|
İki gündür bir iz peşindeyim , orta doğuda ki bir çok olayın merkezi adresi Katar adresini gösteriyor .. Birleşmiş milletler yayınladığı bir raporda ABD güçlerinin ‘yönetim merkezi’ Katar olduğu söyleniyor . Fransa’nın ünlü Le Monde Diplomatik gazetesi ise ‘Irak ihalelerinin hepsi Katar dan veriliyor’ diyor . İhalelerin verilme merkezi ‘CİA ve MOSSAD ajanlarından oluşuyor ‘. Büyük Orta Doğu Projesinin çete merkezi Katar’da üstlenmiş durum da. Türkiye’de ki medya ve diğer özelleştirmelerde paravan şirketlerin de merkezi Katar . Ülkemiz de ki işbirlikçilerin iki de bir Katar’a gitmeleri bir rastlantı değil . Katar emperyalist çetenin merkezi durumundadır . Katar bir arap sermayesi değil siyonizmin ve CİA’nın operasyon merkezidir . Üç yıl önce aşağıdaki yazıyı yazmıştım . BÜYÜK HIRSIZLIK ABD'nin Irak'ı işgalinin ikinci yılında Birleşmiş Milletlerdin yayınladığı raporda, petrolün gizlice satıldığı suçlaması var, petrol kuyularında bulunan sayaçların söküldüğü, çıkartılan petrolün Türkiye, Ürdün ve İsrail'e satıldığı ve elde edilen paranın Irak petrol bakanlığının hesabına gedmediği açıkça ifade ediliyor, rapor daha da ileri giderek bu hırsızlığın bir Amerikan şirketi ve Barzani tarafından örgütlendiğini ve elde edilen paranın İsviçre bankalarına kaydırıldığını belirtiyor. BM Genel Sekreteri'nin imzasını taşıyan bu rapora ek olarak, gecen hafta BBC, petrol gelirlerinden elde edilen 857 milyon doların buharlaştığını açıklıyordu. BBC aynı haberinde, ABD ve İsrail şirketlerinin normal fiyatın çok üstünde ihale aldıklarını, bu ihale mafyasının Katar 'da ki bir bürodan yönetildiği ve bu büronun arkasında MOSSAD'ın ve CIA’nin bulunduğu belirtiliyordu... Irak halkına demokrasi götürdüğünü iddia eden hırsızlar çetesinin, Irak’a, bu ülkeyi soymak, sömürmek için gittiği, BM raporuyla bir kere daha ispatlanmıştır. İşgal altında, yönetime düzmece bir seçimle gelen sömürge valisi Celal Talabani ve hükümeti ise bu suçlamalara cevap vermiyor, BBC muhabirinin sorularına petrol bakanlığından bir yetkili 'bizde biliyoruz' demekle yetiniyordu... İşgalin ikinci yılında iki milyona yakın Iraklı "ne Saddam ne işgal' sloganları ile yürürken, sömürge valisi C.Talabani yürüyüşçüleri 'teröristleri' desteklemekle suçluyordu, aynı sömürge valisinin çalınan petrol, yok edilen paralar ve ihale mafyası hakkında hiçbir açıklamada bulunmaması, sözde seçimle gelen bu yönetimin gerçek yüzünü göstermektedir... Venezüella devlet başkanı CHAVEZ bir ay önce Hindistan'a yaptığı ziyaret sırasında ABD'nin Felluce’de kitle imha silahı kullandığını, kullanılan gazın hardal gazı olduğunu açıklıyordu. Bu tip bir gazla Halepçe katliamının da yapıldığını hatırlamakta yarar var. BBC ve ABD genel kurmayı Felluce operasyonuna on bin kadar peşmergenin de katıldığını açıklıyordu. Halepçe katliamının sorumlusu olan Saddam'ı ‘yargılayan’ işgalci, sömürgeci, hırsız ve işbirlikçi olan bu cephe de bir gün mutlaka yargılanacaktır. Birleşmiş Milletlerin bu raporu çok net belgelerle doludur, Chavez'in açıklaması ise ABD'nin kitle imha silahı kullandığını göstermektedir. Bu gün Irak'ta olanlar, dün Vietnam ve diğer işgal edilen ülkelerde de olmuştu. ABD'nin yalan üzerine kurulu Irak'a demokrasi getirdik yalanlarının gerçek yüzü Birleşmiş Milletler raporuyla bir defa daha görülmüştür. Yine üç yıl önce şu tespitlerde bulunmuştum . Halepçe katliamı, Irak halkının tarihinin kara bir sayfası, bir katliam, gözdağı vermenin bir yolu, bir halkı sindirme ve yok etme politikası. Onca yıl geçti ama unutulmadı... Halepçe katliamının sorumlularını tarih yargıladı, belki beşeri bir mahkemede de hesap verecekler... Felluce katliamı da insanlık ve Irak tarihinde unutulmayacak bir gün olarak kalacak, işgalciler ve işbirlikçiler bir gün yargılanacak, işgal gücü ABD bir gün nasıl olsa gidecek, sonra işgali savunan, yataklık