kabul edip, toprak talebi olmadığını deklare etmesini ve Türkiye’nin iyi niyet yaklaşımlarını kabul etmesini beklediklerini belirttiler!

2006’da 8 başlıkta dondurulan Türkiye ile AB arasında üyelik görüşmeleri; şirketler hukuku ve fikri mülkiyet hukuku başlıklarında yeniden başlıyor. Sermayenin serbest dolaşımı ve vergilendirme başlıklarındaki müzakerelerin ise yılın ikinci yarısında başlayabileceği belirtiliyor. Diğer bir gelişme de Fransa’nın, Türkiye’nin AB üyeliğinin kabulü için referandum şartı getiren düzenlemede geri atması oldu. Anayasa maddesine Meclis’te eklenen ve Türkiye’yi tanımlayan ‘nüfusu Birlik nüfusunun yüzde 5’inden yüksek olmayan ülkeler hakkında referandum şartı aranmaz’ maddesi kaldırılacak. Madde, Hükümet’in gönderdiği ‘Yeni üyeliklerin Meclis oyu ya da referandumla kabul edilmesine Cumhurbaşkanı karar verir,’ şeklinde düzeltilecek.

İrlanda’nın Lizbon Anlaşması’nı imzalamaması sonucunda AB’nin genişleme politikası kapsamında Türkiye’ye yansımasının ne şekilde olacağı henüz kesinleşmiş değildir. Fakat belirtmekte fayda var ki; AB müzakereleri kapsamında gerek ülkemizden talep edilenler ve gerekse kabul edilip imzalanan hiçbir madde Türkiye lehine olmamıştır.

Rusya’nın etkili olduğu Balkan, Doğu Avrupa, Kafkasya coğrafyası üzerinde gelişen olaylar Avrupa’ya yakınlığı sebebiyle Avrupa barışı için risk teşkil etmesine rağmen AB bölgede etkili olamamıştır. Özellikle dağılan Yugoslavya’nın ardından, Bosna ve Kosova olaylarında Rusya’nın vetolarına rağmen NATO ve ABD stratejileri uygulandı fakat yazık ki dökülen o kadar kanlara rağmen, kalıcı barış ve istikrar halen sağlanmış değildir.

NATO kapsamında Kosova’da bulunan barış gücüne TSK olarak destek veriyoruz. Kosova'da 16 bin askerle görevine devam eden barış ve istikrarı koruma gücü KFOR'un ülke sınırlarını kontrol görevini sürdüreceği açıklandı. Kosova'nın bağımsızlığını tanımayan NATO müttefikleri, KSF oluşumuna maddi ve askeri katkıda bulunmaya olumlu bakmıyor. Bu çerçevede, Kosova'da bir polis gücü oluşturmak isteyen AB'nin NATO ile işbirliği olasılıkları gündemde.

Afganistan için de destek veriyoruz. Fakat NATO üyeleri Türkiye’ye PKK terörü konusunda destek vermediği gibi aksine PKK’dan yana tavır ve siyaset yürütme riyakarlığını gösterebiliyorlar. Türkiye, PKK terörüyle uğraşırken Afganistan’ın güneyinde Taleban militanlarıyla en yoğun çatışmaların yaşandığı bölgeye TSK takviyesini talep edebiliyorlar. Taliban militanları, Kandahar kenti civarında savaşa hazırlanıyor. Taliban'ın bu hazırlığı üzerine Afgan ordusu, başkent Kabil'den Kandahar'a 4 uçak dolusu asker nakletmiş ve Kanada birlikleri bölgeye gönderilmiş. NATO kuvvetleri de halktan bölgeyi terk etmelerini istemiş. TSK, en başından beri ISAF bünyesinde oldukça etkili ve başarılı performans gösterdi; Müslüman olması sebebiyle halkın güvenini ayrıca kazandı. Her ne kadar Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt bu konuda “Kendi toprağımızda terörle uğraşırken bir başka ülkeye bu konuda destek vermeyi uygun görmüyorum” dese de maalesef ki AB-D güdümündeki hükümetin bu konuda alacağı kararlar etken olacak.

AB ve NATO gündemindeki bu maddelerin hepsi Türkiye’yi de derinden etkileyecektir. Dolayısıyla Türkiye’nin AB müzakereleri, Gümrük Birliği ve NATO üyeliklerini çok iyi değerlendirmesi gereken yeni bir süreçtedir.

NURTEN AKYAZILILAR

 



Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_016.jpg

En Son Yorumlar