Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri aydın düşmanlığıdır. Zaman zaman yatışan, zaman zaman güçlenen bu aydın düşmanlığının temelinde dört faktör olduğu düşünülebilir: Birinci faktör, yükselen beklentiler ve bu yükselen beklentilere ulaşmak için gerekli çabanın gösterilmeyişidir: Üniversiteye bile gitmemiş bir vatandaş, hayatının yaklaşık kırk yılını harcayarak profesör olmuş bir beyin cerrahının prestijini, gelirini, hayat standardını ister... İkinci faktör, din, mezhep, ırk, milliyet, siyaset, yaşam görüşü farklılıklarından kaynaklanan bağnazlıktır: Bağnaz insan, kendi düşüncelerine, inançlarına aykırı olan ya da aykırı olmasa bile bu düşünceleri, inançları sorgulayan insanları dışlar, onları düşman gibi görür.
DTP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Gülten Kışanak ile Ahmet Türk’ün 21-28 Nisan tarihleri arasında ABD’ye yaptıkları ziyaretin ne anlama geldiğini en net şekilde ifade eden Şerafettin Elçi oldu “ABD artık bu işin içinde!”
ABD’nin Kürt sorununa ilgisi elbette ki yeni değil. Baba Barzani’nin zamanından beri hep sorunun bir parçası olarak varolageldi.
2000’e Doğru dergisinin “ABD’nin Üç İsrail Planı”nı kapak yaptığı 1988 yılından bu yana olan gelişmeler ise yakın tarih olduğu için herkesin bilgisi dahilinde.
Ama şimdi yeni bir durum var. ABD artık kartları açık oynuyor.
Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel, “Anayasa ile ilgili görüş bildirmeyeceğiz” dedi. Deniz Harp Okulu Komutanı iken istifa eden Tuğamiral Türker Ertürk ise yeni anayasanın Atlantik ötesinden sipariş edildiğini belirtti. Ertürk CHP ve MHP’ye “Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndan derhal çekilin” çağrısı yaptı.
İşte Eski Deniz Harp Okulu Komutanı Türker Ertürk’ün yazısı:
1 Mayıs Meydanı bir nefes gibi... Dibe vurduktan sonra, suyun üstüne çıkıp alınan bir derin nefes sanki... İki gündür yüzü gülüyor sevdalının... Sormaya gerek yok, o soruyor:
Melih Aşık,
Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Bosna gezisi üzerinde tekrar durmakta yarar var. Cumhuriyet’te Utku Çakırözer bizi bilgilendiriyor: “Kılıçdaroğlu’nu Bosna’ya gelişinde havaalanında Fethullah Gülen okullarında okuyan Türk çocukları karşıladı. Bosna içindeki lojistik hizmetleri de yine Gülen hareketine yakın bir turizm firması sağladı...”
AKP iktidarının 19 Mayıs’ın başkent dışındaki stadyum ve meydanlarda kutlanmasını yasaklaması üzerine, 14 Ocak 2012 tarihli “19 Mayıs’tan başlamak” başlıklı yazımda “Millî kimliği zayıflatmaya çalışmak, yerine başka kimlik yerleştirmeye çalışmak, bugünkü dünyada, toplu intihar demektir. Türkiye’nin bu sıkıntılarının temelinde, kuruluş felsefesinden sapmalar vardır. Atatürk’ün kuruluş felsefesine, 19 Mayıs ruhuna, 23 Nisan ruhuna, 30 Ağustos ruhuna, 29 Ekim ruhuna, bilhassa millî ve dinî idealleri savunduğunu söyleyenler sahip çıkmalıdır. Çünkü Atatürk, 19 Mayıs’ta çıktığı yolun sonunda milletin namus ve şerefini kurtarmıştır. Şimdi o 19 Mayıs’ı yıkmak; milletin namus ve şerefi ile oynamaktır” ifadelerini kullanmıştım.
Bilin bakalım: Cami yıkan Başbakan’ın yakın arkadaşı kim?
dc tarafından yazıldı
Perşembe, 03 Mayıs 2012 09:22
NECATİ DOĞRU
Olay şöyle başlıyor: İstanbul’un Fatih İlçesi, Hasan Halife Mahallesi’inde 16. yüzyıl mimarisi tek revaklı kubbe ve taştan minareli Kapatan-ı Derya Halil Paşa’nın yaptırdığı cami 1929 yılında yıkılır. Nedense yenilenmez. Nedense onarılmaz. Nedense tarihe sahip çıkılmaz. Caminin 300 metrekare arsası özel mülkiyete geçer ve Halis Toprak’ın Adana’dan İstanbul’a gelip işlerini büyüttüğü yıllarda ona satılır. Halis Toprak buraya “Toprak Han” diye bir bina yapar. Saray Muhallebicisi’nin sahibi Kadir Topbaş’ın Beyoğlu Belediye Başkanlığı yaptığı yıllarda (15 yıl önce) bu bina kiralanır ve Saray Muhallebicisi olarak çalışmaya başlar.
SEVGİLİ okuyucularım,Türkiye’de her gün inanılmaz olaylar yaşıyoruz. Küçük dağları kendisinin yarattığını, kendisinden hiçbir zaman hesap sorulmayacağını zanneden bir şahıs, her gün bir yerde nutuk atıp vecizeler yumurtluyor. Bununla da kalmıyor, sağa sola posta koyuyor. Kürsülere çıkıp bağıra çağıra konuşuyor, belki ne söylediğini kendi bile anlamıyor. Önceki gün partisinin gençlik kolları kongresinde konuştu. Yine çıktı kürsüye, önüne gelene veryansın etti.
CHP ve MHP, yeni bir anayasanın yazılmasına katılıyor değiller. Yazılmış bir anayasaya teslim alınmışlardır. CHP ve MHP’nin meşruluk anlayışı, Cumhuriyetin meşruluğu değildir. Demokrasiyi, ABD’nin BOP Eşbaşkanlığı diktası altındaki parmak hesabına mahkûm ederek, Cumhuriyetin meşruluğuna düşman mevzilere yerleşmektedirler. İsterse Meclis’ten yüzde 99 oyla çıksın, Türkiye’yi bölen Anayasa meşru değildir; yasadışıdır. O nedenle Bölünme Anayasasını yapan TBMM de meşruluğunu yitirmiş olacaktır.
Bilindiği gibi 2007 yılında Ümraniye’de bir evin çatısında sandık içinde el bombaları bulunmasıyla başlayan soruşturma ilk davanın açılması ile paralel ucu açık bir soruşturmanın sürmesi ve peş peşe iddianameler ve o iddianameler ile açılan davalar ile devam etti. Pek tabii bu bilinmezlik en çok sanıkların aleyhine oldu. Sıkı sıkıya bağlı bulunduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Adil Yargılanma Hakkını düzenleyen 6.maddesi “Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir” diyerek yargılanan herkese 5 ana hak tanımıştır. Bu haklar arasında mevcut davaların ucu açık bir şekilde sürmesi ve beklenmedik zamanlarda birleşmesi ile en çok ihlal edilenleri şu ikisidir diyebiliriz:
Doğru mu yazdım bilemiyorum. Hıyanetten sonra çekme konulur muydu konulmaz mıydı? Konulabiliyorsa, ardından devletiye mi deniliyordu vataniye mi? Ya da ‘vatan’ yerine ‘devlet’ denilse, çok șey değișir mi değișmez mi? Yoksa ikisi de değil ama onların yerine ‘millet’ sözcüğü mü konulmakta idi? Genelden ‘özel’e geçip Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne gelindiğinde; ‘vatan, millet, sakarya’dan sözedildiği anlașılabilecektir. Buradan da yalın bir çıkarsamayla ‘Sakarya’ ile ‘Devlet’in anlamdaș olduğu ileri sürülebilecekir.
Bu ülkenin en yüksek “tepesi” neresi? Çankaya... Çünkü Cumhurbaşkanlığı Köşkü orada... Gidin oraya; daha güvenlik kulübelerinden başlayarak sayın: Çalışma odalarında, ziyaretçi kabul salonlarında, koridorlarda en az 500 adet Atatürk fotoğrafı bulursunuz! Peki; bu durumdan rahatsız olur musunuz? “Atatürk fotoğrafı siyasi simgedir, Cumhurbaşkanlığı Köşkü gibi siyaset üstü bir makamda olmaması gerekir” der misiniz?
İran Ankara Büyükelçiliğinden Zaman gazetesine zehir zemberek bir mektup gönderildi. Mektupta Zaman gazetesinin, İsrail'den bile daha siyonist bir çizgide olduğu vurgulandı.
Birkaç gündür bazı medya organlarında yer verilen mektuba henüz Zaman'dan bir cevap verilmiş değil... ‘Zaman Gazetesi`nin varlığı Amerikan ve Siyonist medyasına gerek bırakmıyor` diyen Büyükelçilik, gazetenin İran`a karşı hasmane tavrının nedenini öğrenmek istediğini, ancak yetkililerinin yanaşmadığını belirtti.
TÜRKİYE’Yİ BİRLEŞTİRENLER, KAÇINILMAZ OLARAK İKTİDAR OLACAKTIR
dc tarafından yazıldı
Perşembe, 03 Mayıs 2012 09:16
Doğu Perinçek
AKP’nin seçeneği Türkiye’nin bölünme sürecine teslim olanlar, ne iktidarda kalabilir, ne de muhalefette. Türkiye’yi birleştirenler, kaçınılmaz olarak iktidar olacaktır. Türkiye’yi birleştirecek tek çözüm: Atatürk Devrimidir. Atatürk’te birleşenler, Türkiye’yi birleştirir.
16. "Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri", Haliç Kongre Merkezi'nde gerçekleşen görkemli törenle sahiplerini buldu. Geceye muhafazakar belediye çalışanı canlandırması yapan Müjdat Gezen damgasını vurdu.
Atatürk Cumhuriyetine son darbeyi vurmak üzere beş yıldır yürütülmekte olan operasyon, değişik kurum ve partileri hedef aldı.
TSK, İşçi Partisi, Ulusal Kanal, Aydınlık, CHP ve MHP farklı biçimlerde saldırıya uğradılar. Operasyon kimi yerlerde tam başarılı oldu, kimi yerlerde ise kısmen. Operasyonun kim tarafından ve ne amaçlı yapıldığını doğru tespit edenler, önemli bir direniş gösterdiler. Bu tespiti yapamayanlar veya yapmayanlar ise kaybettiler.
Sahipsiz kurt, o gece boyalı kulübenin önünden geçerken gördü onu... Çok bakımlı, şişman, keyfi yerinde, kulübesinin içinde öyle oturuyordu aynı soydan gelen köpek.. Selam verdi: “Merhaba...” “Merhaba...”