yapan, katliama katılanlar yargılanacak... İşin ilginç yanı Halepçe’de katliama uğrayan Kürtlerin, Barzani ve Talabani önderliğinde Felluce katliamına bir tabur asker göndererek katliamın sorumlularından olmaları. Arap ve Kürtler arasında tarihi bir düşmanlığın simgesi olan Halepçe ve Felluce katliamlarının sorumluları bir gün mutlaka yargılanacaklar ve hesabını vereceklerdir. İlk yargılama Dünya Barış Hareketi’nden başladı bile. Sonra Irak halkı bunun hesabını soracaktır, İşgalin sona ermesiyle bu katliamın sorumluları da tüm işgal sonrası ülkelerde olduğu gibi, hesap vereceklerdir... Bir ülkenin işgalinde en acı olan şey, ülke içinde bir kesimin işgalcileri desteklemesidir, fakat Vietnam, Cezayir, Küba, Hindistan vb. ülkelerde olduğu gibi işbirlikçiliğin fiyatı hiç de ucuz olmayacaktır.... Bir “Ulusal kurtuluş mücadelesi” denilse de emperyalizmle, işgalcilerle birlikte birilerinin kurtulduğu tarihte hiç görülmemiştir. Tarih işbirlikçilerin sonlarının ne olduğunu Irak'ta da gösterecektir. Zafer, gurur, şeref ve ulusal kurtuluş yalnızca direnen halklara layıktır ve tarihte de hep böyle olmuştur.... İşgal kuvvetleriyle bugünlerde flört etmenin zevki sefası ve sarhoşluğuna hiç kimse kapılmasın, Irak ve halkı hep olmuş, olacak, işgalciler bir gün geldikleri gibi gideceklerdir.. İsrail, Irak ve İran İsrail güvenlik konseyi bundan beş yıl önce toplanmış ve şu kararları almıştı; Filistin direnişi İsrail için bir güvenlik tehlikesi değildir, İsrail'in güvenliğini tehdit eden güç Irak ve İran'dır ve özellikle bu iki ülke nükleer silaha sahip olma yolundadır ve kesinlikle durdurulmalıdır. İsrail başbakanı bir Musevi tarikatçısı "yobazdır". Sabra ve Chatiya katliamlarını yapan İsrail'in Hitler'i bir faşisttir ve Musevilere göre Allah'ın onlara söz verdiği topraklar Mısır'daki Nil nehrinden Türkiye'deki Fırat nehrine kadar dayanmaktadır. Faşist ve tarikatçı bu yönetimin Orta Doğu politikasının adı büyük Ortadoğu projesi yani büyük İsrail projesidir. Hitler'in büyük Almanya projesinden farkı yoktur ve onun kadar faşist ve katliamcıdır. İşbirlikçiler bu büyük İsrail projesinin ABD'de deki Yahudi lobisinin ve onun siyasi ve ekonomik gücünün işbirlikçileridirler. Küresel emperyalizmin, ultra emperyalizmin içinde bu güçler zinde, faşizan güçleri temsil etmektedirler. Türkiye'de AKP hükümeti bu politikalara doğrudan katılmak istedi. Fakat şimdi bilinen sebeplerden lojistik destek veriyor. Irak’ta sözde Kürt ulusal mücadelesi adına Talabani ve Barzani Irak’ta direnen güçlere karşı işbirlikçilik, muhbirlik ve işgal güçlerine yataklık yapmaktadırlar. Emperyalizmin işbirlikçisi bir ulusal kurtuluş olmamıştır ve olmayacaktır. Orta doğu halklarına saldırı devam edecektir. İran'a saldırı sürekli gündemde duracaktır, bu saldırılara karşı direnenler kazanacaktır. Irak’ta yapılan seçimler bu projenin bir parçası, işgalin meşrulaştırılmasıdır. Filistin ve Irak’taki direniş orta doğu halklarının umudu olmuştur, olacaktır. Büyük Orta Doğu projesi İsrail güvenlik konseyinin bundan beş yıl önce aldığı ulusal güvenlik tehlikeleri politikalarının bir parçasıdır. ABD İran'a saldırmasa bile İsrail saldıracaktır. Önümüzdeki dönem İsrail'in İran üzerindeki provokasyonları ile geçeçektir. Bu süreci hep birlikte yaşayacağız. İsrail'de bu gün yönetimde bulunan siyasi güç İran'daki gerici molla yönetiminden farkı yoktu. Küresel emperyalist güçler içinde Yahudi faşist, yobaz eğilimin lobisinin güçlü olması sahte bir demokrasi maskesi ile kendilerine destek bulmaya çalışacaktır. İsrail yönetimi Orta doğu için bir tehlike merkezidir ve olmaya da devam edecektir. Sonuç; Katar da ki emperyalist CİA , MOSSAD çetesi ülkemiz de cirit atıyor . Çözüm; Tüm milli güçler tek cephede ve en kısa zamanda toparlanmalıdır . Orhan Karaca
Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne