ŞİMDİ DE YEZİDİLER / SARKİSYAN’DAN “SOYKIRIMI UNUTMAYACAĞIZ” SÖZÜ
Perşembe, 05 Şubat 2009 10:55
Irak’ta yaşayan Yezidiler, ABD Başkanı Obama’ya mektup yazarak, 1916’da Osmanlı İmparatorluğu’nun 1 milyon Yezidi’yi öldürdüğünü iddia etti.

Mektupta Obama’dan Türkiye’ye 1916’da yaşananları "soykırım" olarak tanıması için baskı yapması istendi. NTVMSNBC’den Çetiner Çetin’in Erbil’den verdiği habere göre, Irak’taki Yezidiler, ABD Başkanı Barack Obama’ya mektup yollayarak, Türkiye’ye sözde Yezidi soykırımı baskısı yapılmasını istediler.

 

Irak’ın kuzeyindeki Yezidiler’in siyasi ve ruhani liderleri, mektupta, Osmanlılar döneminde 1 milyon Yezidi’nin katledildiğini iddia ettiler. Irak’ın kuzeyindeki Musul kenti yakınlarındaki Şengal Kasabasına bağlı Yezidilerin kutsal merkezi olan Laleş’de dün bir araya gelen Yezidilerin siyasi ve ruhani liderleri, ABD Başkanı Obama’ya gönderilmek üzere bir mektup yazdılar. Grup, mektupta, 1916’da Osmanlı İmparatorluğu’nun, Ermeniler’e destek verdikleri gerekçesiyle yaklaşık 1 milyon Yezidi’nin öldürüldüğünü iddia ederek, Obama’dan Türkiye’ye Yezidi katliamını "soykırım" olarak tanıması için baskı yapmasını talep ettiler. İnananlarının çoğu Kürt olan Yezidiler bugün, Irak, Suriye, Türkiye, İran, Gürcistan ve Ermenistan’da yaşıyor. Bugünkü toplam nüfuslarının yaklaşık 1 milyon olduğu sanılıyor.

Yezidilik 12. yy.’da çıktı

Yezidilik, tektanrılı bir din. 12. yüzyılın ortalarında ortaya çıktığı sanılıyor. Yezidi adını Hakkarili Şeyh Adi verdi. O zamana kadar Şemsiler (Güneşe Tapanlar), Zerdüştler olarak anılıyordu. Yezidilik ve Zerdüştlükte, zaman ve mekanla sınırlı olmayan tek tanrıya, kötülük ve iyilik prensibinin varlığına ve evrenin oluşmasında 7 meleğin rol oynadığına inanılıyor. Bu meleklerin başında Melek-i Tavus geliyor. Hiçbir şey yokken Melek-i Tavus vardı. Ve o, evrenin oluşması için gerekli dört maddeyi yarattı: Ateş (Güneş), hava, toprak, su.

 03 Şubat 2009, Kaynak : Hürriyet

--------------------

TRT'DEN ERMENİ AÇILIMI HAZIRLIĞI

03 Şubat 2009, Kaynak : Sabah --Kürtçe TV ile PKK'nın propaganda yayın organı Roj TV'nin önüne geçmeye çalışan TRT, Ermenistan ile Türkiye topraklarında yaşayan Ermenilere yönelik yeni bir projeyi hayata geçiriyor. Proje Ermenice televizyon, Ermenice radyo ve Ermenice internet sitesinden oluşuyor. Aday personel için Türkiye'de yaşayan Ermeniler tercih edilirken mülakatlar başladı. Kurum "Mütercim-spiker" sıfatıyla işe alacağı adaylara iki önemli şart koşuyor: Ermenice ve Türkçeyi hem yazı hem de konuşma dilinde çok iyi derecede bilmek. Ermenice radyonun merkezi Ankara'da olacak. Ermenice radyo ve Ermenice internet sitesi 2 aya kadar hayata geçecek. Bu arada Ermenice televizyon ve radyo için MGK'nın 5 ay önce TRT'ye bir tavsiye raporu gönderdiği öğrenildi. Tavsiye raporunda Ermenice yayınların diasporanın aleyhte propagandalarının önüne geçmede önemli bir güç olacağı kaydediliyor.

--------------------

ERMENİ AYDINLARIN ÖZÜR KAMPANYASINA TÜRKİYELİ ERMENİLERDEN DESTEK GELDİ

03 Şubat 2009, Kaynak : Birgün --Türkiyeli Ermenilerden Tatyos Bebek, "Ermenilerden özür diliyoruz" kampanyasının ardından diasporadaki Ermeni aydınların da "Türklerden özür diliyoruz" kampanyası başlatma kararının barış ve kardeşlik için önemli bir adım olduğunu söyledi.  "1915"te Osmanlı Ermenileri"nin maruz kaldığı Büyük Felaket"e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum” denilerek bir grup aydın tarafından Türkiye"de başlatılan "Ermenilerden özür diliyoruz" kampanyasına diasporadaki Ermenilerden karşılık geldi.

Diaspora"da yaşayan Ermeni aydınlar, "Ermeni halkı adına işlenen cinayetler için özür diliyor, bunların acısını duyan masum Osmanlıların ve Türklerin duygularını paylaşıyorum" sözleriyle yeni bir imza kampanyası başlatma kararı aldı. Avusturalya"nın Sydney kentinde bulunan Macguarie Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Türk Ermeni Diyalog Grubu Eşbaşkanı Dr. Armen Gakavian tarafından imzaya açılacak olan ve ABD"den Prof. Dennis Papazian"ın desteklediği bildiri, önümüzdeki günlerde gözden geçirildikten sonra imza için tüm dünyadaki Ermenilere ulaştırılacak.

‘DÜŞMANLIKLARI BERTARAF EDELİM’

Türkiyeli Ermenilerden Diş Hekimi Tatyos Bebek, her iki kampanyanın barış ve kardeşlik için önemli bir adım olduğu görüşünde. "Ermenilerden özür diliyoruz" kampanyasının Türkiye"de 301 gibi mevcut yasalar, ulusalcı ve milliyetci baskılar göz önüne alındığında onurlu ve cesaret isteyen bir girişim olarak nitelendiren Tatyos Bebek, "Kolay kolay yapılacak bir girişim değildi. Ciddi bir cesaret istiyordu. Türkiye"deki aydınlara bu anlamda müteşekkiriz. Buna karşılık diasporadaki Ermeni aydınların başlatacakları özür kampanyası da bizim için çok önemlidir. Biz bütün yüreğimizle bu yapılan kampanyaya da katılıyoruz.

Daha önce yaşananları onaylamak hiç doğru bir davranış değil. Bizler barıştan yana olmalıyız. Barış karşıtı hiçbir eylemi desteklemiyoruz" sözleriyle diasporada Ermeni aydınlar tarafından başaltılacak olan kampanyayı değerlendirdi. Türkiye"de yüzyıllardır aynı topraklarda yaşayan halkların geleceklerini barış içerisinde birlikte kurmanın yollarını araması gerektiğinin altını çizen Bebek, "Düşmanlıkları artık bertaraf etmeliyiz. Türkiye"de başlatılan ve diasporadaki Ermenilerin başlatacağı kampanya barış ve kardeşlik için bir adımdır. Ben bu adımı destekliyorum" dedi.

-------------------------

'ÖZÜR KAMPANYASINDAN ÜMİTLİ DEĞİLİM’

03 Şubat 2009, Kaynak : Radikal ---Prof. Dr. Vamık Volkan: ‘Ermenilerden özür dileme kampanyasından pek ümitli değilim. Böyle bir kampanya yerine para toplasalardı; Anadolu’da sembolik değeri olan Ermeni binaları var onları onarsalardı. O daha çok şey verirdi’  Politik psikolojinin dünyadaki en önemli isimlerinden olan Prof. Dr. Vamık Volkan’la söyleşimize, dünkü kaldığımız yerden devam ediyoruz.

- Birlikte yemek yemenizden iki hafta sonra Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye-Ermenistan milli maçını izlemek için Ermenistan’ın başkenti Erivan’a gitti. Bunda sizin bir etkiniz oldu mu?

- Ne bileyim benim etkim var mı... Ama ben gitmesini çok istedim doğrusu.

- Yemekte bu konuyu konuştunuz mu?

- Evet, sosyal bir buluşmaydı o; bir sürü konudan bahsettik. Bazı kişiler gitmesini istemiyordu, çok şey oldu, biliyorum. Ben kimseye tavsiyede bulunamam. Ben kimim ki, ama istediğim Türkiye ile Ermenistan arasında bir reel politik sürecin başlaması.

- Dünya üzerindeki birçok çatışmayı uzmanlık alanınız olan politik psikoloji açısından ele almanıza rağmen, Türkiye-Ermenistan ilişkilerine psikolojinin karıştırılmaması gerektiğini, çözümün politik ve ekonomik hamlelerde olduğunu söylüyorsunuz. Nedir Türkiye-Ermenistan ilişkisinin diğerlerinden farkı?

- Evet, lütfen, lütfen bunu çok istiyorum. Ben bu emosyonal durumları öğrendim artık biraz. Emosyonlara girdi mi kimlik meselelerine dönüyor. Hem Ermeniler için, hem Türkler için... Bilhassa Ermeniler için. O kısma girdiğimizde ben senin kimliğine tokat atmış oluyorum. Yavaş yavaş başlayalım, emosyonlar sonradan gelsin. Jenosit mi, kim kimi öldürdü... Sen bana para verdin... Bunların sonu yok.

- Şimdi örneğin Kars’ta rastgele üç-beş kişiye Ermenilere 1915’te ne olduğuna dair fikrini sorsanız düşmanlık dolu yanıtlar alma ihtimaliniz çok yüksek. Ama sınırın açılmasına gelince buna birçok kişi taraftar olacaktır. Kastettiğiniz biraz da bu mu?

- Kesinlikle. Şimdi sınırlar kapalı olduğu halde, duyuyorum ki 80 bin Ermenistan vatandaşı Türkiye’de alışveriş yapıyormuş. Şimdi Türkiye’de ekonomik krizi ben çok şiddetli sezmedim; daha kötü şeyler olacak. Aç o kapıları, ticari ilişki kur. Çünkü görmedikçe, konuşmadıkça fanteziler daha da gelişiyor. İki taraf için de iyi bu. Kimlik meselesi olmamalı. Bu TARC (Türk-Ermeni Barışma Komisyonu) sürecinde neyi gördüm biliyor musun? Ermeni katılımcıların kendilerini en zor durumda hissettiği zamanlar Türkler’den empati ve yakınlık geldiği zamanlardı.

- O zaman sorunu duygusal bir düzleme taşıdığı için ‘Ermenilerden özür dileme’ kampanyasını faydasız mı görüyorsunuz?

- Açıkça ben onun hakkında pek ümitli değilim. Böyle bir kampanya yerine para toplasalardı. Doğu Anadolu’da sembolik değeri olan Ermeni binalar var, onları onarsalardı. O daha çok şey verirdi, hürmet bu...

- Şimdiye dek dile getirilmemiş bir özürün dile getirilmesinin hiç yararı yok mu?

- Öyle demiyorum. Keşke yavaş yavaş olsaydı. Ben psikoanalistim, tıp diye girmem işin içine. Ne oldu? Türkler arasında bölünme oldu. Daha yavaş, jestlerle, bir kiliseyi aç... Ama işte bütün dünyada böyle olur. Biz kimiz, ondan sonra arınma süreci. Sokakların ismini değiştirirsin mesela, minare koyarsın, kilise camii olur. Bir de Türkiye’de şu var, belki her yerde, sanki yalnız bizde olur bu durumlar... Biz özeliz. Bir narsisizm... Beyaz saçlı oldum artık, 30 seneden beri çatışmalı yerlere gidiyorum. Neyin farkına vardım biliyor musun, hepimiz aynıyız.

- Nasıl bir narsizim bu?

- İşte, yaşasın Türkiye, biz özeliz... Ama o da doğal, ben ihtiyar olduğum için Cumhuriyet’in ilk kuruluş zamanından şeyler çekirdeğimde vardı. 30 sene düşmanları bir araya getirdikten sonra, bakıyorsun hepimiz aynıyız.

- Kendinizi hep aynı teşhisi koyan bir doktor gibi mi hissediyorsunuz?

- Evet, mikrop aynı ama tarihler farklı. O da değiştiriyor, bu çok önemli. Tanımadığın biriyle aynı tarihi yaşadığında ona olan seni üzüyor.

- Türkiye’ye her geldiğinizde şaşırıyor musunuz?

- Eskiden daha çok şaşırırdım, artık alıştım. -Bundan önceki ziyaretiniz Prof. Şerif Mardin’in dile getirdiği ‘mahalle baskısı’nın tartışıldığı günlere denk gelmişti. Siz şahsen bu baskıyı hissettiğinizi, Türkiye’nin kritik bir noktada durduğunu söylemiştiniz. Türkiye bu kez o noktanın neresinde?

- O zaman da kimlik değişmesi vardı, hâlâ da sürüyor. Bir bakıma demokrasi gelişiyor dersen ne güzel. Öteki bakımdan gerileme olarak bakarsan başka bir şey. Ben çok defa gerileme olarak bakıyorum, demokrasi demiyorum.

- Bizde en çok ‘Deprem olmayacak’ diyen deprem uzmanı seviliyor. Tespitleriniz sorulduğunda sizden iyimserlik beklendiğini hissediyor musunuz?

- Genelde bir bugün yaptığımız gibi derinden konuşmalarımız oluyor, hoşuma gidiyor. Bir de şaşaalı, böyle yaygaralı konuşmalar var. Ben hep çeşitli yönlerden bakıyorum. Yas tutmalardan bahsediyorum, liderlerlerin kişiliklerinden bahsediyorum, özel değiliz, bütün dünyadaki modayı takip ediyoruz diyorum. Bunlara rahat rahat bakmak lazım. Bak, türban için nasıl bir zaman, nasıl bir enerji harcadık. Bu da bir gerileme... Bilimsel olarak çok kolay, gerileme olduğunda grup ‘Ben buyum’, ‘Ben şuyum’ diye ayrılır ve etraflarına hudut koyarlar. En basit hudut giyimdir.

- Yakın zamanda bir de Prof. Binnaz Toprak öncülüğünde yapılan, Anadolu’nun muhafazakârlaşması üzerine bir araştırma çok tartışıldı. Onu takip ettiniz mi?

- Bir de bu oluyor. Ben arada geliyorum ya, bana isimler söylüyorlar, bir şeyler soruyorlar, haberim yok. Yok, o araştırmayı bilmiyorum.

- ‘Kurtlar Vadisi’nde oynayan Atilla Olgaç adlı bir oyuncu önceki hafta bir televizyon programında, “1974’teki Barış Harekâtı’ında Kıbrıs’ta biri esir, 10 Rum’u öldürdüm” dedi. Bunu duydunuz mu?

- Bak onu duydum. Şimdi bunu böbürlenmek için söylediyse ayrı bir şey, yok başka bir nedenden söylediyse ayrı. Ama hukuki olarak bir şey yapılması gerekir, böyle bırakılmamalı. Ama bak başka bir şey diyeyim, bu da mühimdir, kimse artık Kıbrıs’ı yazmıyor, konuşmuyor, böyle şeyler olmasa unutuldu. Kıbrıslı Türkler 11 sene abluka altında yaşadı, Türkiye geldi, çok trajik şeyler yaşandı. Şimdi dünyada bir Kıbrıs var, Rumlar tarafından idare edilen... Sonradan yeni bir millet yaratılmış, Kıbrıslı diye. Yeni bir millet yaratmak her zaman bir hezeyandır. Kimliğinden vaçgeçmek ister mi... Tam bunu bir kenara bırakacakken AKEL’in adamı kazanıyor, yine Kıbrıslılığa dönülüyor. Şu anda Kıbrıslı Türklere bakan kalmadı. Zavallı, düşünen Kıbrıslılar her şeyi kaybetmiş duygusu içinde. Ne anavatan var, ne Avrupa var. Ekonomik olarak da öyle... Portakal satamayınca üniversiteler kurdular, birkaç tanesi çok iyi, ekonomi tamamen ona dayanıyor. Ne olacak şimdi? Canları yanmış Kıbrıslı Türklerin; duyan yok. Herkes “İyi olacaksınız” diyor, iyi ama ikinci sınıf...

- Buraya her geldiğinizde sizi çok yoruyorlar galiba, ‘Hep dert, hep dert, artık eve dönsem’ diyor musunuz içinizden?

- Sabah 8’den, gece yarısına kadar, doğru... Ama yok öyle bir şey demiyorum.

- Arada bir kaçıp Sultanahmet’te köfte falan yiyebiliyor musunuz, bir rakı- balık sofrasına oturmaya fırsatınız kalıyor mu?

- En çok kuru fasulyeyi özlüyorum ben. Atatürk de kuru fasulye severdi. Balık çok sevmiyorum. Ben Lefkoşa’da doğdum. Limandan yukarı eşek sırtında balıklar gelirken kokardı, şimdi çok yiyemiyorum. Ha bir de beyin salatası çok severim. Ama oğluma söz verdim yemeyeceğim; ondan bir hastalık mı geçiyormuş ne...

-----------------------

AYDINLAR UMUTLU: DİASPORADA DA BİR TABU KIRILDI

03 Şubat 2009, Kaynak : Radikal ---Prof. Baskın Oran’la birlikte 15 Aralık’ta ‘Ermenilerden özür dileme kampanyası’ başlatan Dr. Cengiz Aktar ve gazeteci Ali Bayramoğlu Armen Gakavian’ın ‘Türklerden özür kampanyası’nı olumlu buldu: Cengiz Aktar: 15 Aralık’tan bu yana Ermenilerden sözlü, yazılı pek çok olumlu tepki geliyor. Gakavian’ın girişimi de bunlardan bir tanesi. Diyaspora Ermenileri’nden bu çeşit tepkiler zamanla çoğalacaktır. Çünkü Türkiye’de olduğu kadar Ermeni diasporasında da muazzam bir tartışma başlattı bu kampanya, orda da bir tabu kırıldı.

Ali Bayramoğlu: Bu tür diyalog başlatan girişimler birçok noktada ön açıcı olacaktır. Biz özür kampanyasını düşünürken, muhtemelen diğer arkadaşlar da öyle, bir siyaset kolaylaştırıcı araç olsun diye düşünmedik. Bu sadece insani bir girişimdir o kadar.

Gakavian’ın başlattığı kampanyayla ilgili diğer görüşler de şöyle:  Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof.Dr. Gençay Gürsoy: Başlatılan karşı özür kampanyasını olumlu karşılıyorum. Zaman içinde yaygınlaşacağı inancındaydım. Halil Ergün (Oyuncu): Biz kampanyayı bir şey bekleyerek karşılamamıştık ama bunu güzel bir gelişme olarak görüyorum. Prof. Dr Ali Nesin: Attığımız imzalar boşa gitmemiş. İki toplum arasında sıcaklığa yol açmış.Çok sevinçliyim, onlardan bir özür beklemiyordum ama. Kezban Hatemi (Avukat): Çok şükür ki onlardan da kısa sürede cevap geldi. Böyle konuşa konuşa, diyalogla hallolur sorunlar, siyasetle değil.  Eren Keskin (Avukat): Ermenilerin özür dileyceği bir şey yok. Bana göre özür dilemesi gereken Türk devleti.

-----------------------

ERMENİ TASARISININ KABULÜ YAHUDİ LOBİSİNDEN Mİ BİLİNECEK? (MURAT YETKİN)

03 Şubat 2009, Kaynak : Radikal ---Bugün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül resmi ziyaret için Suudi Arabistan’a gidiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan da geçen haftaki Davos çıkışı ardından ilk büyük konuşmasını Meclis’teki AK Parti grubuna yapacak. Gül’ün, ziyareti öncesi ‘El Medine’ gazetesine verdiği demeci Anadolu Ajansı’nca yayımlandı. Cumhurbaşkanı’nın söyledikleri şöyle aktarılmıştı: “Filistinliler arası anlaşmazlıklara son verilmesi lazım. Hamas, Ortadoğu barış sürecine katılmalı ve bu sürece karşı tavrını değiştirmelidir.”

Bu önemli demeç bir yanıyla Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Davos öncesi yaptığı “Hamas’ı desteklemiyoruz, ama Hamas’sız barış mümkün değil” ve “Hamas karar vermeli. Silahlı örgüt mü, siyasi hareket olarak mı devam edecek” açıklamalarıyla örtüşüyor. Diğer taraftan da Başbakan Erdoğan’ın Davos sırasında ve sonrasında yaptığı Hamas’ın Filistin’de seçim kazandığı halde meşru sayılmadığı, ama sayılması ve sürece muhatap kabul edilmnesi yolundaki sözleriyle örtüşüyor. Cumhurbaşkanı’nın demeci hayli özetlenmiş halde şu üç mesajı anlatıyor:

1- Filistinliler arası anlaşmazlıklara son verilmeli: Hafta sonu, 7 Şubat’ta Ankara’ya gelmesi beklenen Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas, Hamas’ın Filistin Kurtuluş Örgütü’nü tanımadığını söyleyerek işbirliği yapmayı reddediyor. Hamas ise, FKÖ kurulduğu sırada Hamas’ın henüz kurulmamış olduğunu söyleyerek FKÖ’nün mevcut yapısını reddettiğini ve FKÖ’nün kendini yenilemesi gerektiğini söylüyor. Türkiye’nin üzerinde en çok çalıştığı konular arasında bu var. Çünkü Ankara, Filistinlilerin kendi arasında uzlaşmaya varmamaları durumunda İsrail ile uzlaşmaya varmalarının gerçekçi olmadığını düşünüyor.

2- Hamas Ortadoğu Barış sürecine tavrını değiştirmeli: Hamas, Filistin ve İsrail arasında imzaların atıldığı Oslao ve Madrid süreçlerinde muhatabın FKÖ olduğunu öne sürerek anlaşmaları tanımıyor. Hamas’ın lideri Halid Meşal, 2007’de Ankara’ya gelişinden bir süre sonra 1967 öncesi sınırları kanbul edebileceğini söylemişti. Bu Hamas’ın o güne kadar İran’la aynı çizgideki ‘İsrail yok edilmelidir’ tavrını değiştirmesi anlamına geliyordu. Ancak sonraki gelişmeler bu açıklamayı gölgede bıraktı.

3- Öte yandan Hamas 2006’da seçim kazanmış olduğu halde ABD, AB, BM ve Rusya’dan oluşan Dörtlü Girişim (Quartet) Hamas’ı muhatap almıyor. Bu gerilimi artırıyor. Davos sonrası Erdoğan’ın ve Türkiye’nin Gazze ve Hamas nezdindeki itibarının artması, Türkiye’nin barış için sorumluluklarını da artırıyor. Ancak yetkililer, bu cümleden Türkiye’nin İsrail adına Filistinlileri silahsızlandırma gibi bir misyon üstlenmesinin beklenmemesi gerektiğini vurguluyorlar. Önemli olanın hem İsrail’in, hem de Filistin’in BM kararları çerçevesinde yaşama hakkını garantiye alan bir zeminin kurulması olduğu vurgulanıyor.

Türkiye’nin Hamas dikkate alınmadan barış sağlamanın gerçekçi olmadığı tezi giderek kabul görüyor. Örneğin Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, geçen hafta sonu bir Fransız senato heyetini Şam’a gönderdi. Bu heyet Hamas yetkilileriyle de temas kurdu. İngiltere’de de benzeri demeçler verilmeye başladı. Ancak burada önemli olan ABD’nin yeni Başkanı Barack Obama’nın tutumu olacak. İşte böyle kritik bir süreçte Türk dış politikası Başbakan Erdoğan’ın Davos çıkışıyla birlikte yeni bir bakış kazanmaya başlıyor. Bu bakışı şöyle özetlemek mümkün: ‘Bundan sonra Türkiye başka ülkelerin desteğini kaybedersek diye düşünmeyecek. O ülkeler Türkiye’nin desteğini kaybedersek ne olur diye düşünecek?’

Bu söylemde ilk akla gelen, her nisan ayında Türk dış politikasını ABD’deki Başkanlık bürosunun ve Yahudi kuruluşlarının kapısında bekleten Ermeni soykırımı yasa tasarısı oluyor. Erdoğan’ın muhtemelen bugün AK Parti grubunda yapacağı önemli konuşmada ayrıntılandıracağı bu yeni bakışa göre, Ermeni karar tasarısında soruyu tersine çevirmek ve şöyle sormak mümkün görünüyor: Ankara bu aşamadan sonra, Ermeni karar tasarısının kabulünden ABD’deki Yahudi lobisini mi sorumlu tutacak? ABD’deki Yahudi lobisini sorumşlu tutarsa İsrail’in bu işte parmağını arayacak mı?

Hal böyleyse ve Ermeni karar tasarısı ABD Kongresi’nde kabul edilirse, Türk-İsrail ilişkilerinin ve İsrail’in bölgedeki konumunun nasıl olacağına esas 25 Nisan sabahı bir daha bakmak gerekiyor. İsrail’de 10 Şubat’ta yapılacak seçimler öncesi tartışılmasında fayda var. Türkiye ve İsrail’den gelen ‘Bir şey yok, aşarız’ demeçlerine karşın, gerilim yerli yerinde duruyor.

---------------------

İYİ HABER, ÖZÜRCÜLER ÇOĞALIYOR (HAKKI DEVRİM)

03 Şubat 2009, Kaynak : Radikal ---Düşünürlerimizden bir grup, durun biz Ermenilerden özür dileyelim, dedi. Öfkeli bir gürültü alelacele cevap verdi:

– Asıl onlar bizden dilesin!

Pazar günü Radikal’deki haber dikkatinizi çekmiş olmalı. Avustralya’daki Türk-Ermeni Diyalog Grubu Eşbaşkanı, Macquarie Üniversitesi’nden Dr. Armen Gakavian’ın da bir özür dileme metni hazırladığını Baskın Oran haber almış: «Ermeni halkı adına işlenen cinayetler için özür diliyor, bunların acısını duyan masum Osmanlıların ve Türklerin duygularını paylaşıyorum» diyen bir metin.

Henüz kesinleşmeyen bu metni ABD’den Prof. Dennis Papazian da benimsemekteymiş. Metin bütün dünya Ermenilerine imzalamaları için ulaştırılacak, diyorlar. Papazian, Ermeniler konusunun Türk uzmanlarından Taner Akçam ile aynı üniversitede ortak çalışmalar yapan bir akademisyenmiş. Onları harekete geçiren gelişme, Türkiye’de başlatılan «Ermenilerden özür dileme» kampanyası. İki Radikal muhabiri (Adnan Gündoğan ve Ertuğrul Mavioğlu) Avustralya’da Dr. Gakavian’la konuşmuşlar. Dediği şu: «Hazırladığımız bildiri, Ermeni çetecilerin işlediği cinayetler ve Asala eylemlerinden ötürü Türklerden özür dilemeye yöneliktir. Yaşanmış ve yaşanacak her türlü şiddeti reddediyoruz. Umarım, Ermeniler dahil dünyanın diğer milletleri de bu özür kampanyalarına katılarak kendi dolaplarındaki iskeletlerle yüzleşebilsinler!»

Gakavian gerçekci bir tavırla «Özür sadece bir başlangıçtır, ama iyi bir başlangıç» diyor. Beklentileri arasında anıtların onarımı, ziyaret veya yaşamak için geri dönme hakkı, Ermenistan’ın Türkiye aracılığıyla bir limanla bağlantı kurmasının sağlanması gibi dilekler var. «Bazı yerlerin Ermenistan’a verilmesi gibi toprak talepleri abestir, diyor. Ve gerçek dışıdır.»

Asıl beklentinin Ermenistan’ın ablukadan kurtarılması olduğunu da ekliyor, Malî tazminat diye bir düşüncesi bulunmadığını da açıkça söylüyor.

Dün gazetelerde yeni bir bildiri haberi yer aldı. ABD dergisi New York Review Books’un şubat sayısındaki 150 imzalı bu bildiriyle, İsrail ve Filistin’den «Korkuyu ve acıyı dindirecek âdil ve güvenli bir ortak yolda buluşmaları» isteniyor. Dünyaca tanınan 150 yazar, düşünür, sinemacı ve sanatçı arasında Orhan Pamuk ile Yaşar Kemal, İdil Biret ile Fazıl Say, Zeynep Tanbay ile Elif Şafak da var. Dünyanın çeşitli yerlerinde çözümsüz meseleler yaşanıyor. Davos’taki tartışma da bu halin örneklerindendi. Siyasî psikolojinin dünya sözcülerinden Prof. Vamık Volkan, kendisiyle bu meseleleri konuşan Pınar Öğünç’e bakın neler dedi:

– Şimdi Obama «Terörizmle olan savaş bitti» diyor. Her şey 180 derece değişti. Nereden buldular bu adamı bilmiyorum. Sanki psikanalizden geçmiş biri gibi konuşuyor.

Şu kehanet de onun:

– Obama başarılı olursa Türkiye de değişecek. Dünyadaki bütün liderler Bush’u kendine model almıştı zira...

– Obama başkan olmasaydı, diyor Pınar; Erdoğan böyle bir çıkış yapamazdı mı, diyorsunuz?

– Diyorum ki, Gazze’de yaşanan, Obama gelmeden son bir defa hıncımı alayım, arzusudur (Radikal, 2 şubat).

Prof. Volkan’la mülakat bugün devam edecekti. Haydi, şimdi gidip onu okuyalım!

Çetin Altan’ı seyrederken

Cihat Baban sağ olsaydı, pazar akşamı onu arayıp sorardım herhalde:

– Ağabey, bir hikmet olarak alıp kabul ettiğim bir sözün vardır ya bana; hani «Sakın kendini yazmanın şehvetine kaptırma!» diye... O akşam Çetin Altan Başbakan Tayyip Erdoğan’ın elinden 2008 Yılı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü alırken senin sözünü hatırladım. Nedir yani! Yazıları uğruna hapislere giren, Meclis’te milletvekillerinin yumrukları, tekmeleri altında canından olmasına ramak kalan Çetin, kendini yazmanın hazzına, şehvetine kaptırdı da ne oldu? Ben de çevremdeki gençlere o tembihi tekrarlar dururum. Çetin’i seyrederken düşündüm:

– Yoksa biz onlara korkaklık ve eyyamcılık etmelerini mi söyledik durduk, ne dersin ağabey?

Sait Faik’i bizden sonraki nesiller de benimsedi, diye sevinmiştim Çetin! 1954’te 48 yaşında öldü ve hemen ertesi yıldan başlayarak onun adına edebiyat ödülleri verilmeye başlandı. Nâzım’ın dünya çapında gördüğü ilgi, nesillerdir süren ve sürecek Orhan Veli sevgisi, bizden birine hayır dünyada vermezler diye kasıldığımız Nobel’i Orhan Pamuk’un alması, beni çok mutlu ederken hep düşünmüşümdür; «Hakkı sen aslında edebiyatçı olmanın peşindeydin de, yeteneksizliğini bildiğinden bu tercihini gizledin galiba. Gazetecilikte ne yapsan da memnun olmayışının sebebi bu, demek ki...» diye.

Seni seyrettim ödül töreninde. Ve sessiz, yalnız köşemde bir kere daha idrak ettim ki, sende de ben, usta romancı, tiyatro yazarı ve siyasetçi Çetin Altan’dan çok, eşi menendi zor bulunur bir köşekadısını hayranlık duyarak sevmişim. Tamam gençler, bir gazetecinin mesleğinden birini fazla beğenmesini ve övmesini yadırgarsınız, çünkü buna alışmadınız.

Ben de Çetin’e döneyim:

– Arkadaş, sen hâlâ sabahtan akşama masa başında okuyup yazmakla, olmadı akşamları o masadan bir diğerine nakl-i mekân etmekle mi geçiriyorsun bütün vaktini? Sahnede duruşunu, yürüyüşünü mütereddit buldum. Beni hafta sonları çocuk-torun takımı Boğaz’da haldır haldır yürütüyorlar. Karşı tarafın sahil yolları Boğaz’ı aratmaz hale geldi. Tembelliği bırakıp yürüsene sen de biraz.

Herkes senin kadar vazgeçilmez değil bu meslekte. Yaşlı görürlerse peşimizden teneke çalıyorlar Çetin, bizi de düşün!

Yanaklarından öperim!

------------------------

‘YAHUDİ LOBİSİ DESTEĞİNİ ÇEKERSE’ KORKUSU (MEHMET Y. YILMAZ)

03 Şubat 2009, Kaynak : Hürriyet ---DAVOS Meydan Muharebesi’nin olası sonuçlarından biri de "ABD’deki Yahudi lobisinin Türkiye’ye, Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili olarak verdiği desteği çekmesi" olarak gösteriliyor. Bu olasılığın bazı çevrelerde endişe yarattığını da görüyorum. "Böyle şeyler cezasız kalmaz" ifadesinin gerisinde bu korku var. ABD’deki Yahudi lobisinin, soykırım iddialarıyla ilgili olarak Türkiye’nin tezlerine yakın durduğunu herkes biliyor. Değişik nedenleri var: Yahudi soykırımının "tekil bir örnek" olması iddiaları da bunun nedenidir, Ortadoğu’da yakın ilişki kurulabilecek en batılı ülkenin Türkiye olması da! Ancak, ABD yönetiminin bu konudaki tavrını sadece Yahudi lobisinin gücüne bağlamak da çok gerçekçi değil.

ABD yönetimi, ABD çıkarlarını, her türlü lobi endişesinin üzerinde tutar. Eğer bu çıkarlar Türkiye ile ilişkiler konusunda Ermeni iddialarını görmezden gelmeyi gerektiriyorsa gözlerini kapatması için kimsenin desteğine ihtiyacı da yoktur. Türkiye-ABD ilişkilerinin ulaştığı boyutta bu iddialara hak vermek gerektiğinde de lobiler ne derse desin, yine bildiğini okuyacaktır.

Dolayısıyla korku gereksizdir.

Burada asıl sorgulamamız gereken şey de bu tavrı aşırı içselleştirmiş olmamızdır. Ermeni iddialarıyla mücadelenin kazanılıp kaybedileceği yer ABD başkanlarının 24 Nisan beyanları değildir. Dünyanın neredeyse dörtte üçü Ermeni iddialarına hak verirken, tersini bu halklara anlatmayı bile denememek, bu konuda yapmamız gerekenleri yapmadığımızı gösterir. Bu mesele, temelinde çok kapsamlı bir halkla ilişkiler kampanyasıdır ve Türkiye bu konuda kılını bile kıpırdatmış değil!

Toplantıyı ben yönetiyor olsaydım

DAVOS’taki olaylı panelin yöneticisi olan The Washington Post yazarının tutumu ciddi bir eleştiri konusu oldu. Başbakan, öfkesi geçtikten sonra sorumluluğu paneli yöneten bu gazeteciye yükledi. Benzer bir tutum İsrail tarafı için de geçerli. Bu derecede üst düzey panelleri yönetmişliğim yok elbette. Ama bu konuda bir deneyimim de var. Gerçi böyle durumlarda uyuyakalıp, konuşmacıların neler dediğini kaçırır mıyım korkusunu hep içimde taşırım ama bazen bu tür talepleri reddedebilmek de mümkün olamayabiliyor. Sonuç olarak şunu söyleyeyim: Ben o panelin yöneticisi olsaydım, toplantıda görüş beyan edenler içinde herkes tarafından suçlanan kişiye daha geniş bir süre vermeyi uygun bulurdum.

O da söz konusu toplantı için Şimon Peres’ten başkası değildir. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Amr Musa ve Recep Tayyip Erdoğan ise panelde sanki ortak bir blok gibiydiler. Bu nedenle panel yöneticisinin, Şimon Peres’e daha uzun süre vermesi normaldi. Anormal olan tutum, Şimon Peres’i konuşması sırasındaki tavrı konusunda uyarmaması ve Erdoğan’a "elle müdahale" gayreti idi ki bu durumlarda insanın eline koluna sahip olması da ayrı bir meziyettir! Bütün olayın sorumluluğu da zaten bu yüzden onun omuzlarına yükleniyor. Ancak yine de şanslı sayılır. Ya Başbakan Amerikalıları Washington Post okumamaya, reklam vermemeye davet etseydi?

İşte o zaman işsiz bir gazeteci olacağı kesindi!

Deniz Baykal’ın bir ricası var! CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos’taki çıkışına destek verdi. Dünkü gazeteler, Baykal’ın bu konudaki demecine geniş yer vermişlerdi. Baykal, Başbakan’a haksızlık edildiğini düşünüyor ve tepkiyi de bu nedenle normal buluyor. Ancak bir ricası var: "Bunu iç politika malzemesi yapmayın!"

Baykal, bu talebine gerekçe olarak Türkiye’deki Yahudi düşmanlığının körükleneceği endişesini dile getiriyor ama bence asıl endişe, bu olayın AKP oyları üzerinde olumlu bir etki yaratması olasılığıdır. Ve sanıyorum ki Başbakan da bu talebe olumlu yanıt verebilecek bir kişilik değil. "Tabii Deniz Bey, haklısınız, bunu iç politikada kullanmamaları için parti yöneticilerime talimat verdim" gibi bir sözün Erdoğan’ın ağzından çıktığını duyamayacağız.

Gazze’deki katliamın başladığı günden beri CHP’nin ve liderinin tavrını eleştirdim. CHP, bu olayı üyesi olduğu Sosyalist Enternasyonal gibi kuruluşlara taşımak konusunda hiçbir şey yapmadı. İçeride de bu katliamı kitlesel düzeyde protesto etme işini İslamcı parti ve gruplara bıraktı. Böyle olduğu içindir ki mesele Türkiye’de bir Müslüman-Yahudi çatışması düzeyine indirgenebildi. CHP, bu konuda ön alabilse, zamanında ciddi bir tepki ortaya koyabilse, bu meseleden siyasi kazanımlar elde etmek konusu İslamcıların tekeline kalmazdı. Böyle bir öncülük, Türkiye’deki Yahudilere yönelik düşmanca havanın da önlenmesine yardım eder, bu ülkenin vatandaşlarından bir bölümü kendilerini düşmanca bir hava karşısında yapayalnız hissetmezlerdi.

CHP, olaylara sonradan tepki vermek alışkanlığını terk etmelidir.

 

SARKİSYAN’DAN “SOYKIRIMI UNUTMAYACAĞIZ” SÖZÜ

Ermenistan çıkarlarının belirli amaçlar için ‘kurban edilemeyeceğini’ vurgulayan Sarkisyan, ‘Türkiye ile diplomatik ilişkilerin kurulması soykırımın unutması anlamına gelmez. Bizler ülke çıkarlarını belirli amaç için rafa kaldıramayız’ diye konuştu.

Ermeni lider, ‘Ankara ile ilişkilerin ön koşulsuz normalleşmesi’ gerektiğini yenileyerek, Ermenistan’la sorunların çözümünün Türkiye’nin de yararına olduğunu söyledi. Serj Sarkisyan konuşmasında, ‘Her zamanı söyledik, şimdi de tekrarlıyoruz ki, Türkiye sınırları ön koşulsuz açmalı. ardından ise tüm mevcut sorunların tartışılacağı hükumetler arası komisyonun oluşturulmasına hazırız’ ifadeleri kullandı.

Dağlık Karabağ konusuna da değinen Ermenistan Devlet Başkanı, Erivan yönetiminin bu konudaki tavrının net olduğunu kaydetti.  ‘Sakın Ermenistan’ın Karabağ konusunda tek taraflı tavizlere gideceğini söyleyenlere kanmayınız. Amacımız, Karabağ Ermeni’lerine kendi geleceklerini belirleme hakkını sunmak. Milli çıkarlarımızı her zaman için ön planda tutacağız’ diye konuştu.

04 Şubat 2009, Kaynak : NTVmsnbc

 -----------------

'SOYKIRIM' PİŞMANLIĞI FRANSA'YI KARIŞTIRDI -04 Şubat 2009, Kaynak : Zaman -Fransız Parlamentosu'nun 2001 yılında çıkardığı, 1915 olaylarını "Ermeni soykırımı" olarak tanıyan kanun, sekiz yıl sonra tartışmaya açıldı.  Söz konusu kanunun en ateşli savunucularından birisi olan eski kültür bakanı Sosyalist Jack Lang'ın pişmanlık ifade eden açıklamaları ortalığı karıştırdı. Lang'ın geçtiğimiz yıl tarihçiler önünde yaptığı bir konuşmada, "Meclisin çıkardığı, tırnak içinde ilk Ermeni soykırımı kanununa onay verdim. Tırnak içine alabiliriz çünkü bununla ilgili de tarihçiler işlerini yapmalılar. Evet oyu verdim çünkü ahlaki ve tarihi bir tamir eylemi olduğunu düşünüyordum. Şimdi aynı şekilde davranır mıydım bilmiyorum." dediği ortaya çıktı.

Milletvekillerinin bir ülkeye ya da bir tarihe bağlı olduklarından dolayı değil, oy almak için kanuna destek verdiklerini ifade eden Fransız siyasetçi, Tarih için Özgürlük Hareketi üyesi olan tarihçiler önünde yaptığı konuşmada, "O zaman Milli Meclis'te Dışişleri Komisyonu başkanıydım. Bu yüzden iki defa suçluyum, çünkü hem başkan hem de milletvekiliydim." diyor. Filme alınmış konuşmasında, "Ermeni soykırımı"nı inkar edenleri cezalandırmayı öngören, 2006'da Milli Meclis'te kabul edilen kanun teklifini sert bir dille eleştiren Lang, kendi partisinin verdiği söz konusu kanun teklifini "korkunç" olarak nitelendiriyor. Lang'ın, konuşmasında 1915 olayları için soykırım yerine katliam ifadesini kullanması dikkat çekiyor.

Fakat, bu konuşmasının internet sitelerinde yayınlanmasının ardından Ermeni diasporasının yoğun baskısına maruz kalan Fransız siyasetçi, kendisiyle yeniden çelişerek geri adım attı. Lang, Nouvel Observateur dergisinin internet sitesine gönderdiği mektupta, söz konusu konuşmasının "tarihçiler arasında bilimsel bir tartışma" olduğunu belirterek, "Ermeni halkının maruz kaldığı soykırımın bütün dünyada ve özellikle de Türkiye'de tanınması için" mücadele edeceğini bildirdi.

-----------------------

ESKİ FRANSIZ BAKANDAN ERMENİLERİ KIZDIRAN AÇIKLAMA -04 Şubat 2009, Kaynak : VOA News -Fransa eski Kültür Bakanı Jack Lang’ın, 2001 yılında kabul edilen Ermeni soykırım yasasına destek verdiği için suçlu olduğunu açıklaması, Fransa’daki Ermenileri ayağa kaldırdı. Lang’ın bir tartışma sırasında soykırım yerine “katliam” demesi Ermeni derneklerince ‘küfür’ olarak nitelenirken, Türk topluluğu Lang’a destek kampanyası başlattı. Jack Lang geri adım attı. Lang, soykırımı kabul ettiğini, ancak ‘tarihi politikacıların yapmasını doğru bulmadığı için böyle bir açıklamada bulunduğu’ söyledi.

Sosyalist Parti iktidarında uzun dönem Kültür Bakanlığı görevini başarıyla yürüten ve 2007 yılında partisi içinde Cumhurbaşkanı adayı olarak yarışan Jack Lang, Ermeni iddialarına ilişkin sözleri nedeniyle, Fransa’daki Ermeni topluluğunun boy hedefi haline geldi.  Jack Lang, 11 Ekim 2008’de seçim bölgesinde « Turquie Europeenne » adlı bir internet sitesi tarafından düzenlenen panelde, 'Ermeni soykırımı' ifadesini tırnak içinde tanımladı. Bu tavrıyla soykırımı Meclis kararıyla kabul edilen bir gerçekten çok bir iddia boyutuna indirgedi. Fransız Parlamentosu’nda 2001 yılında kabul edilen Türkiye’nin Ermenilere soykırım uyguladığına dair yasanın en hızlı savunucusu olan ve bizzat Dışişleri Komisyonu Başkanı olarak yasanın hızlı çıkması için Senato’ya baskı yapan Jack Lang’ın, soykırım değil 'katliam’ ifadesini kullanması dikkat çekiciydi.

Tartışmalı panele, soykırımı inkar edenlere hapis ve para cezası verilmesini öngören yasa önerisinin 2007 yılında geçirilmek istenmesi üzerine harekete geçen büyük tarihçilerin kurduğu Tarihe Özgürlük Derneği Başkanı Pierre Nora da katıldı. Panelde Jack Lang, birinci soykırım yasasını destekleyerek ve bir an evvel çıkmasını sağlayarak iki kez hata yaptığını söyledi. Lang, soykırımın da tıpkı inkar yasası gibi tarihçiler tarafından taktir edilmesi gerektiğinin altını çizerek, bu nedenle inkar yasasına karşı oy kullandığını belirtti. Jack Lang, bugün olsa aynı tavrı gösterip göstermeyeceğinden emin olmadığını da sözlerine ekledi. Lang inkar yasanın Ermenilerin acıları anlaşıldığı için değil, seçim yatırımı amacıyla politikacılar tarafından getirildiğini, dolasıyla tarihin politikacılar tarafından yapılmasının da tehlikeli olduğunu da savundu.

Ermenilerden Büyük Baskı

Jack Lang’ın üç ay boyunca ses getirmeyen sözleri, Ermeni diasporasına ait sitelerde önceki gün yayınlanınca, deyim yerindeyse ortalık ayağa kalktı. Ermeni yurttaşların sitelerinde Jack Lang’a yapılan saldırı "inkarcılıkla" suçlanmaya kadar vardırıldı. Ermeni Dernekleri Koordinasyon Konseyi (CCAF) Başkanı Alexis Govciyan, Lang’ın yanısıra Sosyalist Partili eski ve yeni liderlere mektup yazarak Lang’ın sözlerini protesto etti. Daşnak Sütyun Derneği’nin Fransa şubesi ise Lang’ı Fransa’ya ve insanlık değerlerine küfür etmekle suçladı. Fransa’da yaşayan Türklerin kurduğu internet sitesi TurquieNews ise; Ermeni lobisinin susturmak istediği Lang’ın desteklenmesi için çağrı yaptı.

Baskı Karşısda Geri Adım

Haftalık Nouvel Observatoir dergisi, Jack Lang’ın sözlerini ve Ermeni topluluğunun tepkilerini haberleştirince Lang da, dergiye bir mektup göndererek kendisini savundu. Bütün dünyada özellikle de Türkiye’de Ermeni soykırımının tanınması gerektiğini belirten Lang, sözkonusu ifadelerin parlamenterlerin tarih yapma yetkisini tartışan bilimsel bir panelde sarfedildiğini, ancak soykırımın inkarının mümkün olamayacağını, ancak bunun yasayla zorla benimsetilmesine karşı olduğunu belirtti.

-----------------

ERMENİ LOBİSİ HAREKETE GEÇTİ  -04 Şubat 2009, Kaynak : Hürriyet -Ermeni lobisi, ABD Başkanı Barack Obama ve kongreye soykırım iddialarını tanıma için baskı yapmaya başladı. Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA), Ermeni asıllı Amerikalıları, ABD Başkanı Barack Obama ve kendi yaşadıkları bölgenin milletvekiline birer mektup yazarak, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını tanımaları yönünde baskı yapmaya çağırdı. Cumhuriyetçi Parti Illinois milletvekili ve ABD Kongresindeki Ermeni dostluk gurubunun eş başkanı Mark Kirk de, "yeni Kongre ve yeni yönetimle birlikte, tanıma konusunda iyimseriz" dedi.

Nisan ayı yaklaşırken, ABD'deki Ermeni lobi grupları da 1915 olaylarına ilişkin tezlerine destek çabalarını yoğunlaştırıyor. Ermeniler, seçimden önce tezlerini tanıma sözü veren Barack Obama üzerinde baskı kurma gayretinde. Ermeni lobisi ayrıca, ABD'de yaşayan Ermenilerden, bulundukları bölgeyi temsil eden milletvekillerine de Ermeni iddialarını Amerikan Kongresinde tanıma çabalarına destek vermeye çağırmalarını da istiyor. ANCA'ya açıklamada bulunan milletvekili Kirk, bu yıl içinde, Ermeni tezlerinin tanınması yönünde çabaların yoğunlaştırılması gerektiğini kaydetti ve Ermeni asıllı Amerikalıları daha aktif olmaya çağırdı.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve ABD Savunma Bakanlığının, Ermeni tezlerinin tanınması çabalarını engellemeye çalışacağını belirten Kirk, "Yeni Kongrenin ve yeni başkanlık döneminin en başında daha güçlüyüz. Ne zaman ABD'nin karıştığı bir savaş olsa, 'Zaman yanlış' diyecekler. Ama şimdi harekete geçmeliyiz ve tasarıyı da şimdi sunmalıyız" dedi. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın, seçim kampanyası sırasında Ermeni tezleriyle ilgili konuşmalarını dinlediğini belirten Kirk, "Ancak şimdi ABD Dışişleri Bakanı olduktan sonra ne söyleyeceğini görmek isterim" diye konuştu.

Kirk, yeni Başkanla birlikte, emsal oluşturan eski olayların sıfırlandığını ve Ermeni tezlerini destekleyenlerin seslerinin daha yüksek çıkacağını kaydetti. 

--------------------

ERMENİLERDEN OBAMA'YA BASKI  -04 Şubat 2009, Kaynak : Cumhuriyet -ABD'deki Ermeni lobi grupları 1915 olaylarına ilişkin tezlerine destek çabalarını yoğunlaştırıyor. Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA), Ermeni asıllı vatandaşları ABD Başkanı Barack Obama'ya ve kendi yaşadıkları bölgenin milletvekiline sözde soykırımı tanımaları konusunda baskı yapmaya çağırdı. Seçim öncesi Ermenilere söz verdiği söylenen Obama'nın konuyla ilgili vereceği karar merakla bekleniyor.

Washington- Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA), Ermeni asıllı Amerikalıları, ABD Başkanı Barack Obama ve kendi yaşadıkları bölgenin milletvekiline birer mektup yazarak, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını tanımaları yönünde baskı yapmaya çağırdı. Cumhuriyetçi Parti Illinois milletvekili ve ABD Kongresindeki Ermeni dostluk gurubunun eş başkanı Mark Kirk de, "yeni Kongre ve yeni yönetimle birlikte, tanıma konusunda iyimseriz" dedi.

Nisan ayı yaklaşırken, ABD'deki Ermeni lobi grupları da 1915 olaylarına ilişkin tezlerine destek çabalarını yoğunlaştırıyor. Ermeniler, seçimden önce tezlerini tanıma sözü veren Barack Obama üzerinde baskı kurma gayretinde. Ermeni lobisi ayrıca, ABD'de yaşayan Ermenilerden, bulundukları bölgeyi temsil eden milletvekillerine de Ermeni iddialarını Amerikan Kongresinde tanıma çabalarına destek vermeye çağırmalarını da istiyor. ANCA'ya açıklamada bulunan milletvekili Kirk, bu yıl içinde, Ermeni tezlerinin tanınması yönünde çabaların yoğunlaştırılması gerektiğini kaydetti ve Ermeni asıllı Amerikalıları daha aktif olmaya çağırdı.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve ABD Savunma Bakanlığı'nın, Ermeni tezlerinin tanınması çabalarını engellemeye çalışacağını belirten Kirk, "Yeni Kongrenin ve yeni başkanlık döneminin en başında daha güçlüyüz. Ne zaman ABD'nin karıştığı bir savaş olsa, 'Zaman yanlış' diyecekler. Ama şimdi harekete geçmeliyiz ve tasarıyı da şimdi sunmalıyız" dedi. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın, seçim kampanyası sırasında Ermeni tezleriyle ilgili konuşmalarını dinlediğini belirten Kirk, "Ancak şimdi ABD Dışişleri Bakanı olduktan sonra ne söyleyeceğini görmek isterim" diye konuştu.

Kirk, yeni Başkanla birlikte, emsal oluşturan eski olayların sıfırlandığını ve Ermeni tezlerini destekleyenlerin seslerinin daha yüksek çıkacağını kaydetti.

-------------------

ŞEHİT TÜRK DİPLOMATLAR LONDRA'DA ANILDI -04 Şubat 2009, Kaynak : Cihan Haber Ajansı  -İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu (İTDF) Ermeni teröristler tarafından şehit edilen Türk diplomatlarının anısına ''Türk-Ermeni İlişkileri'' konulu bir konferans düzenledi. Bu yıl, üçüncüsü düzenlenen anma konferansında Prof. Jeremy Salt ve araştırmacı yazar Şükrü Server Aya, 'Türk- Ermeni İlişkileri'ni irdeledi. Konferansta, 1973 ila 1994 yılları arasında katledilen 27 Türk diplomat, yakınları ve diğer siviller için saygı duruşunda bulunuldu ve konuşmalar yapıldı. Şehit diplomatlar ve ailelerinin fotoğraflarının ekrana geldiği slayt gösterisi, salonda bulunan konuklara duygulu anlar yaşattı. 

Prof. Belma Baskett'in yönettiği konferans London School of Economics'de (LSE) gerçekleşti. Federasyon adına yapılan açılış konuşmasında Ermenilerin konferansı engellemek için büyük çaba gösterdiği vurgulanarak konferansın amacının tarihi gerçekleri tartışmak olduğu ve kimsenin bundan rahatsızlık duymaması gerektiği söylendi. Konuşmada Ermeni terörü dahil olmak üzere tüm terör eylemleri kınandı ve konferansın barışa hizmet etmesi dilendi. Konuşmada, Ermenistan'ın Türkiye sınırlarını tanıması, şehit diplomatların katillerini Türk adaletine teslim etmesi ve Türkiye'den özür dilemesi talep edildi.

Türkiye'nin Londra Büyükelçiliği'nde görevli Elçi Müsteşarı Atılay Ersan, Londra Başkonsolosu Bahadır Kaleli, Büyükelçilik Siyasi Müsteşarı Serra Kaleli ve çeşitli düzeyde diplomatlar, Azerbaycan Büyükelçisi Fahrettin Kurbanov ve Azeri diplomatlar, Rus Büyükelçiliği temsilcisi Alexandar Shosnikov, TSK askeri ataşeleri Necdet Dervis, Özdem Koçer ve Mehmet Canlı, Liberal Parti temsilcisi John Oakes, sivil toplum örgütü temsilcileri, yerli ve yabancı akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Konferansta konuşan edebiyat profesörü Belma Baskett, "Türk diplomatlarının şehit olduğu suikastların haksız ve yanlış olduğunu, 1915'de yaşananların hiçbir şekilde bu cinayetlere gerekçe oluşturamayacağını" söyledi. Panel Başkanı Profesör Belma Baskett, Ermeni teröristlerin sadece 27 Türk diplomatını değil, bazı saldırılarda onların çocukları, eşleri ve diğer birçok masum sivil dahil olmak üzere 70 kişiyi katlettiklerini hatırlattı ve "Ermeni teröristler 105 rehine aldılar ve bunlardan bir Amerikalı kadın da dahil 12'sini öldürdüler, 524 kisiyi yaraladılar" şeklinde konuştu.

-------------------

ERMENİLER’İN ÖZÜR METNİ İZİNSİZ KULLANILMIŞ  -04 Şubat 2009, Kaynak : NTV Msnbc  -Daha önce Radikal Gazetesi’ne konuşan Avustralya’nın Sydney şehrindeki Macquarie Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Armen Gakavian, 15 Aralık’ta Türkiye’deki bir grup aydının başlattığı özür diliyorum kampanyasına benzer bir kampanya başlattığını açıkladı. Kampanya, Ermeniler’in geçmişte olanlardan dolayı özür dilemesini kapsıyor. Gakavian, kampanya metinini Ermeni kökenli ABD’li akademisyen Dennis Papazian’ın daha önce bu konuda yazdığı makaleyi temel alarak hazırladığını açıkladı. NTVMSNBC’ye konuşan Papazian ise, kampanyadan habersiz olduğunu ve metninin de izinsiz kullanıldığını açıkladı. Ancak Papazian, yine de Armen Gakavian’ın girişiminin iyi niyetli olduğunun altını çizdi.

Ermeni aydınların özür kampanyasını ‘naif’ olarak nitelendiren Papazian, bu kampanyanın amacına ulaşacağına ise şüphe ile yaklaşıyor. Dennis Papazian, yaklaşık bir buçuk aydır devam eden Türkiye’deki özür kampanyasını ise olumlu buluyor.  Türkiye’deki özür kampanyası yaklaşık 30 bin imzaya ulaşırken, kampanyayı destekleyen Türk aydınlar da NTVMSNBC’ye her iki tarafın kampanyasını değerlendirdi. Türk aydınlar iki kampanyayı da olumlu ve umut verici buluyor.

Ermeni aydınlardan özür kampanyası Diaspora: Özür kampanyası bir kandırmaca  Dennis Papazian (Ermeni kökenli ABD’li Emekli Akademisyen)

KAMPANYAYI BİLMİYORUM

“Dürüst olmak gerekirse Gakavian’ın kullandığı metin, benim daha önce yazdığım kişisel bir metindi. Bu anlamda ben aslında bir şeyi başlatmadım ve Gakavian’ın başlattığı kampanyanın ne olduğunu da tam olarak bilmiyorum.  Dennis Papazian

TÜRKLER’İN KAMPANYASI CESUR

Aslına bakarsanız, Türk entelektüeller bir süre önce bir metin imzaladılar ki bence o çok daha güçlü ve anlamlı bir metindi. Ermenilerin bireysel olarak hazırlayacağı herhangi bir metin, o metinle karşılaştırıldığında sönük kalacaktır. Çünkü Türk örneğinde siyasi baskı ve kamu baskısı var. Ermeniler için böyle bir şey söz konusu değil. Bu yüzden ben Türklerin hamlesini takdir ediyorum. Bence Türklerin yaptığı dünyayı sarsacak bir açıklama. Çok cesur açıklamalar yaptılar. Türkiye’deki durumdan ötürü bu açıklama daha zordu. Bu açıklamayı yapmak daha tehlikeli olabilir. Çünkü Türkiye’de 301 olduğunu biliyoruz.

Profesör Gakavian’ın kampanyasına gelince... Kendisini tanıyorum, ama çok yakın arkadaşım değildir. Araştırmalarını bilirim. Gakavian’ın neden böyle bir kampanyaya kalkıştığını anlayamıyorum, amacının ne olduğunu da tam olarak bilmiyorum. Uzlaşmadan bahsediyor, ama ben onun kampanyasının uzlaşma ile ilgisi var mı, bilemiyorum. Bence yok. Uzlaşı daha direkt ilişki gerektiren bir süreç. Ancak karşılıklı konuşarak olabilir.

İNTİHAL SÖZ KONUSU

Kampanyanın benim yazdığınız bir metin temelinde başlamış olmasına gelince, korkarım ki orada intihal durumu söz konusu. Benim iznim olmadan bu metinler kullanıldı. Yine de Gakavian’ın çok iyi bir insan olduğunu düşünüyorum. İyi bir şey yapmak istiyor, bu işi iyi niyetle, naif bir şekilde yaptığını düşünüyorum. Ama bu metinleri bu kampanya için kullanırken, benim iznim alınmadı.

DİYALOĞA KATKISI OLMAZ

Böyle bir hamlenin Türk-Ermeni diyaloğuna katkıda bulunacağına pek inanmıyorum. Çünkü benim uzlaşmadan anladığım, insanların karşılıklı olarak neler istediklerini, o sorundan ne anladıklarını söylemeleridir. İnsanlar bunu tartışmalıdır. Ben bu konuyla ilgili mailler görmek ya da destekleri görmek isterim. Ancak bu doğal bir şekilde olmalıdır. Özür mektubu ile bu olur mu bilmiyorum. Ermeni Diasporası içinde her zaman farklı sesler vardı. Bence Türk medyası Diaspora’yı tek bir sesmiş gibi gösteriyor. Bizim farklı düşüncelerimiz, farklı yorumlarımız var. Herkes söylemek istediğini söylüyor. Diasporayı temsil eden tek bir ses yok.”

BİREYSEL AMA ÇOK ÖNEMLİ

“15 Aralık’ta Türkiye’de başlayan kampanyaya Ermeniler’den, hem yurt içinden, hem yurt dışından pek çok sözlü ve yazılı tepki geldi. Bunların arasında bugüne kadar en önemlisi, Fransız Ermenileri’nin başlattığı ve pek çok imzanın toplandığı ‘şükran’ kampanyasıydı.

Cengiz Aktar

Radikal’de yayınlanan haberde bahsi geçen Armen Gavakian’ın girişimi şimdilik bireysel olarak dursa da içerik itibariyle çok önemli bir girişim. Arkası ne kadar gelecek, bilemiyoruz ama 15 Aralık’ta Türkiye’de başlayan kampanyaya ile bugün arasındaki bütün olumlu tepkileri alt alta koyarsak Gavakian’kinin çok ileri bir girişim olduğunu söyleyebiliriz. Bu, çok kapsayıcı ve pek çok nazik konuya parmak basan bir girişim. Bunun dışında başka girişimler de var.

Glendail Üniversitesi’nden Azadian adlı bir Amerikalı Ermeni akademisyenin ve Marsilya’da yaşayan John Kehalyan’ın Liberation Gazetesi’nde yayınlanana makaleleri var. Bunun dışında yine ABD’de yaşlı bir Ermeni asıllı Profesör Dennis Papazian çok kısa bir şahsi özür yazdı. Bu gazetelere yansımadı ama internette çok dolaştı. Şimdi de Armen Gakavian’ın bu uzun ve kapsamlı özrü geldi. Bunlar yazılı olan tepkiler bunların dışında pek çok da olumlu sözlü şifahi tepki var.

TABULAR ÇATLIYOR

Bunların ötesinde belki de en önemli kampanya Fransa’da düzenlenen ‘şükran’ kampanyasıydı. Bu kampanya bir yere kadar geldi ama Gakavian’ın yazdıkları kadar ileriye giden ifadeler içermiyor. Her türlü şiddete karşıyız gibi çok genel ifadeler kullanıyor. Anlaşılan o ki en azından şimdilik Fransa’daki diaspora bunun ötesine geçemeyecek ama şu çok önemli; diasporada Avustralya’da olsun, Avrupa’da olsun, Kuzey Amerika’da olsun Türkiye’de başlayan kampanya muazzam ve derin bir tartışma başlattı. Artık en radikal gruplar dahi bu kampanyayı dikkate almak durumundalar ve aldılar da. Bu çok önemli. Türkiye’de belki bir tabu çatladı ama orada da bir tabu çatladı.

Şunu da unutmamak lazım. Olayı yaşamış ya da çok yakından bilen yaşlı Ermeniler bu Türkiye’de başlayan kampanya ile muazzam bir şükran duygusuna girmiştir. Bu ahir ömrümüzde bunu da görecekmişiz diye için için sevindiler. Bu çeşit girişimler belki yazılan çizilen kadar önemlidir.

Gakavian’ın girişimine geri dönersek, hazırlanan metinde Fransa’daki kampanyanın ötesinde, ASALA terörüne atıflar var. Türkiye’nin hafızasında da zaten ağırlıklı olarak ASALA’nın cinayetleri var.Bu anlamda Gakavian’ın metninin çok daha ileri giden bir metin olduğunu söyleyebiliriz.

DİYALOG HALKLAR ARASINDA OLMALI

Geçtiğimiz günlerde, yine Kuzey Amerikalı bir Ermeni olan Haçik Muratyan bir yazı yazdı. Bu yazıda şunları söylüyor. Eğer günün birinde Ermeniler ile Türkler barışacaksa bu imza kampanyası gibi bireysel yurttaş girişimleri ile olacak diyor. Futbol diplomasisi gibi girişimler önemlidir ama bunlar gerçek diyalog halklar arasındaki diyalogdur diyor. Bu çok önemli bir tespit. Ben de aynı fikirde olduğum için böyle bir işe ön ayak oldum. Burada artık yapılması gereken bunun altını ve içini doldurmak. Bir şey başladı artık bunun içini doldurmak lazım. Pek çok girişim zaten var. İş adamlarının ya da kültür insanlarının girişimleri var, Ermenistan ile Türkiye arasında pek çok gidip gelme var artık, bunların daha hızlanması gerekiyor. Bu çerçeveden baktığınızda, diplomatik ilişkinin bile o kadar önemli yok. Diplomatik ilişki bununla birlikte gelir zaten. Bir de Türkiye’nin sınırını açması bu başlayan sürecin içinin doldurulmasını daha kolaylaştıracaktır. Çünkü insanlar gidecek-gelecek, farklı bir ilişki başlayacak, birbirlerinin yüzüne bakılacak. Bu böyle başlayacak.

EZBERLER BOZULUYOR

Bizim başlattığımız proje de bu çabalara destek amaçlıydı. Bu kampanyanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. İnternet üzerinden böylesine nazik bir konuda, halka açık bir kampanya örneği dünyada yok. Amacına ilk günlerinde ulaştı zaten. İlk olarak Türkiye’de bu konu üzerinde oluşmuş ezberler bozuluverdi. Tabu çatladı. Ayrıca yurtdışından gelen olumlu tepkiler Türkiye’de yeterince yansımıyor ama bu kampanya dünyanın her yerinde konuşuluyor. Demek ki burada bir şey olmuş ve oluyor. Bu anlamda içeriye baktığımızda, verilen olumlu tepkileri bir kenara bırakalım, burada bir şekilde bir tartışma başladı. Aşırı şablon ve klişe üzerinden konuşuluyor ama buna rağmen kafalarda soru işaretleri belirmeye başladı. Belki de en önemlisi bu kampanyaya katılan 30 bine yakın Türk insanı, 90 küsur yıldır bu konuda söylenenlere inanamadığını, bunların doğru olmadığını dile getirdi ki bu bile diyalog açısından ve gerçekler açısından çok büyük bir kazanımdır. Ve Türkiye’nin geçmişiyle ve gerçeklerle yüzleşebilmesi açısından.

Etyen Mahçupyan (AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)

DİASPORA DA TARTIŞIYOR

“Gakavian’ın bu girişimi Türkiye’deki özür kampanyasının ortaya çıkmasıyla bağlantılı bir adım. Eğer son dönemdeki yakınlaşma yalnızca Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ziyareti veya resmi temaslar boyutunda kalsaydı böyle bir girişim olmayacaktı. Türkiye’den gelen jeste insani bir jestler cevap vermek isteyen Ermeniler var. Anladığım kadarıyla Diaspora Ermeni’lerinin bir bölümü böyle düşünüyor, öte yandan böyle düşünmeyen ve konuya daha milliyetçi bakanlar da hala mevcut. Genel olarak diaspora içerisinde bir tartışma var. Ama sonuç olarak ilişkilerin nereden nereye gittiğine dair bir analiz yapacak olursak, herhalde ileride bunun önemli bir adım olduğunu söylemek durumunda olacağız. Çünkü sadece devletler arasında ilişkilerin düzelmesiyle olacak bir şey değil bu. Toplumların da birbirine yeniden bakmasının sağlanması gerekiyor. Son girişim bu yönde önemli bir adım bu bence.

Etyen Mahçupyan

TEK DİASPORA YOK

Bizler buradan sadece diasporada duyduğumuz sesi fark ediyoruz ve o sesin bütün diasporaya ait olduğunu sanıyoruz. Aslında diasporadan duyulan ses çok siyasi ve diasporanın az bir kısmını temsil ediyor. Genel olarak diasporada sıradan, sade insanlar çok daha ‘rahat’ bakıyorlar meselelere. Dolayısıyla şu anda ortaya çıkan şey, diasporanın ruh hali açısından çok radikal bir şey değil. Yine de bunun söylenmesi önemli, çünkü şimdiye kadar bu tür tartışmalara hiç cevaz verilmedi. Orada da milliyetçi bir hegemonya var ve bu milliyetçi hegemonya kırılamamıştı. Ama şimdi çatlaklar var. Diasporada milliyetçiler de değişti, aslında son gelişmelerin ardında da biraz bu yatıyor. Milliyetçilerin kendi içinde de bir değişim yaşandı ve şimdi o kırılıyor. O yüzden de diaspora dediğimiz zaman belki de ilk kez diasporanın gerçek sesini duyacağız.

EŞİK AŞILDI

Bundan sonra neler yapılması gerektiğine gelince. Son dönemde zaten dünyanın pek çok yerinde Türk-Ermeni dernekleri kuruldu. Türkler ve Ermeniler yurtdışında tarihi ve geleceği yeniden ele alacak olan bir başka bakış, karşılıklı konuşma, anlama ve benzeri adımları atıyorlar. Dolayısıyla zaten böyle bir şey var ve bunun önünün alınması da çok mümkün değil bence. Bir eşik geçildi. Bir normalleşme yaşanacak. Bunun engellenmesi mümkün değil. Bu normalleşme de çok yönlü bir normalleşme. Kimsenin kontrolünde olan bir şey olmayacak bu. Yaşayıp göreceğimiz bir şey. Muhtemelen kültürel ve sanata yönelik çok fazla projenin ortaya çıkacağına tanık olacağız. Belki de ortak bilimsel çalışmaların ortaya çıktığını göreceğiz. Bence şu anda sanat, kültür ve bilim alanı çok verimli bir alan olarak karşımıza çıkıyor.

 ------------------------

YEZİDİ SOYKIRIMI SAÇMA -04 Şubat 2009, Kaynak : Hürriyet  Diyanet’ten Sorumlu Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu, Irak’ta yaşayan Yezidilerin, 1916 yılında Osmanlı döneminde soykırım yapıldığı iddiasıyla ABD Başkanı Barack Obama’ya başvurmasına tepki gösterdi. Yazıcıoğlu, Türkiye’nin aleyhine siyaseten kullanılmak için böyle zorlama senaryolar yazıldığını söyleyerek, "Doğru değil, saçma" dedi.

 -----------------

 ‘AZERBAYCAN TÜRKÇE KONUŞUR’ -04 Şubat 2009, Kaynak : Milliyet  -Azerbaycan Milli Meclisi’nde Türk dizilerinin dublajsız yayınlanması istendi. Milletvekilleri televizyonlarda dublajsız yayını yasaklanan Türk dizilerini tartıştı. Azeri milletvekilleri yabancı dizilerine getirilen dublaj şartının Türkçeyi kapsamaması gerektiğini söyledi. Milletvekili Siyavuş Novruzov, Milli Meclis oturumunda söz alarak Türk dizilerin dublajına gerek olmadığını savundu. Novruzov, İngiltere ve ABD'nin dil farklılıklarını örnek göstererek bu iki ülkenin farklı İngilizce konuşmasına rağmen televizyon yayınlarında dublaj yapılması gibi bir zorunluluğun olmadığını ve bu şekilde yasakların bulunmadığını belirtti.

------------------

ERMENİ TASARISI VE YAHUDİLER (TAHA AKYOL)  -04 Şubat 2009, Kaynak : Milliyet -TÜRKİYE bu sene erken davranıyor; nisanda gündeme gelecek “Ermeni tasarısı”nı önlemek için Amerikan Kongresi’nde görüşmeler yapmak üzere bir Türk parlamento heyeti önümüzdeki günlerde Washington’a gidecek.

Erken harekete geçmek, isabetli bir karar.  Türk parlamento heyeti orada tabii Yahudi lobileriyle de görüşecek ve tabii Erdoğan’ın Davos tavrı da gündeme gelecek.  Amerika’da Neo-Con’ların keskin kalemlerinden Michael Rubin’den tutun da İsrail lobisinin finanse ettiği Washington Institute’dan Çağatay Soner’e kadar birçok eleman, “AKP Türkiye’yi Batı’dan koparıp ‘İslam kampı’na kaydırıyor” diye faaliyet gösteriyor...  Davos’taki olayın, “Türkiye, İran-Suriye çizgisine mi sürükleniyor?” şeklinde bazı çevrelerde kaygı yarattığı da belli...

Türk heyeti, özellikle heyetteki AKP’liler Amerika’da ne diyecekler?! Bunun cevabını Başbakan’ın dünkü grup konuşmasında bulmak mümkün.

Türkiye’nin yeri

Başbakan dünkü grup konuşmasında adeta Davos’ta oynayan taşları yeniden yerine oturttu. Elbete Gazze faciası için İsrail’i yine eleştirdi, elbette Gazze halkına desteğini tekrarladı haklı olarak... Ama Başbakan çok önemli “diplomatik” mesajlar da verdi. Evvela, Davos’taki çıkışı için “oturumda yöneticinin tavrına karşı gösterdiğimiz tepki” diyerek “tepki”sinin hedefinin Peres ve İsrail değil, “moderatör” olduğunu bir kere daha söyledi. Başbakan Türkiye’nin temel dış politika prensiplerini de altını çizerek vurguladı:

“Türkiye Cumhuriyeti, muasır medeniyet çizgisinden sapmayacak, demokrasisini geliştirerek, bölgesindeki dostluk halkasını genişleterek, barışın kılavuzluğunu yaparak AB hedeflerine kararlılıkla yürüyecektir.”

Çok açık ve net ifadelerdir bunlar. Peki, İran-Suriye çizgisine sürüklenmek?! Başbakan bunun da cevabını verdi:  “Kimsenin Türkiye’yi yanlış bir konumda göstermeye çalışmasına, Türkiye’yi farklı bir kategoriye yerleştirmesine izin vermeyiz, veremeyiz.”  Hatta Başbakan “İsrail’in, Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Avrupa’da, belki de bizim kadar uyumlu olduğu, menfaat paylaşımı içinde olduğu başka ülke yoktur” diyerek hem İsrail’in hem Yahudi lobilerinin de dikkatini çekti.

Retorik ve mesaj!

“Ben politikacıyım” diyerek siyaseten vermesi gereken bütün mesajları verdi... Kendisini “Davos fatihi” diye karşılayan kalabalıkların yine büyük takdirini kazandı, grubundan coşkulu alkışlar aldı... Bu sözleri inanarak, hissederek söylediği de gerçek...  Ama Başbakan “Diplomat değilim” dese de “diplomasi” de yaptı; Amerika’ya, AB’ye, Yahudi lobilerine gereken mesajları verdi! İyi etti... Dış politikada daima konuşmaların bir “retorik” tarafı vardır; genelde daha keskin, daha coşkulu laflar edilir... Politikacı hep politika yapmış hem duygularını seslendirmiş olur... Ama bir de “diplomatik mesaj” tarafı vardır, uzun konuşmalarda bazen birkaç cümleyle “mesaj” verilir. Başbakan’ın dünkü grup konuşmasında yukarıya aldığım sözleri böyleydi.

Amerika’ya gidecek Türk heyeti de Türkiye’nin temel politikalarını anlatmak için bu sözleri kullanacak. Sadece Ermeni tasarısına karşı değil, her konuda Türkiye’nin temel ilkeleridir bunlar.  Davos olayı sonrasında bu ilkeleri hatırlatanlar da isabetli bir iş yapmışlardır.

 

www.eraren.org



Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_001.jpg

En Son Yorumlar